Erdoğan'dan sonra Türkiye projeksiyonu!

Hesap sormanın suç olduğu Türkiye'ye hoş geldiniz!

M. EFE ÇAMAN/TR724

ERDOĞAN’DAN SONRA


Bu yazı, Erdoğan sonrası bir Türkiye projeksiyonu olacak. Kimileri erken bulabilir bu çıkarsamayı. Diğerleri hayalcilikle itham edebilir – ortada fol yok, yumurta yok diyerek. Bazıları – ki kimi zaman ben de bu gruba dâhilim – hiç bitmeyecekmiş gibi değerlendirebilirler Erdoğan rejimini. Fakat bir gerçek var ki, Erdoğan sonrası diye bir dönem olacak Türkiye siyasetinde, bu kesin! Yarın mı olur, bir ay sonra mı, yoksa bir yıl mı sürer? On yıl da sürebilir mi – hiç istemesem de bu ihtimali bile düşünmek gerek tabii ki. Fakat yazının konusu, ne zaman gidecek değil. Nasıl gideceği konusu da ikinci derece önem arz ediyor. Gittikten sonra ne olacak! Ne miras bırakacak Erdoğan giderken? Asıl soru bu.

ERDOĞAN NASIL BİR TÜRKİYE BIRAKACAK?

Erdoğan gittiğinde kendi içinde barışık, ekonomisi hızla gelişen ve dinamik, ordusu güçlü ve caydırıcı, uluslararası saygınlığı üst seviyede olan, demokrasi ve insan hakları standartları ileri demokrasiler liginde, kişi başına düşen refah seviyesi dünyada en üst sıralarda olan bir Türkiye olacağını söyleyebilen var mı sahi? Bölgesinde ağırlığı olan, çevresi işbirliği yaptığımız dost ülkelerle dolu, bilim ve teknoloji üreten ve bunları katma değere dönüştüren, genç nüfusu dünya ölçeğinde kaliteli eğitim alan ve dünyayla rekabet edebilen, yabancı dil bilen, edebiyattan spora, müzikten görsel sanatlara kendi kültürünü küreselleşen dünyaya armağan ederek paylaşabilen, çevresel sorunlarını çözmüş, alternatif enerji kaynaklarına yönelmiş, deprem kuşağında olan topraklarında özgün ve dayanıklı bir mimari üretebilmiş bir Türkiye mi olacak? Bu soruya kim olumlu cevap verebilir?

Şeffaf ve efektif bir devlet, hesap verebilir ve anayasa-yasalara saygılı bir bürokrasi, profesyonel ve insan haklarına riayet eden bir polis teşkilatı, bağımsız, adil ve işleyen bir adalet sistemi, kendisiyle ve diğerleriyle barışık öğelerden oluşan bir toplum mu devralacak bir sonraki lider ya da siyasi parti? Temel sorunlarını çözmüş, kutuplaşmaları aşmış, aklın ve vicdanın egemen olduğu, kadına şiddetin ve terörün bittiği bir ülke mi olacak, Erdoğan’dan sonra? Doğasını, kentsel dokusunu koruyan, topraklarındaki her türlü tarihsel ve arkeolojik mirasa sahip çıkan, dindarın, dindar olmayanın, Türkün ve Kürdün, Sünni ile Alevinin, kentliyle köylünün, farklı siyasi görüşten olanların barış ve kardeşliğine dayanan bir düzen ve anlayış egemen olacak diyebiliyor muyuz, Erdoğan sonrası ülke için?

HANGİ ERDOĞAN’A İNANALIM?

Bu toprakların bilinen tarihi içinde en fazla kutuplaştıran, ötekileştiren, hukuk devletinin değil yalnızca, hukukun temellerinin dahi dışına çıkmaktan çekinmeyen bir rejim ve diktatör yönetiyor Türkiye’yi bugün. Üstelik bunları birbirinden farklı dönemlerde görülen, yine kendi kararı olan politikalarla taban tabana zıt bir şekilde yapıyor. Öcalan ve PKK ile masaya oturan da kendisi, bugün HDP’li milletvekillerini tutuklatan, belediyelere kayyum atayan da. AB kriterlerini kabul ederek köklü demokratikleşme reformları yapan da kendisi, bugün tüm bu reformların sonucu olan demokratik kurum ve teamülleri yok eden de. Irak Kürdistan yönetimini muhatap alan ve Irak merkezi hükümetinin altını oyan politikanın mimarı da kendisi, bugün bunun tam tersini yaparak askeri müdahaleye atıfta bulunan, sınırları kapatmaktan ve petrolün vanasını kısmaktan söz eden de. Cemaat ile işbirliği yapan ve eğer varsa bir kadrolaşma, o kadroların açıldığı dönemde buna müsaade eden ve imza koyan da kendisi, bugün menfaatleri gereği eski ortaklarını suçlu ve terörist ilan eden de.

