Adem Yavuz Arslan yazdı: Hücredeki avukatın tirajik hikâyesi

"Eğer geçtiğimiz şubat ayından bu yana hücrede tutulan avukat Canpolat’ın çığlığı duyulabilseydi bugün 48 avukat ‘avukatlık yaptığı için’ gözaltında olmazdı."

Zulmün biriktirdiği hikayeler o kadar çok ki altında kalacak olanlar düşünsün.
Binlerce masum hayata bir "dosya" olarak devam ediyor.
Gazeteci Adem Yavuz Arslan Tr 724'teki son yazısında o "dosya"lardan birinin kapağını açıyor, avukat Turan Canpolat'ın hücredeki trajik hikayesini anlatıyor.



Birazdan okuyacaklarınız bir film senaryosu değil.

Günün birinde mutlaka filmi çekilmeli ama şimdilik 25 yıllık bir avukatın ‘sessiz çığlığı’.

Malum olduğu üzere geçtiğimiz Cuma günü Ankara merkezli bir ‘fetö’ operasyonu başlatıldı ve ilk etapta 48 avukat göz altına alındı.

Avukatlar ‘avukatlık yapmakla’ suçlanıyorlar.

Operasyonun ne anlama geldiğini ve bundan sonra yaşanabilecekleri ayrı bir yazıda ele alıp başka bir parantez açacağım.

Çünkü Erdoğan rejimi savunma hakkına saldırıyı yıllardır, hem de pervasızca yapıyor.

‘Cemaat soruşturmaları’ kapsamında bugüne kadar yüzlerce avukat tutuklandı ve maalesef seslerini kendi meslektaşlarına bile duyuramadılar.

Bu yazıda 56 aydır ‘tavuk kümesi kadar’ bir koğuşta-hücrede tutulan çeyrek asırlık bir avukatın tirajı komik dosyasını özetleyeceğim.

Yazıya girerken söylediğim gibi;

Avukat Turan Canpolat’ın hikayesi mutlaka filme çekilmeli.

Düşünsenize, sabahın bir saati müvekkiliniz arıyor, evinin arandığını söylüyor, kalkıp gidiyorsunuz, üç günlük gözaltı sonunda müvekkiliniz serbest kalırken siz tutuklanıyorsunuz. Dahası siz gözaltı listesinde de yoksunuz.

Üstelik 30 Ocak 2016’da tutuklanıyorsunuz ama size yapılan suçlamanın kaynağı olan ifade 17 Şubat tarihli.

Dahası iddianameye göre Malatya’da tutukluyken 15 Temmuz’da Ankara’da darbeye iştirak etmiş olmakla suçlanıyor.

MÜVEKKİLİ BIRAKIP AVUKATINI TUTUKLADILAR

Çeyrek asırlık avukat Turan Canpolat’ın tarihe geçen hikayesi 27 Ocak 2016 sabahı müvekkilinden aldığı bir telefonla başlıyor.

Müvekkilinin evi 7-8  polis eşliğinde aranmaktadır.

Avukat Canpolat aramaya nezaret etmek için müvekkilinin evine gider. Arama esnasında yapılan hukuksuzlukları da tutanağa şerh düşüp emniyete geçer.




Yolda iken polis arar ve nerede olduğunu sorar.

Avukat Canpolat ifadesinde bu durumdan şüphelenmediğini anlatıyor “Ben müvekkilimin gözaltı işlemiyle ilgili olduğunu düşünüp emniyete yakın olduğumu söyledim. Zaten 5 dakika sonra da oradaydım. Ancak emniyete gittikten sonra göz altına alındım. İlginç olan sabah 9’da göz altına alındım ama dosyada adım yoktu.”

Avukat Canpolat ‘tuhaf’ bir şeylerin döndüğünü fark ediyor ama sorularına cevap alamıyor.

Polis, savcı ve mahkeme aşamasında ‘cevabını bulamadığı soruları’ aylar sonra mahkeme sıralarında buluyor.

Meğerse Cemaat’e yakın bir kurumda hizmetli olarak çalışan Mehmet Tanrıverdi isimli kişi gözaltından bir gün önce emniyete gidip itirafçı olmuş.

En azından savcının iddiası bu yönde.

Hizmetli Tanrıverdi sabah emniyete gidip ifade veriyor, aynı gün 16.45’te savcı Sulh Ceza Hakimliği’nden arama, yakalama ve el koyma talebinde bulunuyor.

Bu kadar kısa sürede ifadelerin nasıl kontrol edildiği, bilgilerin nasıl teyit edildiği belli değil. Ama mahkemeden karar jet hızıyla çıkıyor ve 10 sanık için gözaltı kararı veriliyor.

