İsmail S. Gülümser / Analiz
Hemen her toplum nefsin istek ve arzularına mağlup olmuş şeytani hevesler peşinde koşanlar tarafından iğfal edilmek istenmiş ve döneme göre kimi zaman azınlık üzerinde kimi zaman toplumun genelinde etkisini hissettirmiştir. Demagoji ve kara propaganda ile geniş kitleleri iğfal edecek yollar bulan kişi ve gruplar menfaat devşirme uğruna çevrelerini karanlık bir uçuruma sürüklemiştir.
Ahlaki kaygı taşıyanlar sabırla hedefe ulaşır
Direnmesi gerekenler basit hesaplarla elleri kolları bağlı oturunca meydan kötülere kalmış, zorbalar çoğu zaman artıkla beslenen dalkavuklarla işini yürütürmüştür. Türlü mazeretlere sığınan şakşakçılar, mazlumların ezilmesi ve faydalı insanların dışlanmasını alkışlamıştır.
Ahlaki normlara sahip huzurlu bir toplum oluşturmaya gayreti içinde olanlar ise, fesat şebekelerinin takibine uğramış ve zulme maruz kalmıştır. Halkı ilme hikmete ve dünyanın gerçeklerini doğru anlamaya teşvik eden özverili insanlar horlanmış, baskı görmüş, topluma faydalı olma çabaları güç sahiplerince engellenmiştir.
Türkiye’yi yönetenler de tüm kredilerini tükettikleri için güç odaklarının oyuncağı haline geldi. Ahiret kaygısı taşımadıkları, yüce yaratıcıyı unuttukları için, halkı yalan propagandayla aldatarak kusurlarını örtebileceklerini sandılar. Cumhuriyet tarihinden bu yana dindarlara verilen ilk önemli fırsatı kişisel menfaat uğruna harcadı, inançlı nesillerin yıllar boyu yüzünü kızartacak işler yaptılar.
Dünyevi makam ve imkanlarla kendini kaybedenler, bir gün yaptıklarının hesabını vereceğini unuttu, keseyi doldurma peşinde koşarken vicdanlarını yitirdiler. Topluma hizmetle itibar kazanmayı hafife alanlar, haram parayla prestij kazanma derdine düştü, basit menfaat hesapları uğruna güvenenleri utandırdılar.
Güçle başı dönenlerin tahribatı
Kısa yoldan kazanç elde etmek için çaldı, çırptı, hakka tecavüz etti, dünya ve ahiretlerini karartılar. İnsanlığın problemlerinden biri olan uyuşturucuyla mücadele edecekleri yerde, kaçakçılıkla köşe dönmek isterken tonlarca uyuşturucu yakalattılar. Ülkedeki hırsızlık yetmedi, Maduro’nun çaldığı altınlara ortak oldular.
Dışarıda itibarlarını kaybederken içeride dikta rejimi kurarak, tüm dünyanın bildiği utanılacak suçları halktan saklama çabasına girdiler. Devlet kurumlarının içini boşalttı, ana akım medyayı ele geçirdiler. Yurt dışı yayınlara sansür getirdi, gerçeklerin öğrenilmesini engelleyip halkı yalanlarla yönlendirmeye kalktılar.
Ülkede Hitler dönemi hukuku uygulanıyor, hesap vermekten kurtulmak için aşamalı olarak yasalar eğilip bükülüyor. Başkaları en masum eylemiyle suçlanırken, kendi ayıplarını saklamak için memurlar gece gündüz mesai yapıyor. Muhalefetin kazandığı seçimler masa başında hukuk oyunlarıyla ellerinden alınıyor.
Muhalifler yargı kıskacıyla eritiliyor
Seçimler yaklaşırken işi şansa bırakmıyor, mevzuatı kabahatlerini örtecek ve muhalifleri suçlamada kullanacak hale getiriyorlar. Yasa değişiklikleriyle güç tek kişide toplanıyor, yeni İçişleri Bakanı’yla güvenlik birimleri teslim alınıyor. Muhalefet birliğini bozmak için her gün yeni oyun planlıyorlar. Toplumsal tepkiye karşı için şimdiden tedbir alıyor, halkı şiddet kullanıp bastırmayı düşünüyorlar.
İktidar yaptığı her eylemi reform gibi sunup halkı kandırsa bile, İstanbul belediyesini gaspta kullandıkları tetikçi yargıcı hukuk baskısıyla seçime yön vermek için adalet bakanı yaptılar. Yargıyla seçimi sabote edecek, geniş kesimleri alternatifsiz bırakacaklar. Eğer kirli hedeflerine ulaşabilirlerse, seçimler anlamsız hale gelecek ve atadan oğula dikta sisteminin önündeki önemli bir engel kalkacak.
Akın Gürlek, İstanbul belediyesi iddianamesinde CHP’nin kapatılmasına yer vermişti, muhtemelen bu sürecin yürütülmesi için Ankara’ya getirildi. Yöneticiler hakkında bekletilen davaları yürürlüğe koyarak partide iç karışıklık çıkarmayı, tüzük bahane edilerek partiyi yargıyla esir almayı düşünüyorlar
Suça bulaşmışlara kirli işlerini yaptırıyorlar
Kazandıkları güçle her istediğini yapabileceğini düşünen bir yönetim kısa yoldan sonuca giderken ülkedeki tüm değer yargılarını yıkıyor. Devlet kadrolarının kendine tabi olması için mümkün olduğunca suça bulaşmış defolu insanlardan seçiyor. Özellikle karar mekanizmasında hak hukuk gözetecek insanları istemiyor, kendilerine bağımlı her kusuru işleyecek kadroları yasa dışı işlerde kullanıyorlar.
