'Tatlıları şuna gönderin' dedim 'mühimmatları dağıttım'la suçladılar!

Gazeteci Cihan Ölmez röportaj yaptığı kişilere sorduğu soruların, aldığı cevapların örgütsel bir hiyerarşi’ içerisinde değerlendirildiğini söyledi.
Ölmez, “Aile görüşmelerimizi de suç unsuru olarak değerlendirmişler. 2 ay önce sözlendim. Bir ay sonra da düğünüm olacaktı. Biz de adettir. Eşya, baklava, tatlı komşulara dağıtılır. Telefonda ‘tatlıları şuna gönderin’ gibi konuşmalarımı milis olduğum, bomba atar, roket yani mühimmatları dağıttığım, yerleştirdiğim, sakladığım gibi komik bir iddia ile suçlandım.” diye konuştu.

GÖZALTINA ALINAN 141 KİŞİDEN 25’İ TUTUKLANDI

Diyarbakır merkezli 9 ilde gerçekleştirilen operasyonlarda aralarında gazetecilerin de olduğu 141 kişi gözaltına alınmış, mahkeme sonrası aralarında gazeteci Kibriye Evren’in de bulunduğu 25 kişi tutuklanmış, 116 kişi ise Emniyet ve savcılık ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.


Gözaltına alınanlar arasında bulunan gazeteci Cihan Ölmez, gözaltı sürecini anlattı. Pazartesi sabahı saat 03:00’te özel harekât polisleri tarafından evinin kapısı zorla kırıldığını ifade eden gazeteci Ölmez, evine baskın düzenlenmeden önce polislerin mahalleyi abluka altına aldığını söyledi.

¨10 YAŞINDAKİ KARDEŞİMİ YERE YATIRDILAR¨

Ölmez baskın anlarını şu şekilde anlattı: “Saat 02:00 gibi evin etrafını sarıp kapıları kırarak eve girmeye çalıştılar. Kapılar demir olduğu için kırmakta zorlandılar. Biz kapıyı açmak istediğimiz esnada da yoğun bir psikolojik şiddete, özellikle özel harekât polislerinin ters tavırlarıyla karşılaştık.

Evdeki herkes sanki evde eylem hazırlığında, silahlı bir saldırı gerçekleştirecek bir durum varmışçasına sert bir tavırla karşılaştı. Kapıyı açmamıza müsaade etmediler. Bütün odaları tek tek arayıp, 10 yaşındaki kız kardeşimden tutun, 60 yaşındaki anneme kadar herkesi yere yatırdılar.”

“ABLAM AVUKAT! BARO BAŞKANI, SAVCI OLMADAN EVİNİ ARAMAK İSTEDİLER”

“Daha sonra özel harekât polislerine sakin olmaları gerektiğini, içeride çocukların olduğunu belirtmemize rağmen sert davrandılar. Bizi bir odaya aldıktan son TEM polisleri geldi. İçeride arama yapmak istediler. Fakat ablam avukattı. Evine girmişlerdi. Savcı olmadan, baro başkanı olmadan arama yapılamayacağını söyledi. Fakat kendileri ısrarla arama yapacaklarını söylediler.”

¨TERS KELEPÇELEYİP GÖZALTINA ALDILAR¨

“Baro başkanını aramamız üzerine ve bir grup avukat geldi. Aramaya eşlik etmek için. Evde arama yapıldı. Yasa dışı ya da suç teşkil edecek herhangi bir şey bulamadılar. Arama bittikten sonra beni ters kelepçeleyip gözaltına aldılar. O esnada suçlamanın, iddianın ne olduğunu bilmiyordum. Cizre Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüm.

Öğleden sonra, saat 15:00 gibi Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüm. Ters kelepçe ile arabaya bindirdiler. Suçlamanın ne olduğuna dair herhangi bir bilgi alamadım. Dosyanın üzerinde gizlilik kararı olduğu gerekçesiyle 3 gün boyunca Emniyet ya da savcılık ifadesi alınmadı.

Bekledik. 3’üncü günün sonun da 155 kişinin araması vardı. 100’e yakın kişi gözaltı alınmıştı Türkiye’nin değişik illerinden. İfade almaya başladılar.”

“BİR YILDIR TEEFONUMUZU DİNLEMİŞLER, AİLE GÖRÜŞMELERİMİZ SUÇ SAYILDI”

Emniyet ifadesinde suçlamanın ne olduğundan ziyade ‘KCK nedir, PKK nedir, TJA nedir’ gibi sorular sorulduğunu dile getiren Ölmez, gazetecilerin olduğu gurubu ifadeye en son çağırdıklarını aktardı.

