Erhan Başyurt yazdı: Toparlanın! Ya halife seçilecek ya tren devrilecek!

'AKP, ekonomik kriz ve hukuk ihlalleri nedeniyle kaybettiği taban desteğini, yeni siyasi partiler nedeniyle çözülmeye başlayan tabanını birlikte ve diri tutmaya çalışıyor, bu hamleler ile… '
Gazeteci ​Erhan Başyurt'un Tr724'te yayınlanan analizi şöyle:

Ayasofya’nın açılması ‘Atatürk Türkiyesi’ için tarihi kırılma noktasıdır.

Atatürk’ün imzasıyla Resmi Gazete’de yayınlanmadan ‘de facto’ yani fiili olarak müzeye dönüştürülen Ayasofya, Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayınlanarak ‘de jure’ yani hukuki olarak 86 yıl sonra yeniden Cami’ye dönüştürüldü.


CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Atatürk, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “vakıf senedine aykırı davrandığı için lanetlenmiş” olarak nitelendirildi.

Sonrasında aynı ifadeleri hutbede elinde kılıç Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş tekrarladığı için, o şu an dava edilmekle karşı karşıya…


Ayasofya, 24 Temmuz’da “Türkiye’nin tapusu” denilen Lozan’ın yıldönümünde açıldı.

Ayasofya’nın açıldığı gün, Anıtkabir de ‘dezenfekte edildiği’ bahanesi ile ziyarete kapatıldı…

***

Atatürk devrimlerinin bir kısmı halen kanunlarda var ama uygulamada yok.

Mesela Şapka Devrimi… Kanunda erkeklere halen şapka takmak zorunlu… Kimse kaldıramıyor… Kimse de uygulamıyor…

Mesela tarikat ve medreseler kapatılmıştır, bazı unvanlar yasaklanmıştır ancak bugün bu yasalar kevgire dönmüş durumda…

Uygulanmayan Şapka Kanunu’nu bugün resmen ilga etmek, Ayasofya’yı açmak ile eş değer değil.

Ayasofya’nın açılması, yürürlükte olan Atatürk imzalı bir kararın kaldırılmasıdır.

Bir ‘partili tek adam’ tarafından halka danışılmadan alınan karar, 86 yıl sonra bir ‘partili tek adam’ yine halka danışılmadan ilga edildi.

***

Ayasofya, kimileri için ‘seküler Türkiye’nin simgesidir.

Nobel ödüllü Orhan Pamuk, kararın seküler Türkiye’nin sonu olduğunu iddia etmiştir.

İktidar yandaşları da kararı aynı şekilde okumaktalar.

Mesela Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagülle, “Bugün gerileme ve vesayet döneminin kapanmasının, yeni yükseliş döneminin başlamasıdır” diyor.

Tarihçi Mustafa Armağan, elinde kılıçla Diyanet İşleri Başkanı’nın kılıçlı hutbesini izah ettiği videosunda, “Bu Osmanlı’nın geri gelmesidir” diyor.

***

Atatürk devrimlerinin, ilk uygulandığı dönemde her kesim tarafından takdirle karşılanmadığı, hassaten dini grupların menfi etkilendiği bir gerçek.

Sadece kılık kıyafet ve harf devrimi değil, medreselerin kapatılması ve tarikatların yasaklanması, aşırıya kaçılıp bazı yerlerde Kur’an eğitimine bile müdahale edilmesi, Ezan’ın Türkçe’ye çevrilmesi…

Sonuçta, o dönem ezilen ve fikirleri yok sayılan bir kesim ya da düşünce bugün iktidarda…

Siyasal islamcı AKP, Milli Görüş gömleğinin üzerine giydiği kamuflajları artık çıkardı.

Aslında tam olarak Atatürk devrimleriyle hesaplaşmak değil dertleri, ancak Atatürk devrimlerinin yok ettiği hukuki ve siyasi şartların yeniden uygulama bulması gerektiğine inanıyorlar.

Bilinçli bir çatışma arzusu değil belki ama kaçınılmaz bir çatışma alanına doğru ilerleme söz konusu… 

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, Ayasofya’nın ardından ekranda harf devrimini eleştirdi.

Yeni Şafak Gazetesi’nin eki Gerçek Hayat, “Artık Ayasofya ve Türkiye hür… Halifelik için toparlanın!” çağrısını kapak yaptı.

Siyasal islamcı AKİT TV’de de ‘halifelik’ çağrısı canlı yayında yapılmıştı…

***

2023 Cumhurbaşkanlığı seçim tarihi aynı zamanda Cumhuriyet’in ilanının 100’ncü yılı…

Atatürk Türkiyesi rafa mı kalkacak yoksa yeni bir rejimin kurulmasına engel mi olunacak?

AKP 18 yıldır iktidarda, ‘rejimin bekçileri’ tarafından yapılan bir çok bertaraf etme girişimini başarıyla savuşturduğu bir gerçek. 

Artık yargıda da yasamada da, bürokraside de, TSK’da kısmen olmakla birlikte tüm Emniyet ve istihbarat birimlerine hakim görünüyorlar. 

