Koronavirüs, şiş sokma, darp… Cezaevlerinde neler oluyor?

Koronavirüs bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Türkiye’deki durum tam bir fecaat! Tek vaka olduğu açıklamasıyla yetinilen ülkede cezaevlerinde olanların can güvenliği gündemde…


Tr724'ten RAMAZAN F. GÜZEL'in haberine göre; Yedi kişilik bir koğuşa 20 kişinin doldurulduğu cezaevleri hınca hınç siyasi suçlularla dolu. “Siyasi suçlu” diyoruz usulen ama onlar aslında “muhalif görüldüğü için siyaseten suçlanan kimseler” desek daha doğru olur. Hatta bu tür suçlu ve şüphelilere yer açmak için adi suçlular, en ağır suçları işlemiş olanlar bile serbest bırakılıyor.

Bu ortamda cezaevlerinden acı haberler gelmeye devam ediyor. Cezaevlerinde ilaçları verilmediği için ölüme gönderilen, “intihar etti” denilip ortadan kaldırılan insanların olduğu yerde en son olarak da Cemaat soruşturmaları kapsamında Menemen Cezaevi’nde bulunan tanınmış iş adamlarından Hazım Sesli, tutuklu bulunduğu cezaevinde geçtiğimiz çarşamba günü saat 16:30’da ailesi ile telefon görüşmesi yaparken 7 ayrı yerinden şişlendi…


Peki cezaevlerinde neler oluyor?.. Neler yapılabilir/ neler yapmalı?

ORGANİZE İŞLER!

Medyaya yansıyan bilgilerden anlaşıldığı üzere ‘F...’ suçlamasıyla tek kişilik hücrede tutulan Sesli’nin saldırıya uğraması -belli ki- organize bir eylem. Zira telefon görüşmesi sırasında yanında bulunan gardiyanlar o esnada ayrılıyor ve Hazım Sesli, Fatih Oktay isimli bir katilin saldırısına uğruyor… Sesli’ye ilk müdahale cezaevi revirinde yapılıyor.

Uşak’ın en büyük sanayicilerinden olan, şirketlerine el konulup yağmalanan ve en son olarak 15 yıl hapis cezasına çarptırılmış olan Hazım Sesli, tek kişilik hücrede tutulurken, telefon görüşmesinde saldırıya uğramış olması akla bir sürü sorular getiriyor!

– Normalde telefon görüşmesi sırasında yanında bulunan gardiyanlar o esnada ayrılıyorlar, onlara -meydanı boşaltmaları noktasında- bir talimat mı geldi yoksa?

– Telefon edilen koridor dahil her yerde kameralar varken, nasıl o caninin fiili kadar kontrolsüz olabilir?! Dolayısıyla kimin neden böyle bir cinayete yelteneceği oradakilerce bilinen bir gerçektir…

– Kaldı ki cezaevindeki herkesin can güvenliği devlete emanettir ve işlenen her türlü haksız fiilden ve zarardan doğrudan devlet ve memurları sorumludur! Oradaki yetkililer bunu bilmiyorlar mı acaba?!

– Ve normalde telefon görüşüne not kâğıdı bile aldırmayan, çok sıkı kontroller ve üst aramaları yapan, ayağındaki ayakkabıya üstündeki pantolonuna kadar dikkat eden gardiyanlar, bu kadar hassas durumdaki birisine şişlerle saldırılmasına nasıl göz yumabilirler?..

– Cezaevinde tırnak makasının törpüsü bile kırılıp veriliyorken böylesine tehlikeli kesici/delici bir alet içeriye nasıl sokulabiliyor? Koğuştan her çıkışta mahkumların üstü aranır. Buna rağmen bir mahkûmun koğuştan delici bir aletle çıkmasının izahı nedir? Bunun açık, bilinçli, kasıtlı bir organizasyon olduğunu göstermez mi?.. Bu açık durumun üzerine gidilebilecek mi peki? Bunun hesabı sorulacak mı? Sivil inisiyatifler en azından bunun üzerine gidebilecekler mi?

– Terör suçundan yatanlarla adli suçtan yatanlar cezaevinin hiçbir yerinde kesinlikle bir araya getirilmez… Silivri bu konuda çok hassas iken kim onları karşı karşıya getirmiştir? Birden fazla kişi bu işe bulaşmışsa idarenin, Mit’in ya da mafyanın işi değildir de nedir bu? Özdemir Sabancı’nın katili DHKP’li Mustafa Duyar’ın içeride öldürülmesinden sonra mafya lideri Nuri Ergin’in, “Devlet bize öldür dedi, biz de öldürdük” şeklinde kameralara karşı bağırması hala hafızalarda!

Evet, teamüller gösteriyor ki cezaevine şiş sokarak yapılmış bir saldırı olmuşsa kesin idarenin bilgisi dahilinde olmuştur. Kaldı ki tek kişilik hücrede kalan birinin başkaları ile nasıl bir husumeti olabilir ki?!

