Ekonomist Gürses: McKinsey’in Türkiye ekonomisindeki ilk işi bu muydu?

Geçen haftanın su yüzüne çok çıkmayan ama bankacıların bile “bu ne yahu?” diye konuştukları bir gelişme kamu bankalarının tahvil ihraçları idi.


Hafta içinde birkaç gününün içine sığan bir hızda 3 kamu bankası;  Halkbank, Vakıfbank ve Eximbank tahvil ihracını ilan edip, satışı tamamlamlayıp 10.8 milyar TL sağladılar.

“Tahvil ihracı”nın amacı üç kamu bankasına sermaye konması. Neden bu hız? Çünkü 30 Eylül bilançosunda sermaye yeterliği oranını yüksek göstermek istiyorlardı.


Peki nasıl, ne için, ne kadar, hangi yöntemle, kime satmışlar?

Bu soruların bazılarını biliyoruz; bazıları bilinmiyor.

Tablo şöyle:
 


Üç banka kaşla-göz arasında neredeyse Hazine’nin bir ayda üç-beş ihalede topladığı borçlanma tutarı kadar bir borçlanmayı iki günde yapıverdiler; toplam 10.8 milyar TL.

Öyle bir hız ki en çarpıcısı Eximbank: 24 Eylül Genel Kurul kararı alınmış, 25 Eylül’de Yönetim Kurulu kararı ile SPK’ya gidiyor. Aynı gün onay alıyor. Umarım SPK bu hızı özel bankalara ve kurumlara da gösterir.

Bu tahvillerin vadesi belli ama faiz oranı ve satışın kime yapıldığı belli değil.

“Nitelikli yatırımcı” olarak tanımlanan yatırımcı tipi kurumsal yatırımcıları işaret eder. Bankalar, sigorta şirketleri, yatırım fonları, varlık yönetim şirketleri bu tanım içine girer.

Amacın, bu bankalara sermaye benzeri bir fon girişi sağlayarak muhtemelen çok düşen sermaye yeterlik rasyolarını yukarı çekmek olduğu çok açık.

Anlaşılmayan tarafı şu: Zorunluluk olmasa da bu yaklaşık 11 milyar TL’yi masaya koyan “nitelikli yatırımcının” kimler olduğu şeffaf biçimde açıklanmalıydı.

Bu yapılmadığı için; bu ihraç edilen tahvillerin İşsizlik Sigortası Fonu’na satılmış olabileceği söylentisi yayıldı.

Böyle bir yol izlendi ise bunun nasıl yapıldığına dair soru ve sorunlar var demektir.

İşsizlik Fonu bunu yapabiliyor mu?

“İşsizlik Sigortası Fonu Kaynaklarının Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” hükümlerine bakılırsa devlet tahvili, repo ve kamu bankalarında mevduat dışında yatırım yapılması olanaksız.

Fon ayrıca yatırımları nedeniyle elinde bulunan devlet tahvillerini borç verebiliyor. Fon’un elinde de epey tahvil var.

Bu durumda, İşsizlik Fonu’nun bankaların ihraç ettiği tahvilleri alması olanaksız. Ama diğer yollar kullanılmış olabilir.

Şeffaflık olmadığı için sorular soruları izliyor:

ilk olasılık; acaba İşsizlik Fonu elindeki tahvilleri Varlık Fonu’na borç vermiş olabilir mi? Varlık Fonu da bu tahvilleri repolayıp elde ettiği parayı kamu bankalarının sermaye açığını gideren bu tahvil ihraçlarına yatırmış ve kamu bankalarını sermayelendirmiş olabilir mi?

İkinci olasılık; İşsizlik Fonu repoya para yatırabiliyor. Dolayısı ile yine kamu bankalarınca ya da Varlık Fonu aracılığı ile oluşturulan özel bir mekanizmayla, İşsizlik Fonu “özel mekanizmaya” parasını yatırıp repo yapar, “özel mekanizma” ise kamu bankalarınca ihraç edilen bu “sermaye benzeri tahvilleri” satın alır.

Dönüp dolaşıyoruz; Hazine’nin 2018’in ilk 8 ayında yaptığı 40 milyar TL’lik net borçlanmanın dörtte biri kadar büyüklükte üç kamu bankasının iki günde iharç edip sattığı 10.8 milyar TL’lik tahvilleri kimin nasıl aldığı açıklanmaya ve şeffaflığıa ihtiyaç duyulan bir durum

Bu “muğlak” tahvil ihracı sır gibi saklanırsa getireceği daha olumsuz şayialar ve sorular piyasayı dört dönecektir.

Örneğin şunun gibi: İşsizlik Fonu’nun repoya nakit yatırma ya da tahvil borç verme, “özel bir mekanizma” yoksa acaba nihai fonlayıcı Merkez Bankası mı oldu?

ilk durumla bu son olasılık arasında epey fark var; birincisinde sistemde olan fon sistem içinde el değiştiriyor. İkincisinde ise “monetizasyon” benzeri bir etki yapıyor. Yani Merkez Bankası’nın nihai olarak İşsizlik Fonu’na repo yapması demek. Yani parasal büyüklükler açısından iç varlık genişlemesi demek.

Her halükarda yan yollardan geçerek İşsizlik Fonu’nun parası kullanılmışsa hem ücretlerinden kesildiği için, hem de nihai olarak bu fonların yararlanıcısı olarak işçilerin parasıyla devlet bankasına sermaye konmuş demektir. Onlara sormadan.

Kaptı-kaçtı gibi son dakikada şeffaflık içinde yapılmadığı için bu sorular birbirini izleyecek.

En doğrusu: Ankara’da ekonomi yönetiminin bir açıklama yapması.

Eğer Ankara İşsizlik Fonu’na da el atmışsa normalda Hazine kesesinden kamu borç stokunu artıracağı biçimde olması gereken bir işi de örtülü hale getirmiş demektir.

Güncel tartışmaların ışığında şu soru da akla gelmiyor değil:

Ankara’ya danışmanlık vermeye başlayan McKinsey’in ilk ele alıp mekanizmasını kurduğu iş bu mu oldu?

Kamu borç stokunu artırmadan yan cepten kamu bankalarına bu sermaye artırım modelini mi kurdu?









 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