"Hukuk; İktidarın her türlü yasadışı işini aklamaya göre düzenlendi"

"Kamu gücünü ele geçiren suç örgütü kullanışlı hukukçularla işlediği suçlardan aklanırken ilerde suçlarını soruşturabilecek dayanışma gruplarına soykırım uygulayıp kendini kurtarmaya çalışıyor."






İsmail S. Gülümser/Aktif Haber

17 Aralık'ta Erdoğan ve suç ortaklarının yolsuzlukları açığa çıkmıştı, o günlerde bütün hukuk sistemi onları suçlardan kurtarıp aklamak için kurgulandı. 17-25 Aralığın yıldönümünde yurt dışında mesleğine sürdürmeye çalışan bazı gazeteciler o günlerde yaşananları belgeleriyle yeniden gündemlerine aldılar. Can Dündar “Erdoğan’ın en uzun günü” belgeseli, Erkam Tufan Aykan “17 Aralık özel programı”, Fatih Alkan-Cevheri Güven “sıfırlanamayan dosya” gibi video programlarıyla, Ahmet Nesin, Ahmet Dönmez, Âdem Yavuz Aslan, Faruk Güzel gibiler yazıları ve konuşmalarıyla yolsuzluklarla ilgili ses kayıtlarını yeniden gündeme taşıdılar.

Tapelerde başta Erdoğan’ın kendi aile çevresi ve ihale gözdesi işadamlarıyla yaptığı konuşmalarda bu kadar da olmaz dedirtecek ilginç detaylar yer alıyor. Dinlemelere takılan görüşmeler rüşvetin nasıl alındığını, yolsuzluk için kimlerle hangi toplantıların yapıldığını, devlet bankalarının yasadışı para transferinde nasıl kullanıldığını,  bakanların uluslararası anlaşmaları delerek İran parasını kaçırmaya çalışan Rıza Sarraf gibilerden devleti zarara uğratma pahasına milyonlarca dolar rüşveti nasıl aldıkları gibi pek çok yolsuzluğu açığa çıkarıyor.

İçişleri Bakanı Muammer Güler, Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar, Ekonomi bakanı Zafer Çağlayan’ın oğulları ve Avrupa bakanı Egemen Bağış’ın suç örgütleriyle rüşvet ilişkisi belirleniyor. 17 Aralık’ta bakan çocuklarının evlerine operasyon yapılıyor, operasyon öncesi ve sonrası ses kayıtlarındakiler iktidarın kirli işlere nasıl bulaştığını açık olarak gösteriyor.

BAŞBAKAN VE BAKANLARIN KENDİ ANĞZINDAN SUÇ İTİRAFLARI

Bakan Güler telefonda oğluna rüşvet ile alınan paraları aklama yolu olarak “Rıza Zarrab’a danışmanlık yaptım, Zarrab’ın yanında çalışan Rüçhan’dan alacağım vardı o borcunu getirdi, dayımın oğlundan aldım” demesini öneriyor. Erdoğan Bayraktar telefonda “oğluna kaçabiliyorsan kaç” talimatı veriyor.    

Erdoğan sabah aceleyle küçük oğlu Bilal’i arıyor, “oğlum uyan operasyon var evleri temizle” diyor. Telefonda Zarrab’a ve bakan çocuklarına polislerin operasyon yaptığını anlattıktan sonra, “senin evinde ne var ne yok bunları çıkar” diyor. Bilal “Evde senin paraların var” cevabını veriyor. Erdoğan kızı Sümeyye’yi gizli talimatlarla İstanbul’a gönderiyor.  Erdoğan çifti telefonda Bilal’e “amcanla, enişten, Berat, Burak siz ve diğerleri hepsi evlerindekileri çıkarsınlar, Sümeyye nereye götüreceğinizi size söyleyecek, bizimle irtibatta kalın” mesajı veriyor.   

