"15 Temmuz'da darbe direktiflerini Erdoğan ve suç ortakları hazırlamış"

"15 Temmuz Erdoğan ve ortakları tarafından psikolojik harp taktikleriyle uzun süreden beri üzerinde çalışılmış öncesi ve sonrası iyi planlanmış bir senaryo."







İsmail S. Gülümser/Aktif Haber

Ülke yönetimlerini bir şekilde ele geçiren art niyetli şebekelerin en çok kullandığı yöntemlerden biri, insanların duygu ve düşünce dünyalarını istedikleri gibi yönlendirmek için, ölümlerin de yer aldığı kirli senaryolarını toplum üzerinde uygulamak ve onları korkuyla yalan propagandalarla kandırıp istediği sonucu elde etmektir. 80 öncesi ülkenin yararı için kullanılması gereken psikolojik harp dairesini ele geçiren bir grup, sırf ülke yönetimini gasp etmek için insanlık dışı vahşi projelerini ülke gençliği üzerinde uyguladı, onları sağ sol diyerek kamplara ayırdı, karşılıklı her iki taraftan gençleri öldürerek onları birbirine düşman haline getirdi, toplumu kandırıp yönetimi ele geçirmek için gencecik insanların ölümü gibi sinsi planlarla ülkeyi düşman kamplarına böldüler.

Yaptıkları kirli plana basın organlarında köşeleri tutmuş yazar ve çizerleri de alet etmiş, onlara el altından verdikleri bilgilerle toplum mühendisliğinde onları da maşa olarak kullanmışlardı. O dönemde kimse kimseyi dinlemiyor, toplum kesimleri birbirini can düşmanı gibi görüyor ve insanlar karşılıklı ölümlerle kan davasına dönen bu düşmanlığın asla ortadan kalkmayacağına inanıyordu. Siyasal iktidarların biri geliyor, biri gidiyor ancak hiçbirisi gençliğin arasına ekilmiş düşmanlık tohumlarını sona erdiremiyor, anarşi her geçen gün daha da tırmanıyor tehdit ve korku iklimi halkı canından bezdiriyordu. Art niyetli şebekeler siyasal iktidarları acz içinde gösterip kurtarıcı rolünü üstlenerek yönetimi ele geçirmeyi hedeflemiş ve yüzlerce gencin cenazeleri üzerinden kendi saltanatlarını kurmayı planlamışlardı.

Uzun süreden beri ülkede sıkıyönetim ilan edildiği bütün yetkiler askere devredildiği halde olaylar önlenememiş ancak darbeyle sorunların çözülebileceğine toplum psikolojik olarak hazırlanmıştı. Nitekim 12 Eylül 1980 de siyasal iktidarların sorunları çözemediğini iddia ederek asker yönetime el koymuş ve ülkeyi kurtaran muzaffer komutan rolüne bürünmüşler, onlar geldikten sonra olaylar bıçakla kesilir gibi sona ermişti. Demirel 11 Eylül günü akan kanın 12 Eylül günü nasıl sona erdiğini sormuş ve kirli oyuna işaret etmişti.

80 öncesi olduğu gibi, ülkemiz son dönemde yine farklı bir grubun insanlık dışı projelerinin oyuncağı haline geldi, hazırladıkları ölümlü senaryolarla halkı sindirip korkutarak yaptıkları yasadışı işleri masum göstermeye ve kurdukları suç örgütleriyle Özal’dan sonra geliştirilmiş tüm demokratik normları ortadan kaldırarak ülke yönetimini yeniden insan ölümleri üzerinden iktidar devşiren hukuk tanımaz vahşi yapılara teslim etmeye yöneldiler.

 2004'te MGK'da alınan karar ve Yaşar Büyükanıt’ın vefatından sonra gündeme gelen 2007'deki Dolmabahçe mutabakatı ile ülke üzerinde kirli emelleri olan hırsızlık şebekesiyle geçmişten günümüze kirli projelerde rol almış kolayca adam öldürebilen psikolojik harp dairesinin canavar ruhlu eski elemanları yeniden bir araya geldi ve toplum üzerinde birlikte hazırladıkları senaryoları aşama aşama hayata geçirmeye başladılar.  Eski antidemokratik dönemlerde olduğu gibi sıkıştıkları yerde adam öldürüyor, istedikleri zaman bombalama eylemleri yapıp toplu katliamlarla halkı yönlendiriyor, insanların ölümü üzerinden kendi karanlık saltanatlarını kurmaya çalışıyorlar.

