‘AKP-mafya-devlet-medya dörtgeni’ ABD’nin radarında

Yaşı yetenler Susurluk Skandalı’nın “polis-mafya-devlet” üçgeni olarak tanımlandığı dönemleri hatırlarlar.


TR724 yazarlarından Adem Yavuz Arslan'ın analizi şöyle: 

“Derin devletin açığa çıktığı olay” olarak ifade edilen 1996 tarihli trafik kazasında emniyet müdürü Hüseyin Kocadağ, kırmızı bültenle aranan Abdullah Çatlı ve sevgilisi Gonca Us hayatını kaybederken dönemin DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak yaralanmıştı.O yıllarda kısmen de olsa özgür bir medya olduğu, TBMM ağır aksak da olsa çalışabildiği için skandalın üzerine gidilmiş ve Türkiye’nin kirli ilişkilerine dair önemli detaylar ortaya çıkartılabilmişti.


Açığa çıkan detaylardan sonra “Derin devlet deşifre oldu, artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz” diyorduk ama bugün yaşananlara baktığımızda fena halde yanıldığımız görünüyor.

Çünkü bir dönem kuyruğundan yakalanan derin devlet kıvrak bir manevrayla yeniden hortladı ve daha da güçlendi. Mafya, rejim eliyle büyütülüp devlet koruması altına alındı ve en önemlisi medya da artık bu suç örgütünün parçası haline getirildi.

Yani durum Susurluk günlerinden daha kötü.

Benim bugün bu konuya tekrar dönmemin nedeni ise Amerikan Fox News’te çıkan Serkan Kurtuluş haberi.

FBI RADARLARI TÜRKİYE’YE DÖNDÜ

Halen ‘çete lideri’ suçlamasıyla Arjantin’de tutuklu bulunan Serkan Kurtuluş geçtiğimiz günlerde cezaevinden Amerikan Fox haber kanalına konuştu. (https://www.foxnews.com/world/jailed-turkish-mob-boss-claims-government-officials-dispatched-him-to-kill-american-pastor-andrew-brunson)

Kurtuluş daha önce sürgün gazetecilerden Said Sefa’ya konuşmuş ve çok önemli açıklamalarda bulunmuştu.

Kurtuluş, Fox News’e bir dönem Türkiye ile ABD arasında diplomatik krize neden olan Rahip Brunson’a suikast planlandığını, suçun Cemaat’e atılmak istendiğini, bu kumpasın içerisinde AKP’li siyasiler ve güvenlik bürokrasisinden isimlerin olduğunu anlattı.

Serkan Kurtuluş’un Rahip Brunson’a suikast, Rus uçağının düşürülmesi, Suriye’de yaşananlar ve ‘F... Borsası’ gibi konularda çok çarpıcı açıklamaları oldu.

Kurtuluş’un anlattıklarının ne anlama geldiğini, Fox News’in haberinin nasıl okunması gerektiğini ve FBI’nin takınması muhtemel tutumu analiz etmeden önce hikayeyi başa alıp olayları satır başları ile hatırlatmakta fayda var.

Çünkü Türk medyası — yakın zamana kadar — Serkan Kurtuluş olayını görmemezlikten geldi. ABD’nin konuyla ilgilenmeye başladığı duyulunca da bildik bir refleksle mevzu ‘F...’ye bağlandı.

Bu arada Ulusalcı çevrelerin panik olmuş hali de hayli ilginç.

‘AKP TİPİ DERİN DEVLET’İN İFŞAASI

Serkan Kurtuluş’un adı her ne kadar Arjantin’de yakalandığı haziran ayından bu yana gündeme gelse de manşetlere çıkması 2018 yılı başlarında İzmir’de patlayan “F... borsası” skandalı ile oldu.

İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın detayları “AKP Tipi derin devleti” bütün boyutlarıyla ortaya serdi. 524 sayfalık iddianamede MİT’ten emniyete, AKP il başkanlığından Cumhuriyet Başsavcılığı’na kadar yeni dönemin tüm aktörleri var.

