'Erdoğan, Özel harp taktiği kirli senaryolarla cemaati terör örgütü gibi göstermek için çabalıyor'

Erdoğan darbeye karışmakla suçlayıp ölümleri üzerine yıkarak “terör örgütü” ilan ettiği, cemaatin masumluğu hakkında her geçen gün yeni deliller ortaya çıkmaya devam ediyor.
Aktifhaber/İsmail S. GÜLÜMSER 

Bu hafta içinde internet gazetelerinde yer alan iki haber darbeyle ilgili yapılan resmi açıklamaları yalanlayan önemli veriler içeriyor.

Erdoğan uzun süreden beri cemaati hedefine koymuş ve devlet birimlerinde hazırlığa başlamıştı. tr724 den Mehmet Yıldız’ın “fişleme sanatı” nı anlattığı yazısında;


-2004’te Taraf gazetesinde Mehmet Baransu’nun haberiyle MGK da Gülen’i bitirme planı yapıldığını,

-2010’de “devlet içinde paralel örgütlenmeyi kaldırmak üzere” Hakan Fidan’ın göreve getirildiğini,

-Tarafta Emre Uslu’nun MİT’in cemaati fişlediğini anlatınca fitnecilikle suçlanıp susturulduğunu,

-2012 Erdoğan danışmanı Yalçın Akdoğan’ın “AKP ile cemaat asla çatışmayacak” diyerek olayı saklamaya çalışırken

-Erdoğan’ın Medyacısı Serhat Albayrak ve Mustafa Varank’ın internette tetikçileriyle cemaate saldırı başlattıklarını,

-2013’te AKP ye kaybetme korkusu yaşatan “Gezi Olayları”ndan Erdoğan’ın cemaati sorumlu tutup suçladığını,

-Aynı yıl içinde cemaatin eleman kazanma yolunu tıkamak için dershanelerin kapatılması kararı alındığını,

-17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını “darbe” olarak gören Erdoğan’ın cemaate acımasız bir savaş başlattığını,

-Önceden fişlenerek belirlenmiş 40 bin polis ile çok sayıda hâkim ve savcı sürgünleriyle adaleti-emniyeti dağıttığını,

-Cemaatin ülkenin hukuk devleti olduğunu sanarak, hala hukuki yollarla mücadele edebileceğini zannı içindeyken,

-Başb. Müst. Efkan Ala’nın hukuk dışı emri dinlemeyenlere “siz yapın bir yasayla sizi kurtarırız” dediğini,

-2014-15 yıllarında MİT’in önceden fişlediği binlerce bürokratın sürgün edilip yerine yandaşların atandığını,

-15 Temmuz’la önceden fişlenen polis-hâkim-savcı-kaymakamların KHK ile ihraç etme fırsatı yakalandığını,

-Darbe gecesi HSYK nın önceden fişlediği 190 ı üst mahkemede, 2.700 hâkim ve savcıya gözaltı kararı çıkardığını,

-Darbeden 3 gün önce gözaltına alınacak gazeteci listesi ve adreslerinin hazırlandığının ortaya çıktığını,

-OHAL den sonra çıkarılan KHK lar ve ihbar çağrılarıyla önceden fişlenmişler dâhil cemaat mensupları hakkında cadı avı başlatıldığını

anlatıyor.   

2004 DEN BERİ LİSELERE GİRİŞ SİSTEMİ DEĞİŞİKLİKLERİ PLANIN BİR PARÇASI

İmam hatip okullarını(İHL) partinin arka bahçesi gibi gören Erdoğan, 2004’ten itibaren MGK da alınan kararı kullanarak, öğrencileri cemaat eğitim kurumlarına yönlendirerek İHL ye öğrenci kaydını engellediğini düşündüğü “liselere giriş sınavlarını” kaldırma girişimlerine başladı.

