‘İlk raundu Soylu kazandı, AKP’de bir lider değişikliği ihtimali belirdi’

Süleyman Soylu’nun özerkliği yani istifa etmesi, istifasından sonra oluşan halk tepkisi ve Erdoğan’ın geri adım atmak zorunda kalması Erdoğan için hiç hayra alamet şeyler değil. İlk raundu Soylu kazandı, AKP'de bir lider değişikliği ihtimali belirdi.



İçişleri Bakanı Soylu’nun istifası ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istifayı kabul etmemesi birçok kimi yorumcular tarafıdan ‘danışıklı döğüş’ kimilerice de AKP iktidarında bir milat olarak nitelendi. Peki, 18 yıllık AKP iktidarında eşine rastlamadığımız bu istifa gerçekten ne ifade ediyor? Siyaset Bilimci Doç. Dr. Burak Bilgehan Özpek, istifa haberinin medyaya düşmesinden sonra genel kanının aksine “danışıklı dönüş değil” yorumunda bulundu. Özpek ile istifa ve bu süreçte yaşanılanları, nedenleri ve olası sonuçlarını konuştuk.  


Kronos'tan Gazeteci Eylem Yılmaz'ın ropörtajı şöyle;

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifasının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmemesi sizce neden ‘danışıklı döğüş’ olamaz?

İstifa kabul edilseydi, sonrasındaki gelişmeler olmasaydı -hükümete yakın gazetecilerin tepkilerini kast ediyorum- bir danışıklı dönüşten bahsedebilirdik. Fakat istifa kabul edilmedi ve hükümete yakın Pelikan olarak adlandırılan gruba yakın gazeteciler yeniden Süleyman Soylu’nun duygusallığı, onun lider olamaması üzerine bir şeyler yazmaya, Erdoğan’ın kişisel kültünü yeniden vurgulamaya başladılar. Dolayısıyla bütün bunlar bize Süleyman Soylu’nun istifasının özerk olduğunu, kendi iradesiyle alınmış bir karar olduğunu gösteriyor. Diğer bakanlara benzemeyen bir şekilde Erdoğan tarafından görevden alınmadığını, kendisinin artık çalışmak istemediğini bildirdiğini görüyoruz. 

Bu noktaya gelinmesindeki tek neden sokağa çıkma yasağının ilanıyla ortaya çıkan görüntüler midir? 

Tabi ki değil. Sokağa çıkma yasağı kararından sonra yaşanan kargaşa Süleyman Soylu’yu parti içindeki hasımlarına karşı zayıf düşürecekti. Devamlı tepesinde Erdoğan tarafından sallandırılan bir kılıç gibi olacaktı. Koronavirüsle ilgili yaşanacak herhangi bir başarısızlığın faturası muhtemelen Süleyman Soylu’ya kesilecekti. İşin enteresan tarafı sokağa çıkma yasağı uygulanması kararı Soylu tarafından değil, Erdoğan tarafından alınmıştı. Dolayısıyla Süleyman Soylu kendisinin almadığı bir kararın kurbanı olmak üzereydi.  

Telefonla görevden alınan ya da görevden alındığını televizyondan öğrenen bir bakan durumuna düşmek istemedi. Son derece romantik, aynı zamanda da son derece pragmatik bir istifa mektubu yazdı. Erdoğan’a karşı her hangi bir meydan okuma içermeyen hatta kendisini feda ettiğini gösteren, fakat Erdoğan’a karşı da özerkliğini ilan eden yani talimatıyla değil kendi isteğiyle istifa edebileceğini gösteren bir istifa mektubu yayımladı. Bu AK Parti kültüründe ilk defa olan bir şey. Bugüne kadar bizim rastladığımız manzara görevden alma şeklinde olurdu veya yavaş yavaş gözden düşer kişinin kendisi ayrılmak durumunda kalırdı. Şimdi ise ilk kez bir bakan kendi rızasıyla istifa etti. Daha da dramatik olanı istifa sonrasında ortaya çıkan halk tepkisiydi. Bu tepki Erdoğan için çok korkutucuydu ve geri adım atmak zorunda kaldı. 


Doç. Dr. Burak Bilgehan Özpek (FOTOĞRAF: EYLEM YILMAZ)


Peki, Soylu’nun sizin ifadenizle ”özerkliği’  Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından ne ifade eder? Bundan sonra ilişkileri nasıl devam eder? 

