Başkomiser Umut Tuncay apoletlerini söküp Şırnak Valisi’nin odasına fırlattı

Özel Harekât polisi Ali Coşkun, şehirlere tankların girmesine nasıl zemin hazırlandığı, Taybet İnan’ın 7 gün cesedinin sokakta kalışı ve şiddetin zirveye çıkarıldığı o dönemi anlattı.
Özel Harekât polisi Ali Coşkun (İsmi güvenlik sebebiyle değiştirilmiştir), Çözüm Süreci ve sonrasında yaşananların en yakın tanıklarından biri. Bir polisin bakış açısıyla gördüğü yanlışlıkları, ihmalleri ve Türkiye’de çok ses getiren olayları anlatıyor.

Bunlardan bazıları Taybet İnan’ın cenazesinin 7 gün sokakta kalması ve Cizre Bodrumları gibi önemli olaylar.

“ÇÖZÜM SÜRECİNDE YASA DIŞI İŞLERE GÖZ YUMULMAYABİLİRDİ”


“Çözüm Süreci’nde özel harekat ve devletin güvenlik güçlerine ‘görünmez olun’ talimatı verilmişti. O dönem PKK’lılar dağdan silahlarıyla şehir merkezine inip, halkla görüşüp geri dönebiliyorlardı. Siyasi olarak sorunu çözmek için görüşmeler yapılabilirdi ama yasadışı işler, girişlere de müsaade edilmeyebilirdi.

Özel Harekât’ın görünmez olması istendi, bizler de tamamen bulunduğumuz Emniyet birimlerinde bekliyorduk. Ama askerler termal kamerayla PKK’lı girişleri görüp operasyon emri istediler ama operasyon emri verilmedi.

Kendiniz yasa dışı geçişi görünce müdahale edemezsiniz. Bu trafik cezası yazmak gibi birşey değil. Operasyon demek yeri gelince ölmek yeri gelince öldürmek demek, bu ancak operasyon emriyle olur. Ama operasyon emir ve izinleri gelmedi.”

“SOKAKLAR TAM OLARAK KAPATILANA KADAR BEKLETİLDİK”

Özel harekâtçı Coşkun, hendeklerin kazılması esnasında tüm sokakların kapatılmasını seyrettiklerini, operasyon emrinin tüm sokaklar kapatılıp PKK yerleşinceye kadar gelmediğini söylüyor:

“Kobani sürecinden sonra bölgede hava tamamen değişti. Çözüm Süreci bitince de önce birkaç sokak kapatıldı, TOMA yardımıyla açtık. Silopi’de üç beş barikat varken birden her yerin kapandığı süreç başladı. Daha sonra Silopi’de Tansu Çiller Caddesi’nde Emniyet’in arkasında 5 arkadaşımız şehit oldu. Bunun üzerine bize ‘sokaklara girmeyin’ emri verildi. Biz de girmedik, ardından bir çok sokak kapatıldı. O zamanki kaymakam Savaş Konak, kapatılan ilk sokakları açmak için izin vermedi. Sonra tüm sokaklar bu arada kapatıldı.”

KAYMAKAM: DAHA ÜÇ PKK’LININ HESABINI VEREMEDİM

Özel harekatçı Coşkun, çatışmaların iyice şiddetleneceği noktaya varmasına kadar Hükümetin mülki amirler üzerinde nasıl baskı kurduğunu Silopi Kaymakamı Savaş Konak’la yaşadıkları bir diyalog üzerinden anlatıyor:

“PKK’nın Silopi bölge sorumlularından oluşan üç kişilik bir grup, Mitsubishi bir pikap çalmışlardı. Araç büyük bir şirkete aitti ve araçta GPRS vardı. PKK’lılar bunu bilmiyordu. Bunlar ilçeye geldiler, 2015’in 11’ci ayı gibi ilçede sürekli geziyorlar. Barikatların arka tarafındalar. Biz de sürekli takip ediyoruz nerdeler diye. Bir gün barikatların ön tarafına çok yakın bir noktaya geldiler. Biz de bulundukları binaya girdik, çatışma çıktı. Orda üç teröristi ölü olarak ele geçirdik. Uzun namlulu silahlar, roketatarlar, bomba yapılmış büyük bir tüp vardı pikabın arkasında. Akabinde polisevinin çatısındaki arkadaşlara ateş açıp yaraladılar. Çevik kuvvetten Yılmaz abi vardı şehit oldu.

O şehit olduktan sonra kaymakamla şu konuşmanın olduğunu hatırlıyorum. O zaman Hakan Müdür bakıyordu Silopi Emniyeti’ne, ‘Efendim sokakları kapattılar, operasyon yapmamız lazım, arkadan vatandaş arıyor burada PKK’lılar hendek kazıyor diyor, gidemiyoruz, hiçbir hükmümüz kalmadı. Asayişi sağlayalım.’ dedi Kaymakam Savaş Konak’a. Kaymakam da cevaben ‘Ben sizin öldürdüğünüz üç tane teröristin hesabını Ankara’ya veremiyorum, siz benden operasyon emri istiyorsunuz, oturun oturduğunuz yerde’ dedi.”