-2004’te Hüseyin Çelik’e liselere giriş sınavlarını kaldırması için talimat veriliyor LGS adı OKS olarak değiştiriliyor

-2006’da sadece sınavlar gündemiyle MEB şurası toplanıyor ve liselere giriş sınavlarının kaldırılması kararı alınıyor

-2007’de bakan “sınavları kaldırma” talimatını rasyonel bulmuyor, OSK yerine 3 yıla yayılmış SBS getiriliyor.

-2009’de Nimet Baş SBS yi kaldırma talimatıyla bakan oluyor, 3 yıllık SBS yi bire düşürünce, Erdoğan sitem ediyor.

-2011’de Ömer Dinçer sınavları kaldırmak üzere göreve getiriliyor, işi geciktirdiği gerekçesiyle değiştiriliyor.

-2013’te Nabi Avcı SBS yi kaldırmak ve dershaneleri kapatmak üzere göreve geliyor SBS yerine TEOG getiriliyor.

-2016’da İsmet Yılmaz sınavı kaldırmak üzere başlıyor ve TEOG yerine Mahalli Yerleştirme Sistemini getiriyor.

Ahmet Nesin’in yazısında da belirttiği gibi, cemaat kurduğu sınavlara hazırlık kursları ve geliştirdiği eğitim yöntemleri sayesinde İHL dışındaki okullarda öğrencilere ulaşıp onları kendi değerleriyle yetiştirmeyi başardı. Hâlbuki Erdoğan’ın insan yetiştirme projesi olmadığından o bütün mesaisini İHL ye yoğunlaştırdı bu okullara öğrenci kaydını engellediği için her göreve gelen bakandan liselere giriş sınavlarını kaldırmasını istedi. Daha sonra yaptığı bir açıklamada Erdoğan “tüm bu değişiklikleri cemaatin işini bozmak için yaptığını” itiraf etti.

CEMAAT EĞİTİM KURUMLARINI KAPATMA GİRİŞİMLERİNİN ARKA PLANI

Cemaatin eğitim kurumlarındaki muhafazakâr ortam çocuklarının korumalı ortamda yetişmesini isteyen birçok aileye cazip geldi. AKP’liler dâhil çocuklarının önünün kapanmasını istemeyen tüm aileler İHL yerine cemaatin başarı düzeyi yüksek eğitim kurumlarını tercih ettiler. İHL önündeki engelleri kaldırmak için her şeyi göze almış Erdoğan yönetimi cemaat eğitim kurumlarını önce etkisizleştirmek için sınav sistemleriyle oynadı. Başarılı olamayınca kapatmak için hileli yöntemlere başladı.

-2011 yılından itibaren Erdoğan parti içi toplantılarda cemaatin eğitim kurumlarını karalamaya başlıyor.

-2013 te, cemaatin eğitimdeki etkisini kırmak için dershanelerin kapatılması tasarısı gündeme geliyor.

-2014 te, kapatma özel okula dönüşüm şeklinde revize ediliyor ama cemaatin kurumlarına dönüşüm izni verilmiyor.

-2014 te, Erdoğan “bunların okullarına öğrenci göndermeyin” diyerek açıktan karalama kampanyası başlatıyor.

-2015 te, dönüşümünü engelledikleri dershaneleri polis zoruyla kapatma girişimi mahkeme engeline takılıyor.

-2016 da, cemaatin yaklaşık 800 okul, 350 etüt merkezi, 250 temel lise, 350 dershanesi, 800 öğrenci yurdu darbeyle suçlanıp kapatılıyor.

Hileli yöntemlerle başlattıkları kapatma girişiminde başarılı olamadıkları, partilileri bile engelleyemedikleri için darbeden sonra cemaatin tüm eğitim kurumlarını kapatıyor, 2004 yılında MGK da verdikleri sözü 12 yıl sonra yerine getiriyorlar.

CEMAAT NASIL TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN EDİLDİ

Erdoğan’ın tüm gizli planlarında yer alan Hakan Fidan 2010 da MİT’de göreve geldikten sonra, bir taraftan cemaat mensupları fişlenirken bir taraftan da cemaatin terör örgütü ilan edilmesi için çalışma başlatılıyor.

