“Erdoğan büyük ihtimalle sermaye kontrolüne gidecek”

1998'den beri dünya çapında siyasi risk danışmanlığı hizmeti veren Eurasia Group çarpıcı bir Türkiye analizi yayımladı.


1998'den beri dünya çapında siyasi risk danışmanlığı hizmeti veren Eurasia Group çarpıcı bir Türkiye analizi yayımladı. Raporda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın serbest piyasa kurallarına dönük müdahalelere devam edeceği belirtildi. Türkiye'de sermaye kontrollerinin eşiğine gelindiği de vurgulandı.

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı’nın 21 ayda 4’üncü defa değiştirilmesi Türk Lirası’nda değer kaybını daha da hızlandırdı. Dolar yeni haftaya 8,50 TL’nin eşiğinden başlarken, euro 9,90 TL’ye kadar yükseldi.


Yatırımcıların raporlarını pür dikkat takip ettiği Eurasia Group’un son Türkiye analizinde hükûmetin döviz mevduatını belli bir kur üzerinden TL’ye dönüştürmek ve döviz alım-satımını sınırlandırmak başta olmak üzere sermaye kontrolleri için adım atmaya hazırlandığı iddia edildi.

Raporda Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden ile irtibat kuramadığı için dümeni yeniden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e kırdığı belirtildi.

Eurosia Group tarafından yayımlanan son Türkiye analizi:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan, bir gece yarısı kararnamesi ile beş aydan kısa süredir merkez bankasının başında bulunan Naci Ağbal’ı görevinden aldı. Bu adımın temelinde hükümete yakın çevrelerin karşı olmasına rağmen, Naci Ağbal’ın piyasa beklentilerinin de ötesine geçerek politika faizini yüzde 17’den yüzde 19’a yükseltmesi vardı.

Yerine gelen Şahap Kavcıoğlu son iki sene içinde merkez bankasının değişen dördüncü başkanı ve Erdoğan’ın isteklerine göre hareket etmesi beklenmekte.

AKP’de önceki dönemlerde milletvekilliği yapmış olan Kavcıoğlu, daha önce Cumhurbaşkanı’nın damadı ve eski Hazine Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yöneticilik yaptığı Çalık Holding’de çalışmıştı. Son dönemlerde hükümete yakın Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktaydı.

BERAT ALBAYRAK’IN AYAK SESLERİ…

Ağbal’ın görevden alınması 24 Mart’ta yapılacak AKP kongresi sonrası Berat Albayrak’ın geri dönüşü olasılıklarını artırmakta. Yapılan spekülasyonlara göre Albayrak ekonomiden sorumlu Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak atanacak.

Albayrak’ın politikanın içinde veya dışında alacağı rolden bağımsız, ekonomik politikaların belirlenmesinde ağırlığının artacağı düşüncesindeyiz.

Ağbal göreve gelip de Ortodoks para politikasını merkeze aldığından bu yana Ağbal’ın sıkı para politikası uygulaması için zamanının sınırlı olduğunu söylemekteydik. Geleneksel para politikasına dönüşten sonra Ağbal’ın politikalarından dönüşün erken ve açıklanan reformların da içi boş olacağını iddia etmekteydik.

Teşhisimizin doğruluğu şimdi ortaya çıksa da bizim için de beklenenden erken gerçekleşmekte. Erdoğan’ın 100 baz puandan öteye izin vermeyeceğini düşünerek Ağbal’ın 200 baz puanlık adımını şaşkınlıkla karşıladık. Ağbal’ın adımı tabutunun son çivisini çakarken, Erdoğan’ın kontrolü yeniden almasını sağladı.

Türkiye şu anda Ağbal’ın göreve geldiği 7 Kasım’dan daha kötü bir durumda. Albayrak yönetiminde iki yıl boyunca zayıflayan Türkiye ekonomisinde Ağbal’ın çizdiği pembe tablo fazla iyimser görünmekteydi. Şimdi makro ekonomomik riskler ve sermaye kontrolleri tartışmaları tamamen geri dönmüş durumda.

“DÖVİZ TALEBİNİ İYİCİ HIZLANDIRACAK”

Hükûmetin 22 Mart Pazartesi ortaya çıkacak çifte problemle başa çıkması için bir planı olduğu konusunda kuşkuluyuz. İlk olarak, Kasım ayından bu yana Türkiye’ye gelen 16 milyar dolar önümüzdeki bir kaç hafta içinde gerisin geri çıkacaktır. İkinci olarak da hem canlı seyreden kredi talebi hem de Erdoğan’a artan güvensizlik yerlilerin döviz talebini iyice hızlandıracak.

Türkiye’nin ilk tepkisi yine arka kapı yöntemleriyle kamu bankaları üzerinden döviz satmak olacak. İlk tahminlerimize göre yaklaşık 30 milyar dolar bu iş için harcanacak.

Bunu yapabilmek için Merkez Bankası döviz munzam karşılıklarını artıracak ve bir sonraki adım olarak yerlilerin döviz mevduatlarına yönelecek. Yabancıların kaçış hızı ve yerlilerin döviz talebi hızına göre böyle bir uygulamanın sürdürülebilirliği ancak birkaç hafta ile sınırlı olabilir.

Döviz kaynağı yaratacak diğer yöntemler bir kenara konursa, hükümetin bu adımlarının bir ödemeler dengesi krizi yaratması mümkün.

