"Yandaş rektörlerle rekabete kapanan AKP Üniversiteleri"

"AKP kurmayları ülke yönetimini ele geçirme motivasyonu dışında hiçbir uzmanlığa önem vermiyor, bu yüzden sadece yetkilerini suistimal ederek emir ve komuta ile üniversitelere yön vermeye çalışıyorlar."



İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


İktidar partisi kurmay kadrosu okuma ve araştırmadan yoksun olduğu için güncel ihtiyaçlara cevap verebilecek bir yüksek öğretim modeli bulunmuyor. Ancak bilimsel özgürlük olursa yeniliklere açık hale gelebilecek üniversitelerde onlar 80 öncesine ait psikoloji ile hareket ediyor. Özgürlükleri geliştirecekleri yerde üniversitelerde kendi dünya görüşleri dışındaki tüm görüşlere kapalı bir yapı kurmaya çalışıyorlar. Üstelik üniversitelerin yönetimini ele geçirme dışında hiçbir getirisi olmayan bu projenin faydalı olduğunu sanıyorlar. Onların üniversitelerden beklentileri araştırmalarla ülkenin önünü açacak yeni projeler üretmeleri değil, yüksek öğretimde tüm kadroların sadece yandaşlarla doldurup ülkeyi dar kısır parti anlayışına hapsetmeye çalışıyorlar.

Her konuda olduğu gibi alternatiflere kapalı yaklaşımlarıyla uzun vadede üniversitelerin önünü tıkadıklarının farkında değiller. AKP nin yüksek öğretim modeli Boğaziçi, ODTÜ gibi üniversiteler dâhil tüm rektörleri parti politikalarını benimseyenlerden seçmek, yönetimde yaptıkları yanlışları eleştirenleri üniversitelerden tasfiye etmek. Ülkeyi iyi yöneterek başarılı olacakları kendilerini kabul ettirecekleri yerde akademik camiada farklı sesleri kesmeye çalışarak ülkeyi iyi yönettikleri algısı oluşturmayı tercih ediyorlar. Farklılıklara tamamen kapalı rekabeti ortadan kaldıran bu modelle üniversiteler sadece liselerin yaptığını tekrar eden kurumlara dönüşüyor.

AKP kurmayları ülke yönetimini ele geçirme motivasyonu dışında hiçbir uzmanlığa önem vermiyor, bu yüzden sadece yetkilerini suistimal ederek emir ve komuta ile üniversitelere yön vermeye çalışıyorlar. Akademisyenlere yaptığı çalışmalardaki başarısına göre değil parti politikalarını desteklemesine göre değer veriyorlar. İktidarın üniversiteleri birbiriyle bilimsel alan yerine partililere yaranma konusunda yarışa girmiş durumda.

Akademisyenler ikiye ayrılıyor: Parti politikalarını benimsemeyen ancak her an atılma tehdidiyle yanlışları söylemesi engellenen muhalifler, bunları 10 bin civarındaki bölümü 15 Temmuzdan sonra tasfiye edildi kalanlar partinin hışmından ihraçla elindeki ekmeğinin alınmasından korktukları için sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Diğer grup ise bir şekilde partiyle ilişki kurmuş partinin sunduğu nimetlerden yararlanan menfaat ya da dünya görüşünden dolayı yanlış da olsa her şeye boyun eğen veya destekleyenler.

İktidar partisi elde ettiği güçle boyun eğdirerek akademik camiayı hizaya getirebileceğini, yanlışları görmesini engelleyerek yüksek öğretimi geliştirebileceğini sanıyor. Bu yüzden akademik camiada parti politikalarını destekleyenleri yüksek maaş ve makamlarla ödüllendirerek üniversitelerde serbest rekabet ortamını yok ederek üniversitelere yön veren bir yöntem kullanıyor. Yüksek öğretim sistemi İran vb ülkelerde olduğu gibi farklı dünya görüşünden olanlara kapalı tüm gelişmelerin önünü tıkayan bir sisteme doğru evriliyor.   

