"Siyasal İslamcı AKP topluma hiçbir olumlu katkı sunamıyor"

"Milli eğitim Bakanlığının geçtiğimiz günlerde yayınladığı 2017-2018 eğitim istatistiklerine göre AKP iktidarının eğitimde kayda değer hiçbir projesi olmadığı ortaya çıkıyor."




İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


Cemaatin topluma olumlu davranış kazandırmada başarılı kurumlarının kapatılmasından sonra 1980 öncesi gibi ülkemiz gençliği açısından yeniden tehlike çanları çalmaya başlıyor.

Siyasal İslam anlayışına sahip yönetimlerin olduğu ülkelerde yaşananların benzerleri Türkiye’de yaşanıyor. Devletin her kademesinde yönetimi ele geçirmelerine rağmen diğer birimlerinde olduğu gibi her gün eğitimde yeni bir yıkıma imza atarken yerine olumlu bir şey koyamıyorlar. Devlet birimlerinin tümünde yaşanan kafa karışıklığı eğitime de aynen yansıyor, eğitim sistemi hedefi belirsiz bir gemi gibi oradan oraya savruluyor.

-Göreve getirdikleri kadroların çoğu eğitimi ortak bir hedef etrafında birleştirmekten çok uzak görünüyor.

-Bakanlar dâhil kendi getirdikleri kadrolara güvenmiyor hiçbir devlet biriminin kendi başına çalışmasına izin vermiyorlar.

Her devlet biriminde hedefler; tek adam konumundaki Erdoğan’ın talimatıyla, sarayda oluşturulmuş konuyu bilmeyen siyasi kadrolar ya da parayla saraya bağlı, yanlış kararları projeye dönüştürme görevi üstlenmiş objektiflikten uzak uzmanlar tarafından belirleniyor.

Çok önemli projeleri olsa da, Ziya Selçuk gibi bakan ve bakanlıktaki kadroların eğitimin genel politikasını belirleme yetkisi yok. Onlara sarayın ortaya koyduğu politikaların içini doldurma, hata ve noksanların sorumluluğunu üstlenip tamamlama görevi veriliyor.

-Tamamen siyasi amaçlarla her yıl bir okul grubu başka bir okul grubuna dönüştürülüyor.

-Liselere giriş sistemi defalarca bozuluyor.

-Ailelerin en yakınlarındaki köklü okulların tabelaları iktidarın keyfine göre değiştiriliyor.

-Bakanlık kadroları iktidarın siyasi hedeflerine göre belirlenmiş yıkım faaliyetlerinin içini doldurmak için çalıştırılıyor.




EĞİTİMDE TÜM KAYNAKLAR SADECE PARTİLİ GENÇLİK YETİŞTİRMEYE HARCANIYOR


İktidar partisi eğitimden sadece tek bir şey bekliyor:

-Onlar en kısa sürede sokağa dökebilecekleri partili genç kitleler oluşturmayı hedeflemişler.

-Hızla yeni İHO açıyor ve içine öğrenci doldurmaya çalışıyorlar.

-Açtıkları bu okullardaki öğrencilerin olumlu düşünce ve davranışlara sahip olması gibi bir dertleri yok.

-İlgili Genel Müdürlüğü bu gençlere olumlu davranış kazandırmada kullanma gereği bile duymuyorlar.

Onlar gazete haberleriyle kolayca yönlendirebilecekleri sloganla sokak hareketlerinde kullanabilecekleri gençlik grupları yetiştirmeyi en öncelikli hedef olarak görüyorlar.

Bakanlıktaki binlerce kadro bir yandan kendi birimiyle ilgili rutin işlemleri sürdürürken, bir yandan da sarayda belirlenen bu hedefi gerçekleştirmek üzere hizmet üretiyor.

-El konulan cemaat okulları,

-En iyi bölgelerdeki farklı genel müdürlüklere ait okul binaları,

Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün hizmetine veriliyor. Son 6 yıldan bu yana İHO yapmak üzere din öğretiminin emrine verilen bina sayısı 4 bini buldu. İktidar partisi tam bir rövanş mantığı içinde maaşlar ve devam eden birkaç proje dışında eğitimdeki tüm kaynakları bu alana kaydırmış görünüyor.

