Müzmin düşmanlığın prototipi: Ruşen Çakır!

“İyi de kardeşim, sen kimsin, sen demokratsan bu hukuk dışı lafları nasıl ediyorsun; üstelik ‘sabıkalı bir örgütçü’ olarak ve bu bağlantıları gizleyerek kime şeffaflık dersi veriyorsun!” diyen yok tabi ortada...
MÜZMİN DÜŞMANLIĞIN PROTOTİPİ: RUŞEN ÇAKIR

En az on gazeteci vardı Fatih Altaylı şu olayı naklederken. Diyordu ki “12 Eylül öncesi Galatasaray Lisesi’nde de olay çıkmış, hadiseler yatılı kısma sıçramış, binalar işgal edilmiş falan… Benim hiç bir şeyden haberim yok. Dışarı çıkmak istedim. Üzerime çullandılar. Beni bir odaya kilitlemeye kalktılar. O gün öleceğimi düşündüm. Birden biri yardımıma yetişti; yoksa en iyimser hesapla çok fena sopa yiyecektim.”

Böyle heyecanlı bir hadise nakledilir de herkesi bir heyecan sarmaz mı? Birisi sordu: “Kim yardıma koştu da hayatını kurtardı?” Altaylı cin bir gülümsemeyle: “Ya kim olacak; Ruşen geldi, sağa sola emir yağdırdı beni de tanıyordu, ‘bırakın gitsin’ deyince bana dokunamadılar. O ana kadar anlatılanları merakla takip eden bir gazeteci sordu: “İyi de nasıl oldu da Ruşen’in bir cümlesiyle seni serbest bıraktılar?” Altaylı’nın muzip muzip nasıl kahkaha attığını o gün orada olan birinden ayrıntısıyla dinledim. Demiş ki “Abicim o zaman bizim okulun örgüt sorumlusu Ruşen’di. O başlatırdı eylemleri…”

Tarihi bilgiler de bu tespiti doğruluyor. Ruşen Çakır, 12 Eylül darbesinde hapse girdi; üstelik kanlı eylemlerden sorumlu tutuldu. Nasıl ifade verdi, birilerinin canını mı yaktı; bu konuda dedikodu çok. En iyisi Ruşen, 12 Eylül zabıtlarını kendisi açsın ve o günkü yoldaşlarına zarar verip vermediğini izah etsin…

Nereden mi geldi aklıma bu olay? 

Son dönemde bakıyorum da Ruşen Çakır ve benzerleri bir taraftan demokrasi havariliğini elden bırakmıyor; diğer taraftan da iflah olmaz bir Cemaat düşmanlığı ile bazı gazetecilerin linç edilmesi için tempo tutuyor. Sanırsın ki bu adam(lar), anacıklarından demokrat doğdular, hiçbir örgüt bağına sahip olmadılar, hiçbir eyleme kalkışmadılar. Kendilerini doğuştan demokrat kimliği ile takdim edince insanlara en mantıksız ve acımasız suçlamaları yöneltebiliyor, onları ‘özeleştiriye’ davet edebiliyor; daha da ötesi devletin güvenlik güçlerine haberler salip “Cemaatin önde gelenlerini ve dahi cemaat içinde yetişen gazetecileri derhal bulun, cezalandırın, hapislerde çürütün” manasına gelecek ahkâmlar kesiyorlar.

“İyi de kardeşim, sen kimsin, sen demokratsan bu hukuk dışı lafları nasıl ediyorsun; üstelik ‘sabıkalı bir örgütçü’ olarak ve bu bağlantıları gizleyerek kime şeffaflık dersi veriyorsun!” diyen yok tabi ortada. Adam gibi bir gazeteci, önündeki dosyaya bakar; orada suç unsuru olup olmadığını inceler. Zanlının kimliği, hukuki bir davada hiçbir anlam ifade etmez. Suç varsa suçlu vardır. Ama Ruşen Çakır öyle düşünmüyor; davaya bakmıyor. Kafadan suçlu ilan ettiği insanların idamı için çırpınıp duruyor. En azından şu anki görüntü bu maalesef…

AYNI LAFLARI ‘SİZİN MAHALLEYE’ DE SÖYLEYEBİLİR MİSİN?

Tamam, vaktiyle örgüt bağınız var diyelim ve sonra demokrasiye doğru yol aldınız, ‘hidayete erdiniz’; peki bu tek taraflı nefret niye? Mesela Zaman gazetesi iddianamesi yayınlandığında mangalda kül bırakmıyor Ruşen Efendi; kısaca diyor ki, “Cemaat medyasında yazı yazanlar  hapislerde çürüyor ama o kuruluşların önde gelen yöneticileri yurt dışına kaçtı.” Bu tezini desteklemek için isimler de veriyor Ruşen; tıpkı tahliye olan gazetecileri yeniden tutuklatmak için çırpınıp duran ve başka dosyalardan yargılanan isimler veren İsmail Saymaz gibi.