Hâlbuki hizmet kendi imkânlarıyla yeni üniversiteler kurarak o üniversiteleri ülkenin en saygın üniversiteleriyle serbest rekabet şartları içinde yarıştırıp diğer üniversitelerdeki başarılı bilim adamlarına zarar vermeden başarılı örnekler ortaya koymaya çalışıyordu. İktidar partisinin hiçbir konuda rekabet edecek ve rekabeti özendirecek bir anlayışı olmadığı için onlar sadece tüm üniversitelerin yönetimini gasp edip hepsini birbirine benzetip kötüde eşitlemeye çalışıyorlar. Özellikle 15 Temmuzdan sonra attıkları her adım eğitimde rekabet ortamını yok edecek şekilde gelişiyor.

YANDAŞ REKTÖR ATAMA İTİRAFI

Birkaç gün önce Erdoğan yeni akademik yılın açılış töreninde  “rektör atamalarında akademik olarak daha sıkı bir süreç işleteceklerini” açıkladı.

Bu ifadeleri değerlendiren Türk eğitim sen başkanı Talip Geylan da bunun “mevcut rektörlerin atamalarının sağlıklı yapılamadığının kabulü(itirafı) anlamına geldiğini, ancak itirafın yapıldığı gün 3 yeni rektörün eski yöntemlerle atanmış olmasının çelişki olduğunu” açıkladı.

Son dönemde iktidarın OHAL de ele geçirdiği devlet yetkisini, kural tanımadan hiçbir kriterin olmadığı keyfi yönetim yetkisine dönüştürmesi sonucu üniversiteler akademik özelliklerini kaybetmiş, özgür düşüncenin geliştirildiği merkezler olmaktan daha da uzaklaşmış, baskının, kayırmacılığın merkezi haline gelmişti.

Siyasi tercihlere göre yapılan rektör atamaları sonucu üniversiteler tek partinin emrine girmiş ve üniversitelerde farklı dünya görüşlerinin kendini ifade etmesi engellenirken kariyer basamaklarında yükselmenin tek kriteri siyasi tercihler olduğundan üniversitelerde çalışma barışı yok edilmişti.

Erdoğan OHAL den önce rektör seçimlerde oy oranına bakmadan YÖK ün teklif ettiklerinden birini rektör olarak atadı,  yapısını değiştirdiği YÖK ün tekliflerine ve seçimlerde aday olmaya bile tahammül edemediği, kurala bağlı olmak onu rahatsız ettiği için siyasi tercihlerini keyfi olarak kullanmasına engel gibi gördüğü her şeyi kaldırmaya soyundu.

OHAL den sonra onun isteği üzerine her şeyi tekeline alarak rektörleri dilediği gibi atayacağı yöntem geliştiriliyor.

-KHK ile önce rektörlük seçimlerini kaldırarak üniversitelere dışarıdan tepeden inme atama yapılıyor.

-YÖK ün gönderdiği listeye bağlı kalmamak keyfi atama yapmak için YÖK ün teklifi şartı kaldırılıyor.

-YÖK tarafından yapılacak ön mülakatlar iptal ediliyor ve Erdoğan’a direk resen atama yetkisi veriliyor.

-Rektörlük için 3 yıl profesörlük yapmış olma şartı kaldırılarak Berat Albayrak’ın 1 yıllık profesör arkadaşı rektör olarak atanıyor.

-Bu atamayı yaptıktan 5 gün sonra 3 yıl profesörlük yapma şartını yeniden geri getiriliyor.

-İki ay sonra bu şartı tekrar kaldırıp 1 aylık profesör olan MEB eski müsteşarı rektör olarak atanıyor.

-Şimdi de rektör atamalarında YÖK ün raporlama sistemini getiren kararnameyi yayınlıyorlar.

Her gün ayrı bir manevrayla üniversite rektörlerinin birer birer değiştirip akademik yeterliliğe bakmadan, öğretim üyelerinin kendi aralarındaki tercihlerini yok sayarak, üniversite yönetimlerini yandaşlarla teslim ediyorlar.