MEB 2018 yılı bütçesi 92,5 milyar lira, eğitimde kullanılan 87,3 milyarlık bölümünün 74,3 milyarı maaş-SSK lara, 11,5 milyarı da mal ve hizmet alımı ile cari transferlere harcanıyor. Yeni yatırımlar için ayrılan kaynağın neredeyse tamamı İHO için kullanıldığı gibi diğer genel müdürlüklerden aktarılan binalarla adeta bakanlığın yatırım bütçesinin üstünde bir kaynak bu okullara ayrılmış durumda.

Bakanlık 2012 yıldan sonraki dönemde eğitim yatırımları için sırayla 3,9 - 5,2 - 5,5 -6,2 - 7,2 - 7,7 milyarlık kaynak harcamış, bu dönemde eğitim yatırımları için ayrılan kaynağın toplamı 35,5 milyar lira. Din öğretimin hizmetine verilen 4 bin binanın her birinin ortalama 10 milyona mal olduğu düşünülürse bakanlığın bu genel müdürlüğe aktardığı kaynağın tutarı asgari 40 milyarı buluyor. 6 yıldan beri tüm bakanlık için ayrılmış kaynaktan daha fazlasını din okulu yapmak için harcamışlar.     

BAKANLIĞI SADECE GEÇMİŞİN RÖVANŞINI ALMA AMACIYLA KULLANIYORLAR

Yıllardan beri baskı dönemlerinde ne kadar unutturulmaya çalışılsa bile Anadolu insanı ortamın az rahatladığı dönemde yeniden kendi değerleriyle buluşacak yollar bulmuştur. 60 lı yıllarda Menderes, 80 li yıllarda Özal’ın getirdiği sınırlı özgürlük ortamları toplumda moral değerlere olan yönelimi artırmış, bir süre sonra derin yapılar bu değişimlerden rahatsız olup önünü tıkamıştır.

AKP 28 Şubatta devleti baskı altına alan yapılara karşı oluşan toplumsal reaksiyonu kullanarak iktidara gelmiş, ilk yıllarda özgürlükçü selefleri gibi demokrasiden yana mesajlarla geniş toplum kesimlerinin desteğini almış, ancak gücü ele geçirdikten sonra ülkeye demokrasi ve özgürlük getireceği yerde kendi siyasi hesaplarının rövanşını almaya soyunmuştur.

İktidarın eğitimdeki tek hedefi siyasal İslam anlayışında gençlik yetiştireceği Özal’dan sonra önü kesilen okulları açmaktır. Yetkiyi gasp ettikten sonra hedefini gerçekleştirmeye soyunmuş bu amaçla geniş toplum kesimleriyle kavgaya tutuşmuştur.

-Din eğitiminin verildiği okulları engelleyenlerden rövanş almaya çalışmaktadır

-Cemaatleri bir bir eriterek, geçmişte kendilerine destek vermeyenlerden öç almaktadır.

-28 Şubatla baş edebilen cemaati şeytanlaştırarak geçmişe ait hesapları görmektedir.

-Güneydoğuyu yakıp yıkarak kendine oy vermeyen yöre halkını göçe zorlamaktadır.

Erdoğan’ın topluma olumlu davranış kazandırma gibi bir derdi yoktur, o sadece kendi siyasi geleceğini sağlama almak için geçmişten beri içinde sakladığı kin ve nefreti dışa vurmakta, gücü eline geçirdikten sonra toplum kesimlerinden rövanş almaktadır.

Göstermelik bazı projeleri hariç tutarsanız Milli Eğitim Bakanlığının da rövanş alma mantığına göre çalıştığını görebilirsiniz.

-Laik devlet okullarının kapatılması,

-Cemaat okullarının kapatılması,

-Dershanelerin kapatılması,

-Özel öğretim kurslarının kapatılması,

-Kesintisiz eğitimin kaldırılıp İH ortaokullarının açılması

-Liselere giriş sisteminin değiştirilmesi,

-Bakanlığın ve okul yönetimlerinin nerdeyse tamamının tek bir sendikaya teslim edilmesi,

-Öğretmen ve yönetici olarak sadece yandaşları seçecek mülakat sisteminin getirilmesi   

Bunları çoğaltabiliriz.

