TÜSİAD Başkanı'na göre ekonomi çizgileri eksilere dönmüş durumda

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Erol Bilecik, büyük ekonomide işaretlerin eksileri göstermeye devam ettiği söyledi. “Eski Türkiye Yeni Türkiye tartışması sadece vakit kaybı”
TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, Eski Türkiye-yeni Türkiye tartışmasında,  "Tüsiad eski Türkiye'yi temsil ediyor" yorumlarına akrşılık olarak, "Bu tartışmaların vakit kaybından öteye gittiğini düşünmüyorum. Gerek Türkiye için gerekse dünyada değişim ve yarış o kadar muazzam noktaya gelmiş ki eskiyeni tartışmasından öte artık teknolojik dönüşümün ön planda olduğu yepyeni bir yapılanma var. Bizim bunu kovalıyor olmamız gerekiyor" dedi.

"İş dünyası olarak erken seçimi doğru bulmuyorum" diyen Erol Bilecik, “İkiye ayrılmış bir toplumdan bahsediyoruz ve bu uzun zamandır böyle. Kullanılan dil negatif olursa seçim atmosferi bunu körükler. Uzlaşma kültürüne ve pozitif düşünceye daha fazla ihtiyaç varken bütün siyasi kesimlerde bunu izliyoruz” dedi.

Habertürk'ten Kübra Par'ın sorularını yanıtlayan Bilecik'in açıklaması şöyle:


- Erken seçim kararına çok sıcak bakmadığınızı söylemiştiniz. O açıklamayı yaptığınız günden bugüne kaygılarınızı haklı çıkaracak bir süreç yaşandı mı?

Üç seçim, bir referandum ve bir hain darbe girişiminin yaşandığı süreçten geçtik. Bu olağanüstü durumlara rağmen Cumhurbaşkanı’mızın ve Başbakan’ımızın da dahil olduğu bütün siyasi otoriteler, iş insanlarına ekonominin reforma ihtiyacı olduğunu ve kati suretle erken seçimden bahsedilmemesi gerektiğini söylemişti. Referandumdan sonra genel seçimler için 2.5 yıllık bir süre vardı, Türkiye gibi ekonomisi ve dinamizmi son derece yüksek olan bir ülkede bu süre muazzam derecede önemlidir. Bütün bu süreyi kesintisiz bir biçimde değerlendirmemizin daha iyi olacağını düşünerek erken seçimi benimsemediğimizi söylemiştik. Seçimler dolayısıyla ortaya çıkan belirsizliklerin negatif etkilerini hissediyoruz. Ekonominin beslendiği ve geldiği noktaya bakılırsa makroekonomik istikrarımızda negatif çizgiler oluşmuş vaziyette.

***

- “Şu anki seçim atmosferi bu kutuplaşmayı körüklüyor” mu diyorsunuz?

Maalesef körüklüyor. Aday olan bütün siyasi kesimlerde bunu izliyoruz. Uzlaşma kültürüne ve pozitif düşünceye daha fazla ihtiyacımızın olduğu bir süreçte bunu negatif olarak kullanıyoruz.

***

- Ama “Yeni Anayasa taslakları ve çeşitli demokratikleşme paketleri hazırlayan bir TÜSİAD vardı; son yıllarda siyasete aktif katılımları düştü ve geri çekildiler’’ yorumları yapılıyor...

Katılmıyorum. Çok içeriden ve bu sorumluluğu tam zamanında yerine getiren insanlardan bir tanesiyim. Bir konuyu netleştirelim; TÜSİAD katiyen bir siyasi kuruluş değildir. Gerek dış dünyadan buraya gelen, gerek bizim dış dünyaya gönderebileceğimiz ihtiyaçları ortaya koyan, bunu siyasi yapılarla ve üyelerle istişarede bulunarak yapan bir yapısı vardır. 2017 yılında TÜSİAD’a neredeyse 10’a yakın farklı, değerli bakanımız gelmiştir, üyelerimizle istişare etmiştir. 2018 yılında 5’e yakın bakan ağırladık, ağırlamaya da devam ediyoruz. TÜSİAD siyasete yapılacak katkıdan çok, iş dünyasının ihtiyaçlarının siyasi çarkların içerisinde doğru yere oturmasını sağlar. TÜSİAD demokratikleşme konusunu tüm faaliyetlerinin ana bileşenlerinden biri olarak tutmaktadır. Demokrasi gündemimizde o dönemde ne varsa, onu dile getirdik. Hukukun üstünlüğünden insan haklarına kadar geniş bir yelpazede görüşlerimizi siyasetçilerle, kurumlarla ve kamuoyu ile paylaşıyoruz. Geçmiş birkaç yılın gündeminin OHAL ve ifade özgürlüğü ile yoğun olduğu malum. Buradaki katkı görevimizi yerine getirmeye gayret ettik; başarılı olduğumuzu umuyorum.

***

"Cumhurbaşkanı adayları ekonomiyi kimin yöneteceğini açıklamış değiller"

- Kimi analistler ekonominin alarm verdiğini söylüyor. Seçim sonrası için beklentiniz ne yönde?