-2010 da Terörle Mücadele Kanuna “silahsız terör örgütü” tanımı eklenerek ilk cemaati bitirme girişimi yapılıyor.

-2013 te Erdoğan “3 polis bir savcı ile cemaati terör örgütü ilan edebileceklerini” söyleyerek hedefini açıklıyor.

-2014 te MGK da cemaat “paralel devlet yapılanması(PYD)” ilan ediliyor ve yasal faaliyetlerini engelleme başlıyor.

-2015 te birçok ilde bürokratlara cemaate ait yasal faaliyetlerin bahaneler uydurup kapatılması talimatı veriliyor.

-2016 Mayıs ayında MGK dan cemaat hakkında “legal görünümlü illegal terör örgütü” tanımı geçiriliyor.

-Cemaat yasal kurumların kapatılmasını ve tutuklamaları mahkemeler aracılığıyla savuşturmaya çalışıyor.

-Faaliyetlerinde cebir ve şiddet olmayan cemaati terör örgütü olarak gösterip engellemek mümkün olmuyor.

Cemaati yıpratıp zarar veren ama şiddete bulaşmamış bir grubun faaliyetlerine tümden son veremeyen Erdoğan, daha ilk andan itibaren senaryosunu hazırladığı darbe girişimini cemaatin üzerine yıkarak hedefine ulaşıyor. Cemaati silahlı terör örgütü ilan ederek tüm faaliyetlerini kapatıyor, bağlılarını işten atıp tutuklamaya başlıyor.

CEMAATİ TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN EDEBİLMEK İÇİN ADAM ÖLDÜRDÜLER

Askerler hiçbir darbede sivil halka doğrudan ateş açmadı, hâlbuki 15 Temmuzda çok sayıda ölümlü olay yaşandı. Boğucu sansür ortamına rağmen o gece ölümlerin özellikle planlandığını gösteren birçok haber internete düştü.

Köprüde öldürülen askerlerden birinin kız kardeşi son günlerde bir video paylaştı; konuşmayı yapanlar köprü ayağına itfaiye aracıyla keskin nişancının nasıl yerleştirildiğini anlatıyorlar. Bazı ölümleri kalabalık içine karışmış milislerin gerçekleştirdiğini gösteren bir diğer videoda da, partililerin arasına karışmış milislerden birinin 4 askeri öldürdüğünü açıkça ifade ederek o gün infaz timi gibi görev yaptıklarını itiraf ediyor. (Üstelik yayınlanan videodaki şahsın faili meçhul bir cinayetle kurban gittiğinden yani susturulduğundan bahsediliyor.)

Darbede ölümlerin önceden Erdoğan yönetimince planlandığını söyleyenler bir bir tutuklandığı için olayların arkasını takip eden kalmadı. Sadece Ece Sevim Öztürk’ün kendi sayfasında anlattıkları darbede ölümlerin her yere eli ulaşabilen iktidar tarafından planlandığını gösteren örneklerle dolu;

-3 sırlı helikopterle ölenlerin suçu saatler değiştirilerek Marmaris’e Erdoğan’ı almaya giden ekibin üzerine atıldığı,

-SADAT milislerinin itfaiye aracıyla köprü ayağına çıkardığı keskin nişancının köprüdeki ölümlerden sorumlu olduğu,

-Darbe öncesi Fidan’la saatlerce görüşme yapan Aksakallı’nın yaklaşık 40 kişinin ölüm emrini bizzat verdiği,

-Ölümlü olayların yaşandığı yerlere asker ve tankların hala görevdeki komutanlarının bilgisi dâhilinde gönderildiği,

-Aksakallı emrindeki pilotların kullandığı uçak ve helikopterlerin Gölbaşı polis merkezi vb birçok yeri bombaladığı,

-Genelkurmay ve meclis önündeki ölümlerden SADAT milisleri ve Aksakallı ekibinden bazılarının sorumlu olduğu,

-Sabah Akıncı’dan kaldırdıkları bir uçakla Külliye civarında toplanan kalabalığın ölümünü hedefledikleri ortaya çıktı.   

