Hasta tutuklu Lütfü Koç aylardır tedavi edilmeyi bekliyor

Menemen cezaevinde 18 aydır tutuklu bulunan ve ciddi sağlık sorunları olan Lütfü Koç yaşam mücadelesi veriyor. Bir yurtta yönetim memurluğu yapan Lütfü Koç karın fıtığı ve beyninde bulunan iki kist nedeniyle zor günler geçiriyor.

Aylardır tedavi edilmeyi bekleyen Lütfü Koç’un eşi Züleyha Koç “Artık sesimizi duyun” diyor.

GBT sorgulamasında gözaltına alınan Lütfü Koç iki gün sonra çıktığı mahkemede denetimli serbestlikle serbest bırakılıyor. Bir sonraki mahkemede ise tutuklanmasına karar verilen Koç, terör örgütüne üye olmak suçuyla 18 aydır cezaevinde yatıyor. Ciddi sağlık sorunları yaşayan Lütfü Koç yazdığı dilekçelere ve yaşadığı sıkıntılara rağmen aylardır tedavi edilmiyor. %100 engelli çocukları olan Lütfü Koç’un eşi Züleyha Koç Kronos Habere konuştu.


KAHVALTIYI HAZIRLA GELECEĞİM DEDİ AMA GELMEDİ

Kendi iradesiyle mahkemeye giden ve tutuklanacağına asla ihtimal vermeyen Lütfü Koç evden çıkarken eşine ve çocuklarına veda etmeden çıkıyor. Eşine “Kahvaltıyı hazırla geleceğim” diyor ancak bir daha evine dönemiyor. Yaşadıkları olay karşısında şok geçiren eşi Züleyha Koç, akıllarına, hayallerine gelmeyecek bir suçlama ile karşı karşıya kaldıklarını ifade ediyor. Züleyha Koç yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Eşim bir yurtta yönetim memurluğu görevindeydi. Aslında evine ekmek getirebilmek için her işi yaptı, pide sattı, pide yağlama yaptı, şal, atkı, bere sattı, damacana taşıdı. Hep helalinden kazandı. Vatan bayrak aşığı bir insan iken terörist ilan edildi. Hala şoktayız. 18 aydır hapis yatıyor. Mahkemeye giderken tutuklanacağını asla ihtimal vermeyen eşim, çocuklarına ve bana veda etmeden gitti. Kahvaltıyı hazırla geleceğim dedi, ancak gelemedi, mahkemece tutuklandı.”

ÜZÜNTÜDEN HASTA OLDU

“Eşim içerde bizi düşünmekten psikolojisi bozuldu. 29 Nisan’da tutuklanmasının ardından Kırıklar Cezaevine gönderildi. Orada ona psikolojik çok büyük baskılar yapıldı. Doğru düzgün yemek vermediler, onlarla birlikte avluya çıkmasına izin vermediler, sen yürüyünce toz kalkıyor, yürüme, koşma gibi sürekli psikolojik işkenceler yaptılar. Eşime 40 gün boyunca anlam veremediğimiz psikolojik bir şiddet uygulandı. Onu her gördüğümde daha da zayıflamıştı. Daha sonra karnında bir şişlik olduğunu fark ettik. ‘Karnım çok ağrıyor ancak dilekçelerime cevap verilmiyor, hastaneye gitmek istiyorum’  dedi. 10 Haziran’da hastaneye götürdüler. 40 gün içerisinde 15-20 kilo kaybeden eşim için gastroloji doktoru kanserden şüphelendiğini söyledi. Kolonoskopi ve endoskopi çekilmesi gerektiğini ifade etti. Eşim çok endişelendi, çünkü annesini ve teyzesini kanserden kaybetti, babası şuan kolon kanseri tedavisi görüyor. Bu genetik bir durum olabilirdi. Biz 16 aydır kolonoskopi ve endoskopi çekilmesini bekliyoruz, ancak hala çekilmedi. Eşimin karın şişliği ve şiddetli ağrı şikayetleri devam ediyor. Kırıklar Cezaevinde 4 ay kaldıktan sonra eşimi Menemen cezaevine sevk ettiler.