Özetle Serkan Kurtuluş’un liderliğini yaptığı suç örgütü şöyle çalışmış: Emniyet, savcılık ve AKP il yönetiminden isimlerden oluşan çete, Cemaat’e yakın iş adamlarına “Adınız soruşturmalarda geçiyor, şu kadar para verirseniz sizi kurtarırız” diye şantaj yapmış.

İstihbarat müdürü Kudret Dikmen gözaltına alınacak isimleri AKP il yönetiminden Başkan Yardımcısı Ahmet Kurtuluş aracılığıyla liderliğini Serkan Kurtuluş’un yaptığı çeteye sızdırmış. Çete ise işadamlarına (çıplak fotoğraflarını çekmek dahil) şantaj yaparak para almış.

Normal şartlarda Susurluk Skandalı gibi aylarca manşetlerde kalacak, TBMM’de araştırma komisyonlarına konu olacak olan skandal el çabukluğu ile gözden kaçırıldı. Öyle ki, çökülecek işadamlarının listesini çeteye verdiği iddia edilen ve iddianameye göre 2010 ile 2018 arasında mal varlığında 618 bin liralık “açıklanamayan bir artış” olan eski Emniyet Müdürü Kudret Dikmen halen polis müfettişi olarak emniyetteki görevine devam ediyor.

Çeteyle irtibatlı MİT bölge başkanı ve diğer MİT görevlilerinin akıbeti ise meçhul.

“F... Borsası”na dair yargılama devam ederken AKP eski il başkan yardımcısı Ahmet Kurtuluş 31 Mayıs 2019’da ev hapsindeyken polis yeleği giymiş kişilerce infaz edildi.

Serkan Kurtuluş ise bu olaydan sonra Gürcistan’a kaçtı. Orada göz altına alındı ancak tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıktan sonra yolu Arjantin’e düştü.

Türkiye’nin hakkında uluslararası yakalama kararı çıkardığı Kurtuluş, Haziran ayında Arjantin’de yakalandı ve halen Puerto Madero’da tutuklu bulunuyor.

Kurtuluş ilk olarak Arjantin’in etkili gazetelerinden Infobae’ye konuştu ve Türkiye’de hayati tehlikesi olduğunu iddia etti.

‘RAHİB BRUNSON’U ÖLDÜRÜP SUÇU CEMAAT’E ATACAKTIK’

Serkan Kurtuluş Suriye ve İzmir’de yaptıklarına dair çok ilginç detaylar verdi.

Bu noktada şunu hatırlatmak lazım: Serkan Kurtuluş’un anlatımları şimdilik iddia. Yani “eğer doğruysa” şerhini koyarak yaklaşmak şart.

Ancak şu ana kadarki anlatımlarını ses kayıtlarıyla destekledi.

Dahası elinde “başka deliller” olduğunu da iddia ediyor. Ayrıca şunu da unutmamak gerekiyor: Kurtuluş Arjantin’de siyasi iltica talebinde bulundu.

Siyasi iltica talebinde bulunan birisinin hem dosyası hem de medyaya yaptığı açıklamaların teyitli bilgilerden oluşması gerekiyor.

Yani teyit edemeyeceği, belgesini veremeyeceği bir iddiayı dile getirmesi mahkeme önünde zor anlar yaşamasına neden olacağı için ağzından çıkanlara çok dikkat etmek zorunda.

Olayın bir de AKP ve bürokrasiye bakan tarafı var.

Elinizde başka hiçbir delil olmasa bile son 7-8 yılda yaşananlara bakarak Kurtuluş’un anlattıklarının doğru olduğunu düşünebilirsiniz.

Sonuçta siyasi hedefleri için çakma darbe kurgulayabilen bir rejimden bahsediyoruz.

Haklarında hiçbir suç isnadı olmayan işadamlarını kaçırıp tehdit eden, işkence eden, çıplak fotoğraflarını çekip şantaj yapan bir çete (bütün bunlar AKP yargısı tarafından bile belgelendi) gayet rahatlıkla Rahip Brunson’u öldürtüp suçu Cemaat’e atabilir.

Kaldı ki Erdoğan’ın en önemli hedeflerinden birinin ABD’ye Cemaat’i terör örgütü olarak kabul ettirmek olduğunu unutmamak gerekiyor.

