Analiz / A. Atilla Kemahlı
‘İnsan özgürlüğünü tehdit eden en büyük soyut güç otoritedir’ diyen Yevgeni Zamyatin, düşünceleri ve tespitleriyle, 20. yüzyıl başından itibaren, ‘1984’ ve ‘Hayvan Çiftliği’ gibi çalışmalarını bildiğimiz G.Orwell dahil birçok düşünür için önden giden atlılardan olmuştur.
Yevgeni Zamyatin (Yevgeni İvanoviç Zamyatin), özellikle totaliterlik eleştirisi ve bireysel özgürlük vurgusuyla tanınan Sovyet yazardır. En ünlü eseri Biz (Rusça: Мы), modern distopya edebiyatının öncülerindendir. Bu eserde ve başka denemelerinde otorite, siyaset, toplumsal sınıflar ve özgürlük gibi konuları, döneminin siyasi ve toplumsal iklimini üzerinden anlatmıştır.
En çok karşı durduğu şey; her türlü dogmatizm ve mutlak otoritedir. Bu yüzden Sovyet yönetimiyle çatışmış, eserleri yasaklanmış ve sonunda ülkesinden ayrılmak zorunda kalmıştır.
Benzer konuları, kendisinden 400 yy. önce ‘Silahsız peygamberlerin tamamı mahvolur.’ diyen Machiavelli de değişik perspektiften anlatmıştı aslında.
Otorite ve Güç Daha Çok Dert ve Dertli Üretir
Otorite çağımızda devlet denilen kurumsal yapılarda tecelli ediyor gibi görünse de devleti oluşturan paydaş güç merkezleri onun işleyişini belirler. Yani, görünmeyen kısımdaki güce dayanan şeydir o. Oysa Platon (Devlet, Politeia) ideal devlet düzeninden ve adalet anlayışından bahsedeli kocaman binli yıllar olmuştu. Hatta Platon, ‘İyi düzenlenmiş bir devlet, insan ruhunun erdemli yapısının toplumsal yansımasıdır.’ gibi bir şeyler bile demiş. Ne kadar ütopik değil mi? Machiavelli ise; ‘Bir çok kişi dünyada hiç olmamış hayali prenslikler ve hayali cumhuriyetler uydurdu. Ama nasıl yaşandığıyla nasıl yaşanması gerektiği arasında o kadar büyük bir uçurum vardır ki olması gereken uğruna olanı terk eden korunmayı değil kendi yıkımını öğrenir. Gerçek dünyada devlet diye bir şey yok.’ diyerek üstadın tarihsel yanılgısına şerh düşecektir.
Bu adama söylemediği bir şeyi şehir efsanesi olarak yamadılar; amaç aracı meşru kılar! Oysa o etkili gerçeklik diye bir şeyden söz etmiş ve ahlakî duruşu savsaklayacak bir önermede bulunmamıştı. Söylediği; ‘Sonuca bakılır.’ sözüydü.
Diğer tarafta, krallıklar, serfler, beylikler, feodal beyler, kilise dahil otorite her kim tarafından temsil ediliyorsa onu amansızca eleştiren Zamyatin gibi akıllar da çok olmuş tarihte.
• Friedrich Nietzsche
• Mikhail Bakunin
• Pierre-Joseph Proudhon gibi..
Otoriteyi temsil ediyor görünen erke/devlete yönelik sert eleştiriler getirmelerinin temel sebebi, otoriteyi şiddet gibi bir araçla meşrulaştırmaya çalışanlardan dolayı olmaktadır. Devlet karşıtı görüşlerinden dolayı bunlar ve benzerlerine ne denilmesini beklersiniz? “Anarşist düşünürler!”
Zamyetinle devam edelim..
Otorite ve Devlet
Zamyatin, ‘Modern devlet, bireyin özgürlüğünü sistematik biçimde ortadan kaldıran rasyonel ve mekanik bir düzene dönüşme eğilimindedir. Özellikle totaliter sistemlerde, otorite yalnızca siyasi bir güç değil, aynı zamanda düşünceyi ve hayal gücünü kontrol eden bir yapıdır.’ öngörüsünde bulunduğunda henüz I. ve II. dünya savaşları olmamış ve modern ulus devletler boy vermemişti. ‘Biz’ romanında geçen “Tek Devlet” modeli bahsinde daha önemli bir şey daha söyler otoriter sistemlerle ilgili: ‘Bireyin kimliğini sayılara indirger; özgürlük yerini matematiksel düzen ve zorunlu mutluluğa bırakır. Düzen adına bireyselliğin, bireysel yeteneğin ve başarının yok edilmesi devlet için gerçek bir tehlikedir. Oysa gerçek insanlık, belirsizlikler yaşamak, hatalar yapmak ve sonuçta özgür seçimle iradesini özgürce kullanmakla mümkündür.’