Orada kasık fıtığı rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Hastanede eşim doktora beynindeki yanmalardan, uyuşmalardan bahsetti. Bunun üzerine doktor nörolojiye sevketti ama kasık fıtığı ameliyatı için iki gün sonra tekrar gelmesini söylemiş. Çekilen MR sonucunda beyninde iki kistin olduğunu öğrendik. Kistlerden biri 15, diğeri ise 17,5 mm büyüklüğünde idi. Doktor eşimi ameliyat edemeyeceğini, kistlerin ameliyat edilemeyecek bir yerde olduğunu ve hayatının her alanında onu olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Konuşma güçlüğü, algı güçlüğü, geçici felçler, daha sonra kalıcı felç durumları söz konusu olabilir, paronaya oluşturabilir, halüsinasyon görebilirsin demiş. Anestezi, fıtık ameliyatı için eşime izin vermedi. Fıtığı gittikçe şişmeye başladı. Ultrason sonucuna göre apandisit ile beraber bir fıtık oluştuğunu ve bunun çok nadir görülen bir hastalık olduğunu söylediler.

HALÜSİNASYON GÖRÜYOR

Yaşadığı olaylar nedeniyle çok üzülen ve beyninde oluşan kistlerin etkisiyle Lütfü Koç halisünasyon görmeye başlıyor. Doktorunun da dediği gibi beynindeki kistler yaşamının her alanını etkiliyor.

Eşim çok acı çekiyor diyen Züleyha Koç sözlerine şöyle devam ediyor:

“Öksürürken tuvalet ihtiyacını giderirken, uyurken, yürürken kısaca her şeyde çok zorlanıyor. Yatakhaneler üst katta yemekhane alt katta. Yeme içme ihtiyacı için aşağı inmekte zorlanıyor. Durumunu dilekçe ile defalarca bildirdi. Hiçbir şekilde dilekçelere cevap verilmiyor, gereken yapılmıyor. Tek yaptıkları hastaneye götürmek. Orada ise bir doktor diğerine, diğeri ise başka bir doktora havale edip duruyor. Aylar sonra ikinci kez MR çekildi ve kistlerin giderek büyüdüğü görüldü. Biri 16,5 diğeri ise 19 mm olmuş. Eşim giderek bunun sıkıntılarını daha fazla yaşamaya başladı. Halüsinasyonlar gördüğünü söyledi bana. Ne görüyorsun diye sorduğumda ‘Üzerimde karıncaların gezdiğini görüyorum, koca kafalı koca dudaklı birisi geliyor, dolabın arkasına saklanıyor ve oradan bana sesleniyor, bahçeye gidiyor, oradan sesleniyor, bana hiç iyi şeyler söylemiyor’ dedi.”

100 GÜN TEK BAŞINA HÜCREDE KALDI

“Hastaneye götürülüp getirildiği için 100 gün tek başına bir hücrede yaşadı. Sekiz adım boyu üç adım eni olan bir yerde eşim 100 gün tek başına yaşam mücadelesi verdi. Dilekçeleri verilen cevap ise biz de aynı durumdayız, şu an hiçbir şey yapamayız, bekleyeceksiniz oldu. Aylarca sıra bekledik. Eşim ‘Yalvarıyorum beni 5 dakikalığına havalandırmaya çıkarın, temiz havaya ihtiyacım var’ dediği halde havalandırmaya bile çıkarılmıyordu. Oysa kaldığı hücre tecrit hücresi veya ceza hücresi değildi, sadece hastaneye gidip geldiği için kaldığı karantina hücresiydi. Hasta bir insana bunu yapmalarının izah edilir bir tarafı yok.”