Suç işleyerek kendilerine alan açan bu örgütler,

-Baykal ve MHP lilerin şantaj kasetlerini ele geçirdikleri medya organlarına servis ederek seçim dönemlerinde Erdoğan’ın CHP ve MHP yi saf dışı etmesine destek verdiler.

-2013 te Muhsin Yazıcıoğlu’nu helikopter kazası süsü verilmiş bir suikastle ortadan kaldırılıp partisinin Erdoğan’a eklenmesini ve oy oranının artmasını sağladılar.

-Kendileriyle uzlaşmaya yanaşmayan Erkan Mumcu, Bülent Ecevit’in de aralarında olduğu birçok siyasetçiyi gazetelere servis ettikleri kirli bilgilerle saf dışı edip partilerini erittiler

-Erdoğan olmadık hakaretleri yağdıran Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu, Devlet Bahçeli gibi siyasetçileri Erdoğan’la uzlaşıp geçmişte söylediklerini unutmaya zorunda bıraktılar.

-Her seçim döneminde muhalif partilerden bazılarını köşeye sıkıştırıp partileri hırsızlıklarına göz yumdukları Erdoğan etrafında birleşmeye mecbur ettiler.

-Erdoğan’ın 2015 Haziranda seçim kaybetmesinden sonra 2015 Eylül-2016 Martı arasında Anakara garı, Genelkurmay, Güvenpark patlaması gibi yaklaşık 160 vatandaşın hayatını kaybettiği 500 kişinin de yaralandığı arka arkaya üç bombalama eylemiyle HDP ve partililer terörist gibi gösterildi ölümler üzerinden Erdoğan’a seçim kazandırdıktan sonra bombalama eylemleri bıçakla kesilir gibi kesildi.

-Erdoğan’ın iktidar olma hırsını kullanıp kendileriyle uzlaşması halinde emellerine ulaşmasında her türlü kirli desteği vereceklerini iktidarı kendileriyle paylaşması halinde hırsızlıklarına göz yumacakları sözünü verdiler.

-Ecevit gibi liderler yapılan teklifi reddettiği için siyasi mevta haline getirilirken, Erdoğan cemaati bitirme planın parçası olmayı kabul etti ve siyasi hayatının her aşamasında kirli örgütlerin desteğini alıp onlara diyet borcu ödeyecek projelerin parçası oldu.

Kendine altın tepside sunulan iktidarı kaybetmek istemeyen kirli bir siyasetçi minnet duygusu içinde karanlık gruplarla uzlaşıp yolsuzluklarından kurtulmayı umuyor. Yıllardan beri savunduğu tüm değerleri inkâr ederek dostları düşman düşmanları dost ilan edip onların talimatlarıyla ülke kaynaklarını bölüşebileceğini sanıyor.

15 Temmuz 2016'da da onlarla beraber planladıkları ölümlü darbe senaryosuyla ülke yönetimini tamamen ele geçiriyor ve kendi planladıkları darbeyi toplum mühendisliği ile başkalarının üzerine atıp ülkenin en masum kadrolarını devlet kademelerinden tasfiye etmeye soyunuyorlar. Çalıntı paralarla ele geçirilen medya organları, sahte darbeyle gasp edilen devleti tek başına yönetme yetkisini pervasızca kullanarak ileride demokrasi talep edebilecek tüm kesimleri dağıtıp ülkenin karar organlarını kirli şebekelerin emrine veriyorlar.    

15 TEMMUZ BİR SENARYO

Ülkeyi mafya örgütü gibi çalışmasına izin verilen Erdoğan yönetimindeki bir suç şebekesinin oluşturduğu dev mali kaynakları kullanan, istediğine şiddet uygulayıp elindekini alabilen kirli zaaflarını esiri olan insanlardan oluşan bir konsorsiyum esir almış durumda. 15 Temmuz onların birlikte kurguladıkları bir senaryo, planlamada yer alanlar ne kadar gizlenmek isteseler de her geçen gün kimlerden oluştuğu daha net ortaya çıkıyor.

Birkaç gün önce Âdem Yavuz Arslan köşesinde ilginç bir belge yayınladı, belgede yer alan bilgiler darbe teşebbüsünü onların medyaya servis ettikleri gibi cemaatin de için yer aldığı iktidarın icraatlarından rahatsız subayların yapmadığını aksine iktidar ve kirli ortaklarınca planlandığını açıkça gösteriyor.

15 Temmuz Erdoğan ve ortakları tarafından psikolojik harp taktikleriyle uzun süreden beri üzerinde çalışılmış öncesi ve sonrası iyi planlanmış bir senaryo ancak her senaryoda olduğu gibi hazırlayanlar ne kadar iyi planlama yapsalar da mutlaka açık veriyor.

