‘Sokakta yanımızda olanları unutmayacak, hep yanında olacağım’

Eşi kaçırılan ve aylar sonra ortaya çıkan Sümeyye Yılmaz: 'Görüşmemiz çok duygusaldı... Ağlamamak için mücadele ettim. Ağlamakla zaman kaybetmek istemedim. Bundan sonra sokağa başka insanların hak arama mücadelesi için çıkarım.




Ankara’da sekiz ay önce bir sabah evinden çıktıktan sonra kendisinden haber alınamayan Mustafa Yılmaz bulundu; ama olay gizemini koruyor.


Eşi Sümeyye Yılmaz, sosyal medya hesabından ”Biraz önce TEM şubeden aradılar. Eşim Mustafa Yılmaz 23.30’da Karapürçek Karakolu’nda bulunmuş. Şimdi ise Ankara TEM şubede gözaltındaymış. Yarın 13:00 gibi savcı beyle görüşmemizi ve aile görüşmesi için izin almamızı istediler.” ifadeleriyle paylaştığı geceyi ve sonrasını Kronos‘a anlattı.

GECE YARISI TELEFONU: MUSTAFA YILMAZ’IN EŞİ MİSİNİZ?

Mustafa Yılmaz’ın ‘karakolda ortaya çıktığı’ gece çocuğu ile birlikte eşinin anne babasının evinde kaldıklarını belirten Yılmaz haberi nasıl aldıklarını şöyle aktarıyor: “Artık gece uykusu kalmadığı için telefonda bir şeylerle meşguldüm. Haber okuyordum, sosyal medyaya göz atıyordum. Saat 02.07’de 0312… ile başlayan bir telefon geldiğinde, “Yaşasın, eşimden haber var” dedim. Çünkü Emniyetin numarasını ezberlemiştim, hemen açtım telefonu… Karşıdaki ses, “Mustafa Yılmaz’ın eşi misiniz?” dedi. Eşimin gözaltında olduğunu ve Ankara Karapürçek Karakolu’na teslim olduğunu söylediler. Ardından da sağlık durumunun iyi olduğunu, avukat istemediğini, görmek için gündüz saati 13.00’te savcılığa izin dilekçesi yazdırmamız gerektiğini belirttiler.

EVDE BAYRAM HAVASI

Sümeyye hanım, aldığı habere ilk önce inanmadığını, ‘Mustafa Yılmaz’ ismi çok yaygın olduğu için başka biri olabileceğini düşündüğünü aktararak  “Telefonla konuşurken bir yandan da eşimin annesinin ve babasının odasının kapısını vuruyordum. Sese ve koşuşturmacaya çocuk uyandı” diyor. Yılmaz, telefon sonrası hemen avukatını aramış, ama ulaşamamış. Ardından annesini ve babasını aramış, yine ulaşamamış. Sonunda gece yarısı sevincini kardeşiyle paylaşmış.

AVUKATA GÖRÜŞME YASAĞI

Önce Karapürçek Karakolu’na gitmek istemiş Yılmaz. Sonra vazgeçmiş ve sabah önce avukatıyla görüşmüş. Avukatı kendisinden önce eşiyle görüşmek istemiş ama görüştürmemişler. Avukatı ısrar etmiş, ‘iki dakika da olsa yüzünü göreyim, beni istemediğini kendisinden duyayım’ demiş ama polisler bu konuyu savcıyla konuşmasını istemişler.

SAVCI: AVUKATI MUSTAFA YILMAZ İSTEMİYOR, ZORLAMAYALIM

Sümeyye Yılmaz devam ediyor:

Saat 13.00 olduğunda biz savcılıktaydık. İzin dilekçesi yazarak eşimle görüşmek istediğimi söyledim. Avukatım da yanımdaydı. Tekrar avukatımızın görüşmesini istedik. Fakat savcı nuh diyor, peygamber demiyor… “Uygulama böyle, Urfa’da ne yapıyorsak burada da onu yapıyoruz. Eşiniz Mustafa istemiyorsa onu zorlayacak halim yok, bakın imza atmış. Aile de istemiyor” dedi. Bu sözlere anlam verememiş Sümeyye Yılmaz: “Aile dediği bendim”, diyor.