Bu Erdoğan için çok kötü bir şey. Çünkü Erdoğan hem devlet kurumlarını hem parti içi kurumsallığını aşama aşama yok etmiş bir lider. Dolayısıyla halk ve kendisi arasında herhangi bir fire istemiyor. Şu anda halkla arasında kurduğu duygusal ilişki sayesinde ülkeyi yönetiyor. İlk defa Süleyman Soylu’nun istifasıyla gördük ki Erdoğan’ın halkla kurduğu duygusal ilişkinin benzerini başka bir siyasetçi de kurmuş. Kurulan bu ilişki tabi ki Erdoğan’ın hiç hoşuna gitmeyecek. Erdoğan halkını kaptırdığı zaman ya da halkının daha fazla sempati duyduğu birisiyle mücadele etmek zorunda kaldığı zaman elinde hiçbir şeyi yok. O yüzden Süleyman Soylu’nun bu özerkliği yani istifa etmesi, istifasından sonra oluşan halk tepkisi ve Erdoğan’ın geri adım atmak zorunda kalması Erdoğan için hiç hayra alamet şeyler değil. 

“PARTİ İÇİNDEKİ HUSUMETLER ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR” 

Bakan Soylu, Erdoğan’a karşı aday, rakip olarak mı çıkmış oldu? 


Evet. Biz bugüne kadar Süleyman Soylu ve Berat Albayrak arasındaki bir çatışmadan bahsederdik. Bu doğru olabilir. Fakat enteresan şekilde Süleyman Soylu’nun halk nezdinde popülaritesi ne kadar yüksekse Berat Albayrak’ın o kadar kötü. Berat Albayrak ve arkadaşlarının Tayyip Erdoğan’ın kişisel karizmasının ve kişisel kültünün arkasına sığındığını ve bu savaşı Erdoğan-Soylu savaşına çevirmeye çalıştığını görüyoruz. Soylu’ya karşı Berat Albayrak tek başına kazanamaz. Erdoğan’ın arkasına sığınırsa kazanma şansı olabilir. Dolayısıyla parti içindeki mevcut husumetler şimdi şekil değiştiriyor. Berat Albayrak ve Pelikancılar dediğimiz insanlar Erdoğan’ın arkasına saklanıyor ve Soylu-Erdoğan arasında taraf tuttular. Bundan sonra Soylu’yu Erdoğan’ın bitirmesini savunacaklardır. 

İçişleri Bakanı’nın istifası için bir vatandaşın intihar etmeye kalktığını da gördük. Halkın bu desteği bize ne anlatıyor? 

Bu çok normal. Son beş yıldır Türkiye’de iktidar olma, hüküm etme pratiği siyaset yapmaktan geçmedi. Daha çok milli güvenlik, militarizm ve milliyetçilik üzerinden gerçekleşti. Dolayısıyla bütün muhaliflerin vatan haini olarak kriminalize edebildiği, siyaset yapmanın önlenebildiği, güvenlik kavramının siyaset üstü bir noktaya taşınabildiği bir beş yıl yaşadık. Devletin özgürlükçü değil güvenlikçi olduğunun vurgulandığı bir dönem oldu. Böylece AK Parti’nin kişisel politikaları milli güvenlik çerçevesi altında meşrulaşmış oldu. Süleyman Soylu, bu dönemin en önemli figürlerinden biri. AK Parti’nin güvenlik çerçevesine uygun politikalar yürüten, bunu da Türk sağ seçmenin jargonuna uygun bir şekilde anlatan yani siyasete dönüştüren kişi oldu Süleyman Soylu. Çok da başarılı oldu. Soylu, siyaset yapmayı bilen de bir insan. Siyaset yapmayı bildiği için toplumun birçok farklı kesimiyle konuşabilmeyi becerebiliyor. Mesela onun ağzından AK Parti’nin ideolojisine dair pek fazla bir şey duyamıyorsunuz. Hep devlet diliyle konuşmaya dikkat ediyor. Aslında devlete duyulan saygıyı kendisine duyulan saygıya dönüştürmeye çalışıyor. Bunda da başarılı oldu. Sağ seçmen aslında AK Parti seçmeni, Süleyman Soylu’ya bir teveccüh gösterdi. 