İktidar partisinin mesleki eğitimle ilgili yaptığı tüm düzenlemeler geçmişten rövanş almak mantığına göre hazırlanmaktadır.



28 ŞUBATIN RÖVANŞI İÇİN KATSAYI ENGELİNİ KALDIRDILAR

İktidar partisi “meslek lisesi memleket meselesi” diye bir slogan ortaya atmış ve bu sloganın arkasına saklanarak geçmişin rövanşını almaya koyulmuştur. Yapılan düzenlemelerin büyük çoğunluğunu mesleki eğitimi özendirme amaçlı olduğunu söylemek mümkün değildir.

Bunların en önemlilerinden birisi meslek liselerinin önündeki katsayı engelinin kaldırılmasıdır.   

1998 de 28 Şubatçılar katsayı engeli çıkararak meslek liselerinde okuyan öğrencilerin yüksek öğretime girişini zorlaştırmışlardı.

O gün söylenen yalanların bugün farklı bir versiyonu AKP iktidarı tarafından söyleniyor.

Onlar mesleki eğitim almış öğrencilerin kendi mesleklerini yapmasını sağlamak, üniversite önünde yığılmasını engellemek gibi görüntüde masum aslında art niyetli bir gerekçenin arkasına sığınarak katsayı engeli getirdiler. Yaptıkları düzenlemenin mesleki eğitimi özendirmek amaçlı olduğunu savundular. Ancak tam tersi yaşandı öğrenciler yükselme şansının olmadığı meslek lisesinden hızla uzaklaştı ve bu okullar boşalmaya başladı.

O günün baskıcı anlayışı bu kaçışı engellemek için;

-Meslek lisesinden genel liseye nakil yasağı getirdiler,

-Öğrenci nakli yapan okul müdürlerini görevden aldılar,

-Zorla vatandaşların çocuklarını istemedikleri okulda okumaya mahkûm ettiler.

Kazara çocuğunu meslek lisesine kaydetmiş bir veli o dönemin boğucu atmosferinde devlet eliyle eğitim hürriyetlerinin elinden alınmasına açıktan isyan edemedi ama ya yasağı delecek kaçak yollar aradı ya da kaderine razı olup, çocuğunun akranlarının gerisinde kalmasını acı acı seyretti.

Bugünküler de; önce katsayı engelini kaldırıp tüm öğrencilerin üniversite girişte eşit şartlarda yarışması sağladılar. Önlerindeki engel kaldırılan meslek okulları ve İH okulları tabii seyri içinde gelişmeye başladı.

Ancak iktidar partisi bununla yetinmedi, 2012 den sonra geçmişin rövanşını almaya soyundular. Bu okulları ve öğrenci potansiyelini artıracak gayrı tabii yollara girildi.

LİSELERE GİRİŞ SİSTEMİ 28 ŞUBATTAN RÖVANŞ ALMAK İÇİN DEĞİŞTİRİLDİ

1998 den sonra meslek liseleri ile İH okulları ciddi kan kaybetmişti, şimdi aynı durum genel lise adı verilen akademik okullar için geçerli. Öncekiler üniversite girişle oynayarak öğrencileri diledikleri okul grubuna doldurdular. Bunlar da liselere giriş sistemiyle oynayarak öğrencileri diledikleri okullara doldurmayı hedefliyorlar.

İktidar katsayı engelini kaldırarak ulaşamadığı hedefine liselere giriş sistemini değiştirerek ulaşmaya çalışıyor. Onlar İH okullarına öğrenci akışını engelleyecek yollar geliştirmişti, bunlar da geçmişin rövanşını alıyor, aynı yöntemi diğer okul grubu için kullanarak genel liselere öğrenci akışını engelleyecek yollar geliştiriyorlar.

Sınavsız öğrenci alan “genel liseleri” kapatarak bu guruba giremeyen öğrencilerin önüne engeller koydular. Getirdikleri yeni sisteme göre 8. Sınıftaki bir öğrencinin akademik liseye girebilmesi için sınavda yaklaşık %15-20 lik dilime girmesi gerekiyor.