KORONA BELİRTİLERİ OLMASINA RAĞMEN TEST YAPILMADI

“En son 5 Ekim de görüştük o zaman çok halsiz olduğunu ve ateşinin olduğunu söyledi. Koronadan şüphelendik ve test yapıldı mı diye sorduğumda hayır cevabını verdi. 100 günden sonra eşimi hastaneye gidip gelenlerle beraber aynı koğuşa koymuşlardı. Bu durum ona iyi geldi çünkü insan görmüş oldu. Konuşacak birileri vardı yanında. Bu açıdan mutluyduk ama bir yanımız da endişeliydi. Girip çıkanlara test yapılmıyordu. Eşimle beraber o koğuşta bulunan dört kişi ateşli olmasına rağmen test yapılmadı. Biz de sizin gibiyiz, bir şey olmaz denildi. Ne test yapılıyor ne de dilekçelere cevap veriliyordu.

Zannediyorum durumları gittikçe ağırlaştığı için test yaptılar ve testi pozitif çıktı. Ancak bize haber vermediler. Bu belirtilerin korona belirtisi olduğunu zaten tahmin etmiştim, bir hafta sonra bizi aramayınca durumu anladım ve çok endişelendim, çünkü eşimin bedeni bunu kaldıramayabilir. Cezaevini aradığım zaman hem telefon görüşlerinin hem de kapalı görüşlerin iptal edildiğini, herkesin karantinada olduğunu söylediler. Hatta cezaevi yönetimi bize ‘Artık burayı aramayın, bir şey olursa biz size haber veririz’ dediler. Bunun üzerine ben de Eşimin korona olduğunu bile haber vermediniz, ne zaman haber verecektiniz, ölünce mi?” dedim. İnsanları resmen ölüme terk ettiler.

KIZIMIN ÇOCUKLUĞUNU ÇALDINIZ

Lütfiye-Züleyha Koç çiftlerinin çilesi sadece bununla sınırlı değil. İlk çocuğu serebral palsi ile doğan, ikinci çocuğu %100 engelli olan Koç çifti için hayat şartları çok zordu. Çocuklara tek başına bakmakta zorlandığını dile getiren Züleyha Koç, eşinin içeride onları düşünmekten ve üzüntüden hasta olduğunu dile getiriyor.

Çocuklarıyla birlikte yaşam mücadelesi veren anne Koç hayatın onlar için nasıl bir ızdıraba dönüştüğünü şu sözlerle açıklıyor:

“İlk çocuğum serebral palsi ile doğdu. Onu hayata kazandırdık. Bir kardeşi olsun istedik, ikinci çocuğumuz %100 ağır engelli doğdu. Çocuklarımızın durumu bizi 12 yıldır çok kötü etkiledi. Onların yaşam mücadelesini verirken başımıza terör örgütü üyeliği suçlaması ile böyle bir şey geldi. Bu durum karşısında ben de eşimde şok geçirdik. Çocuklarımla yapayalnız bir başıma kaldım. %100 engelli çocuğumun bakımı çok zor biz eşimle iş bölümü yaparak çocuklarımız ile ilgilenmeye çalışıyorduk. Şimdi tek başıma bunun üstesinden gelmeye çalışıyorum.12 yaşında olan kızım içine kapandı kimseyle konuşmuyor, benim kızım artık oyun oynamıyor. Babasının tutuklanmasından sonra hiçbir şeyin umurunda olmadığını söylüyor ve sürekli odasında duruyor. Dün uzun bir aradan sonra babasını görmeye gitti. Eve geldiğinde çok üzgündü. ‘Anne babam çok zayıflamış, benim kadar kalmış, karnı çok şişmiş.’ dedi. Ben hem kızımın piskolojisi ile ilgilenmeye çalışıyorum hem de oğlumun ihtiyaçlarını karşılamaya, bakımını yapmaya çalışıyorum. Kızımın çocukluğunu çaldınız.