Örnekleri çoğaltmak mümkün; Erdoğan, cemaati silahlı terör örgütü ilan etmek istiyordu, Fidan-Aksakallı ikilisi bunun için birçok kişinin öleceği bir plan yaptı, bazılarının basiretiyle daha fazla ölüm olması engellendi.

CEMAATİN PKK İLE İLİŞKİLİ GÖSTERİP TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN ETMEK İÇİN YAPILAN PLAN

Erdoğan cemaati terör örgütü olarak gösterebilmek için 15 Temmuzdan önce MİT aracılığı ile birçok senaryo hazırlatıyor. Gerekçe göstermeden tutukladıklarını kullanarak cemaatin faaliyetlerini terör kapsamına sokacak delil üretmeye çalışıyorlar, bu senaryolardan birinin kurbanı da Cizre’de görev yapan kimya öğretmeni Mehmet Alp. Öğretmenin Türkiye’den kaçtıktan sonra Kronos haberden Selahatin Seviye anlattıkları ülkede kurulan kirli tezgâhları bir bir ortaya döküyor:

-Nisan 2015’de darbeden 1,3 yıl önce Cizre’de polis kimlikli şahıslar beyaz bir poloyla yanına yaklaşıp kaçırıyorlar.

-Araçta kendisiyle konuşmak istediklerini söyleyip önceden hazırladıkları bir belgeyi imzalatmaya çalışıyorlar.

-Cemaat dershanesinin listedeki öğrencileri PKK ya yönlendirdiğini kabule zorluyorlar, reddedince hayatı kararıyor

-Araçta başına silah dayıyor ölümle eş ve çocuğuyla tehdit ediyor, “seninle işimiz bitmedi” deyip araçtan atıyorlar.

-20 Nisanda özel harekâtçılar evi basıyor, bu kez 2009 da KPSS ye giren eşini 2010 KPSS de usulsüzlükle suçluyorlar.

-Eşini sorgulamak üzere uçakla Ankara’ya kadar götürüyorlar, bir şey bulamayınca 4 gün sonra serbest kalıyor.

-Yaşadıklarından ve tehditlerden sonra tayin istiyor yeni gittiği Urfa’da da peşini bırakmıyorlar.

-Mayıs 2016 da bu kez beyi Urfa’daki evinden alıp sivil bir araçla ifade almak üzere Ankara’ya götürüyorlar.

-Bu tarihten itibaren 23 ay cezaevinde kalıyor, 3 şehir 4 cezaevi değiştiriyor 24 gün işkence yapılıyor.

-Vücuduna elektrik verilerek işkence yapılmış birçok insan görüyor, sağlığını kaybedince serbest bırakıyorlar.

Bu öğretmen gibi birçok kişi değişik yollarla tutuklanıp kendi hazırladıkları metinleri zorla imzalatarak PKK ile cemaatin irtibatlı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor, bu yolla cemaati terör örgütü ilan etmeyi planlıyorlar.

DARBEYİ CEMAATE YIKMAK İÇİN YAPILAN PLAN

Erdoğan ve Hakan Fidan ekibi planlamasında yer aldıkları darbenin cemaatin üzerine yıkmak için yoğun çalışma başlatıyor. Yukarıda verilen öğretmen gibi daha önce bir yolunu bulup tutukladıkları ellerinin altındaki mahkûmlardan istediklerini seçerek, bazılarını mahkemelerden habersiz bir ilden başka bir ile taşıyarak darbeyi cemaatin üzerine atacak sahte delil üretmeye çalışıyorlar.

