Analiz / İsmail S. Gülümser
Ramazan geçti… Dualarla arınan kalpler, Kur’an’la yeniden buluşan gönüller şimdi normal günlük hayatına dönüyor.
Müslüman nüfusun yaşadığı birçok yerde gürül gürül yapılan dualarla geçen Ramazan ve Kadir gecesinden sonra bayrama ulaşıldı. Müminler bu ayda Allah’ın kendilerine gönderilmiş mesajı olduğuna inandıkları Kur’an ile yeniden buluştu. Birçoğu, günün bir bölümünü Kuran okuyarak anlamlarıyla ilgili değerlendirmeleri dinleyerek, yüce yaratıcının emir ve yasaklarını öğrenip uygulamaya çalışarak geçirdi.
Müminler Kur’an’la yeniden buluştu
Dilini gıybetten, gözünü haramdan, kulağını kötü sözden, midesini aşırı yemekten korudu. Okunan cüz ve hatimlerle ilahi kelamın bereketinden faydalanma yolu arandı. Kur’an, yöneldikleri nispette kapısını açan, istifade imkânı sunan nur, rahmet ve hidayet kaynağı olan bir rehberdir. Ramazan’a Müminlerin çoğu için Kur’an’la bağını tazeleme ayı desek yanlış olmaz.
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, ömrünü Kur’an’ı anlamak ve anlatmak üzere harcadı. Onun fısıldayacağı sırları günümüze aktarmaya çalıştı. Tavsiyesine uyarak hizmet üretenler, başarılı projeleriyle her yerde takdir topladı. Modern çağda Kur’an’dan beslenerek planlanan dünya çapındaki hizmetler bile, kutsal kitabın ne büyük bir hazine olduğunu göstermeye yeter.
Güncel içinde kaybolan İslam dünyası, demokratik ülkelerin başarısına imrenerek bakarken kendi elindeki kaynaklardan istifadeyi aklına getirmedi. Kur’an ve hadise dayalı değerlendirme ve yorumların bugün işe yaramayacağını düşünen geniş bir coğrafya, bu hazineleri toplumla buluşturamadı. Özenti içinde oldukları farklı ideolojilerin tartışmalı yöntemleriyle uğraşırken paha biçilmez esasları hayata taşımayı ihmal etti.
Kur’an’ın ibadet neşvesi içinde okunduğu bir ay geride kaldı. Bundan sonra belki günlük meşguliyetler içinde onunla irtibat azalacak, ancak bağı sürekli taze tutmak mümkün. Sadece ibadet heyecanıyla Kur’an okumak elbette bir değer ifade eder, ancak asıl olan onu kendi çapımızda anlama ve hayatımıza yansıtma gayretidir. O’na değer verip yürekten istifadeye çalışılırsa O’da kilitli gibi görünen kapılarını açar.
Kur’an’ın insani değerler çağrısı
İçten ona yönelenler, ondan bulup çıkardıkları bir damla ile deryalar büyüklüğünde hakikatlerle dünyayı aydınlattı. Ramazan’da bir bilim adamının, Kur’an’dan alarak aktardığı balla ilgili bir araştırma yüreklere su serpti. Anlamına vurgu yaparak okuyan hafızların içimizde ürperti hasıl eden tilavetini zevkle dinlediğimiz gibi, manalarını kulağımıza fısıldayan değerli meal ve tefsirlerden de faydalanmalı.
Belki günümüze hitap etmeyen bazı yorumlara ihtiyatla yaklaşabilir, günceli de kapsayan tefsir ve mealleri esas alabiliriz. Bununla birlikte, Kur’an’a göklerden gelen nurlu bir kaynak olarak bakmalı hiçbir değerlendirmeyi ihmal etmeden istifade yolu aranmalı. Her okunduğunda yeni şeyler söyleyeceğini, içindeki hakikatlerin günümüzü aydınlatacağını akıldan çıkarmamalı.
