"3 yıl sonra ortaya çıkan 15 Temmuz gerçekleri"

"15 Temmuz 2016'da Türkiye’de bir darbe girişimi oldu, tüm medya organlarını kontrol altına alan Erdoğan yönetimi hemen OHAL ilan etti ve arka arkaya 7 kez uzatarak ülkede 2 yıldan fazla süre yoğun bir baskı rejimi uyguladı."




İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


Bu süre zarfında sadece tek merkezden üretilen bilgilerle basını istediği gibi yönlendirdi, istediği bilgileri servis etti istemediklerini engelledi. Halen tüm basında tam saha baskı uygulayarak darbe girişiminde kendi rollerinin ne olduğunu gizlemeye çalışıyorlar. Konuyla alakalı yapılmış her muhalif haberi susturuyor, yazanları bahaneler bulup tutuklatıyorlar.   

Ne kadar saklamaya çalışsalar, yurt içinde baskıyla muhalifleri sustursalar da yurt dışından yapılan değerlendirmelerde bunun bir Erdoğan darbesi olduğunu gösteren çok sayıda örnek ortaya çıkıyor. Sadece girişimden sonra Türkiye’nin nereye doğru gittiğine bakınca bunun iktidarda olanlarca planlanmış bir girişim olduğunu görmek mümkün.

15 TEMMUZ KİMİN DARBESİ

Gizem Sade’nın 251 kişinin hayatını kaybettiği, 2.194 kişinin yaralandığı girişimden sonra ortaya çıkan tabloyu anlattığı 15.7.2019 tarihli yazısında; 2 yıl süren OHAL döneminde çıkarılan 37 KHK ile 131 binden fazla tedbir gerçekleştirildiğini, medyadan orduya kadar her alana müdahale edildiğini,  6 bini akademisyen 125.000 kamu görevlisinin ihraç edildiğini, 234.000 kişinin pasaportlarının iptal edildiğini, 500 binden fazla vatandaşın gözaltına alındığını, bunların tamamına yakının seyahat hürriyetinin engellendiğini, 50 binden fazla insanın halen cezaevlerinde tutuklu bulunduğunu, 200 medya kuruluşu dâhil 3 bin civarı kurumun kapatıldığını,  aileleriyle birlikte 1,5 milyondan fazla vatandaşın mağdur edildiğini vurguluyor.

Abdullah Bozkurt’un girişimden bir yıl sonra Temmuz 2017 de yayınladığı 15 Temmuz Erdoğan’ın darbesi başlıklı raporunda; darbenin gücünü artırmak, başkanlık sistemini zorla topluma dayatmak, muhaliflerini bertaraf etmek, güvenlik birimlerinde kendi sultasını kurmak isteyen Erdoğan tarafından planlanmış, başarısız olması baştan garanti altına alınmış sahte bir operasyon olduğunu anlatıyor. Erdoğan’ın o günlerde kulaktan kulağa yaydığı darbe söylentilerini kullanarak toplumu hazırladıktan sonra planladığı girişimi fırsata çevirdiği belirtiliyor. Emniyet zabıtları ve mahkeme tutanaklarıyla Erdoğan’ın basına aktardıkları arasında derin uçurum olduğu vurgulanıyor. Erdoğan’ın ifadelerinde onlarca çelişkiden örnekler veriliyor. Genelkurmay başkanı Hulusi Akar ile MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın darbe girişimindeki rollerinden bahsediliyor.

Canlı yayında sade vatandaş bir muhabirin sorusuna karşı “isterse beni hapse atsınlar 15 Temmuzu çıkartanda bunlar 250 kişiyi şehit edenler de bunlar, sırf başkanlık sistemini getirmek için bunları yaptılar” diyor.   