Cezaevindeki muhalifler özellikle de Gülen Cemaati mensuplarına karşı bir linç, toplu kıyım planlarının olduğu öteden beri konuşuluyordu. En bilindik olanı ise, “Cezaevlerinde isyan çıkaracaklardı” denilip hepsinin katledilmesi planı idi… Hatta Sedat Peker gibi mafya liderleri de cezaevlerindeki direklerde sallandırmaktan bahsediyordu. Bu planların deşifre olmasından sonra komplolar ötelenmişti.

Bu olaydan sonra akla, “Toptan öldüremedikleri yerde böyle teker teker insanları öldürmek istiyorlar da bu cinayet girişimi bir test miydi yoksa?” sorusunu getirmekte… Nitekim bu süreçte -bir şekilde- öldürülen kişi sayısı orta ölçekte bir savaşta öldürülen insan sayısına neredeyse denk hale geldi zaten… Dolayısıyla da bu tür olayların artarak devam etmemesi, başka insanların da mağdur edilmemesi adına bu cinayet girişiminin arkasının araştırılması için aileler bütün başvuruları yapmalı ve tüm sorumlular hakkında şikayetçi olmalıdırlar.  Yoksa / korkulur ki böylesi şişleme olayları artarak devam edecektir.

BİR BAŞKA TEHLİKE DE SALGIN RİSKİ!

İran da dahi 50 binin üzerindeki tutuklu ve hükümlünün salgın nedeniyle serbest bırakılması düşünüldüğünde Türkiye’de de ileride telafisi mümkün olmayan zararlara ve hatta hayati tehlikeye neden olunması durumunda bunun hem devlete yükleyeceği maddi ve manevi sorumluluk hem de uluslararası alanda doğuracağı sıkıntı dikkate alınmalıdır. Dolasıyla benzer bir uygulamanın geçici süreyle dahi olsa yapılması gerektiği aşikardır!

Devletin ve idarenin kusursuz sorumluluğuna dair Anayasa’daki madde 125 ve devamı düzenlemeleri haricinde, Ceza İnfaz Kanunu’ndaki (CİK) konuyla ilgili düzenlemeler çok açıktır… Nitekim CİK’in “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler”in düzenlendiği MADDE 5/1’de, hapis cezalarının infaz rejiminde şunlara dikkat edilmesi gerektiği düzenlenmiştir:

– Kurumlarda, hükümlülerin düzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir.

– Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, 5275 sayılı Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir,

– Kurumlarda, hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.

Bu noktada/ başta hapishane müdürlerine büyük işler ve sorumluluklar düşmektedir. Nitekim “Müdürün görevleri”nin düzenlendiği MADDE 19’de Müdürün “kurumun en üst amiri olup, aynı zamanda işyurdunun da müdürü” olduğu, “Görevlerinden dolayı sıralı amirlerine karşı sorumlu” olduğu ifade edildikten sonra uyması gereken görevleri arasında:

“Hükümlülerin … sağlık durumlarıyla yakından ilgilenmek,” (MADDE 19-d) olduğu vurgulanır!

Ayrıca “Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi” hususunun düzenlendiği MADDE 54’de aynen şöyle ifade edilmektedir:

“… Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmî sağlık kuruluşlarının hükümlülere ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa cezanın infazı, hükümlü iyileşinceye kadar geri bırakılır.”

**

Yeterli hijyenin sağlanmadığı, sık sık su kesintilerin olduğu, mevcut kapasitesinin çok çok üstünde, insanların üst üste yığıldığı cezaevlerinde bir salgın gerçekleşmesi halinde ortaya korkunç insanlık trajedileri çıkabilecektir!

Normal bir hukuk devletinde bu riski ortadan kaldırmak için bir gün bile beklemeden -tutsak tutulmakta olan- bu insanlar bir an önce serbest bırakılır…

Geçenlerde bu yeni rejimin İçişleri Bakanı S. Soylu, kendilerinin Hitler Almanyası ile kıyaslanması karşısında, “Biz insanları gaz odalarında yakıyor muyuz ki” diye itiraz etmişti. Öyleler mi değiller mi göreceğiz. Değillerse hemen bırakırlar o rehine tutulan insanları “bir af çıkması” aldatmacasının arkasına sığınmadan… Yoksa, böyle ellerinde tutmaya devam etmekle, Hitler- Nazi Almanya’sında muhalifleri gaz odalarında soykırıma uğrattıkları gibi içerideki on binlerce insanı salgınla soykırıma uğratabilirler!

Kendilerine emanet bir mahkûmun göstere göstere şişlenmesine göz yuman böyle bir rejim hakkında insan iyi niyet beklemekte zorlanıyor ama bir umut bekliyoruz bakalım!



Kaynak:TR724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