Veysel Ayhan yazdı: Halk darbeyi engelleyebilir mi?

''Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu iddia ediyor: Ordunun tamamı harekete geçseydi hiç bir şey mani olamazdı. Kesin. Bunu herkes kafasına koysun!”
Gazeteci Veysel Ayhan'ın Tr724'te yayınlanan 15 Temmuz analizi şöyle:

Halk darbeyi engelleyebilir mi?


Emir komuta zinciri içinde başlamış bir darbeyi halk önleyebilir mi?


27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbelerini hatırlayalım.

Her ikisi de emir komuta dahilinde, ordunun bütünün katıldığı darbelerdi.

Halk o sabah güne 04.00 sularında radyodan veya televizyondan yapılan darbe anonsuyla başlamıştı.

12 Eylül 1980 darbesinde TSK’nın yüzde yüz personeli darbeye iştirak etmiş, arızası olmayan tüm tanklar kışladan çıkmış, hemen hemen her cadde başı tutulmuştu.

15 Temmuz’daki darbe girişiminde ise durum nasıldı?

TSK’nın toplam tank sayısı: 13.696

15 Temmuz darbe girişiminde kullanılan tank: Yalnızca 74

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin personel mevcudu: 570.111

570 bin askerden sadece 8.678’i sokağa çıktı.

Yani ordunun sadece yüzde 1,5’u sokağa çıktı.

Asker bütünüyle sokağa çıktığında tankların önünde ne halk kitleleri durabilir ne de çöp kamyonları.

Kesinlikle önlenemezdi.


Bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yaşanmadı.

Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu iddia ediyor:

“Ordunun tamamı harekete geçseydi hiç bir şey mani olamazdı. Kesin. Bunu herkes kafasına koysun!”

Em. Kor. Mehmet Şanver Habertürk’te aynı şeyi söylüyor:

“Eğer silahlı kuvvetler bu işe (darbe) karar verseydi, eğer hiyerarşik sistemde bu iş olacak denseydi, halkın ve emniyet gücünün buna engel olması mümkün değil.”


Halk darbeye direnirse ordu bir süre bekler ve sonra yakın tarihte örneklerini gördüğümüz gibi ezer geçer.

Bu nedenle “Darbeyi halk durdurdu” tamamen psikolojik bir yalan.

Erdoğan, “darbeyi halk durdurdu” sözüyle bir “15 Temmuz destanı” oluşturmaya çalışıyor. Askerin kendi içinde zaten bastırdığı bir darbeden destan çıkmazdı.

Veya polis gözaltılarıyla püskürtülen bir darbeden destan yazılmazdı.

Halk, darbeyi kendisinin engellediğine inanmalıydı.

Bu uğurda can vermeliydi.

İşin püf noktası buydu.

Erdoğan işte o nedenle akıl dışı açıklamalar yapıyordu.

Bunlardan biri şuydu:

“Sırtındaki tişörtünü tankın egzoz borusunun içine afedersiniz tıkamak suretiyle onu çalışamaz hale getiren imandır, iman”

Yani tanklar darbe yapmaya kalkmış, ama halk egzoz borusuna tişört tıkayarak önlemişti.


Bu, o kadar çok medyada kullanıldı ki Leopar tankını üreten firmanın açıklama yapmak zorunda kaldı:

Tanklar 1500 beygirlik V12 motora sahipti.

İkişer egzozu vardı. Her biri 50 cm. çapındaydı.

Ve bir mazgalla kapalı idi.

Tüm bunlar sadece Erdoğan’ın halkı yanına çekmek, milliyetçilik pompalamak için piyasaya sürdüğü propaganda yalanlarıydı.

Çünkü saat 18.30 itibariyle hava sahası kapatılmış, “kalkışma” bastırılmıştı.


Ayrıca Türkiye’de çok güçlü bir polis teşkilatı var.

273 binlik dev bir kadro.

Ağır silahları var.

Ama o gece kimse İçişleri bakanına haber vermiyor.

İçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimini saat 23.00’te MİT Müsteşarı’ndan öğreniyor.

Oysa bastırılmış bir girişim için polis teşkilatı fazlasıyla yeterliydi.

İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, 15 Temmuz gecesi 6 binin üzerinde polisin görevde olduğunu açıklamıştı.

Çalışkan, Meclis darbe komisyonunda ise şu sözleri söyledi:

“Teşkilatımla 15 Temmuz’da ayrı bir gurur duydum. Hiçbir yardımcımda esneme olmadı. Bakın, 40 tane yardımcım var benim. 1 tanesi esneseydi gücümüz yüzde 25, yüzde 30 düşerdi, 3 tanesi esneseydi yarıya düşerdi. Polis memurundan müdür yardımcısına kadar hepsi bana göre kahramanlık gösterdiler.”

Çalışkan’ın ifade ettiği gibi tek bir emniyet müdürü darbecilere destek olmamıştı.

Bir avuç darbeciye karşı 6 binin üzerinde polis varken Erdoğan halkı niye sokağa döktü?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım o akşam konuşmalarında kalkışmanın TSK içinde minik bir azınlık tarafından yapıldığını söylemişti.

1. Ordu Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, o geceki açıklamada; darbenin Ordu’daki küçük bir grup tarafından gerçekleştirildiğini ve başarısızlığa mahkûm olduğunu ifade etmişti.

TSK’daki her subay şunu iyi bilir: Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının içinde olmadığı bir darbenin başarı şansı sıfırdır.

Erdoğan o gece halkı sokağa çağırmasaydı olacak olan şuydu:

Sokağa çıkan asker bir süre sonra girişimin emir komuta dahilinde olmadığını anlayacak, durumu fark edip kışlasına dönecekti.

Köprüyü tutanlar bir süre sonra işin içyüzünü anlayacak teslim olacaktı.