Sümeyye’den Erdoğan’ın gizli talimatlarını öğrenen oğlu ve damadı telefonla sağa sola talimatlar göndermeye başlıyor. Aileden biri “Medet” kâğıt öğütücü almayla uğraşıyor, Bilal-Berat-amcaları ile birlikteyken düşündükleri hakkında anlık babasına bilgi veriyor. Evdeki paranın bir kısmı Mehmet Gür’e verip azaltacaklarını bir kısmını başka bir yere taşıyacaklarını anlatıyor. Erdoğan telefonda Bilal’den paraları tamamıyla sıfırlamasını istiyor, o da tamamıyla sıfırlayacağız diyor.

Gün boyunca Erdoğan’ın oğluyla görüşmeleri devam ediyor, verdiği görevlerin sonucunu soruyor. Oğlu Berat’le ilgili kısmı hallettiklerini bir kısmını da karanlık olunca halledeceklerini anlatıyor. Sümeyye talimat gereği iki farklı yerdeki paraları boşaltıyor, Bilal büyük ölçüde hallettik deyince Erdoğan “sıfırladınız mı?” diye tekrar soruyor. Oğlu bir kısmını başka bir yere taşıdıklarını, Tunç’a 10 milyon, Mehmet Gür’e 20 milyon verdiklerini söylüyor ve son kalan 30 milyon Avro’un 25 milyon’unu Sabah grubunun devri için Çalık’a vermeyi üstü ile de Şehrazat konaklarından daire almayı öneriyor.

Bilal telefonda her şeyi anlattığı için Erdoğan rahatsız oluyor, açık konuşma dinleniyorsun diyerek sık sık ikaz etme gereği duyuyor, Bilal babasından kimin dinlediğini öğrenmeye çalışıyor. Polisler Şehrazat’tan alınan 6 daire için yapılan 14 milyon TL lik ödemenin faturasını tespit ediyor. İki gün boyunca çocuklar evdeki paraları sıfırlamaya çalışıyor ancak dağıtmakta zorlandıkları telefon kayıtlarından anlaşılıyor.  Bir başbakan evinde neden milyonlarca dolar para bulundurduğu? Bu paraların nereden kazanıldığını? Niçin mal beyanında bildirmediğini? Niçin bankada değil de evinde tuttuğunu? Neden kısık sesli telefon talimatlarıyla paraları kaçırmak zorunda kaldığını? izah edemiyor.    

Erdoğan bir yandan telefon ve ulak talimatıyla paraları sıfırlatmaya çalışırken bir yandan da Ankara’dan İstanbul’daki savcılara ulaşıp dava sürecini etkilemenin çarelerini arıyor. Bilal’den dava savıcı Zekeriya Öz’e etkileyecek birini gönderip işi bitirmesini istiyor, ancak dosya dolu olduğu için dava süreci engellenemiyor.

Tapelerle yolsuzlukları açığa çıkan Erdoğan kayıtların montaj olduğunu iddia ediyor, Kılıçtaroğlu ses kayıtlarının inceletilmesini teklif ediyor, ancak o bunu gerçekleştirip aklanmayı seçeceği yerde yolsuzluk ve rüşvetleri tespit eden devlet görevlilerini suçlamayı seçiyor.

Suçları polis takibi ve telefon kayıtlarıyla sabit olanlardan biri olan Erdoğan Bayraktar “ne yaptıysa Erdoğan’ın talimatıyla yaptığını” söyleyerek Erdoğan’ın suç şebekesi lideri olduğunu açıklıyor. Erdoğan ve suç ortaklarının yargıya hesap vermesi beklenirken, onlar bütün bu açık delillere rağmen yargı ve emniyetin kendilerine darbe yaptığını iddia edip görevini yapan savcı ve polisleri suçlu ilan ediyor.

