İşkenceciler dikkat yargı ısırabilir: Ankara emniyet müdürlüğü özelinde bir drama

"Sözde darbe gecesinden başlayan ve bir kısmı ölümle sonuçlanan ağır işkence vakalarına, susturulmuş ve boyun eğdirilmiş basına rağmen, kamuoyunun bir kısmı vakıf. Nezarethane ve cezaevlerinde 70 şüpheli ölüm olayı mevcut. "






Emekli bir emniyet Müdürü'nün kalema aldığı yazı şöyle;

Bu yazı, Türkiye’de son yıllarda iyice yaygınlaşan ve sistematik hale geldiği inkar edilemeyen işkence suçlarına ve bu suçları irtikap edenlerin âmiri pozisyonunda bulunanların hukuki sorumluluğuna dikkat çekmek amacıyla, Ankara Emniyet Müdürlüğü özelinde kaleme alınmış bir yazıdır.

Yazının başlığı, oy oranı yok denecek kadar az, ama etki oranı konjonktürel olarak gayet yüksek olan bir siyasetçinin ifade ettiği “Yargı siyasetin köpeğidir!” cümlesinden esinlenerek yazılmıştır. Hem bu ifadeyi, hem de ifade sahibini gayet sakıncalı bulmakla ve tasvip etmemekle beraber, bozuk bir saatin bile günde iki kez doğru gösterdiğini düşününce, başlıkta bu ifadeyi kullanmakta bir beis görmedik.

17 Aralık 2013’ten, özellikle “15 Temmuz 2016 Darbe Operasyonu” ndan günümüze kadar gelen süreçte, Türk tarihinde çok ender görülen zulümlere şahit olundu. Toplumun belli kesimlerine “Sosyal Ölüm” yaşatılmaya çalışıldı ve malesef aradan geçen yıllara rağmen, yönetimi elinde bulunduran “Zulüm Koalisyonu” nun uygulamalarında bir değişim/düzelme görülmedi.

Yaşanan hukuksuzlukların operasyonel ayağını çoğunlukla kamu görevlileri teşkil ediyor. İşkence suçunun kamu görevlilerince işlenebilen ve kapsamı çok geniş olan bir suç olduğunu vurgulamakta fayda var. İşkence veya işkenceye iştirak suçu genellikle, Polisler, Jandarmalar, Askerler, MIT’çiler, Ceza İnfaz Kurumu görevlileri, işkenceleri kayda geçirmeyen doktorlar, insan hakları ihlalleri bağlamında Anayasa ve kanunlara aykırı olarak işlem tesis eden ve Erdoğan Rejimi’nin kanunsuz emir ve talimatlarını yerine getiren Hakim ve Savcılar ile diğer bir kısım kamu görevlileri tarafından işlenmektedir ve çoğu zaman, âmir/yönetici mevkiindeki kamu görevlilerinin zımni muvafakatlarıyla gerçekleştirilmektedir.

Sözde darbe gecesinden başlayan ve bir kısmı ölümle sonuçlanan ağır işkence vakalarına, susturulmuş ve boyun eğdirilmiş basına rağmen, kamuoyunun bir kısmı vakıf. Nezarethane ve cezaevlerinde 70 şüpheli ölüm olayı mevcut. Müteakip günlerde ve haftalarda, resmi, gayri-resmi gözaltına alınan, kemikleri kırılıp haftalarca hastanelerde kayıtsız tutulan mağdurlar da var elbette. Bunlar hep biliniyor ve zamanı geldiğinde bu defterler bir bir açılacak. Binlerce ağır küfür, hakaret ve tehditten bahsetmiyoruz bile, ki, kanunlara göre bunlar da işkence suçu sayılıyor.

Bu işkenceleri yapan(lar) ve/veya yaptırılmasına göz yuman(lar) kim? Bu kişilerin sorumluluğu nedir?

