Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TRT WORD forumunda konuşma yaptığı sırada ‘İsrail’le ticaret kesilsin’, ‘Vicdan Gemisi’nin zincirleri açılsın’ talepleriyle protesto gösterisi düzenleyen birbirinden bağımsız, Filistin yürekli 9 gencimiz önce gözaltına alınmışlar daha sonra da ‘hukuk garabeti’ olarak nitelendirilen bir yargılama ile tutuklanmışlardı. Bir kısmı erkek, bir kısmı hanımlardan oluşan protestocu gençler serbest kalıncaya dek tutukluluk sürecince bir çok eziyete ve aşağılayıcı muameleye maruz kaldılar. Bu kötü uygulamalara maruz kalan tutuklu protestoculardan Fatma Dilara Gezmişoğlu ile kızının esaret süresince yaşadığı birçok sıkıntıya şahit olan anne Meryem Gezmişoğlu yaşadıkları hak ihlallerini Milli Gazete’ye anlattılar.
“HİÇ HAKETMEDİĞİMİZ HALDE TERÖRİST MUALEMESİ GÖRDÜK”
Tutuklanan protestocu gençlerden biri olan Fatma Dilara Gezmişoğlu gözaltına alınmasından serbest kalana kadar geçen sürede bir çok kötü muameleye maruz kaldığını söyledi. Yaşadığı ızdırap dolu günleri Milli Gazete’ye anlatan Gezmişoğlu “Filistin’in Gazze’nin haklarını savunmak için bireysel olarak gerçekleştirdiğim protesto gösterisinde gözaltında alındım ve arkamdan sert bir şekilde ittirilerek gözaltı aracına girdim ilk uğradığım kötü muamele buydu. Daha sonra, oldukça havasız olan gözaltı aracındaki camları açmalarını istedik ama bu insani isteğimizi önce reddettiler ardından uzun ısrarlar sonucunda aracın tavanda ki havalandırmasını az miktarda açtılar. Bizi hastaneye götürdüler, siber saldırı sebebiyle hastanelerdeki sistemler hizmet dışı denilerek 3-4 saat araçta bekletildik, akşam ve yatsı namazlarını belirsizlik dolayısıyla araçta kılmak zorunda kaldık. Bir arkadaşımızın böbrek rahatsızlığı var, ilaç kullanıyor lavaboya gitmesi gerekiyor, bizden önce onu lavaboya götürün dedik. Bunu bile uzun ısrarlar ve tartışmalar sonucu mecburen götürmek zorunda kaldılar. Tamamen insani ve vicdani duygulardan uzak bir şekilde davranıp, bize terörist / vatan haini muamelesi yaptılar. Arkadaşımız Mücahit de lavaboya gitmek istedi. Onun da uzun ısrarlar sonucu tehditle alıp araçtan indirip bizim oturduğumuz tarafın camına doğru kolunu ters çevirip araca dayadılar darp ettiler. Bizim cama vurmalarımız ve tepki göstermemiz sonucunda durdular. Nezarete girdik, lavaboyu kullanmamızda zorluk çıkarıldı, peçete yoktu, sabun da yoktu. Sabun istedik peçete istedik. Sabunu içerek intihar ediyorlar denilerek bize uzun bir süre sabun verilmedi. Peçeteyi ise tuvalete atıyorlar giderler tıkanıyor bahanesiyle vermediler. İlk avukat görüşmemizde durumu bildirdik ve nezaretin 2. gününde bize sıvı sabun getirdiler. Resmen kendileri ile çelişiyorlardı. Nezaretin ikinci günün de kendi söylemleriyle yaklaşık 80 kişilik gözaltı yapmışlardı ve çoğu erkekti. Ve kadınlar tuvaletini erkeklere de kullandırdılar. İtiraz etmemize rağmen bu kalabalık kişiler salınıp sayının azalmış olmasına rağmen bu durum değişmedi. Arkadaşımız Sena’nın alerjisi olmasına rağmen peçete vermediler, görevlilerle çok zor iletişime geçtik bizi hiç dinlemediler, terörist muamelesi yaptılar, ilaç raporu olan arkadaşlarımız vardı mecburi durumda olmasına rağmen ilaçları verilmeyen arkadaşlarımız oldu. Hatta bir gün e nabız üzerindeki rapora göre ilacını verip diğer gün reçeteniz olmak zorunda deyip arkadaşın ilacını akşama kadar vermediler. Tamamen kendi kafalarına göre kurallar uydurup uyguladılar” diye konuştu.
