"Türkiye’nin hedef ve imkanları tutmuyor: Müflis ülke savaştıkça batar!"

"Türkiye askeri güç olma iddiasında ancak ekonomik olarak çöküntü içinde. Erdoğan’ın dediği gibi bu uçaklar leblebi atmıyor. Türkiye 70 cente muhtaç hale geldiği bir dönemde bu ekonomisi bu tabloyu kaldıracak dirençte değil, hele yazdan itibaren."


Gazeteci Ergun Babahan'ın Ahval'de yer alan analizi şöyle;

Tarihin bir anında güçlü olmanız her şeye muktedir olduğunuz anlamına gelmeyebiliyor. Çok güçlüsün, tweet atanı bile hapse atıyorsunuz, medya elinizde, yargı elinizde ama demir parmaklıklar ardına gönderdiğiniz bir Ahmet Altan’ı, bir Selahattin Demirtaş’ı, bir Selçuk Mızraklı’yı ve daha nicelerini teslim alamıyorsunuz. Dışarıda ne idiyseler, içerde de o’lar, hem de canları pahasına. 


Dersim Soykırımı’nda oğluyla birlikte darağacına gönderilen Seyit Rıza’nın sözünü tekrarlıyorlar her gün muktedirin yüzüne:

“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun.”

Türkiye şu anda Irak’tan Suriye’ye, Libya’dan Somali’ye bir coğrafyada Katar’ın mali desteğiyle askeri harekatlar yönetiyor, toprak işgal ediyor, yönetimi altına alıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin bile askeri işgallerin maliyetiyle başa çıkamayıp Afganistan çekilme, Irak’ta küçülme çabasına girdiği bir dönemde, üstelik koronanın vurduğu dünyada…

Korona darbesi Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi nüfusu az, doğal zenginlikleri fazla ülkeleri bile olumsuz etkiledi. Libya ve Yemen’deki savaş için açtıkları muslukları kestikleri söyleniyor. Trilyon dolarla ifade edilen varlık fonları ve dünya ekonomisi düzelince akmaya başlayacak petrol geliri olan ülkeler bunlar. Önlem alıyorlar, Katar da bir yerde bayrağı çekecektir.

Şu anda Libya’da 10 bini aşkın Suriyeli Cihadçı Türkiye destekli Serrac Hükümeti saflarında savaşıyor. Aylık maaşlarının 2 bin dolar civarı olduğu söyleniyor bu savaşçıların. Ayda 20 milyon dolar, yılda 250 milyon dolar eder. Askeri teçhizatları, yemeleri-içmeleri hariç. Ve bu ne zaman biteceği, getirisinin ne zaman başlayacağı bir yatırım değil. Suriye savaşı gibi daha yıllarca devam edebilir.

Türkiye askeri güç olma iddiasında ancak ekonomik olarak çöküntü içinde. Erdoğan’ın dediği gibi bu uçaklar leblebi atmıyor. Türkiye 70 cente muhtaç hale geldiği bir dönemde bu ekonomisi bu tabloyu kaldıracak dirençte değil, hele yazdan itibaren.

Türkiye o kadar sıkıntıda ki, sanayinin ara malı ihtiyacı olan maddelere bile ek vergi getirdi. Hazine Bakanı buna bir de kılıf buldu: Türkiye ihracatının ithalata bağımlılıktan kurtulmasına, yerliliğe geçişe bağladı konuyu. İflas ettik diyemeyeceğine, “meteliğe kurşun atıyoruz” diyemeyeceğine göre…

Kazın ayağı Albayrak’ın söylediği gibi değil ama: 

“2018 Nisan ayında ihraç edilen ürünlerin ortalama kilogram fiyatı 1,42 dolar iken, 2019’un Nisan ayında bu tutar 1,11 dolara kadar geriledi. Öte yandan 2019 Nisan ayı ihracatının kilogram fiyatı aynı zamanda son yılların en ucuz ihracatı oldu. Böylece ihracat miktarı bir yılda yüzde 33 artmasına rağmen ihracattan elde edilen gelir yüzde 5 oranında azalıyor.”

Yani Türkiye üretim için ithal ettiği mallara bir artı değer koyamıyor ama Albayrak ithalat-ihracat dengesinde Almanya’dan bile iyi olduğumuzu iddia edebiliyor. Mesela Almanya otomobillerde kullandığı plastik aksamı Türkiye’den ithal ediyor. Türkiye, o malzemeyi üretecek plastiği zaten yurtdışında ithal ediyor. Üzerine işçilik veya bir kar payı koyarak Almanya’ya satıyor. Hem de kilosu bir Euro’dan…

Almanya ise o plastik aksamı ürettiği otomobiller takıp kilosunu 30-40 belki de 100 Euro’ya satıyor. Başta Saray olmak üzere tüm devlet teşkilatı değeri yüzbinlerce Euro ile ifade edilen o otomobillere avuç dolusu döviz saçıp alıyor ve keyfini sürüyor ama Albayrak dönüp bunları görmeden “tüketim ekonomisi”ni eleştiriyor.

Hazine Bakanı’nın Türkiye ekonomisini kıyaslamaya kalktığı Almanya’nın ihracatı 1 trilyon 300 milyar Euro. Yıllık cari fazlası Türkiye’nin ihracat rakamından daha fazla. Ama Türkiye’nin Cumhurbaşkanı bir yerden bir yere en lüks Mercedes ve dev bir koruma konvoyuyla giderken Almanya’nın Başbakanı Volkswagen’e biniyor. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından demokratik hukuk devletine dönüşen Almanya, ne komşularını ne de uzak Afrika ülkelerini işgal planları yapmıyor.

Koronanın vurması öncesi hızla çökmeye başlayan Türkiye ekonomisi bu salgınla birlikte içinden çıkması neredeyse imkansız bir dibe sürüklendi. Koca ülke Katar’la yapıldığı iddia edilen 15 milyar dolarlık bir swap anlaşmasına muhtaç hale geldi. Buna rağmen askeri maceralarını ara vermeden, bayram-seyran demeden sürdürüyor.

Oysa deniz bitti. Libya’da kritik bir üssün alınması, Hafter koalisyonunun kırılmaya başlaması savaşın zaferle noktalandığı anlamına gelmiyor.

İçeride insanların sokakta “Artık yemeklerinizi alırım” diye bağırarak dolaştığı bir ülke, dışarıda askeri başarı hayalleri peşinde koşuyor. Bu öngörüsüzlük ve iş bilmezliğin sonucu ülke insanını Enver Hoca’nın Arnavutluk’u gibi ot yemeye mahkum etmektir.

Kaynak: Ahval Türkçe
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