‘EŞİ DEĞİL ANNESİ GÖRÜŞSÜN, DAHA KIYMETLİDİR’

“Aileden sadece bir kişi ile görüştürürüm anne babası veya eşi olur” diyen savcı bununla da kalmamış “Ben olsam annesini görüştürürüm, anne daha kıymetlidir” demiş. Yılmaz’ın avukatı ise, “Sümeyye Hanım görüşsün” demiş. “Muhtemelen annemi ikna etmek daha kolay olacaktı onlar için. İstediklerini daha kolay söyleteceklerdi. Anne duygusallığından ve yaşlı oluşundan istifade edeceklerdi. Ayrıca büyük ihtimalle benim mücadelemi ve pes etmediğimi gördüler, eşimi de ikna edebileceğimi düşündüler o yüzden böyle bir teklif yapmış olabilir.”

AYLAR SONRA EŞİYLE BAŞ BAŞA

Sonunda izin kağıdını alıp ailesi ve avukatıyla birlikte Ankara Söğütözü’nde bulunan Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) yolunu tutmuşlar. Eşiyle görüşmesini şöyle anlatıyor:

Kapıdan beni bir polis aldı. Ailem dışarıda kaldı. Eşime vermek için birkaç parça kıyafet de vardı, onları da yanıma aldım. Kapısında, “Avukat Görüşme Odası” yazan bir odaya aldılar beni. Beklemeye başladım. Bu sırada kapı açıktı. Fakat odaya açılan başka bir kapıdan beş dakika sonra eşim girdi. Yüzü gülüyordu fakat çok fazla kilo kaybetmişti. Yaklaşık yirmi-yirmibeş kilo kadar vermişti. Kısacık, küçücük kalmıştı, çocuk gibiydi. Ellerini tuttum, buz gibiydi. Karanlık, kansızlık, beslenememe… Bir yandan da tepeden tırnağa süzüyordum. Kollarına bakmak istedim iğne izi falan var mı diye. Eşim “inanmıyorsan bak” dedi. Uzun bir aradan sonra ilk görüşmemizde güvensizlik olamasın diye bakmadım. Sen ne diyorsan o, tamam, sana güveniyorum, dedim. Sadece yüzü ve elleri gözüküyordu. Dudağında uçuk vardı, vitamin eksikliğine yordum…

‘HER ŞEYİ AİLEM VE AİLELERİMİZ İÇİN YAPIYORUM’

Dediğim gibi kapılar açıktı, polisler başımızda beklemiyorlardı ama arada bir girip çıkıyorlardı odaya. Görüşmemiz yaklaşık yarım saat sürdü. Önce avukat meselesini konuştum fakat kabul ettiremedim. Neredeydin, çok merak ettik dedim. “Saklanıyordum” dedi. ”Bize haber vermeden mi saklanmayı düşündün” dedim. Üstüne gittikçe susuyordu. “Ben ne yapıyorsam ailemiz, ailelerimiz için yapıyorum. Sadece beni dinlemen ve dediklerimi yapman gerekiyor” dedi. Ayrıca biraz arka planda kalmamı istedi, “Biraz göze batmışsın” dedi. Demek ki anlattılar yaptıklarımızı, haber verdiler. Madem saklandıysa bütün bunlardan haberi olan, bizim neler çektiğimizi gören birisi neden haber vermesin? Anladığım kadarıyla anlatıldığı ve aktarıldığı kadarını biliyor. Benim annemi de eyleme çıktı diye biliyor, demek ki öyle söylemişler. Dosyasının istinafta olduğunu da bilmiyordu.

‘AĞLAMAKLA ZAMAN KAYBEDEMEZDİM’

Görüşmemiz çok duygusaldı ama ağlamadım açıkçası. Hem ağlamayı bile unutmuştum. Eşimin gözlerinden biraz yaş geldi. Ben sıktım kendimi, hüzünlendim… Ağlamamak için mücadele ettim. Ağlamakla zaman kaybetmek istemedim. Duygusal olamazdım.

‘O SABAH NEDEN 20 DAKİKA ERKEN EVDEN ÇIKTIN?’

“Tamam, kaçırılmanla ilgili soru sormayacağım fakat neden o sabah her gün olduğu gibi 07.40’ta değil de 07.20’de evden çıktın” dedim. Önce sustu… “Hayır, 07.40’ta evden çıktım” dedi. Asansörün kamera kayıtlarına baktığımı ve 07.26’da asansörde olduğunu gösteren görüntüler olduğunu söyledim. Çünkü bunu çok merak ediyordum. Buradan bir yere varabilir miydim bilmiyorum ama kafamı çok kurcalamıştı. O sabah bir mesaj mı geldi, kapıyı mı vurdular, bilemiyorum. “Asansörün saati bozuktur” dedi. Sustum, daha da üzerine gitmedim.
Yine avukat meselesine döndüm ama ikna edemedim. “Başka avukat istemiyorum” diye imzalatılan kağıt duruyor. Cezaevine ayakkabı istedi. Buradan beni tutukluluğa hazırladığını anladım. Pantolon veya başka bir şey istemiyordu. Masraf yapmamamı söyledi.