Ancak bu gözaltı listesinde Avukat Canpolat yok.

Canpolat mahkeme ifadesinde durumu şöyle anlatıyor; “ İlginç olan şu ki Mehmet Tanrıverdi benim müvekkilim. Üstelik 15-20 gün önce baskı ve tehdit altında olduğunu, masum insanlar aleyhine ifade vermeye zorlandığını el yazısıyla beyan eden, avukatlık ücreti ödeyen birisi. Gözaltına alınanlar arasında Mehmet Tanrıverdi’de var. 3 günlük gözaltının son günü polisler Tanrıverdi’yi alıp notere götürüyorlar. Azilname düzenleniyor ve Tanrıverdi’nin parası yetmeyince eksiği polis tamamlıyor.”

Tanrıverdi adli kontrolle serbest kalırken Avukatı Turan Canpolat tutuklanıyor.

Türkiye’de ‘olmaz’ denen çok şey olduğu için avukat Canpolat’ın yaşadığı size sıradan gelebilir.

AVUKATI PEŞİNEN TUTUKLUYORLAR

Ancak dosyanın devamı daha da ilginç.

Mehmet Tanrıverdi 26 Ocak 2016 tarihli ifadesinde ‘bildiklerini’ anlatıyor.

Ancak Canpolat’la ilgili bir şey söylemiyor.

Avukat Canpolat 27 Ocak’ta tutuklanıyor ama yargılanmasına gerekçe yapılan suçlama Mehmet Tanrıverdi’nin on yedi gün sonra verdiği ikinci ifadeye dayandırılıyor.

Yani peşinen avukatı tutukluyorlar, iddianameye gerekçe yapılacak suçlamanın itirafçı ifadesinde olmadığını fark edince adli kontrolle serbest bırakılan itirafçıyı çağırıp ikinci bir ifade alıyorlar.

Canpolat’a yöneltilen suçlama ‘adliye yapılanması sorumlusu’. İsmi ilk kez şüpheli olarak dosyaya giren 3 adliye çalışanı ise ‘suç ortağı’ olarak gösteriliyor.

İddianamedeki tek suçlama bu üç kişinin avukat Canpolat’a bilgi aktarma iddiası.

SAVCI SAHTE BELGEYİ DOSYADA UNUTMUŞ

Yargılama başlayınca dosyadaki skandallar da bir bir ortaya döküldü. Savcı üretilen sahte belgeyi dosyada unutmuş.

Gözaltı listesinde MC rumuzlu başka birisi var. Canpolat ifadesinde skandalı şöyle anlatıyor; “M.C diye başka birinin isminin olduğu şüpheli listesini çıkartarak onun yerine benim olduğum imzasız, onaysız, tarihsiz sahte bir liste ekliyorlar… Dosyadaki şüpheli sayısı daha önce kayıtlara girdiği için mecburen M.C’yi şüpheli listesinden çıkartarak, onun yerine benim ismimi monte ediyorlar… Polisler, suç işlememek için, bu ikinci listeye imza atmıyorlar, onaylamıyorlar… bu listenin imzasız, onaysız ve tarihsiz olduğu 14/06/2016 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi olarak tutanağa geçti…Ve savcının imzasını taşıyan, UYAP’a taranan, mahkeme kalemince “asli gibidir” şerhiyle tasdik edilen resmi belgede şüpheliler arasında ismimin BULUNMADIĞI, benim ismimin yerine M.C diye bir başkasının isminin OLDUĞU da mahkeme gözlemi ile 14/06/2016 tarihli duruşmada tutanağa geçti… Affınıza sığınarak yazıyorum: Tiksinti duydum…Midem bulandı…”

Film yapılmalı dediğim dosya da daha ne skandallar var.

Devam edelim.




Mehmet Tanrıverdi 26 Temmuz 2016 tarihli ikinci duruşmada ifade veriyor ve avukat Canpolat’ın yargılandığı suçlamanın kaynağı olan ifadeyi vermediğini söylüyor.

Dosyadaki ‘tek suçlamanın kaynağı’ olan ifadeyi veren kişi diyor ki “Benim böyle bir ifadem yok, ben böyle bir şey demedim”.

Dahası polis ifadesinde Tanrıverdi’nin “özel avukatı olduğunu, adının CA olduğu, telefonundan aranırsa geleceğini” söylediği yazıyor.