Bu düşüncelerinden dolayı Zamyatin, 1917 sonrası Sovyet rejimine de eleştirel yaklaşmış ve ‘devrim’ adı altında getirilmeye çalışılan sistemin/düzenin yeni bir dogmatik ve baskıcı yapı üretmesini sert biçimde eleştirmiştir; yani her kurumsallaşmış güç, zamanla yeni bir tiranlığa dönüşme potansiyeli taşır. Bu yüzden siyasal otorite hiçbir zaman mutlaklaştırılmamalıdır.
Sosyal Sınıflar ve Yönetici Sınıf
Zamyatin’in eleştirel yaklaşımında, otoriterliğe güç üreterek katkı sağlayan sermaye sahipleri ve bürokratik elitler (burjuvazi) de sorumlu gruplar olarak işaretlenir. Çünkü burjuva zihniyeti, yalnızca ekonomik ayrıcalıklarını korumak kaygısından öte, zihinsel konformizm ve güvenlik arayışı yönüyle de sürekli riskten kaçan ve özgürlüğü istikrara feda eden bir karakter taşır.
Sosyalist teoride hayalî bir güzellik olarak sunulan halkların eşitliğini vaat eden yönetim biçimleri de çözüm üretemez. Zamyatin bunu şöyle izah eder; sermaye ve siyaset elitlerinin dışındaki halk hareketlerinin (proletaryanın) iktidara gelmesini de özgürlük garantisi olarak görülemez. Çünkü yönetici sınıf kim olursa olsun, eğer eleştiriye kapalı ve tek adam, tek parti, tek sistem gibi merkeziyetçi bir yapı kurarsa, aynı baskıcı döngü yeniden üretilir. Bu nedenle sorun yalnızca sınıf değil, iktidarın doğasıdır.
İktidar aygıtını tanımlamada adı her ne olursa olsun değişmeyen yegane siyaset etme biçimi olarak insanlığın yazgısı böyle bir şey sanki.. İktidarların halkla ilişkisi de halkın üretilmiş ve öğretilmiş rızasına dayalı gibi gösterilmesi de belki bir başarı hikayesi olarak, sürekliliği kural olmuş muktedirin başarı hanesine yazılmalıdır.
Halk ve İktidara Sunulan Meşruiyet
Zamyatin, iktidarın paydaşı elitlerde olduğu gibi halkın da çoğu zaman güvenlik ve düzen uğruna özgürlüğünden vazgeçmeye hazır olduğunu savunur. Totaliter sistemlerin toplumsal zeminini oluşturan da tam olarak bu durumdur. Oysa birey, çoğunluğun konforu karşısında “sapma” ve “isyankâr bilinç” olarak nitelendirilse de ancak o zaman özgür düşünebilen insan olarak kalabilir. Aydın, sanatçı ve düşünürün görevi de tam burada başlar: İktidarla uzlaşmak değil onu sürekli sorgulamak.
Sonuç
Zamyatin’in düşüncesinde özgürlük ile düzen arasında, kesin çözümlerden ziyade temel bir gerilim vardır ve bunun sürekliliği neredeyse bir zorunluluktur. Çünkü otorite dinci, milliyetçi, devrimci ya da bürokratik hangi ideolojik kılığa bürünürse bürünsün, bireyselliği bastırma eğilimindedir. Yönetici sınıfın mutlaklaşması insanın ve toplumun yaratıcı özünü tehdit eder. Onun perspektifinde özgürlük, konforlu bir sistem değil; sürekli risk ve direniş gerektiren bir varoluş biçimidir.
Zamyatin, her türlü dogmatik ve mutlak otoriter rejimlerin bireyi baskılayan, tek tipçiliği zorlayan katı yapısını eleştirmiştir. Ona göre:
• Mutlak devlet aklı ve düzen iddiası tehlikelidir. Her sistem zamanla baskıcı hale gelebilir. Aşırı kolektivizm bireyselliği yok eder; tam düzen ve matematiksel toplum ideali, insan ruhunu öldürür. Oysa sistemlerde yenilenme eleştirel aklın sürekliliğine bağlıdır.
• İnsan doğası özgürlük ve hayal gücü olmadan kendi potansiyelini kullanamaz. İnsanı insan yapan şey, duygular, hayal gücü, isyan etme yeteneğidir.
Zamyatin, dönüştürücü ve baskıcı otoriter sistemlere getirdiği eleştirel düşüncelerinden dolayı, tarihteki diğer benzer düşünürler gibi, Sovyet yönetimiyle çatışmış, eserleri yasaklanmış ve sonunda ülkesinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Fransa’da, yalnızlığına ve sıkıntılarına da eş olan hanımıyla birlikte uygunsuz şartlarda yaşam mücadelesi verirken dramatik bir ölümle hayata veda etmiştir.
