ALENEN TESETTÜRE SALDIRI: “ŞALIMIZI VE FERACEMİZİ KESTİLER”
Fiziki ve psikolojik olarak şiddet gördüğünü belirten Dilara Gezmişoğlu “Mahkemeye götürülmeden önce doktor kontrolüne götürülürken kolumu sıkan bir memur vardı, uyarılarıma rağmen kolumu sıkarak tutmaya devam etti. Doktorun yanından çıktıktan sonra polis aracıyla doktor arasında 5 adımlık mesafe de onlarca polisin arasından kaçmanın imkansız olduğu yerde tekrar kolumu sıkarak araca doğru yürütünce uyardım ve artık kızdım. Bunun üzerine çok ağır şekilde ittirildim, memur kolumdan sıkarak beni araca fırlattı. Elimin üzerinde çizikler oluştu. Mücahit, ben, Şeyda ve Emre abi tıklım tıklım bir şekilde asansöre bindirildik, asansörde Mücahit’in kolunu çevirdiler, hatta Mücahit kolum kırılıyor demesine ve başka bir polisin Mücahit’in kolunu sıkan polisi uyarmasına rağmen şiddet uygulayan polis merak etmeyin ben hep böyle yapıyorum bir şey olmuyor dedi. Asansör kamerasız ortam olduğu için darp ve sözlü şiddetten kaçınmadılar. Asansörden indikten sonra bizi kameraya aldılar. Dalga geçtiler. Cezaevinde çıplak arama yapıldı, Ben tesettürüme dikkat eden birisiyim elhamdülillah, şalımı kestiler, feracemi özellikle çok kısa kestiler, diğer arkadaşlarımın da aynı şekilde tesettür kıyafetlerini kestiler. Ardından açık görüş günü annemlerin getirdiği kıyafetlerde uzun ferace, uzun hırka ve şal vardı ama onlar kesilmemişti. Burada bir tezatlık vardı. Aşağılayıcı bir dil kullandılar. Uğradığımız tüm kötü muamelelere rağmen içeride dik durmaya çalıştık, niçin orada bulunduğumuzu biliyorduk, bu eziyetleri Filistin için çektik.” değerlendirmesinde bulundu.
“BU ÇOCUKLAR İTTİRİLMEYİ, İŞKENCE GÖRMEYİ HAK EDECEK GENÇLER DEĞİLDİ”
Kızının tutuklanma sürecinde büyük zahmet ve sıkıntılara maruz kalan anne Meryem Gezmişoğlu ise “Protesto sonrası tutuklanan gençlerimizin hepsi eğitimli üniversite mezunu, tertemiz gençler, polislerin zaten bunu anlamaları lazımdı.. Bakınız salı günü nizamiyeye girerken beni gören bir görevli ben selam verir vermez daha isim söylemeden “Siz Filistin için tutuklanan gençleri görmeye mi geldiniz?” dedi. Bunu nasıl anladılar çünkü artık insan sarrafı olmuşlar, oradaki polisler olsun, memurlar olsun, muhataplarına baktıklarında tanımıyorlar mı? Bu çocuklar ittirilmeyi, işkence görmeyi hak edecek gençler mi? Normalde ifadeleri alınıp iki saate bırakılmaları gerekirken neden üç gün nezarette tuttular? Bu gençler adam öldürmedi hırsızlık, gasp yapmadı yüz kızartıcı suçları olmadı ne sebeple bu yıpratıcı muameleyi gördüler? Gırtlağına kadar bataklığın içinde olan gençler varken ülkemizde, bir avuç vicdan sahibi genç “Mazluma karşı düşmanı beslemeyin” demek istemiş, bunun neresi suç? Şayet zoruna gittiyse karşına alıp dinleseydin o kadar yabancı misafirin huzurunda yaka paça aldırmak yakışıyor mu dünya liderine? Bir ülkenin yok oluşuna seyirci kalmayıp seslerini asıl muhatabına duyurmak istediler hepsi bu. Ve bunun suç olmadığını dünya alem biliyor. Babası Behzat bey ise: Biz Dilara’nın ve diğer gençlerimizin suçsuz olduğunu biliyorduk. Ben şunu sormak istiyorum İsrail ile ticareti kesin diyen gençler mi Siyonistlerin ağzı dili oluyor yoksa Bakü Ceyhan hattından varil başına 1.27 dolar kar elde edenler mi suçlu? Soykırım ortağı Socar’ın yöneticisini forumlara davet edenler mi suçlu yoksa İsrail’e giden petrol vanaları kapatılsın diyen gençler mi suçlu? Mazlum masum Filistin’de her gün paramparça olan şehitlerin sesi olan gençler mi suçlu yoksa ilk İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i Türkiye’ye davet edip TBMM’ye törenlerle getirtip konuşma yaptıranlar mı suçlu? Bir an durup bir düşünsünler bakalım kim suçlu? diye soruyor.. Benim kızıma ve arkadaşlarına açıkça zorbalık yapıldı. Elinin üzerinde tırnak izleri vardı. Bunlar terörist değil adam öldürmediler. Psikolojik olarak yıprandılar. Kızımı Silivri’de ziyaret salonuna girdiğimde, gardiyan kızımı getirdi, feracesini kesmişler üzerini kapatamıyor utana sıkıla gelmiş, eşarbı mendil