Şu an bulunduğumuz zemini iyi etüt etmemiz gerekiyor. Müthiş bir kur dalgalanmasının yaşandığı bir atmosferde yaşıyoruz. Enflasyon maalesef çift haneli, cari açık yüzde 6 civarında, özellikle özel sektörde döviz cinsinden olan borçlarımız üst sıralarda. Masanın üzerindeki risklere bakıldığı zaman, talebe dayalı yüksek büyüme iştahımızın yukarıda olduğu bir konumumuz var. Oysa katma değer üretimlerinin daha yüksek olduğu, ihraç kalemlerinin geliştiği bir ekonomik büyüme kompozisyonunun Türkiye’nin büyüme menfaatleri açısından kritik olduğu kesin. TÜSİAD olarak seçimlerden sonra risklerin masada olduğunu söylüyoruz. Bunların hiçbiri tamamen çözülemez değildir.

- Seçimden sonra ekonomi yönetimini Erol Bilecik’e devredecek olsalar, ne yapardınız?

Erol Bilecik’ten çok TÜSİAD olarak görüşümüz son derece net. Biz üç ana kavramın oturmasını istiyoruz. Bunlardan biri, sürdürülebilir ekonomik istikrar ortamıdır. Bunun için de vergi, istihdam, dijital dönüşüm ve eğitim konusunda reform maddelerinin derhal uygulanması; güvenin tamamen dengelendiği bir atmosferin ortaya çıkması; harcama ekonomisinden vazgeçilmesi ve OHAL’in kaldırılması gerekir. Demokratikleşme ve özgürleşmenin genişletilmesinin hem ekonomiye hem de sosyal kalkınmaya muazzam derecede etkisi olur. Enflasyonun üzerine kararlılıkla gidilmesi gerekir. Arjantin’i bir kenarda tutarsam, gelişmekte olan ülkelerde bizimki gibi çift haneli enflasyona sahip başka bir ülke yok. Yapısal reformları binlerce satırdan oluşan uzun metinlerle, orta vadeli kalkınma planlarıyla boğarak değil; 3-4 satırdan oluşan ve herkesin uzlaşabileceği basit bir şekilde masaya koyup hemen uygulamaya almak gerekir. Çok önemli bir belirsizlik var; cumhurbaşkanı adayları seçim sonrası ekonomiyi kimin yöneteceğini açıklamış değiller. Ekonomide güven çok önemli. Bu anlamda ekonomiyi yönetecek olan kişiler önemli.

"Yeni bir yapısal dönüşüm programı gerekiyor"

- Kemal Derviş’in ekonomi programının Türkiye’ye mali disiplin getirdiği söylenir...

İşin zemini değişti. 2002’den farklı, yeni bir periyottan bahsediyoruz. Geçmişte dünyada paranın bol, faizlerin son derece düşük olduğu bir atmosfer vardı. Şimdiyse, özellikle gelişmiş ülkelerde faizlerin fevkalade yüksek, paranın yönünün tamamen oraya doğru hareket ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Uygulama yöntemi ve söylem biçimi olarak hâlâ eski kurallarla bir çözüme varmaya çalışıyoruz. Öncelikle bunun değişmesi gerek. Bugün ekonomimizde yüksek tecrübeye sahip değerli isimler var; Sayın Mehmet Şimşek, Sayın Naci Ağbal, Sayın Nihat Zeybekci... Seçimlerde kim yarışı önde bitirirse mutlaka siyasi liderler kendi ekiplerinden bir Kemal Derviş bulacaklardır.

- Peki yeni bir yapısal dönüşüm programına ihtiyaç var mı?

Yüzde yüz var. Faizlerin yüksek ve paranın yönünün gelişmekte olan ülkelere aktığı ve bizim de bu konjonktürden negatif düzeyde etkilendiğimiz bir gerçek var. Buna göre yeni bir yapının ortaya konulması gerekiyor.

- Hükümetin açıkladığı sanayi teşvik paketleri var...

2009-2018 yılları arasında toplam büyüme rakamımız ‘‘7’’ civarında. Baktığınız zaman “7” müthiş bir rakam ama istisnasız sürekli teşviklerle desteklemişsiniz. İnanın burada bir ironi var. Sürekli teşviklerle desteklenmesindense sürekli reformlarla desteklenen bir ekonomimiz olsa şu an durum daha farklı olabilirdi diye düşünüyorum. Hâlâ da olabilir; enseyi karartmamak lazım.

"Eski Türkiye-yeni Türkiye tartışması vakit kaybı"

- Eski Türkiye – Yeni Türkiye tartışması malum... Bu anlamda “TÜSİAD eski Türkiye’yi temsil ediyor” yorumlarına ne dersiniz?


Bu tartışmaların vakit kaybından öteye gittiğini düşünmüyorum. Gerek Türkiye için gerekse dünyada değişim ve yarış o kadar muazzam noktaya gelmiş ki eskiyeni tartışmasından öte artık teknolojik dönüşümün ön planda olduğu yepyeni bir yapılanma var. Bizim bunu kovalıyor olmamız gerekiyor. İyi eğitimli, sanayide yenilikçiliğe açık bir yeni dünya var. Dünyada ‘big data’,‘blockchain’ konuşulurken bizim de bunları konuşuyor olmamız gerekiyor.


 
Yükleniyor...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EKONOMİ HABERLERİ