Art niyetli ortaklar 15 Temmuzda açıklarını yakalayabilecekleri devre dışı bırakacak bazı tedbirler almış:

-Doğruların çekinmeden yazabilecek sağdan ve soldan ne kadar cesur gazeteci varsa hepsi tutuklanması.

-Doğruların peşine düşecek ne kadar medya organı varsa kirli paralar kullanılarak ele geçirilmesi.

-Doğruları cesaretle sorgulayabilecek ahlaki kriterleri sağlam ne kadar hâkim ve savcı varsa ihraç edilmesi.

-Toplumun tüm bilgi kaynakları ele geçirilirken, devletin tüm denetim mekanizmalarının korkutulup sindirilmesi.

-Ordu-emniyet başta olmak üzere devlet dairelerinde yanlışlara itiraz edebilecek memurların tasfiye edilmesi.

Gibi birçok hususu plana dâhil ettikleri kalanları da tutuklanmayla tehdit edip gözdağı verdikleri için şimdilik pervasızca yasadışı faaliyetlerine devam ediyor ve yaptıklarının sorgulanmasını engelliyorlar.

15 Temmuzda olayları sorgulayabilecek tüm kesimleri susturacak şekilde tedbir aldıktan sonra tek merkezden kendi hazırladıkları bilgileri servis ederek toplumu istedikleri gibi yönlendirdiler. Saatlerce yaptıkları toplantılar sonucu oluşturdukları kirli bilgi havuzunda kimin hangi görevleri yapacağını tek tek belirlemişler, darbeci dedikleri kişilerin lideri ortada yok, bir evde yapıldığı iddia edilen birkaç kişilik toplantı dışında darbeciler kendi aralarında hiç toplantı yapmadan darbeye kalkışmış gibi gösteriyorlar. Hâlbuki kendileri özellikle son 2 günde Hakan Fidan’ın da katıldığı 8 saatten fazla toplantı yapmış hazırladıkları senaryonun ayrıntılarını konuşmuşlar. Darbenin Fidan’ın Genelkurmaydaki toplantıdan ayrıldıktan sonra başlaması bile planlamanın onlar tarafından yapıldığının delili.

Arslan’ın yazısında belirttiğine göre, TSK da tasfiye yapılmasına çok önce karar verilmiş, buna bağlı olarak darbe sonrası yapılacaklarla ilgili olarak 3 grup uzun süreli çalışma yürütmüş ve yaptıkları çalışmalar Ankara’da devam eden 15 Temmuz dava dosyalarında mahkeme kayıtlarına girmiş. Özellikle askeri hâkim ve savcıların fişleme listelerini hazırlayanlar daha önce adı suça karışmış ve yargılanmış kirli isimlerden oluşuyor.

-İzmir’de Askeri casusluluk davasından yargılanan askeri hâkimler,

-Ergenekon-Balyoz davalarından bilinen bir grup emekli askeri yargı mensubu,

-Ergenekon Balyoz davasından tanıdığımız askeri yüksek yargı elemanları

AKP yetkilileriyle birlikte çalışma yürütmüş ve askeri yargıdaki fişleme listelerini bunlar hazırlamış.

DARBE SENARYOSUNU KİMLER HAZIRLADI

Yurtta sulh konseyi adına gönderilen darbe direktiflerini darbeciler değil Erdoğan ve suç ortaklarının hazırlayıp çektiği anlaşılıyor. Çünkü darbe direktiflerini illere gönderen Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler’in emir subayı Mehmet Akkurt’u öldürüp direktiflerin kimin talimatıyla gittiğinin öğrenilmesini engellediler. Olayı örtbas etmek için Genelkurmayda görevlileri öldürseler bile sırlarını saklanamıyor, bir şekilde ortaya çıkıyor.

Hepsi darbe senaryosunda yer almış ve kime hangi suçları isnat edebileceklerini önceden planlamışlar.

Darbede senaryosunda kimlere hangi rollerin dağıtılacağına darbeciler değil onlar karar vermiş.

Darbeyle ilgili görev dağılım listelerini onlar yapmış ve hayali Yurtta Sulh konseyini onlar kurgulamış.