Darbe sırasında tutuklu bulunan birçok kişiyi “darbe emrini ....dan aldık” diyerek hazırladıkları listeleri imzalamaya zorluyorlar.  Ankara’ya götürülüp tutuklanan Mehmet öğretmen de:

-Darbeden iki gün sonra hâkim-savcıların getirileceği için cezaevi boşaltılıyor, aç kalacakları diğer cezaevine konuyor

-OHAL den sonra 14 kişilik koğuşa 41 kişi yerleştiriliyor, yemek yatak yetmiyor, barsakları yırtılıp kanama geçiriyor

-Doktor size müdahale etmemiz yasaklandı diyerek tedaviden kaçınıyor, 2 ay ağrı ve kanamalar ile yaşıyor

-Kolon kanseri olduğu anlaşıldıktan sonra hastaneye sevkini yaptırabiliyor, aileden habersiz bir süre tedavi görüyor.

-2016 Ağustostan sonra 22 kez mahkemeye çıkarılıyor, dosya olmadan tutukluluğun devamı kararı veriliyor.

-Bir yıl sonra Mayıs 2017 de mahkemen var deyip kandıran sivil görevlilerce Urfa’ya geri götürülüyor.

-Urfa TEM de başına çuval geçiriliyor ve üç gün ters kelepçeyle kalıyor, darbeyi cemaate yıkmak için sorgu başlıyor

-Urfa MİT bölge başkanıyım diyen biri “gösterilenleri imzalamazsan seni biz alacağız çok canın yanar” diyor.

-Saatlerce başında çuval ayakta tutuyor, ayakları titremeye başlayıp yere yıkılınca tekrar ayağa kaldırıyorlar.

-Eşine ve kendisine sürekli küfrediyor, bir süre sonra başına tekme ve sert cisimle vurarak işkence başlatıyorlar.

-İşkenceden yüzü gözü dağılıyor, burnundan kan boşanıyor, olduğu yere yığılıyor, gözünü nezarette açıyor

-24 gün boyunca işkenceden kendini kaybedince önüne bazı kâğıtlar getiriyor ve gözünü açtığında imzalatıyorlar

-Israrla hazırladıkları bir listeyi gösterip “darbe emrini bunlardan aldım” diyerek imzalamasını istiyorlar, reddedince

-Yazdıklarını imzalamazsa “kimde Bylock olduğuna biz karar veririz, eşini de içeri alırız ” diyerek tehdit ediyorlar.

Yapılan bunca zulüm için gerekçe bulmakta zorlanan iktidar partisi, aylarca dava dosyası hazırlanmadan içerde tutuğu öğretmen için kişisel hiçbir suçlama yöneltemiyor. Gülen hareketi adına devlete sızmak gibi genel bir suçlamayla dava açılıyor, buna delil olarak öğretmenin Bank Asya hesabı ve HTS kayıtlarını gösteriyorlar. Suç uyduramadıkları öğretmenin ruhi ve fiziki rahatsızlıkları artınca bundan bir iş çıkmaz deyip serbest bırakıyorlar.

PLANLADIKLARI ÖLÜMLÜ OLAYLARDAN CEMAATİ SORUMLU TUTUP CADI AVI ve SOYKIRIM BAŞLATILAR

Bizim kültürümüzde insan hayatı önemlidir, bu kültürle yetişmiş birinin başkasının hayatına kastetmesi çok zordur. Buna rağmen bugüne kadar Türkiye’de değişik gruplar farklı zamanlarda ölümlerden sorumlu tutulup suçlandı, aslında olayların perde arkasında ülkeyi ele geçirmek isteyen acımasız özel harp dairesi görevlilerinin olduğu çok sonra ortaya çıktı.

-1980 öncesinde sağ ve soldan ölümlerle toplumun kutuplara ayrılması işi özel harp dairesince planlandı.

-1998 de dindarların devlet görevlerinden atılması sırasındaki kirli propagandaları aynı daire yürüttü.

-Bugün cemaatin ölümlerden sorumlu tutulup terör örgütü ilan edilmesi için yürütülen kampanyaların tamamı Aksakallı gibi özel harpçilerin de katkısıyla Fidan ekibince planlanıyor.