Haklarındaki suçlamanın ne olduklarını bilmedikleri için ilk başta susma haklarını kullandıklarını belirten Ölmez, “Polislere ifade verdik. Ve sordukları sorular bir yıldır telefon görüşmelerimizi dinlemişler. Aile görüşmelerimizi de suç unsuru olarak değerlendirmişler. 2 ay önce sözlendim. Bir ay sonra da düğünüm olacaktı. Biz de adettir.”

¨BİR ÜLKEDEN BAŞA BİR ÜLKEYE GİTMEK SUÇ SAYILMIި

“Eşya, baklava, tatlı komşulara dağıtılır. Telefonda ‘tatlıları şuna gönderin’ gibi konuşmalarımı milis olduğum, bomba atar, roket yani mühimmatları dağıttığımı, yerleştirdiğim, sakladığım gibi komik bir iddiayla karşıma çıktılar.

Avukatlarımla birlikte verdiğim ifade de sözlü olduğumu, görüntülerin mevcut olduğunu, Cizre gibi her yerin mobese ile izlendiği, takip edildiği bir yerde benim özellikle telefon konuşmalarımda Güney Kürdistan’da Duhok ve Erbil’e bulunan tatlı ve hediye göndermemi belirtmiştim.

Bu mühimmatları Erbil ve Duhok’a gönderdiğim iddia edildi. Cizre Nuh otobüsüyle mühimmatın Erbil’e gönderilmeyeceğini söyledik. Mühimmat ve silah bazlı şeylerin genelde Güney Kürdistan’dan Türkiye pazarına girileceği yönünde böyle bir iddia var her yerde.

Kimse Türkiye’den Güney Kürdistan’a silah sevkiyatı yapmaz. Herkes bunu böyle bilir. Böyle komik bir iddia var.”

“RÖPORTAJLARIMDA SORDUĞUM SORULAR SUÇ UNSURU SAYILMIŞ”

“Yine röportaj yaptığımız insanlara sorduğumuz sorular, aldığımız cevaplar, insanların bize olaylar hakkında bilgi vermesini, ‘örgütsel bir hiyerarşi’ içerisinde değerlendirmişler. Görüş aldığım insanlara talimat verdiğim, benim himayem altında çalışan insanlar olarak değerlendirilmiş. Telefon dinlemelerinden gelen suçlamalar suç kabul edilmiş.”

“HABUR’DAN GİRİŞ ÇIKIŞLARIM SUÇ SAYILMIŞ”

“Yine Habur Sınır Kapısın’ndaki giriş çıkışlarım takip edilmiş. Aile ziyaretleri için yaptığımız giriş çıkışları suç unsuru olarak değerlendirmişler. Bu ülkeden başka bir ülkeye gitmek suç unsuru olarak değerlendirilmiş.

Irak’ta PKK’nın kampları olduğu iddiasıyla, benim kamplara gidip eğitim aldığım ve kamplarda bana sorumluluk verildiği iddia edildi. Cizre ile Duhok arasında 20 kilometre var. İfademde de söyledim. Amca çocuklarım Duhok’ta, Erbil’de yaşıyor. Sınırlar bizi ikiye bölmüş.

Düğün için ailecek yaptığımız ziyaret yani giriş çıkışlarda hangi araçla gidip geldiğiniz bilinmesine rağmen, benim Duhok’ta örgüt mensuplarıyla görüşmeler gerçekleştirdiğim ve bu doğrultuda örgütün, bana, görev ve sorumluluklar verip ‘KCK Basın Sorumlusu’ olduğum iddia edildi. Tamamen Duhok ya da Erbil’de bulunan akrabalarımı görmek için gittiğim ziyaretler gerçekleştirdiğimi ifade ettim.”

“ÖZGÜR KADIN HAREKETİ, TJA ÜYESİ OLDUĞUM İDDİA EDİLDİ: KOMİK”

“Yine çok komik bir iddia da bulundular. Bir kadın örgütlenmesi olan TJA’ya (Têvgere Jinên Azad- Özgür Kadın Hareketi) üye olduğum iddia edildi. Kendilerine defalarca TJA’nın bir kadın örgütü olduğunu ifade etmemize rağmen, Emniyet ısrarla beni TJA üyesi olarak göstermeye çalıştı. Sosyal medya da yaptığım haberleri paylaşmam. Kültürel haber paylaşmışım, bu bile suç olarak değerlendirilmiş.

“SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARIM SUÇ SAYILDI”

Sosyal medya hesaplarımdan suç işlendğim söyleniyor ama önüme hangi paylaşımlarımın suç olarak kabul edildiği konulmadı. ‘Örgüt propagandası yapmışsın, örgütün talimatlarını gerçekleştirmişsin’ diyorlar. Ben de avukatlarım da sorduk. Hangi paylaşım suç unsuru taşıyor. Önümüze koyun biz de bilelim ya da hangi video hangi haber suç önümüze konulmadı.

“SUÇLAMA: ÖRGÜT KONTROLÜNDE RÖPORTAJ YAPIYORSUN”

Defalarca röportaj almışım cümle şu; ‘örgüt kontrolünde röportajlar alıyorsun’. Ben de dedim ‘aldığım hangi röportajda suç unsuru var onu önümüze getirin’. Ama genel geçer böyle suçlamalar yapıldı.

Zaten dosyanın içeriği boş olduğu için tamamen muhalif basına, demokratik kitle örgütüne yine HDP’ye olan tepkisinden ve öfkesinden dolayı, savcılar da bu durumdan cesaret alıp, iktidarın gözüne girebilmek için özellikle 2009-2011 süreçlerinde şahit olduğumuz son beş altı yıldır yapılmayan KCK operasyonları gibi bu savcılar böyle bir konsept geliştirdiler ve 141 kişiyi gözaltına alıp KCK adı altında tutuklamak istediler.

HDP İl Eş başkanını, DTK yöneticisini, TJA aktivistini, yazar, gazeteci ve müvekkilleriyle görüşen avukatları dahi alıp KCK  adı altında tutuklatmak istediler. Kamuoyunda ciddi tepkilere yol açacağı açığa çıktı. Basının yoğun işlemesi ve tepkiler ile birlikte serbest bırakıldığımızı düşünüyorum.”

“GÖZALTINA ALINANLARIN BAZILARININ DARP EDİLDİĞİNİ GÖRDÜK”

Şahsi olarak herhangi bir darp ya da şiddete maruz kalmadığını aktaran Ölmez, “Gözaltına alınan bazı insanlar darp edilmişti. Bu insanlar hücreye, bizim yanımıza getirildiklerinde darp edildiklerini gördük. Darp edilenler zaten rapor aldı ve suç duyurusunda bulunacaklarını ifade etti.” dedi.

Yaptığı haberlerden dolayı daha önce de gözaltına alındığını ifade eden Ölmez, “Çözüm sürecinin bitmesi ile birlikte AKP iktidarı Kürdistan’a 90’lı yılları aşacak şekilde baskı politikası yürütüyor. İktidar, ‘Çöktürme planı’ çerçevesinde hareket ediyor.” diyen Ölmez, Kürt basınına yapılanı bu ‘Çöktürme planı’nın bir parçası olarak değerlendirdiğini söyledi.

¨MUHALİF SESLER SUSTURULMAYA ÇALIŞILIYOR¨

Gazetelerin yasaklandığı, muhalif sesin susturulmaya çalışıldığı bir süreçten geçildiğini belirten Ölmez, “Ama son 3 yıldır 11’e yakın TV’nin kapatılması, radyoların, Özgür Gündem Gazetesi, Dicle Haber Ajansı, JinNews gibi bir çok haber ajansı kapatılmasıyla birlikte Kürt basının da aslında bu yönelimlerle sesinin susturulabileceği düşünüldü.” diye konuştu.

¨DEVLET KİRLİ YÜZÜNÜN ORTAYA ÇIKMASINI İSTEMİYOR¨

Kürt basınının bütün baskılara rağmen 90’lı yıllardan beri baskıya alışkın olduğu için sesini kısmadığını, mücadelesine devam ettiğini kaydeden Ölmez, “Bütün kentlerde, sokaklarda haber takibini yapmaya devam etti. Hâlâ da gazeteciliğe devam ediyorlar. O yüzden Kürt basınını sesini son 3 yıldır aynı baskı ve şiddet politikalarıyla susturmaya çalışacaklarını zannettiler. Çünkü devlet kendisinin kirli yüzünü ortaya çıkmasını istemiyor.

Bölgede ciddi derecede hak ihlalleri yaşanıyor. Yaşanılan hak ihlallerini kamuoyu ile paylaşan özgür basın, Kürt basını iktidarların her zaman hedefi haline geldi. Bu gözaltı da öylesi bir baskının ürünüydü. Kürt basınına yönelik baskıları da ‘çöktürme planı’nın bir ayağı olduğunu düşünüyorum.” dedi.

Gazeteci Ölmez’in serbest bırakılmasını Filiz Ölmez, Twitter’dan duyurmuştu.

 





Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER MEDYA HABERLERİ