Uzman görüşleri darbeden kim yararlandıysa girişiminin sorumlusu odur derken, Erdoğan o akşam bağlandığı ilk TV konuşmasında daha hiç delil yokken Gülen cemaatini suçlu ilan etmesi, grubun suçlanmasının plana dâhil edildiğini gösteriyor. Bir yandan Erdoğan darbesini yaparken bir yandan suçu cemaatin üzerine atarak kendileri mağdur ve mazlum rolü oynuyorlar. Hem yurt içinde hem yurt dışında bu tarihten sonra yapacağı insanlık dışı uygulamalar için kendilerine mazeret hazırlıyorlar.

DARBENİN BİR NUMARASI HULUSİ AKAR MIYDI?

Abdullah Bozkurt’un mahkeme dosyalarından aktarıp kamuoyunun bilgisine sunduğu yeni bir belge darbenin kendileri tarafından planlandığının önemli bir delili. Genelkurmaydaki bilgisayarları inceleyen bilirkişilerin tespit ettiği belgeye göre Yurtta Sulh Konseyi adına askeri birlikler ve bakanlıklara gönderilmek üzere hazırlanan ilk sıkıyönetim direktiflerinde eski Genelkurmay başkanı Hulusi Akar’ın imzası var. Bu belgeyi Akar’a imzalattıktan sonra onu derdest ettiği söylenen darbecilerin onun imzası olan belgeyi göndermemelerinin mantıki izahı yok. Dolayısıyla bu belge yerine illere Partigöç imzalı belgenin gönderilmesi olayın kurgusunda doğrudan Akar’ın rol aldığını gösteriyor, isminin sonradan kendisi tarafından çıkarılarak Partigöç’ü eklettiğinin delili niteliğinde.

Bu durum Akar’ı darbenin bir numaralı sorumlusu haline getiriyor. Belgedeki emirlere baktığınızda, ne tür eylemlerin olduğunu daha net görebiliyorsunuz. Konsey adına çekilecek belgeyi Akar’ın imzalamış olması, darbenin planlanmasında yer aldığı halde kendi imzası olan belgeyi göndermemesi, onun darbeden önce Fidan’la yaptığı görüşmelere bağlanabilir.

Eklerinde sıkıyönetim komutanlıkları, sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesi, büyük şehirlerin asayiş planı olduğu anlaşılan bu belge dava dosyalarında olduğu halde Akar’ın hiç suçlanmaması ifadeye bile gitmesine izin verilmemesi arka planda gizli işlerin ortağı olduğunun göstergesi.

Genelkurmay çatı davasında Akar’ın başdanışmanı Albay Orhan Yıkılkan’ın açıklamalarından Akar’ın olaya cemaatten bazılarının adının karıştırılmasında rolünün olabileceğini gösteren ifadeler yer alıyor. TRT de sıkıyönetim bildirisi okuyan Ümit Gençer Akar’ın odasındaki telefonla irtibatı tespit ediliyor.

Yıkılkan mahkemedeki ifadesinde Akar’ın kendisine,

“Ben şikâyet makamı değilim Cumhurbaşkanı ile aynı yolda yürümüyoruz, her şey benim olsun istiyor, ona ısrarla cumhurbaşkanı olmayın dedim, o yaptığı her şeyi mahvediyor, ülkeyi felakete sürüklüyor, yakında her şeyini kaybedebilir. Benim bunu çözmem lazım, mevcut komuta kadrosuyla sorun çözülmez, balyozcular olsaydı çoktan hallederdim 2019 da her şeyi kökünden çözeceğiz” dediğini aktarıyor.

2013-14 Yaş kararlarını tamamen Akar’ın şekillendirdiğini komuta kademesini istediği gibi planladığını, anket yaptırdığını Türk ve Müslüman olmayan AKP milletvekillerinin listesini hazırlattığını, kendisinin ona “bu hazırlıklar niye darbe mi yapacaksınız” diye sorduğunu, Akar’ın cemaatin darbeye bulaştırılmasında Adil Öksüz’ü kullandığını aktarıyor. Akar’ın son zamanda Yıkılkan’a “siz kendinize bakın ben Cumhurbaşkanıyla görüşür kendimi kurtarırım” sözü darbe planlamasında Erdoğan’la birlikte olduğu tezini güçlendiriyor.  O ifadesinde yurtta sulh konseyini başka yerde aramaya gerek olmadığını, konsey üyelerinin ordunun komuta kademesindeki Akar-Ünal-Bostanoğlu-Çolak olduğunu anlatıyor.