İkinci bir sebepte, AK Parti içerisinde bir huzursuzluk var. Bu partinin bir aile şirketine döndüğü yönünde bir huzursuzluk. İnsanlar siyaset yaparak bir yere gelemiyorlar. Siyasete başladığınız zaman ilçe başkanı, il başkanı, milletvekili, bakan olursunuz. AK Parti’de işler böyle değil. Siyaset yaparak güçlenmenizin yolu çok yok. Şu anda kabine içerisinde siyaset yaparak güçlenmiş çok fazla bir bakan da yok. Bürokrasi kadroları ya da kurumlara yapılan atamalara baktığımızda da parti içinden değil daha çok yakın çevreden yapılan atamalar. Süleyman Soylu ise kendi dişiyle tırnağıyla çabalayarak, siyaset yaparak yükselebilmiş bir politikacıyı temsil ediyor. Birçok insanın aslında AK Parti’nin içine düştüğü mevcut krize karşı duyduğu bir tepkinin de sembolü. Adını koymak gerekiyor; Berat Albayrak ve onun etrafındaki yapılanma Türkiye’de de, parti içinde de bir rahatsızlık yaratıyor. İnsanlar başka bir partiye oy vermiyorlar ama Soylu’yu kendi hislerinin tercümanı olarak görüyorlar ve bu nedenle de destekliyor, oy veriyorlar. Özetle, aynı olay başka bir bakanın başına gelseydi böyle bir şey olmazdı. 

Albayrak ile Soylu arasında yaşandığını söylediğiniz çatışmanın temel nedeni nedir? 

Biraz önce söylediğim gibi; Berat Albayrak ve onun kurmaya çalıştığı sistem parti mekanızmasını ve bu çevrenin dışındaki insanları tatmin edemiyor ve çok fazla bir şey vaat edemiyor. Albayrak, sadece belirli çevrelerden gelen, belirli ailelere mensup, belirli okullardan mezun kişilerin sistem içerisinde yükselebildiği bir yapı istiyor. Bu da sadakate dayanıyor. Sadakat, liyakatle alakalı bir şey değil. Liyakat seviyesi düştükçe sadakat artıyor. Birbirine sadık, birbirine bağlı dar bir çevreden ibaret bir yapılanma. Bu yapının içerisine girmek çok zor. AK Parti içinde siyaset yapanlar için de zor. Bir ulaşılmama, erişilmeme durumu var. 

Diğer yandan Süleyman Soylu daha erişilebilir, siyaset yapan, hayatın içerisinde, farklı gruplarla konuşan, dar bir çevreye sıkışmayan biri. Kendisini öyle sadakat krizine sokmuyor. Bu nedenle daha şanslı olduğunu düşünüyorum. 

Peki, Doğu Perinçek ve Devlet Bahçeli’nin destek mesajları ne ifade ediyor? 

Hem Perinçek hem Bahçeli bence istifa sürecinde etkili olmadılar. İstifanın kabul edilmeyeceğini gördükleri anda bir pozisyon aldılar. Kendilerini riske atmadan, Soylu göreve iade edilir edilmez onun yanında durdular. Bu destek biraz önce söylediğim gibi Tayyip Erdoğan için çok riskli. Çünkü bu gruplar yani hem Devlet Bahçeli hem de Doğu Perinçek devlet ağzıyla konuşan, kendilerini öyle görev kişiler. Devletin bir aile şirketine dönmemesi yönünde bir kanaatleri var. Soylu’nun yaşadığı gerilim onların da kendi otonomilerini kurmak için bir fırsat oldu. Perinçek’in buradaki tavrının çok kıymetli olduğunu düşünmüyorum. Ama Devlet Bey önemli bir pozisyon tutuyor. Bundan sonra AK Parti’yi dizginleyecek ya da AK Parti’nin devleti bir aile şirketi gibi yönetmesinin önleyecek bir çıkış oldu bu. İnsanlar Soylu’yu bu yüzden destekliyor. Çünkü Soylu’nun ideolojik bir perspektif, politikası ya da ayrıştığı bir nokta yok. Ayrıştığı tek bir nokta var; Soylu kişisel, keyfi, aile ilişkilerine dayanan bir idare yerine daha sistematik, daha devletçi, daha kurumsal bir noktayı temsil ediyor. 

Hükümetin, bir bakanın istifasının görünür nedeni olan korona krizini yönetme performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Benim Türkiye’deki veri şeffaflığına ilişkin tecrübelerim hiç iyi değil. O yüzden bir şey diyemem. Gerçek veriye hâkim değilim. Sürecin içinde değilim. Yalan ya da doğru gibi yorumlarda bulunamam. Sadece şunu söyleyebilirim bu krizin sosyal, siyasal ve ekonomik etkileri olacak. Bunu yönetmeye çalışmamız lazım. Ekonomik ya da siyasal etkilerini yönetmekte çok zorlanıyoruz. 

“CHP,YEREL YÖNETİMLERİ MUHALEFET HATTI OLARAK KULLANARAK BAŞARILI OLDU” 

Korona krizine karşı, CHP’nin, belediyelerin performansını nasıl değerlendirirsiniz? 