O safhada Erdoğan’ın yeniden bir U-dönüşü yapma ihtimali düşük. Duyumumuza göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankası’nın 15 Nisan toplantısında 500 baz puanlık indirim istemiş durumda.

“IMF’E GİTMEKTENSE NACİ AĞBAL’I GÖNDERMEMEYİ TERCİH EDERDİ”

Uluslararası Para Fonu (IMF) desteği istemek de uzak bir ihtimal. Erdoğan IMF’e gitmek yerine Ağbal’ı görevde tutmayı tercih ederdi. Bu yüzden yerlilerden başlayarak sermaye kontrolleri geriye yapılacak tek adım olarak kalıyor ki Erdoğan’ın tercihleri giderek Türkiye’nin kapalı bir ekonomiye dönüşmesine sebep oluyor.

Temel senaryomuzda Erdoğan’ın sermaye kontrollerine gitmeden durumu yönetebilmesi küçük bir ihtimal, çünkü bu hem çıkan yabancı yatırımcının hem de içeride artan döviz talebinin finansmanını gerektiriyor. Bunun ardından hükûmet yerlilerin döviz talebinin yavaşlayacağına güvenerek fiyat kontrolleri gibi makro ekonomik baskılara yönelmek zorunda olacak.

Temel senaryomuzun gerçekleşmesi için izleyeceğimiz üç işaret var. İlki yönetimin sözlü mesajlarla piyasayı sakinleştirmeye ve döviz talebini baskılamaya çalışması. İkincisi pazartesi açılış öncesinde Merkez Bankası ile bankalar arasında toplantı yapılması. (gerçekleşti). Diğeri de yerlilerin bankacılık sistemine olan güvenlerinin seyri.

Yerlilerin 230 milyar dolar civarındaki döviz mevduatları azalmaya başlamaz ve döviz talebi devam ederse hükûmet planını devreye sokacaktır.

ALTERNATİF SENARYO: YÜZDE 40 İHTİMAL / DÜZENLİ SERMAYE KONTROLLERİ

Albayrak döneminde hazırlanan bu planlar bankacılık sistemi riske girerse devreye sokulabilir. Net-negatif rezervlerle kaybedileceği baştan belli bir oyunu denemek yerine, yabancıları hedef almayacak ancak yerlilere odaklanacak düzenli sermaye kontrolleri uygulanabilir.

Seçenekler arasında belli bir miktarın üzerindeki döviz mevduatlarını zorunlu olarak Hazine eurobondlarına döndürmek olabilir. Döviz mevduatlarını çekmek isteyen yerlilere sadece ilan edilen resmi bir kurdan TL verilebilir.

Diğer adım daha fazla döviz alımını yasaklamak ya da maliyetini aşırı yükseltmek olabilir. Bu da çifte kur fiyatlamasına, dövizde karaborsanın oluşmasına neden olacaktır.

Fakat orta gelirli AKP seçmeni vatandaşın üzerine bindireceği yük sebebiyle bu tür kontroller Erdoğan’ın ilk tercihi olmaz. Vatandaşın Erdoğan’ın ekonomiyi yönetemediği algısını güçlendirir, muhalefete desteği artırır ve adil bir seçim ortamında Erdoğan’a iktidarı kaybettirir.


Erdoğan, Biden ile en son 24 Ağustos 2016’da görüşmüştü.

Erdoğan’a azalan desteğinin ilk yansıması geçen hafta yaşanan anti-demokratik uygulamalar. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesi, HDP’ye açılan kapatma davası ve İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararı. Bu hareketler Erdoğan’ın kısa vadeli bakış açısı ile yönetmeye devam edeceğini gösteriyor.

Erdoğan artan oranda umutsuz bir varoluş savaşı içinde. Yüzde 17 gibi yüksek bir oranla daha önce AKP’ye oy vermiş bir kesim şimdi kararsızlar cephesinde. Bu da ülkede daha fazla türbülansa ve Erdoğan’ın daha sertleşmesine sebep olmakta.

DIŞARIDA KARA BULUTLAR TOPLANIYOR

Erdoğan dış politika maceralarının etrafından dolanarak dış güç merkezleriyle de dengeleri yeniden kurmaya çalışmakta. Bu da diplomatik orta yol çabalarını iyice zayıflatacak.

Biden Erdoğan’a uzak durdukça, Erdoğan çoktan Putin’e sığınarak Biden’ın katil sözlerine karşı tarafını seçmiş durumda. ABD ile ilişkilerde yeni bir başlangıç yapma ihtimali düştükçe Erdoğan giderek Putin ile daha fazla yakınlaşmayı seçecek.

Bunun sonucu olarak ABD ile ilişkilerin düzelmesinin ön şartı olan S-400 tercihinden geri dönüş iyice zorlaşacak. New York’taki Halkbank davası tansiyonu daha da yükseltecek.

Yeni Merkez Bankası başkanının daha önce Halkbank’ta çalışmış olduğu ABD’nin gözünden kaçmayacaktır. AB tarafı ile riskler daha düşük. Ancak ABD’nin insan hakları konusunda tutumu netleştikçe Türkiye-AB ilişkileri de gerginleşebilir.

Bu sürede Erdoğan Mısır, Suriye, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri ile bozuk ilişkilerini düzeltmeye odaklanacak. Fakat bu tarafta da bir diplomatik dönüşüm ya da yeni finans kaynakları bulunması beklenmemeli.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EKONOMİ HABERLERİ