15 Temmuz ve sonrasındaki Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü “Pilot Müdüriyet” varsayarak yönetici pozisyonunda olanlara, görev yaptıkları dönemleri göz önünde bulundurarak işkence ve kötü muamele vakaları hakkında bazı sorular soralım. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü sadece bir örnek olsun. İşkence vakalarının sıklığı ile ünlenmiş İstanbul, İzmir, Manisa, Uşak, Zonguldak, Afyon vs ve Güneydoğu’daki bazı illerin Emniyet Müdürlerine de aşağıdakilere benzer onlarca soru sorabilirsiniz. Hatta, işkence vakalarının vuku bulduğu tüm illerin Valilerine, Emniyet Müdürlerine, Jandarma Komutanlarına, Cumhuriyet Başsavcılarına, Ceza İnfaz Kurumlarının Savcı ve Müdürlerine veya işkence suçu işlenmiş tüm kamu kurumlarının yöneticilerine, kendi dönemlerindeki sorumlulukları ve suça iştirakleriyle ilgili yüzlerce soru oluşturabilirsiniz. Biraz nükteyle söylemek gerekirse, bu yazıyı “Ayarlar” bölümünden özelleştirebilir, işkence suçu işleyen yada bu suça iştirak eden tüm kamu kurumu memur ve âmirlerine uyarlayabilirsiniz.

Şunu da belirtelim; Sorular belli, lâkin cevaplar tamamen faraziye. Yani drama gibi bir şey. Üstüne alınanlar ya da alınacak olanlar, tabi ki kendi görüşlerini ve savunmalarını arzu ederlerse açıklayabilirler. Böylece, geleceğe bir hazırlık da yapmış olurlar kanaatimizce…

15 Temmuz’da ve sonrasında Ankara Emniyet Müdürü olarak görev yapan Mahmut Karaaslan ve Servet YILMAZ’a bir kaç soru soralım;

Soru:   Sözde darbe girişimi gecesi Org. Akın Öztürk’ün kulağının kesildiği, kolları ve boynunda morluklar olduğu kamuoyunun gözüne sokularak gösterildi. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/2-gun-farki-40155130) İşkenceye maruz kalan sadece Org. Öztürk değildi elbette. Aynı gece gözaltına alınan onlarca üst düzey generale ve diğer rütbeli-rütbesiz askerlere, polislere yapılan işkenceler halen youtube’da mevcut. (https://www.youtube.com/watch?v=FJgFlwztnio) Aşırı dövülmüş, başı gözü morarmış, kafaları sargılı, yüzlerinde ve iç çamaşırlarında kurumuş kan izleri, bacaklarında kaynar su yanığı, elleri arkadan kelepçeli olarak oturtulmuş askerler… (https://www.youtube.com/watch?v=Racum9mZZx8) Görevli ve sorumlu olduğunuz 15 Temmuz 2016 gecesinde ve müteakip zamanlarda, Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen başta askerler olmak üzere, şüphelilere yapılan ve bir kısmı mahkeme kayıtlarına da geçmiş bulunan işkenceler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Yapan ben değilim. Haberim yok!

Soru:   Müteakip günlerde, haftalarda ve aylarda Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen her kesimden şüpheliye yapılan işkence ve kötü muamelelere, örneğin; cinsel uzuvlarına elektrik verme, testislerini sıkma, soğuk suyla ıslatma, kafalarına çuval geçirip yüzlerini duvarlara vurma, askıya alma, makatlarına cop sokma gibi (cinsel taciz) ağır işkencelere ne diyorsunuz?

Cevap: Tüm bunlar bizim Emniyet’te mi yapılmış? Ben yapmadım. Haberim yok!

Soru:   Hulusi Akar’ın eski yaveri Yarbay Levent Türkkan’ı, karnı ve her iki eli sargılı, gözleri   mor ve şişlikler içinde gösteren ve basına da yansımış, -özellikle yansıtılmış- meşhur bir fotoğraf var. İddiaya göre, eski yarbayın her iki avucuna yakından ateş edilmiş, karnına şiş sokulmuş ve bağırsakları patlatılmış. Onu da mı görmediniz? (https://www.haberler.com/akar-in-eski-yaverinden-bana-bir-seyler-icirdiler-10236350-haberi/)

Cevap: O fotoğrafı basında gördüm, ama o işkenceleri ben yapmadım. Asker veya başka kişiler yapmış olabilir.

Soru:   Gördüyseniz, bu veya benzeri işkenceleri önlemek için ne tür tedbirler aldınız? Sorumluları hakkında ne tür işlemler başlattınız?