CHP’nin genel merkez performansını çok başarılı bulmuyorum. Ancak yerel yönetim performansı çok iyi. Bu krizde yerel yönetimleri bir muhalefet hattı olarak kullandılar. Başarılı da oldu. Fakat genel merkezin daha net, daha krizin yönetim sürecine ilişkin açıklamalar da beklerdim. Bu noktada çok geç kaldıklarını düşünüyorum. Geçtiğimiz haftaya kadar çok anlamlı bir eleştiri duymadım. Halbuki kendi kriz masalarını kurup, sivil toplum örgütleriyle kendi datalarını toplayıp, gerekli ekonomik analizleri yapıp halkı bu açıdan bilgilendiren bir politika üretebilirlerdi. Bunun yerine yerel yönetimlerin icraat performansına bel bağladılar. Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu, Tunç Soyer ve diğer büyükşehir belediye başkanlarının performansları fena değildi. Öne çıktılar. AK Parti’yi hata yapmaya zorladılar. Bu hata da AK Parti’nin bağış kampanyalarını engellemek ya da belediye faaliyetlerini durdurmak gibi bir politikaya savrulması oldu. Günün sonunda AK Parti bir popülarite kaybına uğradı. Çünkü çalışmak isteyen yerel yönetimleri çalıştırmayan, kendi siyasi ajandası için bu yönetimleri engelleyen bir parti konumuna düştü. 

“ALİ BABACN BEKLENTİYİ KARŞILAYAMADI” 

AKP’nin içinde sorunlar, parti tabanında rahatsızlıkları olduğundan söz ettiniz. Bu noktada Babacan beklentileri karşılayabildi mi?

Beklentiyi karşılayamadı. Bir kere çok partiyi çok talihsiz bir zamanda kurdular. Siyaset yapmak için illa bir parti kurmaya ihtiyaç yoktu. Siyaset yapmaya başlayabilirlerdi ve partiyi bu süreçte kurabilirlerdi. Fakat önce partiyi kurup sonra siyaset yapmak gibi bir yol izlediler. Bu sırada Suriye meselesinden tutun da Elazığ depremine kadar birçok şey yaşandı ve biz Babacan’ın sesini duymadık.  

Hâlbuki siyaset konuşarak yapılır, susarak yapılmaz. Kimse parti kurduğu için kimseye oy vermiyor. Bir şeyler söylemeniz gerekiyor. Çok suskun kaldılar. Partinin bir yerel yönetimi gibi alanları da yok. Kriz anlarında kendisini gösterebilecek bir alana da sahip değil. Geriye sadece etkin bir halkla ilişkiler kalıyor. Burada da salgının başlamasının üzerinden 1 ay kadar bir zaman geçti ve insanlar evlerinde. Sosyal medyadan, internetten gündemi takip ediliyor. Bu yeni başlayan siyasi partiler için büyük bir fırsattır. Makalelerle, istatistiklerle, videolarla halka ulaşmak için aslında her şey müsaitti. Yeni medyanın sunduğu imkânlardan faydalanarak kendilerini anlatması gerekirdi. Maalesef bunu göremedik. 

Bundan sonrası için bir şansı olur mu? 

Tabii ki. Çünkü virüsten sonra biz ekonomiyi konuşmaya başlayacağız. Ekonomi konuşulmaya başlanınca Babacan’ın adı yeniden gündeme gelecek. Ümit ediyorum ki o dönemki tartışmalar içerisinde daha aktif olurlar. 

Birçok krizle karşı karşıya kalan bir toplumda konu sadece ekonomi olunca Babacan’ı görmek bir karşılık yaratır mı? 

Talep yükselirse mutlaka bir karşılık bulur. Babacan’ın çok büyük oy alabileceği ya da tek başına iktidar olabileceği bir durum yok ortada. Şu an asıl amaç partiyi ayakta tutmak ve yavaş yavaş büyütmek. İnsanların beklediği hızlı büyüme olmayacak. Çalışmaları lazım. Çalışmadan politika yapılmıyor. Ekonomi gündeme geldiğinde de benzer bir suskunlukla hareket ederlerse, kimsenin okumadığı uzun metinler ortaya koyarlarsa hiçbir şansları olmaz. 

“DAVUTOĞLU SİYASET YAPIYOR AMAN AK PARTİ’YE ESASTAN İTİRAZ ETMİYOR” 

Peki, Ahmet Davutoğlu nasıl bir performans sergiliyor? Birkaç gün önce hükümeti oldukça sert ve içeriden eleştiren ifadeleri oldu.  