Eğer çocuğunuz sınavda bu dilime girememişse önünüzde tek seçenek mesleki eğitim, akademik eğitim almak isteyenler için sadece özel okul seçeneği bıraktılar, paranız varsa özel okula kayıt yaptıracak yoksa kaderinize küseceksiniz.

ÖGRENCİLERİ ERKEN YAŞTA MESLEKİ EĞİTİME ZORLAYARAK RÖVANŞ ALIYORLAR

İktidar partisi akademik eğitim alanlara siyasi görüşünü anlatmakta zorlanacağını düşünüyor ve bu gençleri muhalif adayı olarak görüyor. Hem arka bahçe olarak gördükleri İH okullarını hem de hayatı mesleğiyle sınırlı meslek liselerinde okuyanları daha kolay yönlendireceklerini hesap ettiklerinden 28 Şubatçılar gibi zorlamalı yollarla akademik liseleri engelleyecek yollar arıyorlar.

Her gencin bir alanda beceri sahibi olması gerektiği gibi gayet masum görünen bir mazeretin arkasına sığınarak, öğrencileri meslek liselerine doldurmaya çalışıyorlar.

Bir gencin erken dönemden itibaren bir konuda beceri sahibi olmasını istemek başka bir şey, onun daha seçim yapacak düzeye gelmeden bir mesleğe zorlayıp karar değiştirmesini engellemek, bir meslek grubuna mahkûm etmek başka bir şeydir.

Eğer gençlerin beceri sahibi olmasını istiyorsanız bunu özendirecek adımlar atar, okullar bünyesinde beceri geliştirecek yollar bulursunuz. Hâlbuki Bakanlık kısa süreli çalışmalarla elde edilebilecek böyle bir sonuç için öğrencilerin akademik eğitim almasını engelleyecek yöntemler geliştiriyor.

Lise yıllarında bir mesleğin seçilmesi ve gençlerimizin bu alanda kendini geliştirmesini istemek cazip gibi görünse de beraberinde çok büyük problemlere yol açtığından, öğrencilerin akademik eğitime yönelmesini engelleyen uygulamalardan gelişmiş ülkeler hızla uzaklaşmaktadır.

-Mesleki olgunluğun gelişmediği 13-14 yaşlarında bir genci hayatın geri kalanını geçireceğin mesleği seç demek onların eğitim hakkını engellemektir.

-Bu yaşta bir gencin ortaokuldaki başarısızlığıyla yargılayıp sınav sonucuyla akademik liseye girişini önlemek ona ileriki dönemde hatasını telefi etme şansı vermemek insani değildir

-Daha eğitimin ilk barajında onu eleyip diğerlerinden ayırmak, ara eleman damgası vurup onun gelişmesini durdurmak vicdani değildir.

-Mesleklerin çok hızlı değer kaybettiği, bazı mesleklerin yok olmaya doğru gittiği günümüzde bir genci lise 1. Sınıfta bir mesleğe bağlamak hayatın gerçekleriyle örtüşmemektedir.

Bu tür sınırlandırmaları yapanlar sistemin ileride başarılı olanlar için geçişlere açık olduğunu iddia etseler de bu rasyonel değildir. Çünkü daha hayatının ilk sınavında önüne engel konulup horlanmış ve yükselme umudunu kaybetmişlerle dolu bir okul kültüründe, yetişen öğrencilerin ancak binde biri yükselme yolları aramaktadır.

GENÇLERİN %80 İNİ ARA ELEMAN OLARAK GÖRÜYORLAR

Ülkede işsizliğin kol gezdiği, yüksek okul mezunlarının bile iş bulmakta zorlandığı bir ortamda iktidar partisi liselere giriş sisteminde öğrencilerin ancak %15-20 sinin akademik eğitim almasına izin verecek, kalanları mesleğe yönlendirecek yollar geliştiriyor. Gençlerimizin büyük çoğunluğunun akademik liseye girişinin önüne engeller koyup meslek liselerine doldurmaya çalışarak onları dar imkânlarla yetinmeye zorluyor, uluslar arası rekabetten uzaklaştırıyorlar.