kadar kalmış saçları kapanmıyor, bir eliyle küçücük kalmış eşarbını tutuyor diğer eliyle gömlek kadar kalmış feracesini tutarak yanımıza geldi. Mahremiyeti tamamen hiçe sayan uygulamalar yapılmış. Bunlar hiç hoş şeyler değil. Hem Dilara hem de oradaki evlatlarımız adına çok üzüldüm. Ve Dilara bir hafta öğrencilerine derse gidemedi öğrencilerinin dersleri aksadı dolayısıyla onların da hakkına girilmiş oldu. Ailelerde zor duruma girdi temel ihtiyaç haricinde ekstra masraf olmasın diye herkes dikkat ederken bir anda İstanbul’un bir ucundan bir ucuna gidip gelmek kolay olmadı maddi ve manevi olarak. Bu gençlerin suçsuz yere tutuklu kaldıkları 8 günün hakkı, bizim ve diğer ailelerinin yaşadığı maddi manevi sıkıntıya sebep olunan kul hakkı nasıl ödenecek? Ben bu konuda ne gerekiyorsa yapılmasını talep ediyorum. Tabii adalet varsa?” dedi
“KENDİ EVLATLARI VE KARDEŞLERİ GİBİ İLGİLENDİLER “
Meryem Gezmişoğlu “Ben gözaltına alındığını duyar duymaz İslam abi ve il başkanımıza yalnız Dilara’yı söyledim tabi diğerlerini bilmiyordum. Saadet Partisi hukuk ekibi ve bağımsız olan gönüllü avukatlarımız sadece Dilara ile değil diğer 8 genci de yalnız bırakmayarak gece gündüz demeden şahsi işlerini bırakıp tüm mesailerini beş kuruş dahi almadan bu dokuz gencimizin haksız tutuklama olayına verdiler. Hukuki Araştırmalar Derneği’nden ( HU-DER) Av. Yusuf Baydar Bey ve ekibi muazzam bir çalışma yürüterek bizi ve tutuklu gençleri kendilerine hayran bıraktırdılar ailece sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz. Bu arada Saadet Partisi Genel başkanımız Mahmut Arıkan Bey, Kadın Kolları Genel Başkanımız Beytiye Ekinci Hanımefendi, Saadet Partisinin çok kıymetli hukuk ekibi, Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş Bey, Adnan Öksüz Bey, İl başkanımız Ömer Faruk Yazıcı Bey, İl Sekreteri İslam İnce bey ile Saadet Partisi Kadın Kolları Başkanımız ve ekibi, Saadet Partisi Gençlik Kolları ve gözbebeğimiz Anadolu Gençlik Derneği İl başkanımız Mehmet Yaroğlu bey, gençlik kolları ile birlikte kendi evlatları ve kardeşleri gibi ilgilendiler. Buradan eşim Behzat bey, Dilara ve diğer kızım Zeynep ile birlikte sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz. Kendilerine minnettarız.” ifadelerini kullandı.
“NAMAZ VAKTİNİ SORDUĞUMUZDA CEVAP ALAMIYORDUK”
Tutuklanıp serbest kalan protestocu gençlerden biri olan Şeyma Yıldırım “İlk olarak kongre merkezinde protesto eylemimi yaptıktan sonra beni odaya aldılar, Cahit arkadaşımızı bulunduğum odaya döverek getirdiler, gözaltı aracında diğer protestocu arkadaşları gördüm. Araçta da çok sıkıntılı uygulamalara maruz kaldık. Hastanede saatlerce bekletildik. Su, yemek ve lavabo ihtiyaçlarımız giderilmedi, polislerden biri Cahid’e ters kelepçe yapmaya çalıştı. Bizi Vatan Emniyet’te zemin kattaki nezarete götürdüler, başımızı açtırdılar, nezarethaneye atıldık, yemek içmek hiçbir şey yoktu. Tuvaletler çok pisti, namaz vaktini sürekli polislere soruyorduk, namaz vaktini bize haber verir misiniz diye sorduğumuzda veremeyiz tabiki diyorlardı, sürekli soru soruyorsunuz diye şikayette bulunuyorlardı.” şeklinde konuştu.
“18 SAAT AÇ BIRAKILDIK”
Görevlilerin kötü muamelesine maruz kaldıklarını anlatan Şeyma Yıldırım “Hastaneye giderken araçta arbede yaşandı. Bir polis Dilara arkadaşımızın kolunu sıktı ve şikayet etmemize rağmen sıkmaya devam etti. Canı acıyan Dilara bırakın dedikçe bırakmadılar. Polis aracına resmen fırlattılar. Kolumuzu sıkmayın suçlu değiliz, terörist gibi davranıyorsunuz ama biz suçlu değiliz dedik, ama hiç ilgilenmediler. Pazartesi sabahı adliyeye götürüldük, normalde günde 3 öğün beslenme hakkımız vardı ama hiçbir şey yemedik, nezaretten çıkarken yemek yediğinize dair imza atacaksınız dediler, biz bi şey yemedik ki neyin imzasını atacağız dedik imzalamayı kabul etmedik. 18 saat hiçbir şey yiyemedik. Hakimin odasının önünde avukatlarımız bize yiyecek içecek getirdiler.” sözleriyle yaşadığı mağduriyeti dile getirdi.
KAYNAK: MİLLİ GAZETE – ABDUSSAMET KARATAŞ