Onun siyaset yaptığını düşünüyorum. İnsanlar Davutoğlu’nun kriz anında siyaset yapma performansına biraz direnecekler. Çünkü Davutoğlu da kriz dönemlerinde başbakanlık yaptı. O dönemin hatıraları canlı. O yüzden Davutoğlu’nun söylediklerini anlamlı buluyorum. Fakat yine de AK Parti hikâyesine esastan itiraz eden bir siyaset geliştirebildiğini düşünmüyorum. Konuyu esastan ele almadığınız da mızmızlıktan öteye gitmiyor. Sağ seçmen bu mızmızlanmaları dinlemiyor. O yüzden Davutoğlu’nun eleştirileri kıymetli ve istikrarlı bir şekilde devam ederse partisini büyütebileceğini düşünüyorum ama daha esaslı eleştirilerle, kadrosundaki daha farklı isimleri öne çıkartarak ilerlemesi gerekir. 

Sağ seçmen mızmızlanmayı istemiyor, dinlemiyor. Ne istiyor? 

Sağ seçmen birkaç parçalı şu anda. AK Parti’ye oy verenler mevcut yapının daha eli yüzü düzgün bir şekilde devam etmesini istiyor. Otoriterlikten rahatsız değil. Bunun yanında ekonominin de iyi gitmesini istiyor. Bunlar bir arada olmuyor. Hem milliyetçilik, hem güvenlik, hem çok para kazanmak söz konusu değil. Ya da hem otoriterleşip hem de devlet krizlerinden muaf olmak mümkün değil. Bunun farkına varmaları gerekiyor. Bu nedenlerden dolayı sağ seçmen aslında bir kriz içerisinde. Çok fazla devletten bahsediyorlar ama devletin o kadar profesyonel olmadığı, başarısız olduğu anlarda şok oluyorlar. Keyfi ve kişisel idarelerde devlet lafı ağızdan düşmez ama ortada olan şey devletten başka her şeye benzer. O yüzden sağ seçmenin idealindeki durum şu anki mevcut idarenin vaat edebileceği bir şey değil. Yavaş yavaş onlarda bu sıkıntıları iktisadi olarak yaşıyorlar. Parti içindeki keyfi, kişisel yönetim sorgulanır hale geliyor. Parti yapısının kuvvetli olduğu, halkın politikacılara ulaşabildiği, politikacıların aktif siyaset yaptığı bir durum istiyorlar.  

Sağ seçmen ideolojik bir kayma, bir pradigma, bir söylem değişikliği istemiyor. Sadece daha ulaşılabilir, daha erişilebilir bir parti yapısı ve daha tahmin edilebilir bir devlet yapısı istiyor. O yüzden Davutoğlu, Babacan, Akşener, Karamollaoğlu gibi muhalif sağ partilerin, sağ seçmenin küçük bir azınlığının taleplerini temsil ettiğini görüyoruz. 

“AK PARTİ’DE BİR LİDER DEĞİŞİKLİĞİ İHTİMALİ BELİRDİ” 

Son soru biraz kristal küre sorusu gibi olacak ama bundan sonrasını sormadan da olmuyor. Siz yakın  özellikle bu korona krizi devamında Siyaset gündeminde neler olabilir, ne bekliyorsunuz? 

Siyaset sahnesi canlandı. AK Parti içinde şu anda siyaset yapılıyor. Bu çok önemli bir şey. Şunu da söyleyeyim; hakikatten AK Parti’de bir lider değişikliğinin olabilme ihtimali ilk kez belirdi. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın kurumları yok, sahip olduğu tek şey halkla arasında kurduğu duygusal ilişki. Bu ilişkiye göz koyan başka bir lider var ve görülüyor ki ilk raundu kazandı. Dolayısıyal o ilişki Tayyip Erdoğan’dan Süleyman Soylu’ya kaydığı anda AK Parti’de ciddi bir sarsıntı olur. Bu hemen ortaya çıkmaz. Bence Süleyman Soylu’nun tercihi büyük bir savaş başlatmak değil. Fakat Erdoğan’ın çevresinde savaşmayı çok seven, savaşmayı fırsat olarak gören, kendi sadakatini ispatlamak için fırsat olarak gören çok fazla gazeteci var. Bunlar muhtemelen bu karşıtlığı derinleştirecekler. Bunun dışında ekonomik sorunlar AK Parti’nin popüliterisini azaltacaktır. Bu nedenle önümüzdeki süreçte çok da müreffeh bir dönem görmüyorum. 

Kaynak: Kronos
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER SİYASET HABERLERİ