Akar’la ilgili yeni belge ışığında şu söylenebilir, ya Akar-Erdoğan-Fidan’la birlikte kendi askerine tuzak kurdu darbe hazırlıklarını birlikte yaptılar, ya da darbe planın fark edildiğini anlayan Akar son birkaç günde Erdoğan’la anlaşarak birlikte olduğu arkadaşlarını yarı yolda bırakıp Erdoğan’ın darbesine ortak oldu.

Bu son tez biraz daha güçlü görünüyor. Çünkü Akar muhtemelen kendileriyle darbe konularını konuştuğu Ünal’ı takip ettiriyor onun gizlice Cumhurbaşkanıyla görüşme yaptığını planlarını aktardığını tespit edince “şimdi seni yakaladım Abidin” dediği ve ondan sonra MİT le anlaşıp Erdoğan’ın darbesinin ortağı olmaya karar verdiği böylece Ünal’ı devre dışı bırakmak istediği ihtimal dâhilinde. Darbeden sonra onun Milli savunma bakanı yapılması da Erdoğan’la yaptıkları anlaşmanın mükâfatı olduğu söylenebilir.    

MİT ve SAVCI YALANCI ŞAHİTLİK İÇİN ASKERLERİ İKNAYA ÇALIŞIYOR

Erdoğan yönetimi ülkedeki tüm mahkemeleri kendi kontrolüne aldı, istediğini gözaltına aldırıyor istediğini tutuklatıyor. Suçlananlar ellerinde masum olduklarını gösteren onlarca delil varken talimatla iş yapan mahkemelerde anlattıkları şeyler dikkate alınmıyor. Ancak dosyalara ulaşıp içerikleri paylaşan yazarlar dosyalardan ilginç detaylar aktarıyor. Araştırmacı gazeteci kimliğiyle Malatya dava dosyasına inceleyen Ahmet Dönmez konuyla alakalı 9 makale yazmış sadece başlıkları bile ülkede oynanan tiyatroyu göstermeye yetiyor.

Malatya’da komutanlar hiçbir darbe yanlısı emir vermiyor, askerin sivil makamlara karşı herhangi bir yanlış davranışı olmuyor, ana jet üssünde hiçbir olay yaşanmıyor. Ancak 2. Ordu komutanı Âdem Huduti 15 yıl, bazı general ve subaylar müebbet hapis cezasına çarptırılıyor.    Emin Ayık, Tayfun Tuna gibi hedef seçilen bazı komutanların dosyalarında hiç suç yok ama tutuklanıyor, savcı MİT görevlileriyle birlikte birliği ziyaret ediyor ve Emin Ayık yerine atanan Tuğgeneral Erdoğan Gür’den “mevcut dosyalarla adamları suçlayamazlar” diyerek tutuklular hakkında sahte delil üretmelerini istiyor. Bu teklifi emir kabul eden Gür de kendi personelini tutuklulara iftira atmada ikna görevi üstleniyor.

Bunun üzerine görevli subayların tutuklananları suçlayacak darbe yanlısı davrandılar şeklinde ifade vermeleri sağlanıyor. Dosyalara MİT koordinesiyle yalancı şahit iftiraları ekleniyor. Bu iftiralar delil olarak kullanılarak müebbet hapis cezası veriliyor.  Yalancı şahitlik yapanlardan biri tutuklanınca kendini temize çıkarmak için nasıl yalancı şahitlik yaptığını mahkemede anlatıyor ve bu sayede sahte delil üretildiği ortaya çıkıyor.