Bu aşamadan sonra Türkiye’de hukuk sistemi bir yandan iktidarın suç ortaklarını aklamak için çareler geliştirmek üzere çalışırken bir yandan da suçluları yakalayan emniyet teşkilatı ve adalet birimlerine suç uydurmak için bahaneler üreten bir merkez haline geliyor.

SUÇ ÖRGÜTÜ ELE GEÇİRDİĞİ GÜCÜ YAKINLARINI KURTARMADA KULLANIYOR

Yeni bir yolsuzluk suçlamasından kurtulmak isteyen Erdoğan 17 Aralıktan sonra kolluk kuvvetleri yönetmeliğinde değişiklik yaparak savcıların takip ettikleri dosyalarla ilgili işleme başlamadan önce Başsavcılığa bilgi vermeleri zorunluluğunu getiriyor, polis ve savcıları görevden alarak 25 Aralık’taki yakınlarının karıştığı yolsuzluk operasyonun yapılmasını engelliyor.

İç işleri adalet bakanlarını değiştiriyor, HSYK yapısını alt üst ederek adalet sisteminin bağımsızlığını ortadan kaldırıyor, hâkim ve savcıları oradan oraya sürerek onların siyasilerin suçlarıyla ilgili davalarda bağımsız karar vermesini engelliyor, devleti yönetme gücünü suçlardan kurtulmada kullanıyor, makam beklentisi olan bazı hâkim ve savcılarla kendilerini suçlardan kurtarma karşılığı anlaşıyor onları üst göreve getirerek hukuk sistemini kendi çıkarlarına göre dizayn ediyor.

Ülkede hukuk güvenliğini ortadan kaldırıyor, tehditler karşısında siyasilerin emirlerine uymak zorunda olduğunu hisseden hukuk adamları kimisi korkup objektif karar vermekten uzaklaşıyor, kimisi iktidara yaranıp makam kapmak için onların suçlarını tespit edenlerin karalamasına alet oluyor, kimisi de hukuku uygulamaktan başka bir suçu olmayan meslektaşlarının suçlanıp hapse girmesinde aracılık hizmeti sunuyor.

Bilal Erdoğan’ın da aralarında olduğu suçluları kurtarmak için HSYK dan rüşvetlerin yakalandığı İstanbul başsavcısı telefonla aranıyor ve savcıların operasyon için emniyete gönderecekleri talimatlarda senin imzan olsun emri verilerek yargı süreçlerine müdahale ediliyor. Sonra yeni operasyonların önüne geçmek için 21 Aralık’ta yönetmelik değiştirilip zorunluluk getiriliyor. Henüz iktidarın emrine girmemiş HSYK’dan bu yönetmeliğin yargı süreçlerine müdahale olduğu açıklaması geliyor. Erdoğan yargıya mitinglerden müdahale ederek HSYK dan suçlarını araştıranların ayıklanmasını istiyor.

17 Aralık’tan sonra İstanbul emniyet müdürü Hüseyin çapkın merkeze alınıyor, operasyonda görev yapanlar dâhil İstanbul emniyetinde 5 şube müdürü ise görevden alınıyor, İstanbul’da 350 polisin Ankara da 470 amir ve memurun görev yeri değiştiriliyor. Ardından Emniyet genel müdür yardımcılarından biri ve 15 ilin emniyet müdürü görevden uzaklaştırılırken 24 ile yeni emniyet müdürü atanıyor. Yaklaşık bir yılda toplam 6 bin emniyet memurunu etkileyen bir değişiklik süreci yaşanıyor.

17 Aralık soruşturması Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’ten 25 Aralık soruşturması Muammer Akkaş’tan alınıp başka savcılara veriliyor, İstanbul’da Çolakkadı dâhil 19 hâkim ve savcının görev yeri değiştiriliyor. Hükümet HSKY nın yapısını değiştiren bir yasa çıkarıyor HSYK başkan vekil Ahmet Hamsici değişikliğin anayasaya aykırı olduğunu belirtiyor, yargı birçok konuda siyasilere bağımlı hale getiriliyor. Yeni savcılar 28 Şubat’ta suçluları serbest bırakıyor, paralarını iade ediyor, bir yıl sonra da dosya hakkında takipsizlik kararı verip suç dosyalarını usulüne uygun delil toplanmadığı suç unsuru oluşmadığı suç örgütüne rastlanmadığını belirterek siyasilerin müdahalesi ile kapatıyorlar.

