'İmamoğlu’na mazbata verilmesi kararı sonrası ilk analiz'

"Türkiye’nin NATO’dan çıkmasıyla sonuçlanabilecek bir süreç başlayabilir"


Akademisyen-Gazeteci Mehmet Efe Çaman'ın TR724'te yayınlanan analizi şöyle;
 
İstanbul İl Seçim Kurulu (İİSK), CHP İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı İmamoğlu’na mazbatasını verdi. Elbette seçimsel prosedürün gereği budur ve bu bakımdan bu açıdan karar doğrudur. Ancak sürecin bu noktada sona ermeyeceği açıktır. Yüksek Seçim Kurulu (YSK), AKP ve MHP’nin başvuruları üzerine bir nihai değerlendirme yapacak ve ya seçimin aritmetik sonucunu kabul edecek, veya seçimin yenilenmesi kararı alacaktır. İİSK, kararını alırken YSK’nın bu rolünü bilmiyor olamazdı. Bu durumda iki olasılık var. Ya İİSK, YSK ile koordinasyonsuz bir biçimde (yani YSK’ya danışmadan) bu kararı almıştır, ya da YSK’ya danışmış, onun onayını ya da “yeşil ışığını” alarak bu kararı vermiştir. Görünen o ki, ikinci olasılık söz konusu değil. YSK’ya rağmen bir karar alındığı görülüyor. Bu durum, rejimin içinde birden fazla güç odağı olduğuna ilişkin görüşü desteklemektedir. Anlaşılıyor ki, muhtemelen İİSK bir oldubitti ile YSK üzerinden hamle yapmaya hazırlanan Erdoğan ve ekibine karşı hamle yaparak onları zor duruma düşürmeye, psikolojik üstünlük sağlamaya çalıştı. Bu hamle üstünlüğü üzerinden, YSK’nın seçimlerin yenilenmesi kararı almasını engellemeye çalıştı. Gelinen aşamada YSK’nın nasıl bir tasarrufta bulunacağı, kilit sorudur.


Rejimde Erdoğan’ın arkasında bir gücün olduğunu birçok yazımda ele aldım. Bu gücün a) başta Erdoğan veya başka birisinin olması üzerinde bu aşamada artık fazla durmadığını, b) bu gücün yeknesak bir fraksiyon olmadığını düşünüyorum. Neden Erdoğan olmasa da derin yapı için fazla bir şey değişmeyecek? Çünkü Erdoğan gitse de, rejimin diskurunu kullanan bir muhalefet var ve bu bakımdan yedek kulübesinden sahaya sürülecek oyuncunun kim olduğunun derin yapı bakımından önemi artık yok. Söylem öyle bir konsolide oldu ki, Türkiye’de tüm toplum kesimler, ve muhalif güçler 15 Temmuz sonrası rejim söylemini (“FETÖ” vs.) benimsedi. Dahası, eğer derin yapı yeknesak değilse, yapı içinde bazıları “Erdoğan kalsın, hala işimize yarıyor” derken, diğerleri “ekonomik kriz ve bazı başka faktörler Erdoğan’ı zayıflattı, artık başka bir vitrine ihtiyacımız var” diyor olabilir.

İMF’ye gitmek derinler için de en olumsuz senaryo

Bu noktada rejim bakımından kritik olan karar, ekonomi politikalarının dayatacağı koşulların etkileyeceği kararlar olacaktır. Örneğin, yeni kredi imkânları bulmakta zorlanan rejim eğer İMF ve diğer uluslararası toplumun kapısını çalacak olursa, karşılarında hukuka dönüş ve demokratikleşme gibi siyasi koşulları bulacaktır. Çünkü bu şeffaflıktan uzak ve anayasasız-hukuksuz rejim, yapısal ekonomik sorunların ana nedenidir. Avrasyacı derin yapı, İMF politikalarının çıkacağı yolu görmüyor olamaz. Yeniden demokratikleşmede beklenen en somut adımlardan biri, KHK’lıların göreve iadesi ve keyfi tutuklamaların sonucu yanlı yargı kararları ile içeri alınan tutsakların serbest bırakılması olacaktır. İçerideki 40.000 subayın serbest kalması ve iade-i itibarı da dâhil, böylesi bir demokratikleşme, Avrasyacı Ergenekoncu derin yapı için yok olmak anlamına gelir. Bu noktada, İMF’ye gitmek için demokratikleşme formülü, Erdoğan için olduğu kadar derinler için de en olumsuz senaryodur.