Malaya davasının en önemli delillerinden biri olarak kullanılan 2. Ordu komutanı Adem Huduti’ye ait olduğu söylenen “ne yaptınız çocuklar beni de yaktınız” sözünün MİT koordinesiyle alınan sahte tanık ifadeleri olduğu komutanın böyle bir sözü olmadığı anlaşılıyor.

Malatya’da hiçbir olay olmamasına rağmen sahte tanık teğmen Çağrı Özağar’ın “uçakları kalkış talimatı verdiği, kalkış yapılmaması için kule uyarısını dikkate almadığı, pistlerin iş makineleriyle kapatılması sonucu uçak kalkışının engellendiği” yönündeki ifadeleriyle Emin Ayık ve Tayfun Tuna suçlu ilan ediliyor.

Bilirkişi raporu uçak kalkış emri verilmediği yönünde, ana pistin kapatılmasıyla ilgili verilen bilgilerin yanlış olduğu kamera kayıtlarıyla tespit ediliyor. Uçakları istedikleri zaman kaldırabilirlerdi ama böyle bir eylem olmadı denilerek ifadelerin yalan olduğu ortaya çıkarılıyor. Telsiz konuşmalarından anlaşıldığına göre hava harekât merkezinden pilotlara birçok emir veriliyor onlar yüksüz uçaklarla kalkış yapmaya zorlanıyor, onları kaldırıp Diyarbakır’dan kaldırılan bomba yüklü uçaklarla şehir merkezinde vurma ve toplanan kalabalığın üzerindeyken düşürme binlerce insanın ölümüne yol açma planlanıyor. Ancak verilen kafa karıştırıcı emirlere rağmen üssden hiçbir uçuş olmuyor, darbecileri engellemek için uçaklar uçuşa hazır bekletiliyor, uçuş yasağından dolayı bundan da vazgeçiliyor. Buna rağmen tutuklular darbeye karışmakla suçlanıp müebbet hapis cezasına çarptırılıyor.

Deniz kuvvetlerinde Bostanoğlu ve Köse’le saklandıkları yerden savaş gemilerine denize açılma ve bombalama emirleri veriyor, gemi komutanlarının basireti sayesinde katliam önleniyor. Hava kuvvetlerinde Ünal’ın kontrolündeki birleştirilmiş hava harekât merkezinden kalkış yasağına rağmen uçaklara kafa karıştırıcı kalkış talimatları veriliyor, kuleye iletilen uçuş yasakları üss komutanlarına iletilmiyor ve savaş uçaklarının havada birbirini vurması isteniyor ama komutan ve pilotların soğukkanlı davranışlarıyla facia önleniyor.

Malatya Valisi emriyle iniş izni verilmeyen yakıtı bitmek üzere olan 7 adet kargo uçağının halkın üzerine düşmesi üss komutanın basiretiyle önleniyor. Ahmet Dönmez yazılarında önemli bir ayrıntıya daha dikkat çekiyor, son dönemde Ankara’daki patlamalardan sonra terör olayı bahanesiyle her Cuma uçaklara kalkış yaptırıldığını ve birçok yerin bombalanarak teröristlerin öldürüldüğünü pilotların aylardan beri Cuma uçuşlarına bombalamalara hazır hale getirildiğini dolayısıyla pilotların Cuma günü hareketliliğine aylardan beri planlı olarak hazırlandığını aktarıyor.

358 GENERALDEN 240 I NASIL CEMAATTEN OLDU

Adem Yavuz Aslan’ın 15 Temmuz 2019 da yazdığı yazının başlığı ordunun 358 generalinden 240'ının cemaat mensubu ilan edilmesiyle alakalı. Ülkede Erdoğan’ın propaganda makineleri ve sansürüne rağmen, ortaya dökülen belgeleri tarayan araştırmacı gazeteci 15 Temmuzun bir istihbarat operasyonu olduğunu delilleriyle anlatıyor.  Operasyonu Erdoğan, Fidan, Akar üçlüsünün yönettiğini, onlara ulusalcı kadroların destek verdiğini aktarıyor.

