Altı Ramazandır devam eden infaz ve muhataplarına notlar

TBMM’nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan “23 Nisan Millî Bayramı”nı -güncel adıyla “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nı- dün sessiz sedasız ve içimizde tarifsiz bir buruklukla idrak ettik…


Bugün ise Ramazan ayı orucunun ilk günü!

“Ulusal Egemenlik”i “Şahsım”a indirgeyenlerin, ülkeyi “Tek Adam” rejimine sürükleyenlerin gemi azıya almaya başlamalarının 6. Ramazan’ı bu!


Evet, bundan tam 6 Ramazan önce; işini yapıp “Hırsızlara”a, “Katiller”e dur demeye çalışan Emniyet görevlilerine bir Ramazan sahurunda operasyon yapılmıştı… ve 6 Ramazandır onlar içerideler!..

Ne gariptir ki bunun haberini yapan -başta Hürriyet olmak üzere- birçok gazete bu operasyonu “Polisten polise sahurda paralel baskını” başlığı ile vermişti! Ve o tarihten sonra basın da –aşamalı şekilde– “hürriyet”lerini, “basın özgürlükleri”ni kaybetmeye başladı. Herkes sırayla “Paralel” sayılmanın tadına varıyor! 

Şimdi sıra “CeHaPe”li belediyelerde… Korona salgını günlerinde halka bedava ekmek dağıtmaya çalışan o belediyeler, mevcut iktidarın hedefinde ve “paralel devlet olma” suçlaması ile muhataplar!..

Ne kadar tanıdık değil mi?

Daha sonra başlarına ne geleceğini anlamak isteyenler, son 6 yılda yaşanan “Cadı Avı”na bir göz atabilir. Daha detaylı bilgi isteyenler olursa da benimle irtibata geçebilirler. İddianame örnekleri, mahkeme tutanakları eşliğinde başlarına neler geleceğini safahatlarıyla izah edebilirim!

Son 6 yılda yüz binlerce insan –sırf siyaseten muhalif görüldükleri için– mahpushanelerde adeta infaz ediliyor. Yeni infaz düzenlemesiyle de başta mafya liderleri olmak üzere 90 bin civarında adi suçlu tahliye edildi. Muhalifler mi? Onlar yine içeride…

Evet, gelinen son nokta bu!

Bunun üzerine denilecek çok sözler var ama bu süreç içerisinde mesleği, hayatı, ülkesi elinden alınmış eski bir yargı mensubu olarak bu süreci yönetenlere bir kez daha hatırlatmalarım olacak…

Bu “İnfaz” meselesi bağlamında biz onlara bazı notlar sunarken, başkaları da -isterse- kulak misafiri olabilirler!



İNFAZ NOTLARI…

1- İnfazda amaç: 

a-Yürürlükteki 5275 sayılı İnfaz Yasası’na göre infazda temel amaç;

– Öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak,

– Bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek,

– Toplumu suça karşı korumak… 

b- Hükümlü açısından amaç ise:

– Yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek,

– Üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.

2- Aynı yasaya göre infazda temel ilke:

Temel ilke, Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar ile “hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın” uygulanması!

Ve ayrıca ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında “zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulmaması” asli ilkedir!

3- Ceza yargılamasının amacı:

Yasalarda suç olarak tarif edilen eylemi işlediği iddiası ile hakkında dava açılan kişinin dava konusu yapılan eylemi işleyip işlemediğinin, yani “maddi gerçeğin ortaya çıkarılması”dır.

Yargılamanın sona erdiğinin bildirilmesinden sonra suçun sübutunun açıklanması ile her fail bakımından suç işleyen kişinin özellikleri, geçmişi, sosyal ilişkileri, ekonomik durumu, bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı, kusurunun ağırlığı gibi durumlar dikkate alınarak cezanın bireyselleştirilmesi gerekmektedir.

4- Hapis cezaları:

Mutlak olarak netice cezada yazılı ceza miktarının aynı süre ile çektirilmesi şeklinde infaz edilmemektedir.

Cezanın infazından beklenen yarar ve amaç için hükümlü kişi yönünden, özel önleme etkisi hatta genel önleme ilkeleri bakımından iyileştirmede en büyük teşvik unsuru olan koşullu salıverme bakımından “iyi hâl”in hükümlü kişiler bakımından ayrı ayrı ele alınması ve saptanması gerekmektedir.

