"Türkiye'nin siyasi mahpusları tahliye edilecek mi?"

"AKP ve MHP çoğunluğunun sesli, muhalefetten İyi Parti'nin sessiz desteğiyle, siyasi mahpusları (ve gardiyanlarını) içerde virüsün insafına bırakacak, bir kez daha Türkiye siyaset sınıfının vicdansızlığını dünyaya ilan eden bir taslakta uzlaştı."




Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar'ın analizi şöyle;

 
Kovid-19 salgınının dünya sathındaki etki ve tepkilerine dikkatle bakanlar, Türkiye'ye egemen olan hunhar ve cahil zihniyetin anlatmaya çalıştıklarımın aynası olduğunu anlamakta güçlük çekmezler. Bu yönetim tarzının başta kendi yurttaşları olmak üzere, aslında bu gezegenin tek bir insanlık düşüncesiyle buluşması ve buradan kendisini ıslah etmesi gerektiğini muhtemelen asla algılamayacak bir 'rehin alma' döneminden geçiyoruz.

Kovid-19 ülkeyi kuşatmışken bile, bunu hayal ürünü bir 'dış saldırı' ile bağlantılandıran, ve çözümü kireçlenmiş bir ezberle 'birlik ve beraberlik' üzerine kurgulayan bir anlayış, keskin bir kılıç gibi toplumun üzerinden sallanmakta.

Toplum üzerine empoze edilen sistem, zaten son dört-beş senedir bir 'polisiye karantina' halini ifade etmekteydi. OHAL kod adlı yönetim tarzı, halkı yalan ve habis mitoloji üretimiyle birbirine şüphe duyar hale getirmiş, sosyal grupların arasına korku ile tarif edilen kemikleşmiş bir 'mesafe'yi koymuştu.

Ülke, CHP liderinin de bir zamanki ifadesiyle bir yarı-açık cezaevine dönmüştü zaten. Kovid-19 bunun üzerine tüy dikti, ama ilginç bir şekilde, çelişkili de olarak, sosyal grup ayırdetmeden, zengin, şımarık, kapkaççı, yoksul, dürüst, namussuz, kadın-erkek, Türk-Kürt, İslamcı, muhalif, demokrat, faşist, yaşlı-genç, taşralı-kentli, eğitimli-cahil demeden aralarına daldı, bir beter olan durumu, bin beter hale getirdi.

''Krizi ben büyütüyorum' dedi adeta. ''Öylesine büyütüyorum ki ya hunhar iktidarınız bundan bir şeyler öğrenecek, ya da uyuşuk muhalefetiniz bir fırsat kapısı aralayacak...''

Mevcut Erdoğan yönetimi bundan bir ders çıkarıyor mu?

Öyle bir resim yok karşımızda. Herşey dün ve geçen hafta olduğu gibi. Aynen devam. Kovid-19 'bir mola verin, nefes alın, ve düşünün' diyor, ama iktidara el koyduğuna kani olan güruhta buna dair bir emare yok. Yandaşlar var, tamtakır bir hazine var, hala talan edilebilecek varlıklar var, koyun gibi güdülmeye devam edileceği sanılan kitleler var, sürekli fırından çıkarılan ezberler ve yalanlar var, mutlak itaat - sağlam menfaat denklemleri var, ve elbette, bütün bunların devamı için elzem görülen 'iç düşmanlar' var.

Her gün şu veya bu nedenle hakaret yağdırılanlar, tek bir kelime üzerinden derdest edilip kodese tıkılanlar, hapislerde saçma sapan nedenlerle çürümeye, ölüme terk edilenler.

Kovid-19'un orta yaş işgücü dışındakileri evlerine kapattığı Türkiye'de tehlike bu köhne zihniyetle her an patlama yaşayabilir.

Hazinesi kurumuş Başkan'ın aklı iki noktada kilitlendi:

Ekonominin çarkını döndürmek için 20-65 yaş arası kitleyi olağanüstü kıyım riskini gözardı ederek çalıştırma derdinde, bu bir.

Özene bezene, binbir iftira ve yalanla hapishanelere doldurulmuş, ve sayıları bugün 55 bine yakın olan siyasi mahpuslara gün yüzünü göstermemek, onları o pek önemsediği 'sosyal mesafe'nin sıfır olduğu tıklım tıkış hapishanelerde ölüme hedef kılmak, bu da iki.

Bana bugün Türkiye'de Kovid-19'un gazabına en açık toplu mekanlar neresidir, diye sorarsanız, üç yer sayarım:

Okullar, ibadet yerleri ve cezaevleri.