YÖK İKTİDARIN AKADEMİK KIYIM APARATINA DÖNÜŞTÜ

Üniversiteleri kontrol altında tutmak için askeri yönetimlerin ürünü olarak 1981 yılında kurulan YÖK ilk yıllarda yöneticilerin üniversiteleri istedikleri gibi yönlendirdikleri üniversitelere arası koordinasyonu baskı aracına dönüştürdükleri bir yapıdaydı. 1989 dan sonra rektörlük için üniversiteler bünyesinde seçim yapılmasına izin veriliyor, ama rektörü bazen Cumhurbaşkanına rağmen YÖK belirliyordu. 28 Şubat döneminde 1998 den itibaren bu kurum üniversiteler üzerinde askerlerin baskı aracına dönüşerek, MGK kararları ile üniversite özerkliği yeniden sıfırlandı. Üniversiteler başörtülülere ve katsayı engeliyle İHL lere kapatılırken, kurum laiklik tartışmalarının merkezinde yer aldı. Gül’ün cumhurbaşkanı olarak atanmasından sonra kurum biraz rahatlamış ve toplumun isteklerine cevap veren bir yapıya kavuşmuştu.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte YÖK yeniden demokrasiden hızla uzaklaşmış ve iktidarın üniversitelerden rövanş alma aracı haline gelmiştir. Üniversite yönetimlerini ele geçirmek için tamamen ideolojik ve siyaset endeksli bir proje başlatılmış önce Gül’ün atadığı Davutoğlu’nun desteklediği Gökhan Çetinsaya başkanlık görevinden alınarak yerine Yekta Saraç getirilmiştir. 2014 yılındaki bu değişiklik ilk günden itibaren üniversitelerde köklü operasyonların başlayacağının işareti olarak yorumlanmıştır.

Görev değişikliğinden sonra kurumdaki birimlerde çaplı bir kadro değişimi yaşanmış, tüm kurul ve komisyonların kontrolü parti talimatlarını dinleyeceklerle doldurularak YÖK te akademik personeli fişleyecek bir mekanizma kurulmuştur. Arda arda gelen rektör değişimleri ve YÖK teki değişimler sonucu çok yoğun bir fişleme çalışması başlatılmış, 15 Temmuz’dan önce tüm akademik personel ve diğer çalışanlar dünya görüşüne göre tek tek fişlenmiştir. Sadece YÖK teki bu çalışmalar darbenin iktidar tarafından planlandığının delili niteliğindedir.

15 Temmuzdan 4 gün sonra YÖK Erdoğan’ın bir aparatına dönüşerek üniversitelere yerlerine yenileri atanıncaya kadar tüm dekanlardan(1.577 dekan) istifalarını isteyen bir yazı göndermiştir. Birçoğu hakkında soruşturma başlatılacak dekanların kendi elleriyle istifa etmelerinden sonra yerlerine Erdoğan ekibine biat edecekler görevlendirilmiştir.

Ardından arka arkaya yayınlanan KHK lar ile önceden fişlenerek belirlenmiş 1.406 araştırma görevlisi, 1.512 yardımcı doçent, 885 doçent, 766 profesör toplamda 5.295 akademisyen 2 bine yakın idari personel olmak üzere yaklaşık 7 bin civarında personelin üniversitelerle ilişkisi kesilmiştir.

Vakıf üniversiteleri dâhil üniversitelerden atılan sadece akademisyen sayısı 7.600 ü buluyor. 15 vakıf üniversitesi delil gösterme gereği bile duymadan kapatılıyor. Bu kurumlarda öğrenim gören 65.000 öğrenci hiç tercih etmedikleri halde devlet üniversitelerine taşınıyor. 2.800 den fazla akademik personel ise sokağa atılıyor.

OHAL kalkarken YÖK e 3 yıl süre ile yargı karar olmadan ihraç yetkisi veren düzenlemeyle muhalif akademisyenlerin temizlenmesi rolü verilmek isteniyor. YÖK üniversitelerin özerk olduğu kendilerine bağlı taşra teşkilatı olmadığını, yeni kadro alma jüri seçimini üniversitelerin yaptığını,  güvenlik soruşturmasını ilgili emniyet biriminden aldıklarını, atamaların rektörlüklerce yapıldığını, 3 yıl mahkemesiz görevden atma yetkisinin yasalar ve uluslar arası kuruluşlar karşısında kurumu zor durumda bırakacağını yönünde olumsuz görüş bildirerek görüntüyü kurtarıyor. Ancak el altında MİT le ortak çalışma içinde muhalif akademisyen tasfiyesi için çalışma yürütüyor.