Ankara’da görülen askeri hâkimlerin yargılandığı dava dosyaları arasındaki belgelerde ordudaki tasfiyelerin darbeyle ilgili olmadığı Ergenekon-Balyoz askeri casusluk belgelerindeki fişleme listelerine göre yürütüldüğünü tespit ediyor. Ergenekoncular AKP li Şentop la birlikte olup Zeki Üçok’un da aralarında olduğu ekiplerle detaylı fişleme listeleri hazırlamış, 15 Temmuz’dan çok önce MİT e ve Erdoğan’a iletmişler. Hâkim listeyi hazırlayanlardan birine sanığın cemaat mensubu olduğunu nasıl belirlediniz sorusuna karşılık fişlemeyi yapan albay duyumları ihbarları ve hislerine göre yaptıkları istişarelerle listeleri belirlediklerini anlatıyor. AKP li Şentop’un da katkı sunduğu ekiplerin uzun süreden beri cemaat mensuplarıyla ilgili yasadışı fişleme çalışması yaptığını ikrar ediyor.

Bazıları kendi görüşüne muhalif olanlar hakkında art niyetli bilgi topluyor, kanaat ve duyumlarla, kendilerinden olmayanların cemaat mensubu ilan edilmesiyle ya da askeri yargı mensuplarına imzasız ihbar mektupları gönderilerek herkes muhaliflerini fişliyor. Listeler hiç görevi olmayan Ergenokoncular tarafından hazırlanıyor, mühürsüz imzasız kapalı zarf içinde konuyla ilgisi olmayan kuryeler tarafından emniyete iletiliyor, emniyette ya da diğer birimlerde listeler üzerinde istenildiği gibi keyfi değişiklikler yapılıyor. Bazen kendi tanıdıklarını listeden çıkarıyorlar,  aynı kişi kara hava ve denizcileri fişlemede görev yapıyor, terfilerde rakibini engellemek için bazılarının listeye dâhil edilmesi Jandarma komutanı Galip Mendi’yi bile kızdırıyor.

Gizli tanık bir Albay Hulusi Akar dâhil ordudaki 358 generalden 240 ının cemaatten olduğunu Akar’ın generallerle darbe yapacağını bir zarf içinde Erdoğan’a ilettiğini aktarıyor. Onun fişleme listesindeki generallerin neredeyse hepsi tasfiye ediliyor.  Emniyet ve ordudaki Ergenekoncuların daha darbe olmadan önce tutuklanacak askerlere ait listeleri yapmak üzere toplantı yaptıkları mahkeme tutanaklarında yer alıyor.

DERBE ERDOĞAN’IN ORDUYU İMHA PLANI

Ali Ağcakulu 17.7.2019 tarihli yazısında; bunun geçmişteki darbelerden özellikle biri örnek alınarak tüm ayrıntısına kadar Erdoğan tarafından hazırlanmış bir “orduyu imha planı” olduğunu anlatıyor.

Müstebitler kendileri için tehlikeli gördükleri kim varsa yok etmek ister II Mahmut Osmanlı ordusunun temeli Yeniçeri ocağını ve tarikatları hatta öz kardeşini kendisi için tehdit olarak görüyordu. Erdoğan da orduyu ve ilişki içinde olduğu cemaati kendisi için tehdit olarak görüyordu. Her ikisi de normal yolla bunu yapamayınca kirli bir plana yöneldiler, o kardeşini öldürtmüş, yeniçerilerin halk tarafından katledilmesi planını yapmıştı, Erdoğan’da istediği sonucu elde etmek için aralarında partililerin de olduğu 250 masum vatandaşın ölümünü planladı ve ölümler üzerinden orduyu dağıttı tek adam rejimini kurdu.

II Mahmut yeniçeri ocağını kendi geleceği için tehdit olarak görüyordu.

Osmanlı ordusuna yani yeniçeri ocağına karşı savaş başlatıp ortadan kaldırmak istedi.

Önce yeniçeri ocağının lağvedileceği haberini yaydı onları tahrik edip isyana, kazan kaldırmaya zorladı.

