Analiz / Doç. Dr. Osman Tek
Televizyon dizileri ile özdeşleşen bir halk olduğumuz için izlediğimiz dizilerin sorunlarını da yükleniyoruz. Her diziden yüklendiğimiz bir kaç derdimiz var. Belki de güncel ekonomik ve siyasal sorunlardan kaçmak için dizileri gerçeklerin üzerini örten bir perde olarak kullanıyoruz.
Günümüz televizyon dünyasında, izleyicilerin ilgisini çeken yapımların sayısı gün geçtikçe hızla artıyor. Ancak, bu dizilerin muhtevaları ve verdikleri mesajlar, toplumun ahlaki ve kültürel değerleri üzerinde derin etkiler bırakabiliyor. Son dönemde dikkat çeken iki yapım, “Kızıl Goncalar” ve “Kızılcık Şerbeti”, bu bağlamda incelenmeye değer.
“Kızıl Goncalar”, seküler bir Atatürkçü olan Levent ile mutaassıp bir tarikatın içinde yaşayan Meryem’in kesişen hayatlarını da içine alıyor. Dizi, inanç ve fikir ayrılıklarına rağmen “evlat” söz konusu olduğunda anneliğin ve babalığın birleştirici gücünü gözler önüne seriyor.
Her pazartesi akşamı ekranlara gelen bu yapımda, amca ile yeğen arasındaki yaşanan acımasız iktidar mücadelesi tabiri diğerle post kavgası izleyici tarafından ilgi ile izleniyor. “İki derviş bir kilime sığar da iki kral dünyaya sığmaz” atasözünü yerle bir eden bu çekişme, güç hırsının manevi değerleri nasıl zedelediğini ortaya koyuyor.
Öte yandan, “Kızılcık Şerbeti” dizisi, ahlaki değerlerin yozlaşmasını ve şekilsel dindarlığın içine düştüğü bunalımları ele alıyor. Dizide, dini değerleri sadece dış görünüşle sınırlı tutan bireylerin yaşadığı içsel ve toplumsal çatışmalar işleniyor. Bu durum, izleyicilere gerçek inancın sadece sözde değil, özde de yaşanması gerektiğini hatırlatıyor.
Dizide, canlandırılan baba, dindar bir aile büyüğü olarak tasvir ediliyor. Dışarıdan bakıldığında ahlaki ve dini değerlere bağlı gibi görünse de, iç dünyasında ve aile ilişkilerinde ciddi çelişkiler barındırıyor. Bu durum, izleyicilere şekilsel dindarlığın ve ikiyüzlülüğün toplumsal ve bireysel düzeyde ne gibi sorunlara yol açabileceğini gösteriyor.
Amacımız “batılı tasvir ederek saf zihinleri kirletmek” değil asla. Dizi üzerinde tahkiki imanın önemi üzerinde durmak istiyoruz.
İslam inancında, müttaki kulların temel vasıflarından biri de gayba imandır. Gayba iman, iki şekilde yorumlanır: Birincisi, (gayba iman) görülmediği halde aklen ve naklen delillerle ispatı mümkün olan iman ki Allaha, ahirete iman gibi. İkincisi ise (gıyabi iman), kişinin başkalarının yanında nasıl inanıyor ve davranıyorsa, onların gıyabında da aynı şekilde inanıp davranmasıdır. Yani, inancın ve ahlakın tutarlılığı esastır. Dizide dindar baba imanın gıyabilik ilkesini ayaklar altına alıyor. Zahirde çocuklarına ahlak dersi verirken gizlediği yaşamında çocuklarına verdiği ahlaki dersi ayaklar altına alıyor.
Dinler tarihine baktığımızda, dinlerin kaderinin büyük ölçüde müntesiplerinin inanma biçimlerine göre şekillendiğini görürüz. Müntesipler, sahabe ve tabiun gibi tahkiki bir imanı ve onun meyvesi olan güzel bir ahlakı ortaya koyduklarında, ilk Müslümanların sergilediği; sosyologları hayrete düşüren büyük başarılar ortaya çıkar. Ancak, bir dinin müntesipleri, dinlerini dünyada mal, şöhret ve makam elde etmek için vasıta yaptıklarında, dine karşı toplumda büyük bir nefret doğmasına neden olurlar. Son zamanlarda ülkemizde ateist ve deistlerin sayısının hızla artması, dini temsil makamında olan kimselerin dinle olan ilişki biçimleri ile ilgilidir.
Televizyon dizileri, geniş kitlelere ulaşarak toplumsal değerleri şekillendirme gücüne sahiptir. Bu nedenle, yapımcıların ve senaristlerin, toplumun ahlaki ve kültürel değerlerine duyarlı olmaları büyük önem taşır. Bunun yanında dizilerle bütünleşen bir halk için diziler afyon gibidir. Onları sanal hayat hikayeleri ile uyuturlar ve gerçek hayatın sorunlarından koparırlar. Ne yazık ki Türk halkı böyle bir çıkmazın içinde hayatın gerçeklerine gözünü kapamakta. Deve kuşunu andıran bir tavırla kafasını kumlara sokmasa da dizilerin etkisinde sanal bir hayat yaşamaktadır. İnançta gözlemlenen dualite halkın toplumsal hadiseleri değerlendirme biçimine de aynen yansımakta. Sonuçta gerçek hayatın acıları, dizilerde sergilenen daha büyük travmalarla bastırılıyor.