Ali Bayram’ı uğurlarken...

''Yeniliklere hep açıktı. Arkadaşlarımız arasında bilgisayarı ilk kullanmaya başlayanlar arasındaydı. İnsanlarla kolayca diyalog kurabilirdi. Onunla tanışan bir insan onu sevmemezlik edemezdi. Gelecek nesillere güzel bir örnek oldu.''
İlk tanıştığımız yılları tam olarak hatırlamıyorum, ama 1974’ler olabilir. Yani 46 yıl, dile kolay… Bir de arada bir görüşme değil; çok sık bir araya gelirdik. Yurt içi ve yurt dışı seyahatleri… Fatih Üniversitesi’nin mütevelli heyetinde beraber bulunma… uzayıp giden bir beraberlik.

En son vefatından bir gün önce görüşmüştük. Sakallarını biraz uzamış görünce “dedeye benzemişsin” dedim. “Ben senelerdir dedeyim” demişti. 

Hicrete gitmeden de hicretten sonra da devamlı irtibatımız oldu. Her şeyimizi paylaşırdık. Ben ondan, onun bilgilerinden çok istifade ettim. O da benimle her konuyu istişare ederdi. Rüya tabirleri kitabını tercüme etmişti. Gördüğümüz rüyaları, hiç aklımıza gelmeyecek şekilde yorumlardı. Okumaya, araştırmaya çok meraklıydı. O kadar işi arasında doktorasını da tamamlamıştı. İstanbul’da iken akademisyen arkadaşlarla sık sık bir araya gelir, çok farklı konuları, akademik seviyede onlarla müzakere ederlerdi. 


Kendisinin editörü ve sahibi olduğu özellikle sosyal alanlardaki “Akademik Araştırmalar Dergisi” kaliteli ve akredite bir dergi idi. Yayınlanan yazılar da çok kaliteli yazılardı. 

Her seviyedeki her grup insanla çok kolay ve rahat diyalog kurabilen bir fıtrata sahipti. Bunları yaparken de insanları rahatsız etmeden, uygun vesileler ve yollar bularak yapardı. Onun için, güç, zor ve imkansız kavramları yoktu. İnandığı bir konuyu, ahlaki ve legal yollarla ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmeye ve çözmeye çalışırdı. 

Orta Asya’ya ilk giden arkadaşlarımızdandı. Gittiği bir ülkede, okul açmak için ne kadar zorlandığını bir seferinde anlatmıştı. “Ama” dedi, “ümidimi asla yitirmedim. Bir seferinde yorgun bir halde eve gelince uyuyakalmışım. Gördüğüm rüyada, ‘tabii ki bu işler sandığın kadar kolay olmayacak, ümidini ve azmini yitirme, gayretlerine devam et’ şeklinde bir mesaj aldım. Sonraki dönemde okulların bir bir açılmaya başladı.” demişti. Sonra da bu müesseselerin sayıları Allahın izni ile artmaya devam etmişti. 

Kim bilir oralardan mezun olanlar şimdi kaç yaşındadırlar? Ne yapıyorlardır, nerelerdedir? Ali Bayram’ı hatırlarlar mı? Bu dünyada belki hatırlamayabilirler, ama şimdi gittiği o kalıcı sonsuz alemde onların Ali Bayram’la ilgili hüsnü şehadetleri mutlaka olacaktır diye dua ediyor ve rahmeti sonsuzdan bunu niyaz ediyoruz. 

Esas işe yarayan şahitlik de orada tabii ki. Öyle bir şahitlik zinciri ki sadece o zaman o okullarda okuyanların kendileri değil onların yedi sülaleleri inşallah hüsnü zanda ve şahitlikte bulunacaklardır. Çünkü benzer örnekleri şimdiden görmeye başladık. Geçtiğimiz bayramda bu okullarda yetişen genç bir arkadaşımız, “sadece biz değil, analarımız, babalarımız, çocuklarımız da sizleri biliyorlar ve sizlere dua ediyorlar. Bu zincir, çocuklarımızın da çocuklarıyla böyle devam edip gidecek inşallah.” demişti. 

Elbette ne Ali Bayram ne de onun gibi olan başka arkadaşlarımız hiçbir zaman böyle bir beklenti içinde olmadılar. Onların Allah’ın rızasını kazanma dışında hiçbir düşünceleri yoktu, şimdi de yok. İşte geçici olan bu imtihan dünyasında “hoş bir sada bırakma” dedikleri herhalde buna deniyor. 

Dün akşam vefat haberini alan bir arkadaşım “dünya meşakkatinden kurtardı Rabbim” diye bir mesaj göndermiş. İşin gerçeği de bu. 

Ben Kayseri’deyken beni ziyarete gelmişti. Şehirde dolaşırken, yüksek yüksek binalara bakarak, “Kim bilir buralarda ne güzel insanlar oturuyorlardır, keşke dertlerimi onlara bir anlatabilsem. Çünkü Erzurum’da bu imkanlar yok, ama çok da yapacak iş var. İmkanlar da sınırlı…” dediğini hiç unutamıyorum. Dünyanın neresine gidersem gideyim, gördüğüm şehirlerde Ali Bayram’ın bu sözleri kulağımda çınlar. 

Akşam, Kayseri’nin meşhur bağ evlerinden birine gitmiştik. Bir arkadaş Ali Hoca’ma “hocam, yaş kuru her şey Kuran’da yazılı deniliyor, ne dersiniz?” diye sorunca o da “evet doğrudur” dedi. “Peki hocam, bir çuval undan kaç ekmek çıkar, bu da var mıdır?” Ali Hoca “evet vardır” deyince ben de ne diyecek diye merak ettim. Sonra Ali Hoca dedi ki “Allaha inanan, onun dediklerini yerine getiren bir fırıncıya bu soruyu sorarım, o kaç tane derse işte bu kadar derim, demişti ve soruyu soran da “şimdi anladım demişti”. Makul, mantıklı, hazır cevap birisiydi. 

Latin Amerika’ya gittiğinde, orada farklı insanlarla tanışmış, onları Türkiye’ye getirmişti ve birlikte ağırlamıştık. Daha sonra bu insanların hepsi de hizmet düşüncesiyle oralara giden arkadaşlarımıza kol kanat germişlerdi. 

Yeniliklere hep açıktı. Arkadaşlarımız arasında bilgisayarı ilk kullanmaya başlayanlar arasındaydı. İnsanlarla kolayca diyalog kurabilirdi. Onunla tanışan bir insan onu sevmemezlik edemezdi. Gelecek nesillere güzel bir örnek oldu. 

Hafızdı, hafızası çok güçlüydü. Akrabalarının hepsiyle ilgilendiği gibi, arkadaşlarının derdiyle de yakından ilgilenirdi. 

Ali Bayram, herkesin istifadesine açık çok zengin bir kitaptı onu okuyabilen insanlar için. 

Rabbim onu rahmetiyle yargılasın, ailesine ve sevenlerine sabır versin. 

Kaynak:Tr724 / ​Prof. Dr. ŞERİF ALİ TEKALAN
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