O zaman küçük bir azınlığın kalkışması için halkı sokağa dökmeye ne gerek vardı?

273 bin kişiden oluşan polis ordusu direnenlerin hakkından rahatça gelebilirdi.

Yani tek damla kan dökülmeyebilirdi.

Ama Erdoğan psikolojik bir harp yapıyordu.

Kan dökülmesi gerekiyordu.

Kansız destan olmazdı.

Hizmet hareketini karalamak için, mensuplarına “terörist” ithamı yapabilmek için kesinlikle kan dökülmesi gerekiyordu.

Bu nedenle siviller kasıtlı olarak askerlerle karşı karşıya getirildi.


DARBE ASLINDA GÜN İÇİNDE BASTIRILMIŞTI

Gazeteci Yazar: Can Ataklı: “Son derece beceriksiz bir eylem. O zaman ben şundan şüphelenme hakkını buluyorum kendimde. Bu darbe önceden bastırıldı bitti. Bu darbeyi yapanlar, darbenin emir komuta zinciri içinde olduğunu, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarının da içinde olduğunu zannediyorlar. Fakat içerde bastırıldı. Sonra ‘biz bunu bastırdık ama, halka bunu nasıl anlatacağız’ denildi. 

Bu darbe, bana göre; önceden bastırıldı. Onun için bu kadar beceriksizlik oluyor. Onun için Recep Tayyip Erdoğan’ı alacak ekip ne yapacağını şaşırıyor. Çünkü onları salmışlar dışarıya, fakat bağlantı kesilmiş. Sokağa çıkan darbe var zannediyor. Halbuki darbe yok.

AKP BELEDİYELERİ KAMYONLARI SOKAĞA SALMIŞTI, ERDOĞAN KONUŞMADAN

Yani bakın, saat 21.30’da belediyeler kamyonları sokağa salmıştı yahu. O gece ben sokaktaydım. Daha böyle Tayyip Erdoğan falan konuşmamış, ne olduğunu millet anlamıyor.

Geçtiğim, iki üç belediyeden hepsi AKP belediyeleri, bütün o iş makinaları, hafriyat kamyonları yol boyuna zaten dizilmişti. O zaman bu darbeye mani oldun, kamuoyuna bir şey göstermen lazım.”

BÜYÜYÜ BOZAN SORU

CHP Antalya Miletvekili Mustafa Akaydın, bu noktaya parmak basıp “248 vatandaşın katili devlettir” demişti. Bu sözler üzerin afaroz edilmişti. Akaydın o tarihlerde sözlerinin arkasında olduğunu söyleyip şunu sormuştu: “Neden devletin en önemli gücü polisler dururken sokağa sivil halk yönlendirildi?” Hükümet bu soru karşısında afalladı.

Çünkü verilecek bir cevap yok.

Akaydın’a bu sözlerden dolayı aşırı baskı yapılınca CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Antalya milletvekilimiz, ‘250 kişiyi neden alanlara sürüyorsunuz, devletin güvenlik güçleri yok muydu’ diyor. ‘Darbeden bazılarının haberi vardı ona rağmen siz darbecilere karşı niye halkı ileri sürüyorsunuz’ dedi. Bunda yanlış olan bir şey yoktur.” diyerek Akaydın’ı savundu.. Ama “büyü”yü bozan bu soru yüzünden ne yazık ki Akaydın için yargı süreci başlatıldı.

O gece sokağın kaderine hükmedenler darbeye karşı demokratik duruş sergileyen halk değildi.

Elinde pala, bıçak ve silah olan, halkın arasına sızmış Sadat’a bağlı ve karanlık güçlere ait milis güçleri idi.

Bunlar “kahramanlıklarını” askerin teslim olduğu, silahlarını kullanmadığı, tankları sürmediği yerde yaptılar.

Teslim olmuş erleri linç ettiler, gırtlağını kestiler ve terk edilmiş tankların üstünde poz verdiler.

Takviye polis ekipleri gelse, oraya tatbikat için geldiklerini sanan harp okulu öğrencileri Murat Tekin ve Ragıp Enes Katran belki de vahşice linç edilmeyecekti.

O gece asker, sivil halka uyarı ateşi açtı.

Yüz binlerce insan sokağa çıkmıştı.

Asker halka öldürme amaçlı ateş açsaydı binlerce insan ölürdü.

Mutlaka asker kurşunuyla şehit olanlar da vardı.

Ama diğer sivillerin ne kadarı böyle bilmiyoruz.

Bilemiyoruz çünkü hiç birine otopsi yapılmadı.

16 Temmuz 2016 sabahı Genelkurmay Başkanvekili olarak atanan Orgeneral Ümit Dündar O gece öldürülen insanlar sivillerden ibaret değildi, demişti.

Resmi açıklamasında “104 darbeci asker”in öldürüldüğünü açıklamıştı.

Bu doğruysa o gece ölen insan sayısı 353 oluyor.

O gece Erdoğan ve Hulusi Akar’dan kaynaklanan tam bir belirsizlik hakimdi.

Bir kısım asker “Biz gece eğitimindeyken, Genelkurmay Karargahı’na siviller saldırıyor, dediler ve bizi buraya helikopterlerle getirdiler.” diyor.

Bir kısmı, “Komutanımız Genelkurmay Karargahı’na bir IŞİD  saldırısı olduğunu söyledi, onun için geldik.” diyordu.

Köprüye getirilen ve linç edilen askerler ve Harbiyeliler gece tatbikatına çıktıklarını sanıyordu.

Bir kısmı da terör alarmı nedeniyle sokaktaydı.

Büyük çoğunluğunun silahında şarjör bile yok.

Peki tüm bu ölümlerin vebali kimin boynunda?

Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