YÖK AKADEMİSYEN KIYIMINDA AKTİF ROL ALIYOR BEYİN GÖÇÜNÜ HIZLANDIRIYOR

YÖK ün ve AKP nin ihraç baskısı altında üniversitelerde gerilim artıyor, parti politikalarını benimsemeyen akademisyenler kendini güvende hissetmiyor. Osmanlı’da ırkçılık akımlarıyla Ermenilere yapılan zulümden sonra ülkede en büyük insanlık dramlarından biri yaşanıyor. Hitler dönemi dışında dünya tarihinde hiç yerde yaşanmamış bir akademik soykırım yapılıyor. Barış akademisyenleri bildirisi imzalayanlar cemaatle bağlantısı olanlardan başlayarak muhalif görüşteki akademisyenler hiçbir kişisel suçu olmasa bile vatan haini ilan edilip üniversitelerden ihraç ediliyor.

Devlet yönetimini eline geçirmiş ancak insan yetiştirmenin önemini bilmeyen cahil bir güruh ülkenin yıllarca emek vererek yetiştirdiği bir kısmı yurtdışında eğitim görmüş en donanımlı kadrolarını sistemin dışına iterek kendi siyasal baskı düzenini kurmaya çalışıyor.    

Dışarıya kaçma fırsatı olan akademisyenler tüm birikimlerini sıfırlama pahasına ülkeyi terk edip iktidarın zulmünden kendini kurtarmaya çalışıyor. Bulunduğum ülkede Profesörlük unvanını bırakıp sıfırdan mesleğe başlamaya çalışan akademisyenler gördüm. İktidar partisi işten attıklarının ya da tehdit ettiklerinin yurt dışına çıkışını engellemek için pasaportlarını iptal ediyor, ancak bu da birçoğunu durduramıyor. Kendini iktidarın zulmünden kurtarmak isteyen akademisyenlerden fırsatını bulan yurt dışına kaçıyor.

Üniversitelerde askeri dönemlerde bile yaşanmayan bir kıyım yaşanıyor, rektörler devletin istihbarat birimleriyle birlikte iktidara muhalif öğretim görevlisi avına çıkıyor. Üniversiteler arası bir dernek olan Ünivder cumhuriyet tarihinin en büyük akademisyen kıyımının bu dönemde yapıldığını anlatan bir sergi açıyor.   

İktidar ise üniversitelerde akademik kadronun tükenmesinden adeta zevk alır gibi boşalan birimleri hızla partilerle dolduruyor. YÖK üyeliklerine Metin Kıratlı, Naci Albal, Naci Gündoğan, Necip Çamuşcu gibi bakanlıklarda ve Cumhurbaşkanlığına yakın çalışma ekibindekiler atanarak kurum tamamen siyasetin emrine veriliyor.

YÖK İLE ÜNİVERSİTELER PARTİLİLERE TESLİM EDİLİYOR

Erdoğan OHAL aldığı yetkisi adeta tepe tepe kullanarak üniversite yönetimlerini ele geçirmeye soyunuyor. Etik ahlaki ilkelere aykırı KHK larla üniversiteleri adeta kendi çiftliğine döndürüyor. Bu dönemde yapılan atamaların tamamen siyasi tercihler göre olduğu delilleriyle basına yansıyor. Rektör atamalarında Erdoğan’ın tek kriteri ya İlahiyatlı olmak ya da parti yandaşı olmaktan geçtiği ortaya konuyor. Basında yer alan ilk akla gelen rektör listesine baktığınızda;

-Eski AKP milletvekili Cevdet Erdöl, Sağlık bilimleri üniversitesine,

-Eski AKP belediye başkan adayı ilahiyatçı Yılmaz Can, Giresun üniversitesine,

-Eski İHL öğretmenin ilahiyatçı Ali Akdoğan, Ordu üniversitesine,

-İlahiyat öğretim görevlisi Nihat Dalgın, Sinop üniversitesine,

-İHL mezunu Mahmut Ak, İstanbul üniversitesine,

-AKP milletvekili adayı Hamdullah Şevli, Van Yüzüncü Yıl üniversitesine,

-Ensar vakfı programlarının müdavimlerinden Ahmet Saim Kılavuz,  Uludağ üniversitesine,

-Ensar vakfı programcılarından Mehmet Karakaş, Afyon Kocatepe üniversitesine,

-MÜSİAD istişare kurulundan Sedat Murat, Çanakkale On Sekiz Mart üniversitesine,

-Erdoğan’ın sınıf arkadaşım dediği Mehmet Emin Arat, İstanbul Ayvansaray üniversitesine,