ÇOCUKLARIMLA BİR BAŞIMA KALDIM

“Engelli çocuğumun henüz tam tanısı konmadığı için sürekli hastanelerdeydik. Oğlum epilepsi nöbetleri geçiriyordu, bu nöbetleri çok ağır geçiriyordu. Bazen dilini, bazen dudağını ısırıp kanatıyordu. İstemsiz burun kanamaları oluyordu. Biz eşimle görevleri paylaşmıştık, ben engelli çocuğumuz ile ilgilenirken o kızımızı okula götürüp getiriyordu. Kısaca hayatı bölüşmüştük ama şimdi bir başınayım. Bir anda bütün hayat üzerime yıkıldı. Ne yapacağımı nasıl hareket edeceğimi bilemedim. Uzun süre bu olayın şokundan çıkamadım. İnanır mısınız çocuğuma aylarca meyve suyu sıkıp veremedim, çünkü bu işi babası yapıyordu. Benim çocuğum kısır beslenen bir çocuk sadece belirli şeyler yiyebiliyor. Aylar sonra fark ettim ki çocuğuma meyve suyu vermeyi unutmuşum. Oğlumun bakımı o kadar zor ki tek başıma üstesinden gelemiyorum. Biz eşimle nöbetleşe bu işi yapıyorduk. Oğlum 5,5 yıl boyunca hiç uyumadı. Eşim uyuyor ise ben oğluma bakıyordum, ben uyuyor isem eşim bakıyordu. Aynı zamanda hayata yetişmeye çalışıp evin geçimini temin etmek zorundaydık. Eşim part time işlerde çalışarak geçimimizi sağlıyordu. Bu süreç hem onu hem beni çok yoruyordu ancak şu an her şeyin birden bire üzerime yıkılması beni ve çocuklarımı çok etkiledi.”

Hem çocuklara bakıp hem de geçiminizi nasıl temin ediyorsunuz?

“Arada komşularım yemek getiriyorlar, yaşlı bir annem var onun emekli maaşıyla ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışıyoruz. Kişisel ihtiyaçlarımız ile hiç ilgilenemiyoruz, çünkü hayatımız hastalıklarla mücadele ederek geçiyor. Tüm düzenimiz bunun üzerine kurulu ve gerçekten çok yıprandık. Ben 12 yaşındaki kızımın psikolojisi ile ilgilenmekten onu idare edeceğim diye güçlü durmaya çalışmaktan çok yoruldum. Onun önünde hiç ağlamamaya çalıştım. Hep geceleri onu yatırdıktan sonra engelli çocuğuma sarılarak, geçecek bu günler, geçecek bu günler diyerek gecelerimi geçirmeye çalıştım. Geceler çok daha zordu. İnsanlar yataklarında daha rahat uyurken ben çocuğumla sabahladım. Uykusuz geceleri anlatamam.