Erdoğan’ın kişisel karizması olduğu ve eridiği varsayılan haliyle bile AKP’nin halen birinci parti olmaya devam ettiği bir gerçek. 

Yapacakları hamleleri gelişigüzel atmıyorlar.

Mesela, Ayasofya kararını veren Danıştay’ın ilgili dairesinin 3 üyesi de ‘sadık’ hakimlerden özel seçilerek atanmış.

Kararı Temmuz’da verecekleri aylar öncesinden belliydi.

Karşı gösteriler olmasın diye Anıtkabir kapatıldı ve Cumartesi Anneleri’ne bile izin verilmedi…

6 ay önceden Emniyet’e 1 milyon zırh delici mermi, 1 milyon plastik mermi, 100 bin göz yaşartıcı bomba, 5 bin taarruz bombası alındı… 

***

Sonuç olarak iktidarın Ayasofya hamlesi, açılışın siyasi şova dönüştürülmesinden de anlaşılacağı gibi siyasi istismar amaçlı.

AKP, ekonomik kriz ve hukuk ihlalleri nedeniyle kaybettiği taban desteğini, yeni siyasi partiler nedeniyle çözülmeye başlayan tabanını birlikte ve diri tutmaya çalışıyor, bu hamleler ile… 

‘Siyasal islamcı’ ajandasında yer alan bir maddeyi, TSK ve CHP’nin elini kolunu bağlayarak, MHP ve hatta Perinçek desteğinde “tereyağından kıl çeker gibi…” hayata geçirdiler.

Bundan sonra ki hamlelerinin de bu şekilde devam edeceğini hayal edebilirsiniz.

Harf devrimi belki bir ham hayal! Ancak hilafetin ilanı aynı değil… 

Siyasal islamcıların, Ayasofya ile karşılaştırılmayacak kadar büyük yarasıdır Halifeliğin kaldırılması… 


İslam dünyasının bugün içerisinde bulunduğu perişaniyeti buna bağlayanlar bile var…

İkincisi, halife seçilmek demek, bir daha seçime girmemek ve asla hesap sorulma riski yaşamamak demek… 

Türk halkına, refah ve huzur vaat edemeyen bir iktidar, tüm ‘dikta’ yönetimleri gibi kaçınılmaz olarak dini ve milli duyguları istismara yönelecektir. 

Halifelik, aslında Cumhuriyet rejiminde tam bir değişiklik değildir, nitekim 1924’e kadar eş zamanlı yaşamıştır. 

Erdoğan’ın, CHP ve halihazırda iktidarda aynı safta yer alan ‘rejimin bekçileri’ni iknası ya da ellerini ve kollarını kamuoyu desteğiyle bağlaması da Ayasofya gibi mümkün gözüküyor… 

***

Hakikatte, halifelik bugünün şartlarında İslam dünyasında birleştirici değil bölücü bir etki yapar. 

İran mı, Suriye mi, Irak mı, Mısır mı, Suudi Arabistan mı, Fas mı tanıyacak sizi? 

Belki ‘siyasal islamcı gruplar’ arasında destek bulabilir ama bu da Türkiye’ye daha fazla rejimle karşı karşıya getirir ve hatta ‘içişlerine müdahale potansiyeli’ nedeniyle bir çok ülkenin hassasiyetini tetikler ve Türkiye’yi hedef haline getirir. 

Erdoğan’ın şahsı ve AKP’nin iktidarının bekasına yaramak dışında, hiçbir hayra vesile olmaz halifeliğin ilanı mevcut siyasi şartlarda…

İlan edilebilir mi? Ateş olmayan yerden duman çıkmaz…

Erdoğan, Ayasofya’nın açılışında rejimin ruhuna da ‘Fatiha’ okudu. 

Derin yapılarla “dini meselelerde çatışma”, Erdoğan’ın tabanını daha fazla kemikleştirmesine ve oy devşirmesine neden olacaktır.

Zaten istediği de, seçilmesini garantileyecek yüzde 50’nin üzerinde kemik oya yeniden ulaşmaktır.

Erdoğan, 27 Nisan Muhtırası ve Ergenekon ile mücadele sürecinde oylarını yüzde 50’nin üzerine taşımıştır, Cemaat ile kavga sürecinde ise gerilemiştir.

Erdoğan ya oylarını ‘derin yapılar’ın sessiz desteğinde Ayasofya’yı açmak gibi siyasal islamcı hamlelerle artıracak ya da aynı yapılarla kavga edip siyasal islamcı kitleleri kendi arkasında kenetleyip oylarını artıracaktır.  

Cemaat’i bitirmesi için Erdoğan’a destek veren seküler ve derin yapılar, altlarından çekilen kırmızı halının farkında değil ya da inanılmaz bir açmaz ile karşı karşıyalar…

Cemaat’i bitirmesi karşılığında, Erdoğan’a rejimi vermek… Müthiş bir siyasi zekanın eseri olmalı!

Trenin istikameti ve bu raylar üzerinde nereye gideceği bellidir…

Bir ‘kaza’ olmazsa, yolun sonu bellidir…

Toparlanın! Ya halife seçilecek ya tren devrilecek!


Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