Askerler kendi vatandaşına asla kurşun sıkamaz, özellikle kendilerini insanlığa hizmete adamış cemaat mensuplarının ölümlü olaylara karışmasının hiçbir izahı yoktur. Kendi vatandaşının öldürülmesi işini ancak insanlığını ve acıma duygusunu kaybetmiş öldürmek üzere yetiştirilmiş özel harp dairesi elemanları yapabilirler.

80 öncesinde ülkeyi kamplara bölüp yönetime el koymak isteyen Kenan Evren’in “ olayların olgunlaşması için ölümlerin artmasını beklediklerini”  itiraf etmişti. Erdoğan ve ekibi de uzun süreden beri cemaati terör örgütü ilan edebilmek için birçok yol denemiş ancak mensuplarının sağduyusu sayesinde yaptıkları tüm oyunlar boşa çıkmıştı.

Erdoğan’ın cemaatin toplum nezdindeki itibarını yok etmesi için bir bahane hazırlaması gerekiyordu, ölümlü olayların yaşanacağı bu acımasız planı Aksakallı gibi özel harpçiler ve Fidan gibi radikalizmden beslenen devleti ele geçirmek için her şey mubahtır diyenler birlikte planladılar. Ülke yönetimini asla terk etmek istemeyen Erdoğan ekibi aynen eskilerin yaptığı gibi özel harp dairesince ölümlü olaylara izin verdi ve kendi vatandaşlarının ölümü üzerinden iktidarı sağlamlaştırma gibi çirkin insanlık dışı yöntemlere yöneldiler.

Hayatında hiç şiddete bulaşmamış cemaat mensuplarının bir canavar gibi gösterilmesinde özel harp dairesince yürütülen planlı kampanyalar demokratik ülkelerce inandırıcı bulunmasa bile yurt içinde etkili olduğu ortada.

Propaganda faaliyetleri o kadar etkin kullanılıyor ki, kimse bugüne kadar başarıyla hizmet yürütmüş cemaat mensuplarına yapılan insanlık dışı muamelelere itiraz edecek cesareti gösteremiyor. Alpaslan Kuytul gibi cemaat önderleri, Eren Edem gibi milletvekilleri, Ece Sevim Öztürk gibi gazetecilerden azıcık cesaret edip objektif değerlendirme yapanlar komünist ülkelerdeki gibi hemen tutuklanarak susturuluyor. İtiraf metinleri imzalatılarak, şikâyet mekanizması işletilerek cemaat mensupları hakkındaki cadı avı hızla yaygınlaştırılıyor

DARBEYLE ERDOĞAN BÜTÜN İSTEDİKLERİNE ULAŞIRKEN CEMAATE ÇOK ZARAR VERDİ

Erdoğan bir yandan ölümlerden cemaati sorumlu tutup yaptığı tüm insanlık dışı soykırımı mazur göstermeye çalışırken bir yandan da “Allah’ın bir lütfu ” dediği darbenin tüm nimetlerinden yararlanmaya devam ediyor.

Sadece darbe kime yaradı sorusunun cevabını aradığınızda; darbenin daha ilk akşamdan itibaren yapılacak propaganda faaliyetlerinden, kapatılacak kurumların, işten atılacakların, tutuklanacakların listesine varıncaya kadar her şeyiyle aşama aşama Erdoğan-Fidan-Aksakallı ekibince en ince ayrıntısına kadar önceden planlandığı anlıyor ve bu darbe Erdoğan darbesi tek kazananı o demek zorunda kalıyorsunuz. Plandaki boşluklar ise işkence altında imzalatılan iftiralarla tamamlanarak cemaatin insanları öldüren silahlı bir terör örgütü olduğunu ispatlamaya çalışıyorlar.

Cemaatin yıllardan beri emek verip yetiştirdiği aralarında üst düzey asker, polis, hâkim savcı, kaymakamların da olduğu yaklaşık 130.000 kişilik ülkenin en donanımlı kadroları devlet görevinden atıldı, önemli bir bölümü tutuklandı, çoğu kayda değer bir suçlama olmadan iki yıldan beri içerde tutuluyor.

