Erdoğan’ın faiz inadı, 110 milyar dolara mal oldu

Merkez Bankası (MB), son toplantıda aldığı faizi iki puan artırma kararıyla aslında AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘faiz-enflasyon’ teorisinin de iflasını ilan etti.

Erdoğan’a göre faiz sebepti, enflasyon ise sonuç! Faiz düşürülünce, enflasyon da düşecek, TL değer kazanacaktı.

Kendi açıklamasına göre, ‘laf dinlemediği’ yani ‘faizleri düşür’ talimatını yerine getirmediği için eski Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı görevden aldı, yerine Murat  Uysal’ı getirdi. Birçok konuşmasında eleştirmişti Çetinkaya’yı Erdoğan. Görevden aldıktan aylar sonra yaptığı bir konuşmada, “Merkez Bankası bağımsızdır derken, milletime hesabı Merkez Bankası mı ödeyecek, sandığa Merkez Bankası’nın başkanı mı gidiyor?” ifadelerini kullanmıştı. 

Tr724'ten Yusuf Dereli'nin haberine göre;


Söz konusu tarihte dolar 5,60 seviyelerindeydi.

SONUÇ: HÜSRAN!

Murat Uysal’ın ilk yaptığı iş tıpkı Erdoğan’ın istediği gibi faizleri düşürmek oldu. Yüzde 24’lerde olan politika faizi, üst üste 9 toplantıda düşürülerek yüzde 8,25’e çekildi. Sonuç; TÜİK’in tartışmalı verilerine göre bile enflasyon geçtiğimiz ay yüzde 11.77 olarak ölçüldü. Enflasyonun altında faiz uygulaması nedeniyle insanlar birikimlerini dövizde tutmaya başladı. Rejim bu kez doları tutmak için MB’nin rezervlerini boşalttı. 110 milyar dolar buhar oldu! Peki dolar yerinde durdu mu? Hayır; TL sadece 14 ayda dolar karşısında yüzde 37 değer kaybetti. 

ZORAKİ FAİZ ARTIRIMI 

Ve MB geçtiğimiz hafta politika faizini yüzde 2 artırmak zorunda kaldı. Ardından BDDK’nın SWAP kararı geldi. Ancak hiçbiri fayda etmedi. Faiz indiriminden önce 7.70’e tırmanan dolar, kısa süreli bir düşüş sonrası yeniden 7.66’nın üzerine çıktı. Olan MB’nin rezervlerine, Türkiye’nin birikimlerine oldu. Şimdi herkes Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bir açıklama bekliyor… Madem faizleri artıracaktınız, bunca zaman neden beklediniz? TL’nin değer kaybetmesi ‘rekabet gücünü’ artırıyor idiyse, doları tutmak için 2 yılda 110 milyar doları neden heba ettiniz? 110 milyar dolarlık hesabı kim ödeyecek?

AKP rejimi hata üzerine hata yaparak Türkiye ekonomisini içinden çıkılmaz bir hale soktu. Rakamlarla gidelim… Geçtiğimiz yıl sonunda Merkez Bankası’nın net rezervi 40 milyar dolar seviyelerindeydi. Temmuz ayında rakam 26,5 milyar dolara geriledi. Eylül’de ise 12,2 milyar dolara indi. Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın deyimiyle kasa tamtakır! Bu arada MB’deki 41 milyar dolar “ihtiyat akçesi” de geçtiğimiz yıl temmuz ayında Hazine’ye aktarıldı. O da bitti! Bu arada işsizlik fırladı. TÜİK’in tartışmalı ve hiç bir inandırıcılığı kalmayan verilerine göre bile geniş tanımlı işsiz sayısı 9 milyona dayanmış durumda. İnsanların gelirleri eridi.

ERDOĞAN: EKONOMİNİN SORUMLUSU BENİM!

Peki bütün bunların sorumlusu kim? Bizzat Erdoğan’ın kendisi… Öyle demişti 7 Haziran seçimleri öncesinde yaptığı bir mitingdeki konuşmasında: “Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim ben. Şu anda devletin başında kim var? Tayyip Erdoğan var.”

Damadını Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna oturtan da oydu, eski Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı, ‘talimatlarını yerine getirmediği için’ görevden alan da… 24 Ekim 2019’da yaptığı konuşmada, “Merkez Bankası bağımsızdır derken, milletime hesabı Merkez Bankası mı ödeyecek, sandığa Merkez Bankası’nın başkanı mı gidiyor?” ifadelerini kullanmıştı. Erdoğan’a göre halka o hesap verdiği için, MB başkanı da onun talimatlarını harfiyen ve sorgulamaksızın yerine getirmek zorundaydı… 5 Kasım 2019’daki konuşmasında ise “Ülkemize döviz kuru, faiz ve enflasyon üçgeninde kurulan oyunu bozduk. Merkez Bankası’nı görevden aldık,
çünkü laf dinlemiyor adam. Yeni arkadaşımıza ‘faizi düşüreceğiz’ dedik, düşürdük.” demişti.