Yani işler çok basit değil. Bazı analizcilerin düşündüğü gibi, burada mesele İmamoğlu’nun mazbata alması veya almamasından öte, rejimin uzun erimli beka sorunudur. Bu noktada seçim sürecinde ve sonrasında beka sorununu işaret eden demeçlerde esasında ne denmek istendiği daha net olarak ortaya çıkmakta sanırım. YSK’nın kararı bu bağlamda kısmen rejimin ömrü bakımından önem arz edebilir. Eğer YSK İmamoğlu’na mazbata veren İİSK kararını onar ve seçimlerin galibinin kesin olarak İmamoğlu olduğunu ilan ederse, bu orta ve uzun vadede İMF’ye ve Batı’dan ekonomik destek görme doğrultusunda politikalara kapıyı aralayabilir. Bu, uzun erimde Türkiye’de anayasal rejime dönüşün yolunu açabilir. Bu olumlu senaryo!

Olumsuz olan ikinci senaryoya göre, YSK “toplumun gazını almak” ve Erdoğan’a kalan başkanlık süresini mümkün olduğu kadar sorunsuzca kullandırtmak babında, İmamoğlu’nun mazbata alma kararını onaylayabilir. Bu durumda Erdoğan ve derin yapıya eklemlenen üçüncü bir güç dinamiği (yeni bir siyasi fraksiyon – yani CHP-İYİ Parti) daha somut bir biçimde rejim içinde yer alır. Şu anda da rejim diskurunu benimsemeleri bakımından rejimin paydaşı durumundalar zaten. Bunu daha ileri bir işbirliğine, daha işlevsel bir konuma taşıyabilirler. Fakat bu senaryoda sorun MHP olur. MHP’nin şu anki yaklaşımı, İYİ Parti’nin böylesi bir işlevsel rolünü kendi geleceği bakımından tehlikeli bulabilir. Çünkü İYİ Parti MHP’nin (ve AKP’nin) alternatifidir. CHP, ayrı bir kulvardadır. Bu bakımdan daha az tehdit olarak algılanır.

Türkiye’nin NATO’dan çıkmasıyla sonuçlanabilecek bir süreç başlayabilir

Bu noktada en önemli şey şudur. Derin yapı İMF ve Batı yerine Rusya-Çin üzerinden finansal kaynak elde etmek konusunda tercih kullanabilir. Bu durumda Türkiye’nin NATO’dan çıkmasıyla sonuçlanabilecek bir süreç başlayabilir. Erdoğan böyle bir senaryoda CHP ve İYİ Parti’ye göre daha etkin rol üstlenebilir. MHP de destek verirse, bu durumda derin yapı Erdoğan ve MHP’yi CHP ve İYİ Parti’ye tercih edebilir. Bu durum CHP ve İYİ Parti’nin de NATO karşıtı akımlarını güçlendirmesine neden olabilir. Çünkü tabanda böyle bir his ve beklenti zaten var! Eğer YSK seçimlerin tekrarına karar verirse, bu senaryo çok güçlenecektir.

Bence bu aşamada dok bilinmeyenli bir denklem var. Bu denklemin en önemli sabitesi derin yapı. Onların NATO’culara fırsat verecek senaryolardan kaçınacağını öngörmek için müneccim olmaya gerek yok. Derin yapı Rusya-Çin üzerinden bir ekonomik başarı programı oluşturabilirse, Türkiye’nin Batı’dan tümüyle kopartılmasına kapı ardına dek açılır. Bu onlar için iyi bir fırsattır. Bu bağlamda Moskova ve Pekin’in Ankara’ya ne gibi bir strateji paketi ile yaklaşacakları, S-400’lerden çok daha hayati ve stratejik bir karar olacaktır.

Aynı şekilde, ABD ve Batı’nın (özellikle de AB’nin) yeni bir Türkiye stratejisine ihtiyaçları her zamankinden fazladır. Ancak Trump yönetimi, küresel siyasette çok ciddi hatalar yapıyor. Pentagon ve State Department bu konuda Trump yönetimini ne kadar ikna edebilecek, bunu zaman gösterecek. Ancak fazla zaman da yok. Bu kararlar seri alınmalı. Türkiye’nin Moskova-Pekin yörüngesine girişi, Atlantik kanadı için çok ciddi bir jeopolitik kayma anlamına gelecek. Bunun parayla ölçülebilir bir şey olmaktan çok daha ağır maliyetleri olur kanısındayım.

İstanbul’daki karar, önemli bir gösterge olacak. Olasılık hesaplarını daha da netleştirmek için öncelikle YSK kararını beklemek gerekiyor. Bu kararın verilmesini müteakiben ilk bir hafta içinde olacak gelişmeler, belirsizliklere biraz daha fazla ışık tutacak.


Kaynak: TR724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