Cevap: Olağanüstü Hal ilan edildiğinden, bazı temel hak ve hürriyetlere OHAL kanunları ve Kanun Hükmünde Kararnamelerle sınırlamalar getirilmişti. İnisiyatif bizden alınmıştı.

Soru:   İlk OHAL 20 Temmuz’da ilan edildi. Darbe girişimini müteakip 4 gün boyunca OHAL yoktu. En yoğun işkencelerin o günlerde yapıldığı biliniyor. Velev ki, OHAL hemen ilan edilseydi bile, bu durum, yönetmekle ve denetlemekle sorumlu olduğunuz memurlara işkence yapma hakkı tanıyor mu?

Cevap: Olayların vehameti, Devlet erkânının ve halkımızın tepkisi ve oluşan atmosfer istenmeyen bazı durumlara sebebiyet vermis olabilir. Benim doğrudan bir dahlim söz konusu değil! Hem ülkemizde işkence olmadığını 2016’daki Amerika seyahatinde Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Metin Feyzioğlu’da ifade etmişti. (https://www.tr724.com/kulacoglundan-iskence-yok-diyen-feyziogluna-onursuz-alcak/)

Soru:   Darbe girişimini müteakip yapılan ferdi veya toplu gözaltılarda, Müdürlüğünüz TEM ve KOM Şubelerinde vuku bulan ağır işkencelere ilaveten, spor salonunda tutulan şüphelilerin binlercesine yapılan işkenceler; dayak, hakaret, küfür ve en temel insani ihtiyaçlarını bile karşılamama gibi ağır insan hakları ihlalleri hakkında ne düşünüyor sunuz?

Cevap: Konjonktür öyleydi. Hem tüm memurlarımı kontrol altında tutmam mümkün değil.

Soru:   Ama sizin, denetleme, gözetleme ve yönetme gibi bir sorumluluğunuz yok muydu? İhlal tespit ettiğinizde mevzuata göre işlem yapmanız gerekmiyor muydu? İşkence iddiaları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşların ve NGO’ların raporlarına bile girmişken, siz kaç personeliniz hakkında adli/idari işlem başlattınız? Sonuçları ne oldu?

Cevap: Elbette mevzuata göre yapmam gereken denetlemeleri yaptım. Personelime hukuka bağlı kalmalarını tembih ettim. Hatta yazılı tebliğ ettim. Aha, bu da belgesi!… (Yazarın Notu: Varsa ve yerseniz tabi…)

Soru:   Size, bağlı olduğunuz Valilik Makamından, İçişleri veya Adalet Bakanlık’larından, Başbakanlık’tan, Cumhurbaşkanlığı’ndan ya da Cumhuriyet Başsavcılığından, 15 Temmuz ve sonrası dönemde vuku bulan ve ağır insan hakları ihlalleri içeren uygulamaların yapılması yönünde sözlü veya yazılı herhangi bir emir, talimat geldi mi?

Cevap: (Birinci alternatif cevap); Evet geldi. Emir veya talimatı verenler şunlardı; a, b, c… Bunlar da belgesi; d, e, f….

Soru:   Her ne kadar emir veya talimat almış olsanız da, konusu suç teşkil eden emirlerin yazılı bile verilmiş olsa yerine getirilemeyeceğini, bu emirleri verenlerin de, uygulayanların da sorumlu tutulacağını İl Emniyet Müdürü olarak bilmiyor muydunuz?

Cevap: Kem, küm, ama o zamanki şartlar öyleydi… Şu şöyle olduğundan, bu da böyle oldu, sonra bu böyle olduğundan şu da şöyle oldu…

(İkinci alternatif cevap); Hayır, böyle bir emir ya da talimat almadım. Alsam da kanuna aykırı ve suç teşkil eden bu tür eylemleri yapmam, emirleri yerine getirmem mümkün değil. Ben ki, şu kadar yıllık tecrübeli bir Emniyet Müdürüyüm. 

Soru:   15 Temmuz gecesi Ankara Emniyeti önünde mesir macunu gibi ne idüğü belirsiz kişilere dağıtılan silahlara ne diyorsunuz?

Cevap: Silah dağıtımının işkence ile ne alakası var?