Hangi Erdoğan’a inanalım biz? Orijinali hangisi? Her fikir değişiminin gerekçesinin kandırılması olduğunu söyleyen bir insanın inandırıcılık sorunu olmaz mı? AB’ci Erdoğan ile AB düşmanı Erdoğan aynı kişi mi? Kürt açılımlarının, PKK ile Oslo görüşmelerinin emrini “ben verdim” diyen Erdoğan’a mı inanalım, yoksa demokratik yolla seçilmiş HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ı ve daha onlarca Kürt milletvekilini, belediye başkanını ve HDP’liyi keyfi sebeplerle hukuksuzca içeri atan kişiye mi inanalım? Hangisi bize doğruyu söylüyor? Hangisi yalancı?

12 Eylül’ün zulmüne uğrayıp idam edilen gencin anacığına yazdığı mektubu meclis kürsüsünde okurken ağlayan Erdoğan mı gerçek, yoksa 700’den fazla bebeciği analarıyla beraber zindanlarda süründüren, banka hesabı veya işyeri sebebiyle on binlerce insanı hapse tıkan kişi mi? Hangisi sahte? ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanı titrini mi kullanalım kendisi için, Cumhurbaşkanı mı, yoksa ne anlama geldiğini tam olarak bilmediğimiz, ama iş tuttuğu sahalara ve çevresindeki suça batmış figürlere baktığımızda bunu az çok tahmin edebildiğimiz “reis” unvanını mı? Hangi Erdoğan orijinali? Orijinal olanı var mı?

Duayen efsane gazeteci Çetin Altan’a ceberut devletin zulmüne gösterdiği dik duruş nedeniyle ödül veren ve methiyeler düzen demokrat mı, yoksa bugün dünya rekoru kırarak İran, Rusya ve Çin’in toplamından daha fazla gazeteciyi uyduruktan gerekçelerle bir yıldan fazla süredir kanunsuzca ve vicdansızca demir parmaklıkların ardına yollayan ve sonra da utanmadan onların gazetecilikten değil, hırsızlık ve teröristlikten içerde olduğu yalanını söyleyen zat mı? Bu ne yaman çelişkidir böyle? Kişilik tahlili yaptığımızda bu ne anlama geliyor?

HESAP SORMANIN SUÇ OLDUĞU TÜRKİYE’YE HOŞGELDİNİZ!

Ekonomik verilerin manipülasyonlarla ve istatistik cambazlıklarıyla olduğundan iyi gösterildiği, gazetelere para karşılığı veya tehditlerle ısmarlama karalama ve çamur atma yazılarının yazdırıldığı, tüm reel sanayini, yollarını, fabrikalarını, telekomünikasyon altyapısını yabancılara kontrolsüzce ve çoğu zaman alt fiyatlardan satan, rüşvetin sıradanlaştığı, çalıyor denince hemen akabinde, “ama yapıyor” denen bir Türkiye’ye hoş geldiniz, sefalar getirdiniz! Hesap sorulamayan mafya, rüşvet, işkence ve kötü yönetim rekortmeni ülkenin fakir ve naif halkı, bunu siz istediniz! Budur Erdoğan sonrası bulacağınız ve hatta dahasıdır, fazlasıdır. Dünyanın düz olduğuna “inanan”, organik hoşafın, başında hayvanat bahçesi eski müdürü olan TÜBİTAK tarafından ödüle layık görüldüğü, matematik ve temel bilimlerde dünyanın en alt kümesinde Afrika ülkeleri seviyesinde olan, OECD endekslerinde son sıranın en dibi, okullarda dayak gibi çağdışı ve barbar bir uygulamanın hortladığı, her gün kadınların öldürüldüğü, eşini yarım yıl hapis yattıktan sonra öpen gazeteci ahlaksızlıkla itham edilirken, keçiye tecavüz eden adamın ahlakının sorgulanmadığı, sokak ortasında insanlara işkence yapılan, karakollarında adam kaybedilen, devletin yurtdışında ve içinde insan kaçırdığı ülke.

Mars’a yerleşim planlarının gerçekleştiği, yapay zekânın, kişilere özgü genetik ilaçların, üçüncü nesil süper antibiyotiklerin, bilgi ve teknoloji çağının dünyasında, hala daha Türk-Kürt, başörtülü-açık, düz-İmam Hatip, sekülerlik-İslamcılık kısır çatışmalarının devam ettiği, hala askere giden gençlerin ana-babalarının telefon her çaldığında sıçradığı, hala 900 bin gencinden sadece 90 bininin örgün eğitim üniversite okuyabildiği, hala trafik kazalarının ve terör saldırılarının gün be gün onlarca can aldığı bir gariban ülke olmaktır, Erdoğan sonrası.

Borçlu doğan çocuklarınızın ve de torunlarınızın devralacağı, sizlerinse borçlu öleceğiniz Türkiye’dir bu. Hayal değil. Fatura budur. Evet, Erdoğan bir gün olmayacak. Fakat bu saydıklarım olacak. Buna hazır mısınız?
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