Demirtaş: Bir gün Sur ve Cizre’deki vahşeti yazabilirim

HDP’nin bir önceki dönem Eş Genel Başkanı olan Selahattin Demirtaş cezaevinde yazdığı Seher ve Devran adlı öykü kitaplarına ilişkin konuştu.


 Kitap yazmasının dışında beste yapan ve resim de çizen Demirtaş, politik kimliğinin yanı sıra sanatçı yönüne ilişkin merak edilenleri anlattı.

Oggito’nun sorularını yanıtlayan Demirtaş, öykülerinin tamamını havalandırmada tek başına yürüyerek kafasında kurduğunu ve geceleri de sabaha kadar oturup yazdığını söyledi. 


Beste yapma hevesinin üniversite yıllarında başladığını ifade eden Demirtaş, “O zamandan bu yana, çok sayıda söz yazıp beste yaptım. Elbette en küçük bir müzikal alt yapım olmadan, amatörce yapılmış besteler hepsi de. Birkaçını dinliyorsunuz. Resim de, ilk okuldan bu yana hevesle çiziktirdiğim boyamalarımın bir devamı işte. Resim konusunda da aldığım bir eğitim yok. Hepsini kendimce çizip boyuyorum. Çoğunu da hatıra veya hediye niyetine yapıyorum. Ressam olmak gibi bir niyetim yok yani” dedi.

Resim deyince aklına gelen isimleri sıralayan Demirtaş, şunları söyledi:

“İbrahim Balaban’ın resimlerini severim mesela. Sürrealizm, fütürizm, kübizm, pop art falan pek benim tarzım değil. Sargent, Da Vinci, Vermeeer, de Heem, Hassam, Foujita gibi ressamların resimlerine bakmak güzel mesela. Elimdeki sanat kitabından bakıyorum tabii, yoksa hiçbirinin gerçek bir tablosunu görmedim.”

Dinlediği belli bir müzik türünün olmadığını söyleyen Demirtaş, “O andaki ruh halime göre blues'dan country ve caza, dengbejlerin klamından özgün müziğe, halk müziğinden arabeske kadar bütün müzik türlerinden sevdiğim parçalar var” dedi.

Telefonunda her türden binlerce parçanın yüklü olduğu hafıza kartının bulunduğunu ifade eden Demirtaş, “Amerika, Almanya, Fransa, İngiltere seyahatlerimde bazen canlı performansları izleme fırsatı da bulabiliyordum. Türkü kafelerde halk müziği ve özgün müzik dinlemekten çok keyif alırdım. Eşim Başak ile son yıllarda bile Fikrim’e, Kibele’ye tebdili kıyafetle gizli gizli gitmişliğimiz vardır” ifadelerini kullandı.

Demirtaş’a kitabında yer alan 14 öykünün atanamayan öğretmen, iş bulamayan mühendis, fabrika işçileri, AVM çalışanları, mevsimlik işçiler, yoksul köylüler, işsiz gençler gibi karakterlere sahip olduğu yönündeki değerlendirmeye ilişkin “Yıllarca insan hakları, özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesi vermiş bir avukat ve siyasetçi olarak yaptığınızı şimdi edebiyatla mı yapmaya çalışıyorsunuz?” sorusu soruldu.

Demirtaş da bu soruya “Ben avukat ve siyasetçi olarak kimsem edebiyatta da aynı kişiyim. Yaşamın her anı, bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Benim bir tek hayatım ve bir tek kişiliğim var, ne yapsam yansıyan budur neticede. Öykülerim de tıpkı İHD veya HDP gibidir. Farklılıklarımızla bir arada, zulme karşı ezilenin yanında ve elbette yeni yaşam için dirençle” yanıtını verdi.

“Angaje ve politik” olduğunu belirten Demirtaş, şunları söyledi:

“Ötekinin ve ezilenin, yani çoğunluğun avukatı, siyasetçisi, edebiyatçısıyım. Daha özgür, onurlu, mutlu bir yaşam için mücadele alanları olarak görüyorum bu alanları. Bu mücadeleyi yürütebildiğim için de özgür, onurlu ve mutlu hissediyorum kendimi. Yani amaç ve ona ulaşmak için kullandığım araç iç içe geçmiş durumdadır bende.”

Sur ve Cizre’de sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan ölümlere ilişkin henüz hiç konuşmadığını ve yazmadığını söyleyen Demirtaş, “O kadar derin ki içimde, deşmekten korkuyorum. Hapishanedeyken yazamıyorum. Yazamıyor, ancak değinmekle yetiniyorum. Ancak bilinmeli ki, ne o vahşeti unutacağım ne de o onurlu duruşları. Bir gün layıkıyla yazabilirim belki” ifadelerini kullandı.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER SİYASET HABERLERİ