Mahkemelere yansıyan dava dosyalarında “Yurtta Sulh Konseyi” dedikleri darbecilere ait tüm planlamaları Erdoğan ve suç ortaklarının hazırladığını gösteren o kadar çok örnek var ki olayları azıcık araştırma fırsatı bulanlar onlarca delile ulaşıyor. Şimdilik mahkemeler olayların arkasına araştırabilecek güçte olmadığı, kirli şebekeler hukuku baskı altına alıp adaletin uygulanmasını engellediği için dosyalardaki çok net deliller kullanılamıyor. Ancak Arslan’ın da aralarında olduğu, yurt dışından olayları takip eden Ahmet Dönmez, Cevheri Güven, Ö. Faruk Güzel, Erhan Başyurt gibi bazı gazeteciler tarihe not düşecek önemli ayrıntılar yakaladılar.

Arslan’ın yazısından hareketle darbe planını Erdoğan ve suç ortaklarının yaptığını gösteren delillerden bazıları;

Yurtta konseyinin 15 Temmuzda yayınladığı üç yıldan beri tutuklu olan yüzerce hâkim ve savcının müebbet hapisle yargılanmasına yol açan Sıkıyönetim Mahkemeleri görevlendirme listesini darbeci ilan ettikleri değil Erdoğan ve suç ortakları hazırlamış.

AKP kurmaylarıyla birlikte bir yıl önce fişleme listeleri hazırlayanlar, o yıla ait eski bilgilerle suçlamak istedikleri kişileri darbede rol almış gibi göstermiş ve darbe görev dağılımı yapmışlar;

Darbe direktifi olarak sunulan Askeri yargıçlara ait listeyi darbeciler değil Erdoğan ve suç ortakları hazırlamış, Darbenin askeri yargıçlarla ilgili listesi bir darbe listesi değil Erdoğan ve suç ortaklarının kurgusu,

Sıkıyönetim direktiflerini hazırlayanlar darbeyi planladığı söylenen kişiler olsaydı kendilerine ait bilgi yanlışlıklarını düzeltirlerdi. Hâlbuki nasıl fişleme listelerinde güncellenmemiş bir yıl öncesine ait isimler varsa aynı şekilde darbeye iştirak edenler de bir yıl önceden hazırlanmış fişleme listelerinden aynen kopya edilmek suretiyle ilgililerin kendilerinden habersiz oluşturulmuş, bu yüzden fişleme listelerindeki hatalar darbe sonrası görev dağılımını gösteren direktifte aynen tekrarlanmış.   

İşte her iki listenin de benzer kişiler veya ortakları tarafından hazırlandığını gösteren yanlışlar

-Fişleme listelerinde 195 askeri hâkim ve 65 askeri hâkim adayı var, fişleme listeleriyle sıkıyönetim direktifleri bir kişi hariç tamamen örtüşüyor.

-O gün TSK da 66 hâkim adayı var fişleme listesi 65 yeni adayın hepsini PYD mensubu olarak fişlemiş, aynı şekilde sıkıyönetim direktifinde de 65 adayın hepsi darbede görevlendirilmiş bir kişilik yanlış tekrarlanmış.

-Fişleme listesinde Hava hâkim üsteğmen kara kuvvetlerinde görevli olarak yazılmış, aynı hata sıkıyönetim direktifinde tekrarlanmış havacı bir hâkim karacı yazılarak darbe sonrası sıkıyönetim mahkemelerinde görevlendirilmiş.

-Fişleme listesinde bir hâkim yüzbaşı muhtemelen bir yıl önceki rütbesiyle üsteğmen olarak yazılmış, aynı şekilde sıkıyönetim direktifinde yüzbaşıya üsteğmen rütbesi verip sıkıyönetim mahkemelerinde görevlendirmişler.

-TSK yazım kurallarına göre bir konuda görevlendirme yaparken askeri hâkimlerin sicillerine yer verilmesi gerekiyormuş, fişlemeyi hazırlayanlar bu kurala uymadığı için Genelkurmaydan çekildiği iddia edilen direktifte askeri yazım kuralları unutulmuş fişleme listesi kopyalanarak gönderilmiş.

-TSK askeri hâkimlerle ilgili görevlendirmelerde As. Hak. kısaltmasını kullanıyormuş, fişlemeyi yapanlar bu kurala uymamış benzer şekilde Genelkurmaydan çekildiği iddia edilen sıkıyönetim direktifi de fişleme listelerinden kopyalandığı için bu yazım kuralı çiğnenmiş.

-Genelkurmayda listeler rütbe sırasına göre diziliyormuş, fişleme yapanlar bu kurala uymadan liste hazırlayıp göndermişler, ortakları aynı listeleri kopyaladıkları için darbe direktifinde de bu askeri kural çiğnenmiş askerler rütbeye göre sıralanmadan fişleme listesindeki sıraya göre darbe sonrası mahkemelerde görevlendirilmiş.