25 Aralık’ta siyasilerin müdahalesi sonucu polisler savcının talimatını yerine getirmiyor. Yerine atanan savcılar olaydan bir yıl sonra Bilal Erdoğan’ın da olduğu 96 kişi hakkında suç örgüt kurmak davasında takipsizlik kararı verip siyasilerin yakın çevresini kurtarıyorlar.  Bununla kalmıyor soruşturmayı yürüten suçluları takip edenleri hükümeti yıkmaya çalışmakla suçluyorlar.

Erdoğan hakkında hiçbir işlem yapılmazken dört eski bakan hakkında Meclise fezleke gönderiliyor.  Mecliste AKP li başkan gizlilik kararı gerekçesiyle fezlekeleri okumadan genel görüşme yapılmasını engelleyerek komisyonlara gönderiyor. Ardından komisyon çalışmalarına yayın yasağı getirilerek bakanların yolsuzlukları toplumdan saklanıyor en sonunda 2015 tarihinde komisyondaki AKP li üyelerin oylarıyla yolsuzluğa karışmış bakanlar açık delillere rağmen yüce divandan kurtarılarak aklanıyor.

Yolsuzluk yapan suçluları aklamak için tüm devlet mekanizmalarını harekete geçirip kanunlardaki tüm boşluklarını kullanan iktidar partisi kendi açık suçlarını saklarken muhaliflere suç uydurmak için her türlü yasadışı yöntemi kullanıyor. Ülkede hukuku yok ediyor Türkiye hukukun üstünlüğü endeksinde 59. Sıradan 109. cu sıraya kadar geriliyor.

Erdoğan yargıda kullanışlı eleman arayışına giriyor, Bülent Korucu’nun tespitine göre HSYK için en kullanışlı elemanlarından birinin bugün başkan vekili olan M. Yılmaz olduğu görülüyor. O kadar ki Erdoğan ondan 17-25 Aralık savcılarını tahliye eden hâkimlere ceza verilmesini istiyor, araya hafta sonu girdiği için gecikiyor, bu yüzden Yılmaz’ın Erdoğan’dan fırça yediği ve ondan özür diledikten sonra emrini yerine getirip o hâkim ve savcıları tutuklattığı HSYK yı iktidarın oyuncağı haline getirdiği anlaşılıyor. Yılmaz bağlılığını AYM nin dershane hakkındaki kararından sonra da gösteriyor Erdoğan talimatıyla 49 hâkimin ihracını yaparak o günkü AYM ye gözdağı vermede aracılık hizmeti sunuyor.

ADALET SİSTEMİ, HÂKİM SAVCI VE KOLLUK KUVVETLERİNİ SUÇLAMADA KULLANILIYOR

Adalet sisteminin iktidarın emrinde masum insanlara suç uydurmak için neler yaptığını Ramazan Faruk Güzel “darbe önce yargıda yapıldı” başlıklı yazısında şu sözlerle anlatıyor. İktidar mensupları suç ortaklarıyla birlikte suçlarını araştırabilecek ne kadar muhalif devlet görevlisi varsa önceden fişledikleri ve yapılacak bir darbe ile bunları tasfiye edip devlet kadrolarından temizlemeyi hedefledikleri belgeleriyle ortaya çıkıyor.