Anladık, gammazlamayı gazetecilik kılıfına sokup tetikçilik yapıyorsunuz ama niye çifte standart ortaya koyarak kendinizi acınası bir hale sürüklüyorsunuz? Ruşen ve benzerleri samimi ise ve örgüt dürtüsüyle yazmıyorsa, Zaman için kurdukları cümleyi Cumhuriyet için de kurmalı değil mi? Mesela hiç rastladınız mi ki bu kişiler “Cumhuriyet yazarları hapislerde çürürken genel yayın yönetmeni Can Dündar niye yurt dışına kaçtı?” diye bir soru yöneltmiş olsun.

Simdi Cemaate saldırmak için her fırsatı değerlendirmeye çalışan Ruşen Çakır ve benzerleri ‘yurt dışına kaçtı’ lafında samimi ise, Nazım Hikmet’in yurt dışına kaçmış olmasını da bir özeleştiri seklinde tekrar ele alacak mı? Sadece Nazım mı? Sağdan-soldan, İslamcı-laikçi kaç yazar yurt dışına çıkmak zorunda kaldı devlet kostümlerine burunmuş zulümler yüzünden? Sabahaddin Ali gibi tam yurt dışına çıkmak üzereyken MİT tarafından hunharca katledilen aydınları taşlamaya başlayalım ki bugün yurt dışına gözyaşları içinde çıkan ve sürgün hayatı yaşayan kalem erbabına da bir şeyler deme hakkımız olsun.

Ruşen ve onun gibi şartlanmış bir gazeteci tayfası fitne çıkarmaya yönelik yurt dışında sürgün yaşayanları gündeme getiriyorsa, kendi mahallelerinden yurt dışında yaşayan kişileri de aynı bağlamda yazsınlar da görelim. Geçenlerde Hasan Cemal kimin hangi ülkede sürgün yaşadığını tek tek isim vererek yazdı. Hadi buyurun sürgün olmak suç ise ve geride kalanları tahrik etmek için kullanılmıyorsa Can Dündar’dan başlayarak sol gelenekten gelip gazetecilik yapan ve maalesef devlet zulmü yüzünden yurt dışında yaşamak zorunda kalan insanlara da benzer sorgulamaları yapın! Neden sizin mahalleden biri gurbet illerde çürürken sürgün olarak anılıyor da ‘öteki mahalle’den biri söz konusu oldu mu ‘kaçak’ muamelesi görüyor? Yandaşlık mı, yoldaşlık mı, şartlanmışlık mı?

ANLAŞILAN O Kİ PANİK İÇİNDE…

Kaldı ki Ruşen Çakır yalan üzerine yalan söylüyor.

Bir zamanlar Cemaatin bütün programlarına koşar adım giden o. Abant Toplantılarının vazgeçilmez konuklarından biri o. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan çıkmayan o. Cemaat’ten pek çok insanla yakın arkadaşlık kuran o. Fethullah Gülen ile röportaj yapabilmek için herkesi devreye sokan o…

Yıllar önce bir meslek büyüğüm “Bu Ruşen’den sakınmakta fayda var. Hem fırsatçıdır hem korkak, hem de sinsi” demişti de inanmamıştım. Şimdi bakıyorum da adam galiba haklı. Ortada bir terör örgütü olmadığı halde Cemaate terör örgütü diyen azgın bir zümrenin gerçek amacının her geçen gün daha da belirginleşiyor ve anlaşılıyor ki Cemaat bahane edilerek herkesi susturma ve yok etme sürecine girildi. Ruşen Çakır sıranın kendine geleceğinden endişeli ve panik içinde. O yüzden düne kadar şirin görünmek için araya başka gazetecileri sokup randevular aldığı kişilere bile saldırmayı bir strateji sanıyor.

Asıl üzücü olan şu: Türk medyasında Ruşen Çakır bir prototip. Zaten konu bir kişi olsa bu yazıyı yazmaya da gerek de kalmaz; ama bunlar bir tip. Solculuktan gelen, solcu-demokrat görünen, dine ve dindara karşı iflah olmaz bir şekilde düşmanlık besleyen, öfke ve nefretini açıktan açığa söyleme yerine demokrasi soslu gazetecilik dilini kullanan bir insan tipi var karşımızda. Bu tiplerin ‘İslamcı- muhafazakar-sağcı’ versiyonları da var. Onlar da en az bu tipler kadar sahte demokrat, sahte özgürlükçü…

Hakiki solcular da, gerçek demokratlar da, samimi dindarlar da utanıyor bu tiplerden. Bir gün gelecek bu tipler de utanacak kendilerinden ve yaptıklarından…

Nazif Apak/tr724
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