-Eski MEB müsteşarı Yusuf Tekin, Hacı Bayram Veli üniversitesine,

-Berat Albayrak’ın arkadaşı bir yıllık prof Nuri Aydın, Cerrahpaşa üniversitesine,

-İktidarın TRT ye atadığı Ali Osman Öztürk, Hitit üniversitesine,

-Bilal Erdoğan’ın TÜGVA sında eğitimci Vatan Karakaya, Ahi Evran üniversitesine,

-Eski AKP genel başkan yardımcısı Nükhet Hotar, Dokuz Eylül üniversitesine,

-Evrakta sahtecilikten ceza almış Handan İnci Elçi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar üniversitesine

-Barış akademisyenlerinin memuriyetten atılmasını isteyen Nigar Demircan Çakar, Düzce üniversitesine rektör olarak atanıyor.

Etik ilkelere en çok bağlı kalması gereken akademisyenler makam kapmak için AKP nin tüm gayri ahlaki uygulamalarını destekleme yarışına girişiyor. İktidar partisi her yeri kirlettiği gibi üniversiteleri de kirletiyor. Akademisyenler bilimsel çalışmalarla öne çıkma yerine partiye yaranmayı tercih ediyor. Partili yandaş ya da ilahiyatçı rektör listeleri uzayıp gidiyor.   

PARTİLİ REKTÖRLER ÜNİVERSİTELERİ SİYASETİN OYUNCAĞI HALİNE GETİRİYOR

Siyasi ve ideolojik görüşlere göre atanan rektörler kendilerini etik ve ahlaki ilkelere bağlı hissetmiyor her gün ayrı bir skandala imza atıyorlar.

-Harran Üniversitesi Rektörü Ramazan Taşaltın “Cumhurbaşkanına itaat farz-ı ayın, karşı gelmek haramdır” açıklaması yapıyor. AKP milletvekili ve Naci Bostan rektörün bu sözlerini “Rektörün Cumhurbaşkanıyla ilgili sözlerinin rektörlük makamında aranan akademik müktesebatla hiç ilgisi yoktur” demek zorunda kalıyor.

-Kastamonu üniversitesi rektörü Ahmet Hamdi Topal göreve başladıktan 3 gün sonra kuzeni Erol Topal’ı TÖMER’e müdür okul arkadaşı Yavuz Güloğlu’nu rektör danışmanı olarak atıyor.

-Yalova üniversitesi ilahiyat mezunu rektörü Suat Cebeci üniversitede diğer öğrenci derneklerine izin vermezken okulu Alperen ocaklarına teslim ettiği okulla ilişkisi olmayanların giriş çıkışıyla diğer görüşten öğrencileri baskı altında tutmak istediği basına yansıyor.

-Kocaeli üniversitesinde rektörü Sadettin Hülagu büyük bir işgüzarlık içinde doktorasına tamamlamış gencecik 19 akademisyenin işine son veriyor.

-Mardin Artuklu üniversitesi rektörü Ahmet Ağırakça İslam âlimi olduğunu iddia ederek Arap şeyhleri gibi kıyafetler giyip bunu sosyal medyada paylaşıyor “okulda kız gibi hoca istemediğini, Erdoğan’ın Mardin temsilcisi olduğunu” açıklıyor.

-Mimar Sinan üniversitesi rektörü Handan İnci Elçi akademisyen odalarını basıyor, kulüp odalarına el koyuyor, akademisyenleri iktidara biat etmeye zorluyor.

-Siirt üniversitesi rektörü Murat Elman Kardeşi Muhittin Selami Erman’a özel kadro açıp özel şartlarla sadece onun seçilmesini sağlayarak öğretim görevlisi yapıyor ve ardından müdür yardımcılığı makamına getiriyor.

-Gaziantep bilim ve teknoloji üniversitesine bir ilahiyatçının rektör olarak atanabilmesi için üniversitenin ismi İslami bilim ve teknoloji üniversitesi olarak değiştiriliyor, ardından herkesin dini TV programlarından tanıdığı Nihat Hatipoğlu rektör olarak görevlendiriliyor.