-Genelkurmaya hukuk müşaviri olarak atanmış biri fişleme listesinde adli müşavir olarak yazılmış, aynı hata darbe sonrası askeri mahkemelerde görevlendirileceklerin listesinde de yer almış sıkıyönetim direktifinde de aynı hata tekrarlanmış.

-Fişleme listelerine muhtemel dışarıdan bazı siviller müdahale etmiş, listedeki 5 kişinin isimlerinin üzeri sonradan örtülmüş, bu kişiler aynı şekilde darbe sonrasında listesinde görev verilmemiş, fişleme listesindeki komutanlığı ibaresi fişleme listesinde yanlış yazılmış aynı yanlış direktiflerde tekrarlanmış.
Askeri yargıda olduğu gibi normal yargıda da darbeye karışmakla suçlanıp ihraç edilenlerin listelerinin güncel olmadığı çok önceden planlandığı için hatalarla dolu olduğu mahkeme kayıtlarından açığa çıkmıştı.

Darbeye karışmakla suçlanıp ihraç edilenler arasında;

-Evlenip soy ismi değişenler,

-Vefat etmiş olanlar,

-Darbeden çok önce ihraç edilmiş olduğu halde hala fişleme listesinde yer aldığı için ikinci kez ihraç listesinde yer alanlar,

-Twitter den alınmış kopyaların fişlemede kullanılması sonucu Kuşcu Eşref gibi devlette görevli olmayan mahlas isimli kullanıcılar bile ihraç listelerine eklenmişti.

Çünkü ihraçlar bir delile dayanmadan öncen hazırlanmış ortak akıl isimli görevi olmayan kirli yapıların hazırladığı listeler kullanılarak yapılmıştı.   

ORDUDA TASFİYELERİ ERGENEKONCU EKİPLE PLANLADILAR

Orduda tasfiye listelerini Erdoğan ve suç ortakları birlikte hazırladı suç bulamayınca darbe senaryosunu kullanıp masum insanları suçladı ve ihraç ettiler. Darbeye çok az sayıda askerlerin katıldığı açıklandı ama bugün gelinen noktaya baktığınızda önceden fişlenerek belirlenmiş 18 bin askeri personelin darbeye adının karıştırılıp atıldığını görüyorsunuz. Darbeye karıştığını iddia ettikleri isimler kendi hazırladıkları listeler üzerinden yapıldığı gibi darbeyle ilişkilendirilemeyenlerin ihracında da aynı bahane kullanıldı.

Bu dönemde darbeyle hiç ilişkisi olmayan izinde olan, yurt dışı görevde olan, hatta darbeye karşı durduğu bilinenler dâhil 150 general, 8 bin subay, 9 bin astsubay ve diğer personel ihraç edildi, ordunun komuta kademesinde ülke tarihinde Osmanlıdan bugüne yapılan tasfiyelerden yüksek sayıda personel atıldı.

Komutanlarının talimatıyla köprüye götürülüp olaylara adı karıştırılan askeri öğrencilere bile müebbet hapis cezaları verildi. Aslında ortada işlenen bir suç yoktu sadece orduya hâkim olmak isteyen biri grubun hazırladığı fişleme listelerinde yer alanlar darbeye karışmış gibi gösterilip atılması hedeflenmişti. Tasfiyelerden sonra tüm kritik görevlere bu grup mensuplarının gelmiş olması olayın onların da içinde olduğu art niyetli şebekeler tarafından planlandığının kanıtlarından biri. Bu bir darbe değil Erdoğan’ın suç örgütleriyle birlikte ülke yönetimini ele geçirmek için kurguladığı senaryo, her geçen gün bu senaryonun bir ayağı açığa çıkıyor. Şimdilik suç ortakları kendi aralarında hesaplaşmaya girmediler, önümüzdeki dönemde aralarında hesaplaşma başlarsa o zaman yaşananlar daha çok açığa çıkar.

Bunu ertelemek için ortaklar ulufe dağıtır gibi birbirlerine ülke imkân ve fırsatlarını sunuyorlar,  askeri casusluk davası sanığı biri kendini yargılayanlar hakkında yapılan fişlemelerde görev yaptıktan sonra askeri hâkimlerin yargılandıkları davalara bakacak komisyona üye olarak seçiliyor, aynı zamanda bu yargılamaları yapan mahkemelerin yargıcı konumunda, yani davaların hem tanığı hem yargıçların amiri olarak görev yaparak intikam alıyorlar.