Kur’an’ın en önemli hedeflerinden biri, “bütün toplumların yüce yaratıcı önünde eşit” olduğu anlayışını yerleştirmektir. Bu çerçevede insanların hiçbirinin soyundan ve ırkından dolayı bir diğerine üstün olamayacağını üstünlüğün ancak yüce Yaratıcı’ya gönülden bağlılıkla ölçüleceğini ifade eder.
Irkçılık, dinin tevhit-kardeşlik anlayışıyla çelişir
Kur’an’a göre menfi milliyetçilik veya ırkçılık (asabiyet), toplumsal birliği temelinden sarstığı için İslam’ın “tevhit” ve “uhuvvet” (kardeşlik) ilkelerine aykırıdır. O, “insanların ayrışması için değil tanışıp kaynaşmaları ve iş bölümü yapmaları için kabilelere ayrıldığını” bildirir. Herkesin Allah katında eşit olduğunu, sözünde duran, tutarlılığını koruyan, samimi olanların (takva) öne çıkabileceğini belirtir, iyilikte yarışa davet eder.
Efendimiz (SAV), “Arap’ın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur” buyurur. Irkçılığı özendiren, ırk için savaşanı daire dışına atarken, ırk savaşı vermenin dinle telifi imkansızdır. Rengi, ırkı, malı mülkü, boyu posu kimseyi diğerinden üstün kılmaz, insan ancak yaptığı iyilik ve güzelliklerle Allah katında değer kazanır.
Dinin uzak durulmasını istediği menfi anlamdaki ırkçılık,
-Adaletten sapmaya, haksız da olsa kendinden olana arka çıkmaya sebep olur,
-Bazılarını düşman olarak gören, “Müminler kardeştir” emrini çiğner.
-İradesi olmadan verilmiş soy-sopla övünende, kibir hastalığı harekete geçer.
-Etnik farklılıkları kaşıyan ve toplumu bölüp parçalamaya çalışanlara alet olur ve birliğe zarar verir.
Her mümin gerçekten ilahi mesajın önemine inanıyorsa, toplumu ayrıştırma potansiyeli taşıyan ırkçılık fitnesinden uzak durmalı. Irkı ve renginden dolayı kimseyi yargılamamalı, şeytanın tahrikine açık hale getiren üstünlük yarışından kaçınmalı. Herkese kardeş gözüyle bakmalı, olumlu işlerle iyi günde kötü günde yanında olmalı. Kırgınlığı kaldırıp sevgi bağını güçlendirmek dayanışmayı artırmak için çaba harcamalı.
Soy-sopla övünme kibri davet eder
“Ey insanlar! Rabbiniz bir, babanız birdir. Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur, üstünlük sadece Allah’a yakınlıktadır” diyen bir peygamberin (SAV) ümmeti kibirden, ırkçılıktan, gıybetten tefrikadan uzak durmalı.
Soy ve sopla öne çıkmak yerine, ahlaki tavır ve davranışlarla toplum içinde yer edinmeli. Farklılıkların ayrışma değil tanışma ve kaynaşmak için verilmiş bir nimet olduğunu düşünmeli. Yüce Yaratıcının emir ve yasaklarına uyarak değer kazanacağı şuuruyla hareket etmeli.
Çünkü Allah, kimsenin suretine, malına mülküne değil, yaptığı amellere baktığını her fırsatta ifade etmektedir. ”Kaynaşmak” için verilmiş farklı renk ve desenleri ayrışmada kullanacağımız yerde aynı gök kubbe altındaki insanlar olarak birbirimizle iyilikte yarışmalı olumlu hizmetlerimizle özendirici olmalıyız.
Irkçılık bumerang gibi döner sizi vurur
Nedim Hazar’da ırkçılığı anlatan yazı dizisinde; insanlığın en kadim hastalığı olan kibir ve ırkçılık, bumerang gibidir. Sürekli tehdit altında olduğunu düşünenler, öfkesinin esiri olur, empati kuramaz ve sağlıklı ilişki geliştiremez. Irkçılığa bulaşan, kendini kurban olarak görür ve hep reaksiyon gösterme eğilimindedir. Başkasının elindekini almaya zarar vermeye hazır biri kurban değil aksine bazılarını kurban etmeye adaydır.