Baskı ve algı yönetimiyle muhalefet kanadındaki birliğe saldırıp dağıtmaya çalışıyorlar. Yönetimin başarısızlığına karşı kitlesel tepkiyi önlemek için, her gün basına yalan başarı haberleri servis ediliyor. İktidarın uygulamalarını beğenmeyen geniş kitleler, ileride işlerin düzeleceği gibi vaatlerle avutuluyor ya da göz dağı verilerek direnci kırılıyor. CHP’den seçilmiş başkanları soruşturmayla köşeye sıkıştırıp transfere zorluyorlar. Muhalefeti tutarsız kendi içinde kavgalı göstermek için genel başkanla tartışmasını medyaya servis ediyorlar. Temsilcilerinin eritilmesini çaresizlikle izleyen kalabalıkların, tutunacak dalları kesiliyor.
Muhalefet bloğunu dağıtma planı
Dikta rejimi önündeki en büyük engel %70’lere varan muhalefet bloğuydu. Kendilerine güvenmeyen DEM’i ikna edip muhalefetten parça koparılmasında Devlet Bahçeli’yi kullandılar. Otoriter rejime karşı çıkan bir kesim daha iktidarın yarım yamalak vaadine kandı ve haksızlıkları görmezden gelmeye razı oldu. Kürt kökenli vatandaşlar da parti yönetimine uyarsa, iktidarın baskısıyla yaşamaya mecbur edilen halk kitlesini genişletecekler. Muhalif cenahtan koparılanlarsa verilen sözlerin tutulması için bekleyecek.
Özgürlüklerin tümüyle yok edildiği ülkede diktatörlüğe bir adım kaldı, toplumu uyaranların tutuklanmasıyla her gün demokrasi ve insan haklarında daha da geriye düşen Türkiye’nin bir batağa saplanması yakın. AYM ve AHİM kararlarını kale almayan birinin adalet bakanı yapılması demokrasiden bıktıklarını rejimi kökten sarsacak ikinci bir aşamaya geçildiğini gösteriyor. Özgür Özel de ”Ülkeyi kötü günler bekliyor” dedi.
Diktatörlüğe giden yollar açılıyor, ana akım medya ellerinde, on binlerce paralı trol ile sosyal medyada her aykırı sesi kesiyorlar. Muhalefet ihtimali olan yüzlerce basın mensubu hapiste, birçoğu ise ancak yurt dışına kaçarak kendini kurtarabildi. Muhalifler her gün karalanarak halkın gözünden düşürülüyor.
Güçle başı dönmüş bütün bunların kendi yararına olduğunu sanan partililer, ülkenin bir aile şirketine dönüşmesine hep birlikte destek veriyor. Bu amaçla Epstein dosyalarında Türkiye hakkındaki kritik bir belgeyi bile kasıtlı olarak çarpıtıp hizmeti karalamada kullandılar. 2012 tarihli Ergenekon davaları için söylenmiş “İsrail yanlısı subaylar tasfiye ediliyor” yazışmasını çarpıttılar. 2016’dan sonra tasfiye edilen subayları için söylenmiş gibi gösterip hizmeti olayla ilişkilendirmeye kalktılar.
Halbuki bölge uzun süreden beri İsrail’in planına göre düzenleniyor. 2003’te Irak lideri Saddam, 2011’de Libya lideri Kaddafi yıkıldı. 2015’te Yemen karıştırıldı. 15 Temmuz’la Suriye’ye müdahaleye karşı çıkan Akın Öztürk gibi subaylar tasfiye edilince ordu bu bataklığa sokuldu. 2025’te Suriye lideri Esad devrildi ve İsrail’in 50 yıllık Golan tepelerinin ötesi hayali gerçekleşti, şimdi sıra İran’da.
Seçimlere muhalefetsiz girme planı
Muhalif liderlerin tutuklanması, partilerin basit bahanelerle kapatılması ya da parçalanması için kolları sıvadılar. CHP’yi bitirme projesinin sembol ismi Gürlek ile parti kurmaylarına yönelecekler. Hedefleri seçimlere muhalefetsiz girmek ve halkı kendilerine mecbur etmek. Toplumsal muhalefetin ortadan kaldırılmasıyla şimdiye kadar hizaya getiremedikleri sanayicileri sahipsiz bırakacaklar.
TÜSİAD ve ona bağlı Koç grubu gibi henüz rejime biat etmemiş sermaye grupları hakkında, bir şekilde suç uydurup hukukla iş yapmalarını engelleyecekler. Bütün diktatörlerin sermayeyi kendine bağlı olsun ister, ülkede adı konmamış bir diktatörlüğe geçiyor mevzuat oyunlarıyla sermaye onlara aktarılıyor. Mali denetimler, basit bahaneyle verilecek cezalarla ekonomik dengeleri zorlanmış şirketler dar boğaza girebilir.
Eğer geniş muhalif kesimler ortak hareket edemezse, oyu %20’nin altına düşmüş AKP’de dizginleri eline alan bir suç şebekesinin atadan oğula geçecek saltanatla diktatörlük düzeni kurulmasının önü açılacak. Rusya’daki gibi muhalif liderler dava baskısıyla yıpratılıp, seçimler formaliteye dönüştürülürken savunmasız kalan halkın dikta rejimine karşı çıkma fırsatları elinden alınacak.
Halbuki bugün ihtiyaç duyulan şey, hukukun üstünlüğü, kurumsal güven ve toplumsal uzlaşmayı merkeze alan bir gelecek vizyonudur. Çünkü güçlü bir demokrasi, yalnızca siyasi bir ideal değil, aynı zamanda ekonomik refahın ve toplumsal huzurun da teminatıdır.
*Nedim Hazar’ın tr7/24 teki yazılarından faydalanıldı.