Cemaate ait yasal kurum ve kuruluşlarda çalışan yöneticiler terör örgütü yönetmekle suçlandı, yurt dışına kaçamayanlar bir bir tutuklandı.

Cemaatle irtibatlı ne kadar basın kuruluşu varsa hepsine el konuldu, 200 den fazla basın mensubu tutuklandı, binlerce basın mensubu işten atıldı, başka işlere girmesi de engellenerek açlığa terk edildi.

Cemaatle bağlantılı 15 vakıf üniversitesi kapatıldı, 65 bin öğrenci başka üniversitelere nakledildi binalarına el konuldu, 4.000 den fazla akademisyen dâhil tüm çalışanlar sokağa atıldı. Buna diğer üniversitelerden atılan akademisyenleri dâhil edilirse 8.000 civarı donanımlı akademik kadro sistem dışına çıkarıldı. 15 bin civarında asistanın kadro garantisinin iptal edildiği düşünülürse üniversitelerde yaklaşık 23.000 akademik kadro işini kaybetti.

AKP li iş adamları hariç bugüne kadar cemaatin yasal faaliyetlerini desteklemiş ne kadar iş adamı varsa teröre destekle suçlanıp tutuklandı tüm mal varlıklarına el konuldu,

Cemaatin yasal izinle açılmış 3.000 civarındaki eğitim kurumu, yurtları terör örgütünün gelir ve eleman kaynağını kesme gerekçesiyle kapatıldı. Bu okullarda öğrenim gören 200.000 civarında öğrenci başka okullara nakledildi, diğer kurumlardaki öğrenciler kaderine terk edildi. 60 bine yakını eğitimci olmak üzere 100.000 i aşkın çalışan sokağa atıldı, başka kurumda çalışması engellenerek açlığa mahkûm edildi. Eğitim yöneticilerinden başlayarak tutuklama dalgası öğretmenlere doğru hızla yayılıyor.

Cemaatin teşvikleriyle kurulmuş Bank Asya, eğitimin her alanında binlerce yayın ve eğitim malzemesi üreten Kaynak holding gibi ülkenin en gözde kuruluşları TMSF ye devredildi çalışanların çoğu sokağa bırakıldı, yöneticilerin bir bölümü tutuklandı.

Cemaatin toplumda insani duyguların gelişmesi için yürüttüğü ne kadar rehabilitasyon ortamı varsa; derneklerden sendikalara kadar hepsini terör kapsamına sokup yasakladılar. Evlerde yapılan haftalık sohbetlere ve birkaç öğrencinin birlikte kaldığı talebe evlerine kadar her yere baskın düzenliyor faaliyete katılanları gözaltına alıp tutukluyorlar.

Türkiye’de din duygusunu yok etmek isteyenlerin yıllarca risale-i nur talebelerine “nur ayini yaparken yakalandı” diyerek tutukladığı gibi, Erdoğan yönetimi cemaatin tüm insani faaliyetlerini terör faaliyeti olarak gösterip “ .... terör örgütü mensupları yakalandı” diyerek tutuklamalara devam ediyor. Hapishaneleri cemaat mensuplarıyla ağzına kadar dolduğu için hızla yeni hapishaneler inşa ediyorlar. Cemaat mensuplarının kimini tutuklayıp hapse atarken, kimini işsiz açlığa mahkûm ettikleri için yurt dışına kaçmak zorunda bırakıyorlar.

100 bine yakın cemaat mensubu gözaltına alındı önemli bir bölümü tutuklandı, darbenin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen halen bu kapsamda 700 çocuk, 17 binden fazlası kadın olmak üzere 40 bin civarında tutuklu kayda değer bir suçlama olmadan hapiste tutuluyor. Bunların bir bölümü ağır işkence gördü, kimisi tedavisi engellenerek hayatını kaybetti, kimisi özel harp dairesince hazırlanmış metinleri imzalamaya zorlandı.        