Sonra kazan kaldırmayı bahanesiyle yeniçerilere kaşı savaş fetvası çıkarttı, acımasız bir savaş kurguladı.

Münadiler aracılığıyla halkın arasında gerçekdışı yeniçerilerin devlet adamlarını katlettiği haberini yaydı.

Kirli bilgilerle yeniçerileri dinden çıkmış asiler gibi gösterdi onların toplu katliamına zemin hazırladı.

Onlarla mücadele için kurduğu gizli örgütle halka silah dağıttı ve halkı yeniçerilerle savaş için kışkırttı.

Her şeyden habersiz yeniçeriler kendilerine saldıran halka karşılık veremedi, kaçmayı tercih etti.

Galeyana gelmiş halkla iç savaş çıkardı ve hiç yargılama olmadan yeniçeriler hunharca katlettirdi.

Olayların gelişmesinde rolü yokmuş gibi davranan II Mahmut yeniçeri ocağını lağvetti.

Bu olayı bahane edip kendisi için tehdit olarak gördüğü Bektaşi tarikatlarını kapattı.

Bu kirli planı taklit eden Erdoğan da kendisi için tehdit gördüğü askere karşı benzer yöntemler kullandı.

Önce ele geçirdiği basın organlarında onların darbe yapacağı konusunda haberle ortam hazırladı.

Kuvvet komutanları, Avrasyacılar MİT müsteşarı görüşerek NATO yanlısı orduya tuzak kurdular.

Askerin kontrollü şekilde kışladan çıkarılması için Emasya protokolü yeniden deveye sokuldu.

Tatbikat bahanesiyle komutanların emriyle olay mahalline gelen askerler darbeci ilan edildi.   

Avrasyacıların NATO yanlısı subayları tasfiye etmesi sağlanarak ordu kuvvetten düşürüldü.

Yapacakları zulme mazeret bulmak için MİT ve SADAT milisleriyle kan dökülmesi sağlandı.

Çok sayıda bombalama ve ölüm emri verildi, bazı komutanların basireti sayesinde katliam önlendi.

Camilerden sela verildi, halk psikolojik olarak kendi askerlerini katletmesi için zemin hazırlandı.

Eğitimli istihbarat elemanları halkı askere karşı kışkırttı ve askeri öğrenciler boğazı kesilerek öldürüldü.

Bütün memurlar fişlendi, infaz listeleri oluşturuldu, mülki amirler halka silah dağıtmak üzere hazırlandı.

İç savaş çıkarıp listedekiler infaz edilecekti ama olmadı bu listeler tasfiye listesine dönüştürüldü.

Anadolu ajansı işkence görmüş komutan görüntüleriyle psikolojik operasyonların aracı haline getirildi.

II Mahmut olayı yaygın bir tarikatı kapatmada kullandı, Erdoğan da olayı Gülen cemaatine karşı kullandı.

Darbeyle Gülen cemaatinin net ilişkisi kurulamadı ama kara propaganda ile suç cemaat üzerine yıkıldı.

Erdoğan orduyu tasfiye etme hedefine ulaştı, büyük bir grubu yok etme planını adım adım gerçekleştirdi.

Generallerin çoğunu Gülen’le irtibatlı gösterip tutuklattı, orduda kurmay sınıfını tasfiye etti.

Ordu onun insiyatifine göre yeniden dizayn ediliyor, her gün yeni subay tutuklamaları devam ediyor.

Halk kendi askerinden nefret ediyor, onların zulüm görmesi karşısında hiç sesini çıkarmıyor.

Olayın Erdoğan tarafından planlandığını örnek üzerinden anlatan bu yazı da ele alınanlara hak vermemek mümkün değil. Her geçen gün darbenin şu anda nimetinden yararlananlar tarafından planlandığını gösteren deliller ortaya çıkıyor. Bu günlerde Hulusi Akar’la ilgili olarak yayınlanan bir belge de bunlardan biri.

 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