Öte yandan Serkan Kurtuluş’un ifadelerinde geçen “cinayeti işleyecek milliyetçi muhafazakar bir genç” tanımlamasını biz Rahip Santaro, Hrant Dink ve Malatya Zirve cinayetlerinden tanıyoruz.

Her üç olayda da devlet içi mekanizmaların planladığı cinayetler “milliyetçi muhafazakar ve heyecanlı gençlere” işletilmişti.

Yani bu tür cinayetler konusunda hatırı sayılır bir birikimi var devletin.

Serkan Kurtuluş’un “kariyeri” AKP ve güvenlik bürokrasisi ile ilişkileri, Suriye’de çevrilen dolaplar ve mafya dünyasına dair bağlantıları uzun uzun incelemeye değer ancak bu aşamada bir virgül koyup meselenin bamteline gelelim. 

YENİ DÖNEMİN KODLARI

Serkan Kurtuluş olayında ortaya dökülen ilişki ağı bize Susurluk kazasıyla gün yüzüne çıkan mafya-devlet-polis ilişkisinin AKP döneminde bir adım öteye götürüldüğünü gösterdi.

Yeni düzende ‘parti’ de örgütün bir parçası.

Üstelik beraberinde medya da var. Düşünün: Mafya, cihatçı eskileri, polis, savcı, AKP yöneticileri ve medya el ele. Bu yapının çalışma usulleri İzmir merkezli “F... borsası” ve Rahip Brunson olayında net olarak ortaya çıktı.

Hatırlanacağı gibi uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan Rahip Brunson bir anda manşetlere taşındı. Sıradan bir kilise papazından “kokteyl terörist” çıkardılar. Medya Brunson’a yönelik algıyı inşa ederken hedefe dönük yasadışı hareketi de meşrulaştırdı.

Bu süreçte Serhat Albayrak’ın yönettiği Sabah-ATV grubunun rolü özellikle incelenmeli.

Dolayısıyla AKP medyasının azmettirici olduğu, devlet görevlilerinin bilgi verdiği, mafyanın tetikçi olduğu yeni tip bir devlet yapılanmasından bahsediyoruz.

Gerçi kurdukları çetenin içinde kimsenin kimseye güvenmediğini Serkan Kurtuluş olayında gördük. Cinayetin sipariş edildiği mafya üyesi bile görüşmelerini bir nevi “can yeleği” olarak kaydediyor.

İşte şimdi o ilişkilerin merkezinde oturan kişi Serkan Kurtuluş, Arjantin’de ve bildiklerini delilleriyle birlikte anlatıyor. Hatta Fox News’e FBI’a bildiklerini anlatacağını açıkça söylüyor.

Peki FBI ne yapar? ABD Kurtuluş’u Arjantin’den alabilir mi?

Zarrab davasını başından sonuna yakından izlemiş birisi olarak ABD sisteminin nasıl çalıştığını gördüm.

ABD hukuk sistemi yavaş işleyen hatta işlemiyormuş gibi görünen bir yapıdır. Bu yüzden savcılar için ‘turşu kurarlar’ tanımlaması yapılır. Yani soruşturmayı yürütürken ağırdan alırlar, uzun süre bilgi belge toplarlar.

Ancak soruşturma bittiğinde de muhatabının iflahını keserler.

ABD makamları bu soruşturmayı çok yönlü yürütür ve aralarında AKP’li isimlerinde olduğu simalara iddianame düzenler mi? Böyle bir durumla karşılaşılırsa sürpriz olmaz kanaatindeyim.

Öte yandan Arjantin ile ABD arasında hukuki işbirliği anlaşmaları var. Üstelik anlaşmanın “hayli esnek” olduğunu söyleyebilirim.

ABD yasalarına göre Rahip Brunson’un şikayetçi olmasına da gerek yok. Kaldı ki Rahip Brunson herhangi birisi değil.

Erdoğan’ın Reza Zarrab’dan sonra Serkan Kurtuluş’u da “elinden kaçırdığı” için hayli stresli olduğunu, ABD’de atılabilecek adımları yakından takip ettirdiğini söyleyebilirim.



Kaynak: TR724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