Hâsılı Erdoğan cemaati terör örgütü ilan edip bitirmek için yıllardan beri türlü hileler çevirmiş ancak başaramamıştı, en son özel harp dairesinin Fidan’la birlikte planladığı darbe ölümleriyle cemaati silahlı terör örgütü ilan etti, göz önünde cemaatle irtibatlı ne varsa hepsini yok etmeye soyundu. Bununla da kalmadı darbeden sonra yönetimi tek başına eline geçirerek tüm ülke kaynaklarının üstüne oturdu ve açıktan ilan etmese bile istediğini hapse tıkıp korkutarak, istediğine devletten yüksek maaşlar ödeyerek padişahlar gibi emir ve talimatlarla ülke yönetiyor.

ÖZEL HARP DAİRESİNİN HAZIRLADIĞI KİRLİ PLANLAR YURT İÇİNDE VE DIŞINDA ARTARAK DEVAM EDİYOR

Erdoğan basında aykırı seslerin,  planındaki boşlukları yakalayabileceğinden korktuğu için tüm basın kurumlarını ele geçirdi. Azıcık muhalefet edenleri susturdu, şimdi tüm basında özel harp dairesince planlanıp servis edilen hayal ürünü haberlerle ülke insanına sanal bir dünya sunuyorlar.

Önemli köşe yazarları milyar doları bulan keyfi kullanıma açık örtülü ödenekten yüksek maaşlarla satın alınıyor, her gün kendilerine sunulan bilgileri arkasını araştırmadan savunacak yazılar yayınlatılıyor. Kullanım süresi biten yazarlar ve TV lerde konuşma yapan tetikçiler daha sonra bir bahane bulunup kapıya konuluyor, yeni propaganda makineleriyle yola devam ediliyor.

Ekonomik kriz yaşanıyor, özel harp dairesince planlanan haberler servis edilerek ülkede her şeyin güllük gülistanlık olduğu anlatılıyor. Uluslar arası kuruluşlar Türkiye’nin kötü yönetildiğini gösteren onlarca rapor yayınlıyor, özel harp dairesi ülkenin dünyanın süper gücü olduğu yönünde propaganda malzemeleri üretip servis ediyor. Aynen 80 öncesi gibi iktidarı desteklemeyen parti ve grupların içine özel harp dairesi ajanları yerleştirilerek birbirleri hakkında suç üretilip parçalanıyor.

Erdoğan yönetimi propaganda faaliyetleri bittiği anda yaşananların sorgulanacağını bildiği için sürekli çıta yükseltiyor. Bugüne kadar cemaatin üzerine yıkarak yaptığı darbeyle ülkeyi ele geçirdiğini vatandaşlardan saklamayı başardılar. Son dönemde bunu uluslar arası boyuta taşımaya çalışıyorlar, özel harp dairesince geliştirilen önce tehdit edip sonra pazarlık masasına oturma, devlet gücünü kullanarak cemaat mensuplarını yurt dışında da rahatsız etme,  para verip adam kaçırtma, gibi birçok kirli oyunu hayata geçiriyor, cadı avını yurt dışına da yaymaya çalışıyorlar.

OHAL: Olağanüstü Hal

KHK: Kanun Hükmünde Kararname

MEB: Milli Eğitim Bakanlığı

LGS: Liselere Giriş Sınavları

OKS: Ortaöğretim Kurumları Sınavı

SBS: Seviye Belirleme Sınavları

TEOG: Temel Eğitimden Orta Öğretime Geçiş Sınavı

TEM: Emniyet Terörle Mücadele Şubesi

HTS kayıtları: telefonun sinyal verdiği baz istasyonu kayıtları

MİT: Milli İstihbarat Teşkilatı

TMSF: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu     

KPSS: Kamu Personel Seçme Sınavı

MGK: Milli Güvenlik Kurulu

PKK: Partiya Karkerên Kurdistan(Kürdistan işçi partisi)

HSYK: Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu

SADAT: Uluslararası Savunma Danışmanlık Şirketi (özel harp teknikleri öğreten, silahlı eğitimlerin verildiği, Erdoğan’ın gizli ordusunu kurduğu söylenen bir kuruluş)








 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