EKSİ FAİZİN SONU: DOLARİZASYON!

‘Laf dinlemeyen’ Murat Çetinkaya’nın görevden alınmasının üzerinden 14 ay geçti. Dolar söz konusu tarihde 5,60 seviyelerindeydi. Yerine getirilen Murat Uysal, yüzde 24’lerde aldığı politika faizini ardı ardına 9 toplantıda düşürerek, 8,25’e kadar çekti. Faizlerin enflasyonun bile altına çekilmesi sonrası insanlar birikimlerini değerlendirmek için döviz ve altına koştu. Temmuz 2019’da 185 milyar dolar seviyelerinde olan vatandaşların bankalardaki döviz mevduat hesapları, bugün 220 milyar dolara dayanmış durumda.  Döviz hesaplarının toplam mevduat içindeki payı ise yüzde 57’ye çıktı. Söz konusu oran bundan 6 yıl önce yaklaşık yüzde 36’lardaydı.

VE ÇARK!

Faizleri artırmadan doların yükselmesini engellemek için MB’nin rezervleri hesapsızca harcandı. Sadece 2 yılda 110 milyar dolar rezerv eritildi. Üç hafta kadar önce net rezerv ise 15.9 milyar Dolar civarındaydı. Geçtiğimiz hafta rakam 12,2 milyar dolara geriledi. Swaplar hariç net rezerv ise (4 ay-1 yıl hariç) eksi (-) 16,5 milyar dolar seviyelerinde. 1 yıl vadeli swapları da dahil ettiğinizde rezerv miktarı eksi (-) 40,7 milyarı buluyor. Kısaca, kasa ‘tamtakır.’ Peki sonuç; dolar yükselmeye devam etti. Başkanlık sistemine geçilmeden hemen önce 4.60 civarında olan dolar 7.70’lere tırmandı. TL’nin iki yıldaki değer kaybı yüzde 67!

ARZOVA: ACİL YAPILMASI GEREKENLER….

Ve MB iki yıl aradan sonra zoraki de olsa faizi 2 puan artırarak 10,25’e çıkarttı. Kar etmeyince BDDK devreye girdi ve Swap kararını açıkladı. Ancak o da kar etmedi ve etmeyecek. MB’nin faiz kararı öncesinde 7,70’e kadar tırmanan dolar, kısa süreli küçük çaplı düşüşün ardından yeniden 7.66’ya tırmandı. Peki neden? Çünkü ekonomi yönetimine güven kalmadı. Ekonomistlerin, “Faiz artışı 1 ay zaman kazandırır.” tezi bile çöktü. Yapısal reformlar hayata geçirilmediği sürece dolardaki yükselmenin durdurulması mümkün gözükmüyor.

Prof. Dr. Prof. Dr. Burak Arzova’ya göre ‘ekonomide normalleşme adımları pazartesi gününden itibaren devam etmeli. Arzova, acil yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor: “1. #BDDK aktif rasyosu saçmalığına son vermeli. 2. Kambiyo vergisi kalkmalı.”

ÇIKIŞIN REÇETESİ: DEMOKRASİ VE HUKUK

Gelecek Partisi Hazine ve Maliye Politikaları İzleme Kurulu Başkan Yardımcısı Kerim Rota ise çıkış reçetesi olarak şunları sıralıyor: “Kısa vadede “mahçup” faiz artışlarından vazgeçilmeli. İkincisi dövizle oynamak, kurda seviye belirleme işinden acil olarak vazgeçilmeli. Dövizi dövizle tutma hevesinden vazgeçmeli. Üçüncüsü bankacılık sistemine ve özerk kurumlara müdahaleden vazgeçilmesi ve buralara liyakatli kişilerin atanması gerekiyor. Dördüncü olarak gerçekçi bir bütçe revizyonu yapılmalı. Son olarak devletin nerede ne kadar tasarruf edeceğinin ortaya konulması gerekiyor. Tabi Türkiye’nin gerçek bir demokrasisi ve bağımsız yargısı olmadıkça bu söylediklerimiz sadece kısa vadeli kazanımlar sağlayacaktır ve geçici pansuman olacaktır.”

Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EKONOMİ HABERLERİ