Türkiye'de medyanın yüzde 90’ı değil, yüzde yüzü Saray kontrolünde

İktidarın ürettiği “ortak düşman” söz konusu ise…
Tarık Toros/724

EPEYDİR GÖRÜNTÜLENEMEYEN İSİM GÖRÜNTÜLENDİ


Bin kere tecrübe ettik yine hatırlatalım:

Türkiye çıkışlı haberler her zaman teyide muhtaçtır.
Hele ki…
Kaynak Anadolu Ajansı (AA), TRT ise kesinlikle çarpıtılmış ve üretilmiştir.
Kestirmeden, YALANDIR.
 
**
AA bir zırva geçiyor.
Birgün, Cumhuriyet, Duvar, Diken, T24, Evrensel vs aynı anda “havuza” atlıyor.
Lafa gelince…
AA’nın nasıl manipülatif haber yaptığını, seçim gecesi sonuçları çarpıtıp masa başı veri geçtiğini yazarlar.
Çok tuhaftır ama…
Aynı AA’nın yalan haberini alıp, araştırmadan aynı başlıkla basarlar.
 
**
Yahu…
Güvenilirliği tartışmalı, kötü niyeti defalarca test edilmiş bir ajansı veya TRT’yi mesela…
Halen ne demeye ciddiye alır, üstüne abonelik için yüzbinlerce TL ödersiniz?
Anlamak mümkün değil gerçi de…
Ben anlıyorum:
İktidarın ürettiği “ortak düşman” söz konusu ise…
AA, TRT fark etmiyor. “Vur abalıya” diyorlar.
Değilse…
TRT’nin mesela, elektrik faturası katkısından başlayarak milyarlarca liralık kamu kaynağını nasıl çar çur ettiğini yazıp duruyorlar.
Bu öyle ikiyüzlülük ki…
Gazetecilik okullarında ders olarak dahi okutulmaz.
Tıpkı, malum yargı uygulamalarının ders olamayacağı gibi.
Hukuk fakültesinde “zorbalık” dersi olacaksa, belki.
 
**
Onun için…
Kusura bakmasınlar, Türkiye çıkışlı medyanın tamamının Ankara’ya ipotekli olduğunu savunuyorum.
Ülkede medyanın yüzde 90’ı filan değil, yüzde yüzü Saray kontrolünde.
 
**
İçeridekiler topyekün havuza bağlandı tamam da…
Yurt dışında tufaya düşenler çok tuhaf.
Sözcü gazetesi bir haber geçiyor.
Arkadaş, aynı başlıkla tweet atıyor.
Önüne arkasına bakmadan.
Twitter’da karşılıklı takipleştiğimiz de var.
Hakkımızda bir şey çıkıyor, bir sor değil mi ama.
Sözcü’nün prangalı olduğunu ben mi söyleyeceğim sana.
 
**
Buraya kadar yazdıklarım “gazeteciliğin” alanına giriyordu.
Buradan sonrası olsa olsa “casusluğun” alanına girer.
Çokça belgesel, polisiye, film izlemişliğim var.
Buna rağmen ajanlık ahkâm keseceğim bir alan değil.
Ve fakat…
Neyin gazetecilik neyin ajanlık olduğunu söyleyebilirim.
 
**
Ankara, ülke içinde yürüttüğü cadı avını yurt dışına taşıyalı çok oluyor.
Yığınla insan, “işbirliği” yapan ülkelerden “paketlendi.”
Çoğunlukla rüşvet çalıştı tabi.
Ankara, bu konuda camileri, restoranları, çeşitli dernekleri kullanmaktan çekinmiyor.
Haber uçuranlar “ödüllendiriliyor.”
Bu yolla fişlemeler yapılıp takibe geçiliyor, insan kaçırma ve ötesi planlanıyor.
Almanya mesela, şimdilerde bu konuya uyandı ve gayrıresmi ajanların peşine düştü.
Bir de resmi ajanlar var.
Bir ülkeye “Milli İstihbarat” kimliği ile casus sokamıyorsunuz belki ama…
Resmi bir kartvizitle, yasal çalışma izinleriyle yapabiliyorsunuz bunu.
Ankara, epeydir bu yöntemi uyguluyor ve resmi olarak bağlı yurt dışı bürolarda haddinden fazla personel görevlendiriyor.
Sadece konsolosluk, elçilik, düşünce kuruluşları, enstitüler değil.
Misal…
3-5 kişinin yeteceği bir Anadolu Ajansı veya TRT bürosunda 50 ila100 kişi görebiliyorsunuz.
Bu personel, “gazeteci” kimliği taşıyor lakin görevi, sorumluluk alanı başka.
Bunu, gittiği ülkedeki makamlar da biliyor elbette.
Kimin niye orada olduğunu takip ediyor, şimdilik ses etmiyorlar.
10 kişi olması gereken bir büroda 8-10 katı personel…
100-150 bin dolar bütçesi olması gereken bir temsilciliğin birkaç milyon dolar harcaması mı olur?
Oluyor işte.
 
**
Gazeteci görünümlü bu ajanlar, kimi zaman su yüzüne çıkıyor.
İhbarlar veya ajanlık faaliyeti ile tespit edilen kimi insanların üzerine salınıyorlar.
Omuzlarında kamera, ellerinde mikrofon var ama ağızları trol köpüğü saçıyor.
Casus kameralarla farklı kimlik veya gerekçe icat edip bürolara, ofislere dalıyor, görüntü tespit edip bunu merkeze geçiyorlar.
 
**
Zurnanın zırt dediği yer ise…
Çekilen görüntünün “vakti gelince” AA mahreçli servis edilmesi…
Sonra bunun aynı başlık ve görselle alınıp kullanılması.
Bunu Türkiye çıkışlı medya yaptığı gibi…
Yurt dışında örgütlü medya da yapıyor.
Kriter şu:
Bizim mahalleli mi, değil mi?
Değilse daya gitsin.
 
**
Örnek mi?
İsimlerini andıklarım kusura bakmasın.
Can Dündar, Almanya’da görüntülendi mi, bunu Cumhuriyet’te göremiyorsunuz.
Söz konusu kişi Akın İpek olunca…
Önüne arkasına bakmadan “ajan kameralarıyla” tespit edilmiş görüntüyü bas gitsin!
 
**
Öyle kayırmacılık var ki…
Melek İpek’in 40 yıllık evinden tahliye kararı ilginç gelmiyor bu arkadaşlara.
Zararsız konular…
Misal, Nusret’in Kapalıçarşı’daki tabelasının sökülmesi, bir haftadır gündem olabiliyor.
 
**
Bu hamur çok su kaldırır.
Tam da şu zamanda değinmeden geçmek olmazdı.
 
**
Son not:
Üretilip yayılan yalan haber öylece kalıyor.
“Ev hapsinde” veya “gözaltında” diye yalan haber servis ediliyor.
Bunu alıp kullanıyorlar.
Muhatabı, “Yok öyle şey” deyip selfie çekip paylaşıyor, onca gazeteciye açıklama yapıyor.
“Arama” tuşuna basın, halen “gözaltında” veya “ev hapsinde” görünüyor.
 
**
Alışmayın bunlara.
Asıl alışırsanız, tükendiğinizin, tükendiğimizin resmidir.
Allah korusun.
 
**
Yazıda buraya kadar geldiniz ama başlıktaki isim kimdi, halen düşünüyorsanız…
Aynaya bakın.
Her an sizin de başınıza gelebilir.
 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER MEDYA HABERLERİ