Eski Jandarma komutanı Galip Mendi kirli örgüt bilgileriyle terfisi engellenmek istenen bir ordu mensubu hakkında düştüğü notta.  “Terfiye layıktır” dedikten sonra, terfisini istemeyen Jandarma içindeki bazı oluşumların emniyetle işbirliği içinde kendileri dışındakileri engellemeye çalıştığını ima ediyor.

Sıkıyönetim direktiflerini gönderme talimatının Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler’den geldiği mahkeme kayıtlarına girdi. Yurtta Sulh Konseyi dedikleri düzmece darbe grubuna ait direktifte yer alacakların listesini ise Güler’le sıkı ilişki içinde olan askeri casusluk davası sanıklarından birinin verdiği mahkeme tutanaklarında yer alıyor. Yani fişlemeleri yapanlar aynı zamanda Yurtta Sulh Konseyinin direktifindeki listeleri hazırlayanlar, hem insanları fişliyor hem de darbede görev dağılımını yaparak adını darbeye bulaştırıp, bu yolla istediklerini darbe suçunun ortağı gibi gösteriyorlar.

Arslan’ın daha önce konuyla alakalı yazdığı bazı yazıları birleştirdiğinizde darbe planının darbeci olduğu iddia edilenler tarafından değil aksine darbeyi bastıran kahraman rolüne soyunan bugün ordunun tüm kritik görevlerine getirilen suç örgütü mensupları tarafından yapıldığı anlaşılıyor.

Ahmet Dönmez daha önce yayınladığı bir belgede darbe senaryosunun fişleme amaçlı toplanan istihbarı bilgilerdeki kayıtlara göre planlandığını anlatmıştı. 15 Temmuzdan günler önce belediyenin çöp kamyonlarının kullanılacağı, komutanların kaçırılacağı, üs ve gemilerle limanlara saldırı olacağı yazılmış, bunların bazıları aynen gerçekleşmiş bazıları ise hala görevdeki üstlerin gönderdiği emre rağmen alt kademedeki komutanların basiretiyle önlenmişti.

Köprüde Tayyip ismini verdiği oğluyla beraber öldürülerek konuşması engellenen Erdoğan’ın birçok seçim kampanyasındaki sloganların sahibi onun basın danışmanı Erol Olçok’un ölmeden birkaç gün önce 10 Temmuz günü yazdığı “..Bu yaz kurban temizliği yapılacak, ...başkomutan reis olacak, ...halife ordusu kurulacak,... Kemalist hainler... paralellerle birlikte temizlenecek.. “ ifadelerinin de yer aldığı Tiwittler konunun iktidar ve suç ortakları tarafından planlandığını gösteren önemli verilerden birisi.  Olçok’un eşinin “kocasının sırf bu bilginin kaynağını gizlemek için öldürüldüğünü” ima eden açıklamaları var.

Mahkeme kayıtlarında Ergenekon balyoz davlarında sanık olan ekibin orduda uzun süreden beri gizli örgüt faaliyeti yürüttüğü, fişlemelerde görev alanların öğrencilik yıllarından tanıdıkları isimlerle ilgili bilgi verdikleri görevde yükselmelerde verilen listelerle bazılarını önünü kestiklerini anlatan ifadeler yer alıyor. Arslan’ın mahkeme tutanaklarından aktardıklar arasında orduda kritik görevlere gelecek kişilerin seçiminde kimlerin askeri hâkim olup kimlerinin önün kesileceğine konuyla hiç ilgisi olmayan bu kirli örgütün bazı mensuplarının verdikleri bilgiler doğrultusunda karar verildiği, orduda kirli oluşumların yıllardan beri at koşturduğu ortaya çıkıyor.

KİNLE GAYZLA BİLENMİŞ EKİPLER SİYASİLERLE PLANLADIKLARI SENARYOYU CEMAATİ SUÇLAMADA KULLANIYOR

Ahmet Dönmez bir yazısında alıntıladığı,

2010 yılda Erdoğan’ın “cemaatle ilgili planlarımı arkadaşlarıma anlattım” sözü ve

2012 yılında Balyoz tutuklusu bir amiralin 28 Şubatta ellerinden kaçırdıkları cemaat mensupları hakkında nasıl kin nefret hınçla dolu olduğunu anlatan ses kaydındaki;

