Ankesör soruşturmalarında insan hakları nasıl ihlal ediliyor?

Uluslararası ceza hukuku uzmanı Dr. Gökhan Güneş, ankesör soruşturmalarındaki 'hukuk görünümlü' hataları tüm detayları ile anlattı.

15 Temmuz yargılamalarında onbinlerce günahsız insanın cezaevlerine atılma gerekçesi yapılan TCK'nın 314. maddesinin kitabını yazan Gökhan Güneş, Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarda, ankesör soruştumalarındaki insan hakları ihlallerini tek tek yazdı.

Güneş'in tespitleri şöyle:


ANKESÖR SORUŞTURMALARINDAKİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ-1

ADİL YARGILANMA HAKKI İHLALLERİ

A. Delillerin Kabulü ve Değerlendirilmesiyle İlgili İhlaller: 

"AİHM’e göre, hukuka aykırı elde edilen ve özel yaşam hakkının ihlaline neden olan delilin aynı zamanda adil yargılanma hakkının ihlaline de neden olması için; “mahkumiyet için tek veya ana suçlayıcı delil olması, iç hukuka aykırı elde edilmesi, güvenilirliği konusunda şüphe bulunması, bu delile karşı başvurucunun diyeceklerinin sorulmaması ya da sorulsa bile başvurucunun dile getirdiği hususların şüphe sebeplerini giderecek şekilde ortaya konulmaması gerekir” (AİHM’in Khan/Birleşik Krallık Kararı, B. No:35394/97, 12/05/2000, P.37-38). Ankesörle aranma soruşturmalarında HTS kayıtları ana suçlayıcı delil olduğu gibi genellikle dosyalardaki tek delildir. Ancak, bu kayıtlar CMK’da öngörülen şartlar gerçekleşmeden elde edilmiş ve saklanmaları gereken süreden daha fazla saklanarak hukuka aykırı hale gelmiştir.
 

İstikrar kazanmış AİHM ve Yargıtay içtihatları gereğince, bu kayıtların kişiler aleyhine delil olarak kullanılması mümkün değildir ve mevcut durum itibariyle bu kayıtlara istinaden ceza verilen kişilerin adil yargılanma hakları ihlal edilmiştir.
  B. Masumiyet Karinesiyle İlgili İhlaller:

"Karine gereğince ispat yükü devlete aittir ve kişinin suçsuz olduğunu ispatlama zorunluluğu yoktur. İspat külfetinin sanığa yüklenmesi bu karinenin ihlaline neden olur. Zira AİHS’in 6/2. maddesi aynı zamanda “şüpheden sanık yararlanır” ilkesini de içerir. İspat yükünün kamu makamlarınca yerine getirilmiş sayılması için kişiye isnat edilen suçlamanın sabit olduğunun güçlü delillerle ortaya konulması gerekir. Ancak, Ankesör dosyalarında ispat yükünün iddia makamından savunma makamına geçtiği görülmektedir.

Zira iddianamelerde, herkesin kullanımına açık sabit telefonlardan asker kişileri arayanların “mahrem imam” oldukları kabul edilmiş, ancak aramayı yapan bu kişilerin kimler olduğuna yer verilmemiştir. Yani, asıl şüpheli olan aramayı yapan kişilerin kimlikleri belirlenmeden ve bu konuda delil gösterilmeden ankesörden aranan kişiler mahrem imamlarca aranmış kabul edilerek şüpheli yapılmış, bu kişilerden kendilerini arayanların mahrem imam olmadığını ispatlamaları istenmiş ve ispat külfeti tersine çevrilerek masumiyet karineleri ihlal edilmiştir.

C. Çelişkili Yargı Kararları Verilmesiyle İlgili İhlaller:

"Aynı hususta daha öncekilerden farklı bir karar verilmesi halinde, bu farklılığa ilişkin mahkemelerce makul bir açıklama getirilmelidir. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen yüksek mahkeme dairelerinin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırıdır. Ayrıca, böyle bir algının toplumda yerleşmesi, bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güveni zedeler.
  "Yargıtay kararları gereğince, HTS kayıtları basit şüphe oluşturan yardımcı delil niteliğinde olup tek başına mahkumiyete yeterli kesin delil niteliğinde olmadığı gibi kamu davası açılması için aranan yeterli suç şüphesi niteliğinde de değildir. Bu kayıtlar şüphelinin kiminle, ne zaman ve nerede iletişim kurduğunu gösterir ve bu kayıtlarda görüşme içerikleri yoktur. Bu nedenle, hakkında HTS kaydından başka delil olmayan kişilere ceza verilmesi mümkün değildir. HTS kaydıyla ilgili somut gerçeklik bu olsa da, ankesör davalarında çoğunlukla tek delil olan HTS kayıtlarına dayanılarak kişilere silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması yapılıp ağır cezalar verilmektedir. Ancak, elde ediliş yöntemleri ve yargılamalarda ispat açısından taşıdıkları önem dikkate alındığında; HTS kayıtlarının dosyalardaki değerlendirilme biçimi önceki içtihatlarla açık bir çelişki oluşturduğu gibi yüksek yargı kararlarına aykırı olan ve yeterli gerekçeyle desteklenmeyen yerel mahkeme kararları, hukuki belirsizliğe yol açıp öngörülemez olduklarından ilgililerin adil yargılanma haklarını ihlal etmektedir.

D. Çekişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği İlkeleriyle İlgili İhlaller:

"AİHM’e göre çekişmeli yargılama ilkesi; dosyaya giren her türlü belge, bilgi ve delilin taraflara tebliğini ve bir örneğinin verilmesini, ilgililere yeterli süre ve imkan verilerek, mahkemenin kararını etkileyecek şekilde görüşlerini hazırlayabilmelerini (AİHM’in Kress/Fransa Büyük Daire Kararı, B. No: 39594/98, 07/6/2001, P.74), Silahların eşitliği ilkesi de; davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı imkânlara sahip olmalarını ve birinin diğerine nazaran zayıf ya da güçlü duruma düşürülmeden taleplerini dile getirebilmelerini gerektirir (AİHM’in Dombo Beheer/Hollanda Kararı, B. No: 14448/88, 27/10/1993, P.33). Ankesör dosyalarında sanığa ait GSM hattına, sabit hattan arandığı iddia edilen diğer kişilere ait GSM hatlarına ve aramaların gerçekleştirildiği sabit hatlara ait üç ayrı HTS kaydı bulunmaktadır ve dosya kapsamında bu kayıtların tamamının BTK’dan istenip hazırlanacak raporların bu kayıtlar doğrultusunda hazırlanması gerekir.

Ancak, birçok dosyada sadece sanığa ait GSM hattına ilişkin kayıtlar ile mutlak doğru kabul edilen emniyetin hazırladığı değerlendirme tutanaklarının bulunduğu ve sanıklar ve müdafilerince eksikliklerin giderilmesi için yapılan başvurular mahkemelerce kabul edilmemektedir. Fakat dosya kapsamında bulunmayan bu kayıtlara savcılık ya da mahkemelerce görevlendirilen bilirkişiler ulaşabilmekte ve raporlarını bunlara göre hazırlamaktadırlar. Yani, mahkumiyet kararına esas teşkil eden ana suçlayıcı delillere ulaşma ve bunları inceleyerek etkili şekilde savunma yapma ve masumiyetlerini ispatlama noktasında savunma tarafı zayıf duruma düşürülmekte ve bu suretle çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleri, dolayısıyla adil yargılanma hakkı ihlal edilmektedir.

II. KANUNSUZ SUÇ VE CEZA OLMAZ İLKESİNİN İHLALİ:

"15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünden sonra yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda kişilere yönelik terör örgütü üyeliği suçlamasına dayanak yapılacak deliller, bu tarihten sonrasına ilişkin olabilir.

Hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkeleri ile suç ve cezaların şahsiliği ve geriye yürümezliği ilkeleri gereğince kişiler, “cemaat” olarak adlandırılan oluşumun terör örgütü ilan edildiği tarihten önceki faaliyetlerinden dolayı ceza hukuku anlamında sorumlu tutulamaz. Zira örgüt üyeliği suçunun oluşumu için kişilerin bir yapıya terör örgütü olduğunu bilerek dahil olmaları gerekir. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin de belirttiği üzere, terör örgütü suçlaması açısından dikkate alınması gereken tarih 15/7/2016 olup bu tarihten önceki faaliyetler bu suça dayanak teşkil edemez. Darbe girişimiyle ilgisi olmayan kişiler bu tarihten önceki faaliyetleri nedeniyle terör suçlamasıyla suçlanamaz. Ayrıca, ceza kanunları geniş ve keyfi yorumlanarak terör örgütü üyeliği suçlamasıyla ilgisi olmayan yasal faaliyetlerin suç olarak değerlendirilip kişilere yaptırım uygulanması kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlaline neden olur. Ankesörlü/kontörlü hatlardan aranma davalarının tek delili olan HTS kayıtları 15/7/2016 tarihinden öncesine aittir ve ilgililerin bu tarihten önceki hukuka uygun davranışlarının cezalandırılması yoluna gidilerek kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesine aykırı davranılmıştır. Bu durumun en önemli göstergesi, sabit hatlardan aranmaları nedeniyle soruşturma geçirenlerin büyük çoğunluğunun bu eylemleri nedeniyle 15 Temmuza kadar her hangi bir disiplin soruşturması dahi geçirmemiş olmalarıdır. Kısaca, yapılan işlemler ve alınan kararlar öngörülebilir olmadıkları ve suç ve cezaları geriye yürüttükleri için Anayasa'nın 38/1 ve AİHS'in 7/1. maddelerine aykırıdır.
   
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