15 Temmuz Erdoğan ve suç ortaklarının en ince ayrıntısına kadar önceden planlayıp gerçekleştirdikleri tamamlanmış bir darbe olduğu anlaşılıyor. Özellikle yargı, TSK ve emniyetteki fişlemelerin yasadışı işlere izin vermeyecek devlet görevlilerini saf dışı edilmesi amacıyla yapıldığı bir gerçeğini bizzat kendi yaşadıklarıyla anlatıyor. HSYK’da kurulmuş bir şebeke kendisine “hakkında fişleme bilgilerinin olduğunu uyumlu çalışması halinde bundan kurtarabileceklerini” söylüyor. Bu teklif hukuk ilkelerini bir kenara bırakıp iktidarın suçlarını örtme ve fişlemede yardımcı olmak şartıyla makam mevkisini koruma ya da yükselme anlamına geliyor, o bu hukuksuzluğu kabul etmediği için ihraç ediliyor.

Yazısında kendisi dâhil darbe gecesi ihraç edilen hâkim ve savcıların tasfiyesinde hukukun nasıl çiğnediğini anlatıyor.

-Yargıda yapacakları darbe için kullanışlı eleman arıyorlar Serdar Coşkun gibi kullanışlı elemanlara daha darbe olmadan önce hazırlanmış listeler üzerinden gözaltı yazıları yazdırıyorlar.

-Darbe gecesi Ankara savcılığı Türkiye genelinde tüm savcılıklara sayı numarası verilmemiş soruşturma tutanağı gönderiyor.

-Yazının ekinde yer alan Güzel gibi darbeden aylar önce ihraç edilip yurt dışına çıkmışların da yer aldığı listelerdeki hâkim ve savcıların aynı terör örgütü üyesi oldukları hakkında kuvvetli ve somut delil olduğu, suç şüphesi bulunduğu için gözaltına alınması ve soruşturma başlatılmasını istiyor.

-2.745 hâkim ve savcının yer aldığı fişleme listeleri suçlarına ortak olmayı kabul eden İbrahim Okur-Ahmet Hamsici-Birol Erdem gibi HSYK ve bakanlık birimlerindeki kullanışlı yargı mensupları tarafından hazırlandığı onların tanık sıfatıyla dinlenmesinden anlaşılıyor.

İllerde cemaat mensupları hakkında işlem yapan savcılar, Ankara’dan yazıda belirttikleri somut bilgi ve belgeleri istiyor, ancak elinde hiçbir belge olmadığı halde suçlama yapan Ankara savcısı illere belge gönderemiyor. Terör örgütü mensubu dedikleri hakkında delil üretmek için, gözaltına alınmış tüm hâkim ve savcılara: Siz, eşiniz veya çocuklarınız nerde okudunuz, nerede kaldınız, üniversite hazırlıkta hangi dershaneye gittiniz? Sohbetlere kamplara katıldınız mı, neler konuşuldu? Hangi dergi ve gazetelere abone oldunuz? Hangi bankaya para yatırdınız? Nerelere gönüllü bağışlarda bulundunuz? Göreve nasıl girdiniz? Yurt dışına gittiniz mi? HSYK seçimlerinde hangi grupla birlikte hareket ettiniz? Darbeden haberiniz var mıydı? Pişmanlık yasasından yararlanıp itirafçı olarak kendinizi kurtarmak ister misiniz? İsminiz bu listede niçin yer alıyor? Gibi sorular yönletiyorlar.

Bütün hâkim ve savcıların sorgulamasında kullanılan aynı tipteki sorular suçladıkları hakkında ellerinde hiçbir delil olmadan yalana dayalı bir tutanakla işlem yapıldığının açık delili. Listede isminin niçin yer aldığının sorulması, gruba mensubiyetinden dolayı suçlu ilan edilenler hakkında bilgi olmadığının suçlamada kullanmak üzere bilgi üretme çalıştıklarının göstergesi. Bu veriler iktidarın dayanışma içindeki bir grubun mensuplarını belirlemeye çalıştığını, suçlarını saklamak için tamamen ve kısmen yok etme yani soykırım suçu işlediğini ortaya çıkarıyor.  Suç örgütü haline dönüşmüş iktidar mensupları listedekiler dâhil herkese bir gerekçe ile suçlarına ortak olmayı teklif ediyor ve buna yanaşmayanları ya terör örgütü üyesi olmakla suçlayıp gözaltına aldırıyor ya da korkutup emirle işledikleri suçları örtmede kullanıyor.