5- Koşullu Salıverme:

Mevcut infaz yasasının 89. maddesi uyarınca hükümlünün, Kanunun 107.nci maddesinde öngörülen (koşullu salıverilme) sürelerinde, “Ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara içtenlikle uyarak, haklarını iyi niyetle kullanarak, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirerek geçirmiş ve uygulanan iyileştirme programlarına göre de toplumla bütünleşmeye hazır olduğunun disiplin kurulunun görüşü alınarak idare kurulunca saptanmış bulunması” gerekmektedir.

Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir… Bu yasal tanımlara da bakıldığında ‘iyi hal’, şartla salıverilmenin en esaslı unsurudur. Zamansız bir tahliye çok zararlıdır ve bu bir infaz olmaktan çıkıp ‘af’ olmaktadır bu konuda karar veren makam olan yasa koyucu konumundaki kimseler, bu uygulamanın takdir edicileri ve aynı zamanda sorumluları olmaktadır. 

İnfaz da işinde ise; yasalar ile bu vazife ile yükümlü kılınan başta ilgili savcılıklar ve ilgili infaz kurumları olmak üzere infaz hakimlikleri gibi yargısal merciler görevli/sorumlu makamlar olmaktadır.

6- Sürgün Cezası:

Eski ceza yasasında (765 Sayılı TCK’nın 11. maddesinde) yer alan ve yaklaşık 60 yıl önce kaldırılan sürgün cezası yeni infaz yasası ile geri mi getiriliyor?

Zira 5275 Sayılı İnfaz Yasası’nın 107. maddesine eklenen fıkra ile, infaz hakiminin -iki yılı geçmemek üzere- denetim süresi içinde hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenecek yükümlülüklere tabi tutulmasına karar verebilmesi yetkisi tanınmış…

Bu karar gereğince denetimli serbestlik müdürlüğü, risk ve ihtiyaçları dikkate alarak yükümlüyü:

a) Belirli bir bölgede denetim ve gözetim altında bulundurma,

b) Belirlenen yer veya bölgelere gitmeme, 

c) Belirlenen programlara katılma yükümlülüklerinden bir veya daha fazlasına tabi tutabilecek…

Nitekim, “Denetimli serbestlik müdürlüğü, hükümlünün risk ve ihtiyaçlarını dikkate alarak yükümlülükleri değiştirebilir” ibaresi ile, artık denetim süresindeki hükümlü hakkında eski TCK’da yer alan ve 647 Sayılı yasanın Geçici 2. maddesi ile 13.07.1965 tarihinde kaldırılan “sürgün cezası” tekrar fiilen geri getirilmiş oluyor!

Bu madde ile getirilen hükümlere bakılacak olursa, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nün;

– Bir yükümlüyü ‘belirli bir bölgede denetim ve gözetim altında bulundurma’sı tedbiri ile

– Denetim süresi içindeki bir yükümlüyü ‘ikamet adresinde eğitim ve çalışma yükümlülüklerine tabi tutması… Aynı önem ve değerde midir ki idari bir kurumun takdiri ile bu şekilde bir uygulama yoluna gidilmek istenmektedir?!

Özellikle ‘belirli bir bölgede denetim ve gözetim altında bulundurma’ bir denetim uygulanmasından ziyade ikinci bir yaptırım niteliğinde olmaktadır… Böyle bir denetim yükümlülüğünün ne kadar hukuki olacağı yanında:

– Bu denetim ve gözetimin niteliği ve sınırları nasıl olacak?

– “Belirli bir bölge”den kasıt nedir?

– Bu uygulama ikinci bir ceza infaz kurumu niteliğinde mi olacak?

– Yükümlü kişinin özelinde –ikamet yeri, ailevi durumları, aile birlikteliği, gözetim ve denetimin kapsamı– gibi durumlar nasıl olacaktır?

– Denetim altında olacak yükümlü kişi, kapalı infaz kurumundaki şartları arar hale mi getirilmesi istenilmektedir?

– Bazı kimselerin cezasının infazı hiç bitmesin mi istenmektedir? Vs, Vs…

Kalbinden, niyetinden şüpheli olanlara dair akılda bin bir sorular…

VELHASIL:

“Daha özgür bir Türkiye” vaadi ile “Adalet” ve “Kalkınma” ismi ile geldiniz.

Ama son 6 yılda ülkeyi insanlara -özellikle de inançlı kesimlere- dar ettiniz!

İnsanlar, Ramazanların geldiğini bile anlayamaz haldeler artık.

İçeride rehin tuttuğunuz insanları adeta “infaz” ettiniz…

Yeni infaz yasalarınızla da bunu katlayarak devam ettiriyorsunuz…

Hadi şimdi herkese iyi Ramazanlar!


Kaynak: TR724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GENEL HABERLERİ