-Sinop üniversitesi rektörü Nihat Dalgın üniversitede barış ortamını bozduğu, liyakati devre dışı bırakarak siyasi kadrolaşma yaptığı, kayırmacılık ve adaletsizliklerin arttığı, kişiye özel kadro belirlediği, her konuda çifte standart uyguladığı gündeme geliyor.

-Munzur üniversitesinde rektör Ubeyde İpek akademisyenleri Eğitimsen den istifaya, Eğitim Birsen’e kaydolmaya zorluyor, cemaat ve barış imzacısı akademisyenlerini fişleyerek YÖK e bildiriyor.

ÜNİVERSİTELERDE REKTÖR PROTESTOLARI BAŞLIYOR

Boğaziçi üniversitesini ele geçirmek için Erdoğan en yüksek oyla seçilen Gülay Barbarasoğlu yerine hiç seçime katılmamış birini AKP milletvekili Emine Nur Günay’ın kardeşi Mehmet Özkan’ı atıyor. Bu güne kadar hiç olayların yaşanmadığı üniversitede ilk kez protestolar başlıyor. Hem hocalar hem öğrenciler arasında ciddi huzursuzluk baş gösteriyor ve öğrenciler açılış konuşmasında arkalarını dönerek rektörü protesto ediyor, üniversiteye kayyum istemediklerini açıklıyorlar. İlk kez öğrenciler protesto etmek için kampüse girmek istiyor polis girişi engelliyor ve en saygın üniversitede iktidar marifetiyle barış ortamı bozuluyor. Boğaziçi üniversitesinde yönetimi gasp etmek için yapılan girişimdeki problemleri gören Erdoğan daha sonra rektörlük seçimlerini KHK ile kaldırarak keyfi atama yetkisini eline alıyor.

ODTÜ'yü ele geçirmek için atanan Mustafa Versan Kök’ü açılış konuşması sırasında öğrenciler rektöre arkalarını dönerek protesto ediyorlar. “Tayyipler âlemi” pankartı taşıyan 4 öğrenci gözaltına alındıktan sonra mezuniyet töreninde protestoları engellemek için polis önceden fişlenmiş öğrencilerin evlerine baskınlar düzenleyip 4 öğrenciyi daha gözaltına alıyor.

Ankara üniversitesi rektörü Erkan İbiş akademisyenliği bırakarak parti militanı gibi hareket ediyor. KHK larla 117 akademisyenin işten atılmasında etkili oluyor, buna karşılık kampuslarda “sarayın İbiş’i olmayacağız, rektör istifa” sloganlarıyla protestolar başlıyor.

İstanbul Şehir üniversitesine rektörü olarak atanacağı konuşulan Ali Atıf Bir daha görevlendirilmeden öğrenci ve öğretim görevlilerinin protestolarıyla karşılaşıyor.

İTÜ de açılış töreninde başbakan ve bakanların tebrik mesajlarını okuyan Rektör Mehmet Karaman’ın konuşmasını öğrenciler sırtlarını dönüp yuhalayarak protesto ediyor.

Dokuz Eylül üniversitesinde güzel sanatlar fakültesi dekan yardımcısı Hacı Yakup Öztuna öğrenci ve velileri tarafından ıslıklarla sırtlarını dönerek protesto ediliyor.

İstanbul üniversitesinde rektör Mahmut Ak, “Yandaş Mahmut Ak defol, üniversite bizimdir, baskılar bizi yıldıramaz, işgalci rektör” pankartlarıyla protesto ediliyor. İstanbul üniversitesinin bölünmesini protesto eden rektör yardımcısı Mert Savrun istifa ediyor, vatandaşlar ve öğretim görevlileri siyasi gerekçelerle yapılan bu tasarrufu protesto ediyor.

Bilgi üniversitesinde rektör Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle Zeynep Balıkçıoğlu’nu işten çıkarıyor, buna karşılık özel üniversitede öğrenciler atılan hocalarına sahip çıkarak rektörü protesto ediyor.