ENGELLİ ÇOCUĞUMUN ELİNİ BİR AN BİLE BIRAKAMIYORUM

“Oğlum konuşamıyor, göremiyor, yürüyemiyor, sadece kulakları duyuyor. Onun duyduğu tek ses anne baba sesi idi. Ben bazen sesimi değiştirerek sanki babası gelmiş gibi yapıyorum, o anki sevgi gösterisini yüz ifadesini görüyorum ama sonra bir ses yok babasından. Bazen babasını unutmaması için onun eski videolarını dinletiyorum. Çünkü baba deyince yüzünde farklı bir atmosfer oluşuyor. Çocuğumun duygularını sadece yüzünden okuyabiliyoruz biz. Babası tutukluluğu boyunca sadece 3 defa Muhammed Yahya’yı görebildi. Ayrıca oğlum göremediği için sürekli el tutma ihtiyacı oluşuyor. Elini bıraktığımız an kendini güvensiz hissediyor, sürekli bir korku, endişe içinde oluyor ve ağlamaya başlıyor. Bu elin mutlaka insan eli olması yani bizi hissetmesi gerekiyor. Eline başka şeyler versek dahi kabul etmiyor. İstediği sıcak bir insan eli. Bunu ya ben yapıyordum ya da babası yapıyordu. Şimdi 12 yaşındaki kızım babasının yerini aldı. Gece lavabo ihtiyacım oluyor, son ana kadar kendimi tutuyorum sonra kızımı uyandırmak zorunda kalıyorum. Yoksa elini bıraktığımız an hemen ağlama nöbetleri başlıyor. Bizim bir baba eline ihtiyacımız var. Kelepçeli ev hapsi istedik. En azından babaları çocuklarının yanında durur, ben de part time bir iş yaparım, ihtiyaçlarımızı karşılarım, ama maalesef bu da olmadı. Kızımın okul süreci çok etkilendi, notları çok düştü. Arkadaşları ile olan diyaloğu bozuldu, dış dünya ile ilişkisini kesti. Babasının tutuklanmasını bir türlü kabullenemiyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum, kızgınlık var, kırgınlık var. Sesimizi duyurmak için başvurmadığımız yer kalmadı.

İÇİMDE O KADAR ÇOK SESSİZ ÇIĞLIĞIM VAR Kİ…

“Beni en zorlayan şeylerden biri de çocuğumu yıkamak, çünkü bedeni salık ve gittikçe vücudu ağırlaşıyor olduğu için yıkarken çok zorlanıyorum, önceden babası tutar ben yıkardım, şimdi tek başıma yapmak çok ağır geliyor. Herkes çocuğunu yazın her gün yıkarken ben çocuğumu her gün yıkayamadım. Bu ayrı bir ızdırap, nöbet geçirme durumları ayrı bir ızdırap. O an duygularımı ortaya bile koyamıyorum, çünkü soğuk kanlı olup çocuklarımla ilgilenmem gerekiyor. Ne yapmam gerektiğine odaklanmaya çalışıyorum. İçimde anlatamadığım o kadar çok sessiz çığlığım var ki. Duyun artık sesimizi, lütfen duyun. Biz suçlu değiliz, hiçbir şey yapmadık, terör örgütü ne demek? Bize böyle bir suçlama yöneltilmesi çok acımasızca. Bir karıncayı incitmemiş, eline silah ve benzeri ürünler asla almamış, yasal olan kurumlarda çalışmış insanlara terörist demek kabul edilemez. Bunlar terör suçu değil.”

SESİMİZİ DUYURAMADIK

“Eşim bu süreçte bedenen ve ruhen o kadar yıprandı ki sesini duyuramaması onu daha da üzdü; çünkü o bir vatan aşığıydı ancak bugün terör örgütü olmakla suçlanıyor. Komşularımız gerekirse biz şahitlik yaparız, bu insan bir karıncayı dahi incitmeyecek biri dediler.
Onu böyle görmek beni kahrediyor. Hastalıkla ve cezaevi şartlarıyla mücadele ederken bile aklı hep bizdeydi. Ona bir şey belli etmemek adına hep iyiyiz dedim. Oysa çok büyük zorluklar yaşıyorum. Çok üzgünüm, çünkü hiçbir şey yapamıyorum.”

ADALETE GÜVENDİ AMA ADALET YOK İMİŞ

“Eşime ev hapsi verin. Bu kadar zaman kaçmamış insan şimdi mi kaçacak? Eşim kendi iradesiyle mahkemeye gitti. Adalete güvendi ama adalet yok imiş. Biz neden kaçalım ki? Kaçacak hiçbir şey yapmadık. Biz eşimin tahliyesini talep ediyoruz. Ağır hasta olan eşimin kötü cezaevi şartları altında kalması hukuksuzluktur. Onun çok iyi bir bakıma ihtiyacı var. Lütfen sesimizi duyun ve eşimi tahliye edin.”
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