“Allah rövanşını göstermesin onlar için. Çünkü biz bir daha böyle bir rövanşta böyle bir hata yapmayız yani. Yani Atatürk isyan oldu mu ‘Çoluğu çocuğu kalmasın götürün, şehri götürün’ diyormuş. Adam, görüyor yani. Çocuğuna kadar. Bu iş böyle. Kendilerine en güvendikleri an en zayıf oldukları andır. Tabii bu daha süreç alacak, daha ne kadar çekeriz bilmiyorum. Ama çok uzun süreceğini sanmıyorum. Bakalım kaç kişiyi bırakırlar, bırakırlar mı? Yani olmazsa da iş uzun sürmeyecek artık. Yani aldığımız haberler o yönde bizim. Sağlam kaynaklar. Bunun hesabı sorulacak. Bir iki sene içerisinde bu manzara tam tersine dönecek. Bak söylüyorum bunu. Dersin ki ‘Bunu bir paşam söylemişti’ dersin. Adamlar kaçacaklar. Bu ülkeden kaçacaklar çoğu. Ve rövanşı çok farklı olacak. Çok kişinin canı yanacak. İki sene çok, belki bir sene içinde. Eğer biz buradan bir çıkarsak bu dışarıdakilerle çok ciddi bir hesaplaşma olacak, çok ciddi hem de. İlk şeyimiz ne biliyor musun? Aç kalacaklar. Bak söyleyeyim. Aç kalacaklar. Öyle başlayacak zaten.”

İfadelerinde anlatılanlar şu anda aynen yaşanıyor ve bu bir darbe değil yukarıdaki sözleri verenler tarafından haince planlanmış bir senaryo.

Çünkü eş zamanlı olarak 2012 yılında MİT de cemaatle ilgili kapsamlı bir çalışma yapılıyor, cemaatten 4.800 kişi yakın takibe alınıyor, fişlemeler Ergenekon-Balyoz sanıklarıyla ortaklaşa yürütülüyor. 2013 te Erdoğan’ın baş danışmanı Yalçın Akdoğan’ın cemaati hedef alan milli orduya kumpas isimli yazısı yayınlanıyor. Erdoğan cemaat mensuplarını haşhaşiye benzetiyor ardından cemaatin hizmet alanlarına baskınlar el koymalar, mensupları için tutuklamalar başlatılarak cemaatin rahatsız olduğu isyana hazır hale geldiği anlayışı yayılıyordu.

Ergenekon ve Erdoğan’ın oluşturduğu kirli ekip ülke yönetimini ele geçirmek için bir darbe planlıyordu ancak bu darbenin cemaat görünümlü olmasını sağlamak için alt yapı hazırlıyorlardı. Bir yandan MİT le irtibatı kurulmuş bazı cemaat mensuplarını kullanarak cemaatin darbe girişiminin ortağı gibi gösterilmesinde rol veriyorlardı. 2016 YAŞ da cemaat mensuplarının ihraç edileceği yönünde haberler yapılıyor cemaat rahatsız görüntüsü oluşturuluyordu.  Sipariş üzerine yazı yazan bazı köşe yazarları cemaatçi subayların isyana hazırlandığı görüşünü paylaşarak toplum cemaatin kalkışma yapacağı yönünde hazırlanıyordu.

Hâlbuki Dusun Çicek gibi cemaat düşmanları bile cemaatin ordudaki oranın çok düşük olduğunu ve asla darbeyi harekete geçirecek gücünün olmadığını cemaatin koordinesinde bir darbe ihtimalinin sıfır olduğunu itiraf edecekti. Gülen de darbe sonrası “..bizimle ilişkilendirilen birileri bilerek ya da kandırılarak bu girişimin parçası olmuşsa bizim inandığımız değerlere ihanet etmiştir.” Açıklamasını yaptı. NATO ve dünyanın önde gelen ülkeleri darbe senaryosunda Gülen’in rolüne ilişkin kendilerine inandırıcı bir verinin ulaşmadığını aktarmıştı, ancak kirli örgütler planları gereği daha ilk andan itibaren suçu cemaatin üzerine atmıştı.

Senaryoyu hazırlayanlar Akın Öztürk’ü darbenin bir numarası olarak belirlemiş AA ajansı da Öztürk’ün bunu itiraf ettiği haberini geçmişti. Hâlbuki o işkenceye rağmen darbenin ortağı olduğu ifadesinin yer aldığı Erdoğan ve suç ortaklarının önceden hazırladığı metni imzalamayınca darbe başsız kalmıştı. Darbenin sivil ayağının başı olduğu iddia edilen Öksüz’ün Akıncı üssünde yakalandığı söylenerek darbe girişiminde cemaatin yer aldığı basına servis edildi ancak bu ifadeyi doğrulayacak en küçük bir kamera kaydı ya da belge ortaya konamadı. Yani darbenin ne ordu ayağında ne de sivil ayağında işin koordinesinde yer alanlarla ilgili bir dayanak gösterilemedi.