Ancak Tanrıverdi mahkemeye çıkınca Cemaat soruşturmalarında sıklıkla rastlanan bir uygulamayı teyit edecek şekilde ‘emniyet ifadesine giren avukatı tanımadığını, hayatında ilk kez gördüğünü ve kendisinin çağırmadığını’ söylüyor.

SONRADAN SUÇ EKLEMESİ YAPILIYOR

Yargılama sürerken başka bir ‘ilginçlik’ daha oluyor.

Canpolat’ın yargılandığı iddianamede ne Bylock ne de ‘Bank Asya’da hesabı var’ suçlaması var. Ancak yargılama yapılırken iddianamede olmayan suçlamalar da ekleniyor. Üstelik ‘Bylock belgesi’ diye dosyaya giren belge imzasız ve onaysız. Kim hazırlamış, ne zaman hazırlanmış, hiçbir şey belli değil.

HÜCREDEYKEN DARBEYE KATILMIŞ

Avukat Canpolat’ın tarihe geçen dosyasındaki en ilginç suçlama ise darbe.

Avukat Canpolat darbeden de suçlanıyor.

Ancak gelin görün ki Canpolat 15 Temmuz 2016 akşamı Malatya’da cezaevinde. 2016/25610 numaralı soruşturma evrağına göre suç yeri Ankara.

Yani avukat Canpolat 27 Ocak’ta tutuklandıktan 6,5 ay sonra, hali hazırda cezaevinde iken Ankara’ya gidip darbeye karışmış (!)

Avukat Canpolat mahkeme savunmasında “Herhalde zaman makinesi ile yolculuk yapıp Ankara’da darbeye karışıp, suç işleyip aynı zaman makinesi ile cezaevine geri döndüm” diye şaşkınlığını dile getiriyor.

HAKKINI ARAYINCA SÜRGÜNE YOLLANIYOR

25 yıllık avukat Turan Canpolat gerek göz altı listesi gerekse de Bylock evrağının hukuksuzluğuna dair itirazlarını kayda geçirince ansızın Malatya’dan Elazığ’a yollanıyor.

Dahası Elazığ Cezaevi’nde tutukluyken iki duruşmayı kaçırıyor. Ne mahkemeye götürülüyor ne de SEGBİS aracılığı ile katılmasına izin veriliyor.

Duruşmalara katılma talebini iletince de ‘SEGBİS arızalı’ cevabını alıyor.

Avukat Canpolat bu durumu üyesi olduğu Malatya Barosu başta olmak üzere Türkiye Barolar Birliği’ne defaatle iletiyor ancak bugüne kadar bir tek başvurusuna bile dönüş alamamış.

‘Dönüş’ yapmayan sadece barolar değil.



Malatya emniyeti de tam 56 aydır Canpolat’ın gözaltına alındığı operasyonun şüpheli listesini mahkemeye göndermedi.

Bu arada Avukat Canpolat’a ‘bilgi aktardığı’ iddia edilen üç adliye personeli beraat etti. Yani Avukat Canpolat Cemaatin ‘Adliye İmamı’ ama suçu tek başına işlemiş oluyor.

Gelelim ‘bomba’ detaya.

Avukat Canpolat yargılama sonunda 10 yıl hapis cezası aldı.

Peki 10 yıllık hapse gerekçe yapılan suçlama ne ? Bylock ve Bank Asya.

Yalnız ‘küçük’ bir sorun var çünkü iddianamede ne Bank Asya ne de Bylock var.

Yani iddianamede yer almayan, suç delili ve eylemi sayılmayan bir konu mahkumiyet gerekçesi yapılıyor.

Bu arada şunu da hatırlatayım; mahkemiyet gerekçesi yapılan Bylock ile ilgili yargılama esnasında takipsizlik kararı verilmişti.

İddianamede olmayan, daha önce takipsizlik verilen bir iddia ile mahkum edilmiş.

Avukat Canpolat istinaf mahkemesinden Yargıtay’a, Malatya Barosu’ndan Barolar Birliği’ne onlarca kez dilekçe yazmış ama bir tanesine bile cevap alamamış.

Dosyası 23 aydır Yargıtay’da bekliyor.

Malatya’nın önde gelen tecrübeli avukatlarından Turan Canpolat 56 aydır sesini duyurmaya çalışıyor. Uluslararası avukatlık örgütleri duydu ama ne meslektaşları ne de üyesi bulunduğu barolar sesini duymadı.

Eğer geçtiğimiz şubat ayından bu yana hücrede tutulan avukat Canpolat’ın çığlığı duyulabilseydi bugün 48 avukat ‘avukatlık yaptığı için’ gözaltında olmazdı.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