HDP Grup Başkanvekili: Cumhurbaşkanı tarihe geçti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.


HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, "Cumhurbaşkanı yurttaşlara IBAN numarası vererek dünya tarihine geçti" diyerek, iktidarın üç "önlemini" şöyle sıraladı:

"Birincisi; 'Sabredin ve dua edin' dedi bu iktidar. İkincisi; bankalara ‘Yeniden borçlanın’ dedi, KDV’yi indirdi. Şimdi de ‘Bağış yapın, biz bize yeteriz’ kampanyası yaptı.”


Oluç, koronavirüsün (Kovid -19) Türkiye’de giderek bütün ülkeyi etkisi altına aldığını belirterek, iktidarı yetersiz önlem almakla eleştirdi. Salgının ciddiyetine dikkati çeken Oluç, “Hastalığın ülkemize nispeten geç girmesinin doğurduğu bazı geçici avantajlar, iktidarın tutumuyla ortadan kalkmıştır. Geç önlemler alarak, ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Örneğin; uluslararası uçuşların 15 gün önce yasaklanmasının önünde hiçbir engel yoktu ya da ülke içerisindeki uçuşların, otobüs seyahatlerinin, ülke içerisindeki hareketliliğin sınırlanmasının önünde hiçbir engel yoktu. 15 gün önce yapılabilirdi” dedi.

Koronavirüsle mücadelede dünyada iki örnek olduğuna işaret eden Oluç, “Bunlardan bir tanesi salgını bastırıp durdurmayı değil, hafifletmeyi seçen önlemlerdir. İktidar salgını bastırıp durdurmayı değil, hafifletmeyi seçen yöntemleri benimsemiştir ve onları uygulamıştır. Yani bu ‘ölen ölür, kalan sağlar bizimdir’ anlayışıdır. Böyle baktığımız zaman alınan önlemlerin yetersizliği de daha anlaşılır hale gelmektedir. Ama bu vahim bir durum. Yani bir kez daha iktidarı uyarıyoruz; alınması gereken önlemleri geç aldığınızda, alınan önlemler önlem olmaktan çıkıyorlar” diye konuştu.

Oluç, “Evde kal” çağrısının doğru olduğunu ancak iktidarın insanların evde kalmalarının olanaklarını sağlaması gerektiğini ifade ederek, şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamaya baktığımızda ilginç bir durumla karşı karşıya kaldık. Dünya tarihine geçildi. Dünyadaki beğenelim, beğenmeyelim, bütün iktidarların yaptıkları şey yurttaşlarının IBAN numaralarını alıp, onların evlerinde rahatça oturmalarını sağlayabilecek katkıları kamu kaynaklarından yapmalıdır. Yani iktidarlar yurttaşlarından hesap numarası almaktadır. Dün bizde Cumhurbaşkanı yurttaşlara IBAN numarası verdi. Böyle bir şey olabilir mi? Gayri ciddi bir kriz yönetimi olabilir mi? Yani üç önlem gözümüze çarpıyor. Birincisi; sabredin ve dua edin dedi bu iktidar. İkincisi; bankalara ‘Yeniden borçlanın’ dedi, KDV’yi indirdi. Şimdi de ‘Bağış yapın, biz bize yeteriz’ kampanyası yaptı.”

Hükümetin salgın karşısında iflas ettiğini söyleyen Oluç, “İktidar devletin bütçesine sahiptir, iktidar vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Toplumla bu paylaşımı, eşitlikçi ve adil bir şekilde yapmıyorsunuz, onun yerine büyük pembeye boyanmış bir tablo içinde diyorsunuz ki, hayırseverlik yapalım. İktidarın görevi dayanışma kampanyası yapmak değildir. İktidarın görevi kamu kaynaklarını yurttaşlara eşit bir şekilde dağıtmak ve bu krizin üstesinden gelmelerini sağlamaktır” dedi.