Soru:   Haklısınız, o başka bir suç ihtiva ediyor. Bu uygulamanızı ve yansımalarını başka bir soruşturma konusu olarak sormak gerekiyor. Bu soruyu sorulmamış kabul edin. Peki, bazı şüphelilerin gece vakti nezarethanelerden bir kısım kişiler tarafından alınıp götürülmeleri, sonra yarı baygın şekilde geri getirilmeleri hususunda neler söyleyeceksiniz? O kişiler polis miydi? Eğer Polis iseler nereye götürüp işkence yaptılar? Polis değildilerse, kimlerdi? Ve gözaltındaki insanları nereye götürdüler? Bir suç şüphesinden yakalanmış kişilerin, yönetiminiz altındaki bir binadan çıkarılıp, bilinmeyen kişiler tarafından götürülmesine neden izin verdiniz? Bu kişilerin MİT mensubu oldukları iddia edilmektedir. Neler söylemek istersiniz?

Cevap: Her birimin görevlisi, o görevlilerin âmiri, müdürü var. Herkesin çalıştığı saat belli, görev çizelgesi belli. Ben bilemem! O saatlerde görevli olanlara, onların âmirlerine sorun, bu kişileri kim götürmüş, nereye götürmüş!

Soru:   O memurlara ve âmirlerine de sorulacak elbette. Ancak biz sizin görevi ihmal ve suça iştirakteki hukuki sorumluluğunuzu tespit etmeye çalışıyoruz. Avukatlar, barolar, gözaltına alınan kişilerle Olağanüstü Hal’in kaldırılmasından sonra bile görüştürülmediklerini söyleyip basın açıklamaları yaptılar. Görüşmeye muvaffak olabilen avukatlar, şüphelilerin işkenceyle ilgili anlattıklarını ve işkence izlerini raporlaştırıp basın açıklamasıyla duyurdular.  (http://www.ankarabarosu.org.tr/HaberDuyuru.aspx?BASIN_ACIKLAMASI&=3099)

Müdafi’ye erişim hakkını neden engellediniz? Bu hakkın engellenmesine neden engel olmadınız? Ve söz konusu raporlarda dile getirilen işkence iddiaları ile ilgili ne tür adli ve idari işlem başlattınız?

Cevap: Her dava dosyasında müdafi ile yapılan görüşme tutanakları mevcuttur. Bu iddiaları kabul etmiyorum. Hem ben ne yaptıysam, sayın ilgili Savcı’nın emir ve talimatları doğrultusında hareket ettim.  

Soru:   Peki, polis olduğu söylenen silahlı ve maskeli kalabalık bir grubun bazı şüphelileri şehrin ortasında, komşularının gözü önünde, güpegündüz alıp götürdüğü iddia edildi. Bu minvalden olmak üzere, değişik zaman ve mekanlarda AVM önlerinden veya değişik yerlerden siyah transporter araçlarla MİT mensuplarınca kaçırılan şahıslar olduğu, bu kişilerden aylarca haber alınamadığı yakınları tarafından dile getirildi ve sosyal medya üzerinden kamuoyuna duyurular yapıldı. Bazı milletvekilleri tarafından da bu iddialar Meclis’te dile getirildi. Sonra bu kişiler aylar sonra birden bire Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ortaya çıkıverdi ve saklambaç oynadıklarını (!) söylediler. Sorumluluk bölgenizde cereyan eden ve “Zorla adam kaçırma veya kaybetme” olarak adlandırılan bu girişimler hakkında ne tür soruşturmalar yürüttünüz? Neticeleri ne oldu?

Cevap: Bu eylemlerin, sizin de belirttiğiniz gibi, MİT mensuplarınca gerçekleştirildiği iddia edildi, yazıldı, çizildi. MİT’e Sn Cumhurbaşkanı’ndan izin almadan hukuk bile dokunamıyorken benden ne yapmamı bekliyordunuz?

Bunlar gibi, kişiye özel daha bir çok soru oluşturulabilir. Yukarıda farazi olarak verilen cevapların hukuk nazarında hiçbir değeri olmadığı, hukuk nosyonu olanlar tarafından çok iyi bilinir.

Peki, işkence suçu işleyenler ile iştirak edenlerin hukuki sorumluluğuna ceza mevzuatı ne diyor, bir sonraki yazımızda da bunu ele alalım.

Kaynak: https://genotr.com/
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