Son dönemde iktidar partisi akademik eğitimin verildiği liseleri hızla kapatmakta, liselere giriş sınavlarına giren öğrencilerin elindeki tüm alternatifleri alarak onları meslek liselerine kayda zorlamaktadır. AKP iktidara geldiğinde % 30 lar düzeyinde olan mesleki eğitim oranı bugün %50 lere ulaşmış durumdadır, din eğitimi verenleri de eklerseniz oranın daha da yükseldiğini görebilirsiniz.

Ülkemizde bölgeler ve okullar arasında büyük farklar var, gençlerimizi devletin sunduğu hizmetlerin yetersizliğinden kaynaklanan noksanlardan sorumlu tutmak, ortaokuldan sonra yapılan ilk sınava bağlı olarak hayatını karartmak hiç insaflı değildir.

İktidar partisi başarı düzeyi yüksek öğrenciler dışındaki tüm gençlerimizi daha lise birden itibaren ara eleman olarak görüyor ve aşamalı olarak onların gelişimine katkı sunabilecek kurumları ortadan kaldırıyor.

Aynen 28 Şubatçılar gibi liselere girişte veya sonrasında öğrencilerin geçmişe ait noksanlarını tamamlayabileceği tüm kurumları kapatarak onların okul dışında ek destek almalarını engelliyorlar.

-Dershaneler,

-Etüt eğitim merkezleri,

-Özel öğretim kursları,

-Dershane gibi hizmet veren temel liseler

Bunların tümü kapatılarak ya da işlemez hale getirerek, öğrencilerin okul noksanlarını tamamlayabileceği tüm alternatifleri ellerinden alıyorlar. Böylece 8. Sınıfta sınava girme aşamasındaki öğrencilerden başlayarak, eğitimin her kademesindeki gençlerin geçmişe ait okul noksanlarını tamamlama şansını yok ediyorlar.

BASINLA OLUMLU DAVRANIŞ KAZANDIRMAYI DÜŞÜNMÜYOR KİN VE NEFRETTE KULLANIYORLAR

Toplumun en önemli bilgi kaynaklarından birisi medya organlarıdır. İktidarın topluma eğitim yoluyla olumlu davranış kazandırma hedefi olmadığı gibi basın yoluyla da olumlu davranış kazandırma gibi bir derdi yok.

İktidar partisi bir yandan tüm devlet birimlerini ele geçirmeye çalışırken bir yandan da medyayı kontrol altına almanın planını yaptı ve aşamalı olarak hayata geçirdiler. Ancak medyayı topluma olumlu davranış kazandırmada kullanacakları yerde, diğer siyasal İslam anlayışındaki ülkeler ve ülkemizdeki eski derin devlet yapıları gibi kin ve nefret duyguları aşılamak halkı birbirine düşman etmede kullanıyor, toplumsal ayrışmaya yol açıyorlar.

Örnek olması gereken bir siyasi lider, her gün yaptığı açıklamalarla bir toplum kesimini daha şeytanlaştırıyor. Onun toplumu kutuplaştırmaya dayalı yönetim anlayışını bire bin katarak yaymayı en önemli görev bilen, adeta kapı kulu haline gelmiş basın mensupları da, toplumda iyilikleri geliştirecekleri yerde kin ve nefreti geliştirme yarışına giriyorlar.

Her gün basın siyasetçilerin;

-Kısa yoldan köşe dönme anlayışını,

-Çalışmadan kazanma rantla geçinme taktiklerini,

-Devlet gücünü kullanıp başkasının mallarını gasp etme yöntemlerini,

-Dünya görüşünden dolayı kendi vatandaşlarını hor ve hakir görme hatta şeytanlaştırmasını,

-Diğer devlet yöneticilerine ve diğer ırklara yüksek perdeden hakaret edip, aşağılamasını,

-Kahramanlık taslamak için önüne gelen herkese küfür dolu sözler yağdırmasını,

allayıp pullayarak rol model gibi sunuyor.

Basın siyasilerin her gün yok ettiği bir değeri hipnozla topluma kabul ettirme toplumu yozlaştırma görevini üstlenince, ülkede olumlu davranış kazandırabilecek tüm kaynaklar kurutuluyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