Irkçılıkla üretilen ön yargılar, ruhsal bozulmaya yol açar, güvensizlik ortamı oluşturur ve toplumu birbirinden ayırır. Kendi dışındakileri düşman olarak görenler, günlük sıradan etkinlikleri bile güvenliğine karşı yapılmış bir saldırı gibi algılar ve diğerlerinin hürriyetini kısıtlama yolu arar.
Tehdit altında olduğu vehmine kapılanlar, kurguladığı ayrımcılıktan dışladıkları zarar gördüğü gibi bozulan psikolojisi ile kendine de kötülük eder. Kuşatıldığını düşünen, biz ve onlar diye toplumu kamplara bölen, ötekileştirdiklerini yok etmek için bahane arar. Normal yolla istediğine ulaşamazsa şiddete başvurur, eğer elinde güç varsa faşizme kayar. Nefret objesine dönüşen, özgür düşünceyi ve sağlıklı ilişki kurma anlayışını yitirenler, “Vatanı koruma” gerekçesine sığınıp saldırıya başlar, eğer tepki görmezse zorbalık normalleşir.
Cennetten kovulan şeytana kadar uzanan “ben ondan farklıyım duygusu” kibirle beslenip büyür. Bu hastalık her dönem farklı bir kimliğe bürünüp toplumu içten içe kemirir. Önce dış sonra iç düşman üretir, etrafının düşmanla çevrili olduğunu söyler, toplumu biz ve onlar diye bölüp parçalar. Tehdit olarak gördüğünü ötekileştirip adam toplar, kimini tehlikeli varlıklar olarak gösterip yok etmeye mazeret üretir.
Hizmetin temel değerleri kibir ve ırkçılığı önlüyor
Abdullah Aymaz Hoca, “hizmetin temel değerlerini” konuştukları videolarda KHK ile atılmış ve hapis yatmış bir Emniyet Müdürü “Hasan Yılmaz’ın” güneydoğuda yaşadıklarını derlediği “İnsanın Başkenti” isimli kitabından örnekler verdi. Herkesin yüce yaratıcı önünde eşit olduğunu unutan ırkçılıkla beslenmiş güvenlikçiler yıllarca, bölge insanını Türkçe konuşamadığı için aşağılamış hakaret etmiş. Irkçılık belasından korunmuş hizmetle irtibatı olan emniyetçiler ise, insani davranışlarıyla Güneydoğu’da en katı kalpleri bile eritecek yollar bulmuşlar.
Bölgede işkenceyle ifade almayı onlar bitirmiş, suçlu diye getirenlere değer verip eşit iki insan gibi çay kahve ikram ederek dinlemeleri muhatabı derinden etkilemiş. Şimdiye kadar görmedikleri insanca tavrı anlamakta zorlananlara, Allah’ın herkesi eşit yarattığını söylemişler. Empatiyle yaklaşmaları, biz de sizin şartlarınızda yaşasaydık belki aynı hataları yapabilirdik demeleri tesirli olmuş. Terörle suçlananlara meslek öğretmiş iş fırsat vererek büyük bir ıslah hareketi başlatmışlar. Her insanın özünde taşıdığı değerlere inanıp ona göre tavır belirleyince yöre gençlerini bataktan kurtarıp topluma kazandırmışlar.
Hep aşağılanmaktan askere polise düşmanı olmuş ailelerin ve çocuklarının gönlünü fethetmişler.
Kemal Gülen’in bayramda Almanya’dan aktardığı “İFLC programı” gönüllülerin Ramazan’da kazandığı birikimle, hep birlikte dünyayı bayram yerine çevirecek çabalara yöneldiğini gösteriyor .