İktidar gücünü elinde bulunduranlar tüm hukukçulara ve kolluk kuvvetlerine kedileriyle ortak hareket etmeleri halinde onları kurtulacakları sözü vererek kendilerini aklamada kullanmaya çalışıyor. Bunlardan arasında HSYK da listelerin hazırlanmasında görev yapan Okur gibiler de var o itirafçı olmasına rağmen cezadan kurtulamayanlardan bunun sebebi mahkemede iktidarın yargıya müdahale için yaptıklarını açık açık anlatmış kayıtlara girmesine yol açmış olması. Okur mahkemede Başbakan’la kriptolu telefon üzerinden yaptığı konuşmanın detaylarını anlatırken “Zekeriya Öz’ün Kısıklı’daki evime bu akşam baskın yapacağı oğlum Bilal’i alacağını öğrendik buna bak” dediğini aktarıyor. Onun Erdoğan’ın talimatını ilettiği Çolakkadı çaresizlik içinde “ne yapabilirim ki?” diye sorduğunu, kendisinin de savcıların emniyete verecekleri talimatlarda başsavcı imza şartı getiren bir yazı göndermesini istediğini anlatıyor. Bu yüzden onlarla ortaklık kurmasına rağmen Erdoğan’ın sırlarını açığa vurduğu için 10 yıla mahkûm oluyor.

KULLANIŞLI HÂKİM VE SAVCILAR İKTİDARIN EMRİYLE ADİL YARGILANMA İLKESİNİ UNUTTU

Güzel’in son değerlendirmelerine göre, adalet sisteminin temelini adil yargılanma hakkı oluşturuyor, bunun da en önemli ayağı adalet sisteminin işlemlerinde dürüstlüğün korunması. Hâlbuki Türkiye’de iktidarın oyuncağı haline gelen yargı mensupları dürüst işlem ilkesini unutmuş durumda.   

Bu ilkeye göre soruşturma makamlarının adaletle ilgili işlemlerde dürüstlüğü esas almaları, hileli ve haksız yöntemleri kullanmamaları, tarafsız olmaları, ahlaki ilkeler ve yasalara uygun hareket etmeleri gerekiyor. Soruşturmalarda hileli ahlaki ilkelerle bağdaşmayan yollara girmek, suç şüphesi oluşturmak için kanunsuz işlere yönelmek hukuk sisteminde mümkün değil.

Ankara başsavcı Serdar Coşkun, başsavcı vekili Necip Cem İşçimen, yardımcıları Musa Yücel gibi kullanışlı hukuk adamları 15 Temmuz gecesi daha ortada bir şey yokken tasfiye listelerindeki hâkim ve savcıları hakkında televizyonlardan yaptıkları açıklamalarla o gece iktidarın gözaltına almada elini güçlendiriyor “adil yargılanma ilkesi, masumiyet karinesi, soruşturmanın gizliliği ilkesi” gibi en önemli hukuk prensiplerini yok eden meslektaşlarını darbeci ilan eden bir açıklamayla iktidarın işini kolaylaştırıyorlar.

Elinde somut bilgi ve belge olmadan “dürüst işlem” ilkesini çiğneyerek medya önünde meslektaşlarını suçlayarak yargısız infaz yapıyorlar. Listelerdekilerin darbecilerle eylem birliği içinde oldukları hakkında ellerinde somut delillerin bulunduğu yönündeki açıklamalarını bugüne kadar doğrulayamıyorlar. Bu durum hâkim ve savcılar ihracında devletin dürüst işlem ilkesini göz ardı ettikleri, ahlaksız bir yaklaşımla hukuk sistemini iktidarın emrine verdiklerini açığa çıkarıyor.