‘EVLİLİK YÜZÜĞÜ BİLE YOKTU PARMAĞINDA’

Üzerinde kaçırıldığı günkü elbiseler yoktu. Evlilik yüzüğü bile yoktu. “Kayboldu” dedi, üzüldü…

‘ŞİMDİ BAŞKA HAK ARAYANLAR İÇİN SOKAKTA OLURUM’

Eşini kamuoyu gündemine taşımak için sosyal medya üzerinden ve sokakta verdiği mücadelenin yeni bir safhaya geçtiğini belirtiyor Sümeyye Yılmaz: “Aynı şekilde devam edeceğim. Artık sıkı bir şekilde hukuki süreci takip etmem gerekiyor. Sosyal medyadan her yeni gelişmeyi paylaşacağım. Başta eşimin doğum gününün olduğu hafta olmak üzere sokağa da çıkmıştım. Duygusal da bir anlamı vardı. Bundan sonra sokağa başka mağduriyetler için, başka insanların hak arama mücadelesi için çıkarım. Sokakta yanımızda olanları asla unutmayacağım ve onların yanında olacağım.”

KAYITLAR SİLİNDİ Mİ?

Eşinin kaçırıldığına ilişkin video kayıtlarının silindiğini söylüyorn Yılmaz. “Polis bana o kayıtların kriminalde incelenmesinin mümkün olmadığını söyledi. Demek ki kayıtlar silindi” derken hukuk mücadelesinin hiç de kolay olmayacağını biliyor.

Artık umutsuz olmadığını ama endişeleri olduğunu söyleyen Yılmaz, “Çok mücadele ettik. Türkiye’de yaşıyoruz maalesef. Eşimin bulunmasıyla en azından nefes alabildim. Ama tam anlamıyla olmadı bu. Geçen yıl 1 Ekim’de eşim gözaltına alındığı için üzülen ben aradan geçen bir yıl sonra gözaltında diye seviniyorum. Eşim de, buradan tamamen kurtulalım dünyanın en mutlu insanı biz olacağız” diyor. Bunu çok istiyoruz.

NE OLMUŞTU?

Elvankent’te özel bir tıp merkezinde fizyoterapist olarak çalışan 33 yaşındaki Yılmaz yürütülen Gülen Cemaati soruşturması kapsamında 1 Ekim 2018’de gözaltına alınarak tutuklandı. 8 Ocak’ta tahliye edilen Yılmaz, “örgüt üyeliği” iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Dosyası istinafta bekleyen Yılmaz’dan, 19 Şubat 2019 tarihinde bu yana haber alınamıyordu.

Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) döneminde çıkarılan KHK’larla işinden ihraç edilen altı kişi, Şubat 2019’da ortadan kaybolmuştu. Ailelerinin, avukatlarının ve sivil toplum örgütlerinin polis tarafından kaçırıldığını öne sürdüğü bu kişilerden dördünün de 28 Temmuz’da Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında oldukları duyurulmuştu.

Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak ve Salim Zeybek 12 günlük gözaltıyı takip eden savcılık sorgularının ardından tutuklanmıştı. Tutuklamanın gerekçesi açıklanmazken, söz konusu dört kişinin de sorgularında avukatlara erişimin engellendiği belirtilmişti.

KAYIP 2 KİŞİDEN HABER YOK

Geçtiğimiz haftalarda, kayıp 6 kişiden Salim Zeybek, Özgür Kaya, Erkan Irmak ve Mikail Ugan’ın Emniyet tarafından gözaltında tutulduğu ortaya çıkmıştı.

Uluslararası Af Örgütü, Şubat 2019’dan beri kendilerinden haber alınamayan ve silahlı kişiler tarafından kaçırıldığı iddia edilen Gökhan Türkmen ve Mustafa Yılmaz için acil eylem çağrısında bulunmuştu.

Yusuf Bilge Tunç’un eşi bugün yaptığı açıklamada, “Olmayacak denilenler oluyor… Eşim 6 Ağustos’ta kaçırıldı. Kaçıranlarla ilgili suç duyurusu dahil her türlü başvuruyu yaptık. Bu kadar zaman geçti, dosyanın savcısı hala net değil. Daha vahim olansa, dosya eşimin eski dosyasında yakalama kararını veren savcıya gönderilmiş!

Bu ne demek şimdi. Eşimin dosyasında zaten taraf olan bir Savcı, “kaçırınların peşine düşer mi” Lütfen sesimize ses olun.” diyerek dayanışma istedi.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