İçişleri Bakanı tarafından 81 ile gönderilen yeni genelgede yer alan, belediyelerin yardımları valilik izniyle yapılmasına değinen Oluç, “Diyor ki; belediyeler, valilerin izni olmadan yardım toplayamaz. Yani dayanışma yardımı dedikleri, kafalarında büyük bir etkinlik olarak kurdukları şeyi sadece iktidar kendisi yapıyor. Yani iktidar diyor ki, sizin paralarınızı sadece ben toplarım diyor. Bu davranışın adı nedir? Merkeziyetçiliktir. Yerel yönetimlerin yetkilerini elinden almaktadır. Örneğin İBB’de böyle bir kampanya başlattığı için bu yasaklanacak. Neden? Çünkü iktidar kendisinin yanında olmayan muhalif belediyeleri çalıştırmak istemiyor. Her şeyi merkezileştirmek istiyor. Yerel yönetimlerin yetkilerini elinden almak istiyor. Daha geçen hafta pazartesi günü sekiz belediyemize kayyım atandı. Bu aynı anlayışın bir tezahürüdür” sözleriyle tepki gösterdi.

Sağlık Bakanlığı tarafından kurulan Bilim Kurulu’nun işlevsizleştirildiğini vurgulayan Oluç, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, Türk Tabipler Birliği’nin (TTB), sağlık emek örgütlerinin Bilim Kurulu’nda yer alması gerektiğinin altını çizdi.

Sağlık meslek örgütlerinin bilerek işlevsizleştirildiğini dile getiren Oluç, “Çünkü ‘bu krizi, bu korona virüs salgınını bir siyasi ve ekonomik fırsata çevirebilir miyiz?’ diye düşünüyorlar. Sorun buradan kaynaklanıyor, zihniyette bir bozukluk var esas olarak. Bu kabul edilebilir değildir. Kaynak mı arıyorsunuz? Kaynak çok. 2020 bütçesinin, savaşa ayrılan bütçeye bakın. 2020 bütçesine baktığımızda silahlanmaya ve güvenliğe ayrılan bütçe 230 milyar liraydı. Kaynak mı arıyorsunuz? İşte oraya bakın. Kaynak mı arıyorsunuz? Cumhurbaşkanının örtülü ödeneğine bakın, Saray’ın harcamalarına bakın, yazlık-kışlık saraylara bakın. İşsizlik sigortası fonu böyle zamanlar için kullanılmayacakta bunu bankalara, şirketlere peşkeş mi çekeceksiniz?” diye sordu.

Salgın riski altında bulunan cezaevlerindeki duruma değinen Oluç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cezaevlerinde ciddi bir sorun var. Cezaevlerindeki sorun şu, kalan insanlar ister tutuklu ister hükümlü olsun, insani koşullarda kalmıyorlar. 30-40-50-100 kişiye varan koğuşlar var. Tam bir tehlike ortamı esas itibariyle. Biz günlerdir bu tehlikeye dikkat çekiyoruz. Bu tehlikede diyoruz ki cezaevlerinde kalan insanların da sağlık hakkı vardır, yaşam hakkı vardır. Hem sağlık hem yaşam hakkı cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklular, devletin güvencesi altındadır. Canları devletin sorumluluğu altındadır. Ya da çeşitli düzenlemelerle serbest bırakılması sağlanmazsa, o durumda cezaevlerinde yaşanacak bütün olumsuzlukların vebali iktidardadır.

Salgın krizini bir fırsata dönüştürmeyi düşündüğünüz gibi cezaevlerinde düşüncelerini açıklamaktan dolayı, toplantılarda konuşma yapmaktan dolayı, siyasi faaliyetlerden dolayı ceza almış ya da yargılanmakta olan insanları cezaevinde tutalım geri kalan ne kadar insan varsa onları çıkaralım diye bir planınız varsa, infaz yasasındaki değişikliği bu şekilde yapmayı planlıyorsanız, bu asla kabul edilebilir değil. Cezaevinde kalan tutuklu ve hükümlülerin sağlık ve yaşam hakkı kutsaldır. Onların da bu hakkında riayet edilmesi acildir.”
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER SİYASET HABERLERİ