Delilsiz suçladıkları meslektaşları hakkında yürütülen soruşturmalarda gizlilik kararı vererek delillerinin olmadığını uzun süre saklamaya çalışmaları da, davaların içi boş dürüstlükten uzak yürütüldüğünün kanıtıdır. Delilleri ve gizli tank dedikleri kendini koruma karşılığı iftira atmayı kabul eden kullanışlı kişileri davalardan kaçırarak savunma hakkını yok ediyor, masum insanları suçlamak için mizansen hazırlıyorlar. Yetkilerini kendi yasadışı işlemlerini saklamada kullanıyor, kişileri delilsiz suçladıktan sonra savunma hakkını yok edecek her türlü yola tevessül ediyorlar. Bununla kalmıyor her soruşturmada kişilere davadan kurtarılma karşılığında suç bulamadıkları hakkında iftira atma pazarlıkları yapıyor, adalet sistemini yalan ve iftiraların kol gezdiği çirkin bir alana dönüştürüyorlar. İtirafçı olmayanlara yapılan işkencelere zemin hazırlıyor, işkenceyle imzalatılan belgeler üzerinden kişileri suçlayacak dava dosyaları hazırlatıyorlar.

Savcıların şüphelilerle yaptıkları ahlaksız pazarlıkları tüm dünya öğreniyor. Ellerinde suçlanan hakkında hiç delil olmadığı halde yalan söyleyip “15 sene yatacaksın birilerinin ismini vermezsen güneş yüzü göremeyeceksin isim ver kurtul” gibi tehditlere tevessül etmiş ve işkence ya da sahte pazarlıklar sonucu elde ettikleri delillerle istediklerini suçlamışlardır. Bu işlemlerin hepsi hukuksuzdur, bu deliller yok hükmündedir. Sahte gerçeğe aykırı belge ve bilgilerle işlem yapan şüphelilere yalan söyletip davaları istediği gibi yönlendirmeye çalışanlar günün birinde yargılanacakları korkusunu hiç atamayacaktır.

Özellikle 15 Temmuz’dan sonra çıkarılan Anayasaya aykırı düzenlemelerle başta HSYK olmak üzere tüm yüksek yargı organları Erdoğan’a bağlanıyor, bugün yüksek yargı birimleri suç örgütünün emrinde hukuk nizamını yıkmada ona hizmet ediyor. Bu dönemde HSYK, AYM den 2, Yargıtay’dan 140, Danıştay’dan 48 üye ile 2.745 hâkim ve savcının ihracında ve tutuklanmasında aktif rol alıyor. Hukukçular ancak suçu üstü ihraç edilebilirken o itirafçı olanları kurtarma formülü ile iktidarın düzmece senaryoya yalana dayalı çözüm geliştiriyor. Kendini kurtarmak için başkasını suçlamak zorunda kalan 200 üzerinde itirafçı ile suçüstü hali oluşturup 2.400 hukukçu hakkında sahte delil üretiyor. Hukukçuların darbeye karışmalarıyla ilgili hiç delillerinin olmadığını, kurtarma sözü verdiklerini kandırdıklarından elde ettikleri bilgilerle delil oluşturmaya çalıştıklarını sahte suç ürettiklerini açıkça TV programlarında anlatıyor.  Darbe ortamında hukuku ortadan kaldırarak yapılan bu işlemlerle kişilerin kendini savunma hakkını kolayca ellerinden aldıklarını, suç yokken hukuk adamlarını cezalandırmada ByLock’u uydurduklarını itiraf ediyor.

