DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ’ın, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 1 No’lu Cezaevi’nde tutulduğu yaklaşık bir haftalık sürecin ardından bugün aynı kampüsteki 9 No’lu Cezaevi’ne nakledildiği öğrenildi.
Dün akşam saatlerinde ailesine Uludağ’ın Ankara’ya sevk edileceği söylenmişti.
Ankara’da ikamet eden Uludağ’ın gözaltına alınarak İstanbul’a götürülüp orada tutuklanması hukuk çevrelerinde tartışma yaratmıştı. Ancak Alican Uludağ’ın ailesine cezaevinden verilen bilgiye göre Uludağ’ın Silivri 1 No’lu Cezaevi’nden aynı 9 No’lu Cezaevi’ne sevk edildiği ve İstanbul dışına çıkarılmadığı kesinleşti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Uludağ hakkında X hesabından yaptığı paylaşımlar gerekçesiyle “Cumhurbaşkanına alenen hakaret”, “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “yargı organlarını aşağılama” suçlamalarıyla resen soruşturma başlatmıştı. Soruşturma kapsamında evinde gözaltına alınan Uludağ, 20 Şubat’ta İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği tarafından “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklanmıştı.
Avukatları Alican Uludağ’ın İstanbul’da tutuklanmasına ve cezaevine konulmasına şu ifadelerle tepki göstermişti:
“Müvekkile isnat edilen tek eylem yaptığı sosyal medya paylaşımlarıdır. Müvekkilin Ankara’da yerleşik olması ve yine Ankara’da yakalanması karşısında; İstanbul Savcılığının kendisini niçin yer yönünden yetkili saydığını anlamak mümkün değildir. Anayasa’nın 37. maddesinde ‘hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz’ şeklinde tanımlanan kanuni hâkim güvencesi, Anayasa’nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındadır. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında ise davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevi olduğu belirtilmiştir. Bu temel ilkelerin yanında CMK 12 ve 161 ile 5235 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yapacağı tek işlem re’sen açtığı dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yollamaktır. Bu arada belirtmek gerekir ki müvekkile yönelik isnadın (TCK 217/A, 299, 301) terör suçlarıyla da hiçbir ilgisi olmayıp İstanbul Savcılığı görev yönünden de yetkisizdir.”






