Cemaat mensupların adının karıştırıldığı her olay onların dışında birileri tarafından planlanıp komutanları emriyle yapılmış faaliyetlerin çarpıtılmasıyla darbeye karışma gibi gösterildiği ortaya çıktı.

-Askeri öğrenciler Abidin Ünal’ın koordinesiyle köprüye götürüldüğü halde cemaat darbesinin parçası gibi göstermede kullanıldı,

-Deniz kuvvetlerinde gemilerin Kuvvet komutanı Bülent Bostanoğlu ve bir diğer komutanın emriyle limandan açıldığı halde cemaat mensuplarının savaş gemileriyle darbeye iştirak ettiği haberleri servis edildi,

-Hava kuvvetlerinde gizlice üsse sokulan emekli pilotlar uçak kaldırdı ve bombalama eylemlerine karıştığı halde cemaat mensuplarının uçaklarla bombalama yaptığı aktarıldı,

-Genelkurmaydan gönderilen sıkıyönetim direktiflerinin Yaşar Güler’in talimatıyla gönderildiği halde suç cemaatin üzerine atıldı,

-Genelkurmayı basan ekip Zakai Aksakallı tarafından görevlendirildiği halde olaydan cemaat sorumlu tutuldu,

-Darbeden saatler önce Jandarma genel komutanlığında askerlerin nasıl gözaltına alınacağıyla ilgili bir toplantı yapıldığı buna şu anda aktif görevde olan emniyetteki bazı görevliler katıldığı halde jandarmadaki hareketlenme suçu cemaatin üzerine atıldı.

Aslında bunun bir cemaat darbesi olmadığı cemaat görüntüsü oluşturmak için ordu içindeki kirli yapılarla hırsızlık suçuyla malul siyasetçilerin ortak projesi olduğu açığa çıktı.

Bunlara;

-TRT ve digitürk yayınlarını kesmek üzere götürülen hizmetle ilişkilendirilen sivillerin sabah silahlı askerlerin kendilerini evlerinden alıp oraya götürdüğünü TV yayınlarından anlamadıklarını öğrenince makyaj odasında tutuklarını anlatmaları,

-Cemaatle irtibatlı on binleri aşkın polis varken olaya adı karıştırılan tanktan çıktığı söylenen polis müdürü gibi birkaç emniyet mensubunun whatsApp mesajıyla olay mahalline çekilip sonra haberlerin çarpıtılarak darbeci gibi gösterildiği yönündeki açıklamalarını da eklerseniz cemaatin darbeye kirli senaryolarla adının karıştırıldığı daha net ortaya çıkıyor.

-Cemaatle irtibatı denilerek atılan 16 bin askeri personelin %95’inin,

-Edirne’den Kars’a kadar cemaatçi olmakla suçlanan çok sayıda Tugay komutanının,

-Sıkıyönetim komutanı olarak adı listelere eklenip tutuklanan subayların,

-Atılan 40 binden fazla polisin %99 unun,

-İşten çıkarılan 150 bine yakın cemaat mensubu devlet görevlisinin,

-Bir milyondan fazla olduğu söylenen toplumun değişik katmanlarındaki cemaat mensuplarının katılmadığı bir darbeyi cemaate mal etmenin kasıtlı planlanarak yapılan propagandadan psikolojik harp taktiklerinden ibaret olduğu anlaşılıyor.

Ordu içinde 20 yıldan beri cemaat mensuplarının varlığından rahatsız kirli örgütlerin 28 Şubatta hedefleri cemaatti ancak başarılı olamadılar cemaat o dönemde yaşananları savuşturdu. O günden beri her fırsatta bu düşüncelerini gündeme taşıdı cemaate karşı hınçlarını ortaya koydular.

Olaylara bütüncül gözle baktığınızda suç işleyerek devlet yönetimini gasp etmeye alışmış kesimlerin,  hırsızlıkları ortaya çıkmış suç örgütüne dönüşmüş bir grup siyasetçiyle anlaşıp,  kurdukları kirli senaryoyu cemaatin üzerine yıktığı cemaat mensuplarının elindeki tüm imkânları almayı, karanlık ekipleriyle orduyu ele geçirip hayatında hiç suça bulaşmamış insanları açlığa ölüme mahkûm etmeyi hedefledikleri ortaya çıkıyor, şu anda yaşanalar planlanan bu vahşi projenin hayata geçirilmesinden ibaret.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