Bülent Korucu’nun mahkemelere dışarıdan müdahaleleri anlattığı yazısında ilgin şeyler yaşanıyor. 17-25 Aralık’ta iktidarın suçlarını tespit ettikleri için gözaltına alınan 49 polisin sorgulanması aşamasında siyasilerin yargıya doğrudan müdahalesini gösteren bir olay açığa çıkıyor. Hâkim İslam çiçek gözaltı süreleri dolduğu için salınması gereken polisleri siyasilerin baskısı sonucu bırakmamak için çareler arıyor. Karar vermesi gecikince aralarında Mahmut Tanal’ın da olduğu avukatlar hâkimin odasına giriyor. O sırada karar verecek hâkimi bir grupla toplantı halinde buluyorlar. Tanal odadakilerin kim olduğunu burada ne aradıklarını soruyor, odadakiler polis kimliklerini göstererek kendini tanıtıyor. Ancak içlerinden biri kendini tanıtmaktan kaçınıyor, Tanal ısrar edince hâkim “kaç İsmail kaç” diyerek iktidarın verilecek kararla ilgili talimatını getiren şahsı odadan kaçmasını istediği o günlerde bomba gibi basına düşüyor. Daha sonra kaçan şahsın MİT ten gelen hâkimden buna göre karar vermesini isteyen biri olduğu konuşuluyor.

15 Temmuz’da aktif rol alan MİT ondan sonraki süreçte devlet yönetiminde her olayı yönlendirecek kirli senaryoların merkezi olmaya devam ediyor. Mahkemelerin cemaat mensuplarını suçlamaları için delil üretme işini MİT üzerine alıyor, Birçok şehirden farklı zamanlarda kaçırılmış şahıslara aynı merkezde aylarca işkence ile itiraf adı altında iftira metinleri imzalatıldıktan sonra hiçbir şey yokmuş gibi Ankara emniyete teslim ediliyor. Emniyet sanki şüphelileri yolda bulmuş numarası yaparak aylardır yakınlarını arayan aileleri kandırıyor. Kaçırılanlar zayıflamış, aylarca gün yüzü görmemiş olarak aileleriyle buluşuyor ancak hepsi de avukat istemediğini belirtiyor, ailelerinden uluslar arası kuruluşlara yaptıkları başvuruları geri çekmelerini istiyor.

Kullanışlı hukuk adamları vasıtasıyla suç örgütü haline gelen iktidar ve yandaşları için ülke her türlü suç işleme özgürlüğünün olduğu bir suç cennetine dönüşmüş durumda. Onlar için ülkenin arazileri paylaşmak, devlet ihalelerini bölüşmek, kayyım olarak görev yaptıkları kişi ya da devlet kurumlarını soymak, tutukladıkları cemaat mensuplarını rüşvet karşılığı hapisten kurtarmak, kuran kurslarında kız çocukların ırzına geçmek gibi daha nice suçları işlemek serbest. İşleyecekleri bu suçlardan iktidar tarafından kolayca kurtarılacaklarını bildikleri için her gün ayrı yerde işlenen suçlar açığa çıkıyor ancak basın suçları gördüğü halde yazmaya bile cesaret edemiyor.

İktidara muhalefet eden dayanışma gruplarının ise kanun verdiği hakları kullanmaları bile yasak. Yaşam hakkı, çalışarak geçimini temin etme hakkı, seyahat hakkı, vücut bütünlüğünü koruma hakkı, adil yargılanma hakkı, savunma hakkı,  yok hukuk sistemi onları kullandıkları yasal haklardan dolayı suçlayıp tutuklayacak çözümler üretmek için kullanılıyor. Onlar için Türkiye cehenneme dönmüş durumda bu cehennemden kaçmak için her şeyi göze alıyorlar. Hayatında hiç suça bulaşmamış insanlar soykırımdan kendileri kurtarmak için kaçıyor, kimisi Meriç’te kimisi denizde boğulurken kimisi imkânsızlıklar içinde sığındığı ülkelerde yeniden hayata tutunmanın mücadelesini veriyor.   
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