Başkan Erdoğan bu ilk ikisini iyi kötü kısıtladı, geç de olsa, istemeye istemeye de olsa, doğru karar verdi.

Ama iş cezaevlerine gelince, zurna zırt diyor.

Türkiye'de siyasi rengi ne olursa olsun hak hukuk adalet diye düşünen herkes cezaevlerinde tutulan, Türkiye'yi dünyanın utancı haline getiren 55 bine yakın siyasi mahpusun öncelikli olarak evlerine tahliye edilmesi gerektiğinde hemfikir. Bırakın (hırpalanmış, fiilen askıya alınmış olan) Anayasa'nın eşitlik ilkesini, kamu vicdanının bir infaz düzenlemesinde, şiddet suçları hariç sanık-hükümlü ayrımı yapılmasını kabul etmeyeceği açık.

İktidarın 'terör suçu' diye tanımladığı suç kategorisinin, akla gelen her muhalif veya muterizin içeri tıkılmasını sağlayacak, ancak polis devletlerine yakışır bir laf salatası olduğunu dünyada herkes biliyor. Karşınıza çıkan herkesi, şiddete başvurmadan, size itiraz ediyor diye içeride toplarsanız, ne dünyayı ikna edersiniz, ne de günün sonunda bu işin içinden çıkarsınız.

Hadise şimdi bu çerçevede kilitlendi.

Meclis'in Adalet Komisyonu AKP ve MHP çoğunluğunun sesli, muhalefetten İyi Parti'nin sessiz desteğiyle, siyasi mahpusları (ve gardiyanlarını) içerde virüsün insafına bırakacak, bir kez daha Türkiye siyaset sınıfının vicdansızlığını dünyaya ilan eden bir taslakta uzlaştı.

Bunun arka planı belli: Saray ve onu ayakta tutan ceberrut yapı ne Selahattin Demirtaş, ne Osman Kavala, ne Gültan Kışanak, ne Ahmet Altan, ne Nedim Türfent ne 150 küsur gazeteci, ne yüzlerce avukat, ne yüzlerce öğrenci, ne de onbinlerce Kürt Türk solcu veya dindar insanların adını duymaktan yana. Hele Demirtaş, Kavala, Altan gibi isimler geçtikçe, biliyoruz ki, Başkan'ın tüyleri diken diken oluyor.

Ne olacak peki? Adalet için çırpınan HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, komisyon toplantısı ardından son kez haykırıyor:

''İşte eve kapanmışız, işe gitmiyoruz ya da hayatımızda görmediğimiz olağanüstü tedbirler alıyoruz. Sen bu durumda kalkıp en önemli şey olan insan yaşamını düşünmüyorsun gidip yeni yasaklar getirmekle meşgulsün. ‘Ben mahpusa hayatını nasıl biraz daha zindan ederim. Siyasi mahpusun biraz daha canını nasıl okurum. Adli ile siyasi tutuklu arasında nasıl daha iyi ayrım yaparım. Benim sözümü dinlemeyeni nasıl biraz daha terbiye ederim’ diyorsun ve kafayı bunla bozuyorsun. Bir insan yaşamını yitirdiğinde sen burada istediğin kadar iyileştirme yaptım de değişen bir şey olmayacak. Evet, iyi şeyler de var ama asıl önemli hususu es geçerek sadece teknik infaz yasasına yoğunlaşmak çok anlamlı değil.

Şu anda insanların tek derdi o delikten çıkmak ve yakınlarına kavuşmaktır. Biz bu konuda Meclis’te sabaha kadar tutuklular için tutuksuz yargılama, mahkumlar için de infaz erteleme kararı alınması ve cezaevleri boşaltılsın dedik. Burada da tek istisnamız kadına ve çocuğa yönelik suçlar hariç dedik. Gerçekten şu anda cezaevlerinde büyük bir tedirginlik var ve birçok ülke cezaevinde ölümler başladı. Bu konuda herhangi bir önlemin alınmaması büyük bir vebale neden olacaktır."

Salı günü, yani yarın TBMM infaz yasası düzenlemesini görüşecek ve karara bağlayacak. Ve muhtemelen, bir yanlışa daha imza atılacak, ve ülke Kovid-19'un sunduğu toplumsal barış fırsatını bir kez daha kaçıracak.


'Mehmet Altan'ın dediği gibi:

''Çünkü ölçü hukuk değil, ölçü siyaset. Siyasi yamyamlık… Hukuku yok sayan siyasi yamyamlık ve bunun amigoluğu bu topraklara maalesef yabancı değil...''

Umarım yanılıyorum. Umarım TBMM beni şaşırtır.


Kaynak: AHVAL
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