PARTİLİ REKTÖRLERLE ÜNİVERSİTELERDE YOLSUZLUKLAR YAYGINLAŞIYOR

Üniversitelerde yolsuzluklar ayyuka çıkıyor, Giresun üniversitesine Erdoğan’ın atadığı rektörün bilgisi dâhilinde yardımcısının da karıştığı araştırma laboratuarı için hiçbir yasal süreç işletilmeden büyük ödemeler yapılıyor. 83 kalem malzeme için ayrılan 2,8 milyon TL ödeme karşılığı 9 kalem malzeme alınıyor, 664 binlik cihaz dışarıya bırakılarak çürümeye terk ediliyor. Cihaz kullanımı hakkındaki yurt dışında yapılan eğitimler için ayrıca kasadan para ödeniyor.

Fırat üniversitesi öğrenci harçlarını kendilerine yatırması karşılığı Vakıfbank’tan promosyon olarak ödenmesi gereken 162 bin TL kesilerek geçici olarak kullanmak üzere bir Audı A8 otomobil veriliyor. Uludağ üniversitesi Garanti bankasından alınan promosyon gelirleri olan 535 bin TL yi üniversite yerine vakfına aktarıp dilediği gibi kullanıyor.  Kastamonu üniversitesinde sahte diplomalı Cuma Aydın akademisyen olarak atanıyor, sonra bölüm başkanı yapılıyor, suç ortaya çıkınca rektör emekliliğini isteyip kurtarılıyor.    İstanbul üniversitesinde 1,5 milyon TL kayıtlara girmediği tespit ediliyor,  bunun karşılığında Ziraat bankasının üniversite yönetimiyle kendilerinde para tutmaları şartıyla vakfına 7 adet BMW bağışladığı tespit ediliyor.

Gazi üniversitesi AOÇ ait arazi için ihale açıyor, ihaleyi AKP li Kuzu inşaat alıyor. %60 arsa payı ile verilmesi gereken ihale %40 payla veriliyor, bu alışverişten sadece bir komisyoncu 5 milyon pay alıyor.  Çukurova üniversitesi 4,5 milyon dolar zarara uğratılıyor, suistimali yapan yöneticiler hakkında YÖK araştırma izni vermiyor. İslam kalkınma bankasından 8,9 milyon dolarlık eksik ve bozuk tıbbi cihazlar alınarak üniversite zarara uğratılıyor. Ancak taraflar bu davadan beraat ettiriliyor. Marmara üniversitesinde akademisyenlere 17 milyonluk fazla ödeme, mükerrer ödeme kayıtları tespit ediliyor.

Ege üniversitesi vakfı 2019 yılında gelir getirici işletmeleri yeni çıkan bir yasaya dayanarak ihaleyle vermekten vazgeçiyor özel kişilere çıkar sağlayan bir çark kuruluyor. Yıllık geliri önceleri 7 milyonu bulan hastanedeki parklar ve kefeleri rektörün kurdurduğu bir firmaya tartışmalı yolla 1 milyona devrediliyor.  Bu yolla bir yandan kurulan şirket fiyat artışlarıyla gelirini katlarken üniversite 6 milyondan fazla zarara uğratılıyor.

Aydın Adnan Menderes üniversitesinde 2018 yılında yaklaşık 15 milyonluk bir ihaleye ait bilgiler önceden 4 yandaş firmaya aktarıldığı ve onların kendi aralarında anlaşarak diğer firmalara karşı avantaj elde ettikleri ortaya çıkıyor.

Lüks ve şatafat düşkünlüğü AKP yöneticilerinden üniversite yöneticilerine geçiyor. Kimi makam odasında bu lüksünü sergilerken, 90. sırada Siirt üniversitesi rektörü Murat Elman 4x4 dizel motorlu, ısıtmalı koltuklu, hız sabitleme sistemli, elektromekanik direksiyonlu, çift bölgeli tam otomatik klimalı, ön arka park sensörlü, deri direksiyonlu uydu telefonlu, yol bilgisayarlı, navigasyonlu vb özelliklerini sayarak adeta uzay mekiği gibi makam aracı istiyor.

Burada sayılanlar basına yansıyanlardan ilk akla gelenler bunlar gibi daha onlarca olay; üniversitelerde akademik ilkelerin tamamen yok edildiğini, partili rektörlerle üniversitelerin adeta çiftliğe dönüştürüldüğünü, 80 öncesinde olduğu gibi yüksek öğretimin tek parti zihniyetine teslim edildiğini, sadece rant aracı haline getirilerek akademik rekabet ortamının yok edildiğini gösteriyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