HENDEKLERİN AÇILMASINA GÖZ YUMULDU

Coşkun’a göre hükümetten gelen bu baskının sebebi PKK’nın bölgeye iyice yerleşmesi ve sonrasında çatışmanın çok şiddetli bir hal alması içindi:

“Hendeklerin açılmasına göz yumuldu. Silopi’de de tugay var. Orada nöbet kulübelerindeki arkadaşlar, gözleriyle sokakların kazıldığını, bomba gömüldüğünü gördüklerini ama ateş edemediklerini söylediler. O dönem siyasi otorite, ‘kesinlikle operasyon yapılmayacak’ diye ilçe kaymakamlıklarına bilgi vermişti. Silopi’de Emniyet’in arkasında 20 metre mesafelere bile bomba gömüldü.


Şehit olan komiser Umut Tuncay’ın cenaze töreninde eşinin vedalaşma anı yürekleri dağlamıştı.

APOLETLERİNİ SÖKÜP VALİNİN KAPISINA ATAN POLİS

“İstihbarat alınıyordu, katırlarla kamyon kasalarıyla silah ve patlayıcı getirdikleri yönünde. Umut Tuncay isimli başkomiserimiz vardı. O bizzat apoletlerini Vali’nin odasının önünde fırlattı. İki yıldızlı bir komiser, bu kadar hazırlık yapılıyor, barikatlar kuruluyor, hendekler açılıyor, mühimmat geliyor, madem ben özel harekâtçıyım ve bunlara müdahale edemiyorum, o zaman ne işe yarıyor diye apoletlerini söküp Şırnak Valisi Ali İhsan Su’nun kapısına fırlattı. 2015’in altıncı ayıydı. Vali beyin özel kalemi Emniyet Müdürü’ydü, o aldı sakinleştirdi, Vali de görmezden geldi. Sonra da Umut Tuncay komiser olaydan birkaç ay sonra 24 Kasım 2015’te Cizre’de şehit oldu.”



“İŞLERİ TANK KULLANMA NOKTASINA GETİRDİLER”

Coşkun, bir süre sonra polisin ve teçhizatlarının yetersiz kaldığını, bu noktada askerin devreye sokulduğunu ve artık işlerin tank kullanma noktasına vardırıldığını belirtiyor:

“Şimdi eleştiriler duyuyorum, ‘insan kendi ülkesinde tank kullanır mı’ bu cümlede katıldığım şey şu; Evet kendi ülkende tank kullanmak zorunda kalacak noktaya gelmemen lazım. Bu kadar yerleşmeye, bomba gömmelere izin vermemen lazım. Ama operasyon emirleri çıktıktan sonra da tank kullanılmasını eleştirenleri doğru bulmuyorum. Adam istihdam yapmış, dışarıdan taş taşımış, siz bakınca bir bina görüyorsunuz, binanın içini taşlarla tekrardan örmüş, attığınız mermi duvarı delse de taşlara hükmü geçmiyor. Size küçük bir delikten ateş ediyor. Bizim ateşimizin bir hükmü yoktu. Oraya da müdahale edecek tek şey de tanktı. Ve tankta kullanıldı. Duvarların içini bomba doldurup, sonra tekrar sıvayıp üstünü boyamışlardı. Girince normal ev zannediyorsunuz patlatıp binayı üstünüze yıkıyorlar.”

CİZRE BODRUMLARI

Röportaj yaptığım ilk Özel Harekât polisi, Cizre bodrumlarında ambülanslara ateş açılmasının o günlerin en kritik dokunuşu olduğunu söylemiş ve Bodrumlardan insanların tahliye edilmesi ya da etraflarının çevrilerek teslim olacak noktaya itilmeleri yönünde bir irade olmadığını, doğrudan operasyona yönelik hareket edildiğini ve Cizre bodrumlarında çok sayıda sivilin öldürüldüğünü söylemişti.

Ancak özel harekâtçı Ali Coşkun meslektaşından farklı düşünüyor:

“Cizre bodrumları denilen olaylar esnasında oradaydım. Türkiye’de dört tane yer vardı PKK açısından iyi istihdam edilmiş. Silopi, Cizre, Nusaybin ve Sur’du. Sur hariç diğer üç yerde etkili olmasının sebebi Suriye’den hızlı geçiş yapabilmeleriydi. İstihdamı tam sağlanmış, çatışmaya hazırlardı. İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla biz de bekliyorduk. Cizre’de hiçbir yere gidemiyorduk.

Bodrum olaylarına gelince, belli sokaklar açıldı, onların çıkması için beklendi. Belli bir koridor açılması istendi. Biz belli koridor açtık, günlerce çıkan olmadı. Yaralılarımız var dendi. Yaralılar için ambülans istendi, HDP’li vekiller devreye girdi. Ambülanslar için yollar açıldı. Ambülanslara ateş açıldı. Ambülanslara ateş açılınca ambülans ekipleri gitmek istemedi.

Bodrumdan televizyonlara bağlananlar oldu, asla teslim olacaklarını direneceklerini söyleyenler oldu. Çatışma ortamı vardı. Ben polislik hayatım boyunca ambülansa ateş açan polis görmedim.

Biz Cizre’nin bazı bölgelerinden sivil vatandaşları tahliye etmek istediğimizde PKK sırf siviller oradan çıkmasın diye üzerimize ateş açtı. Afrin’de Zeytindalı Harekâtı’nda dronla çekilmiş görüntüler var. Halk bölgeyi terk etmeye çalışıyor. PKK’lılar yolu kesiyorlar, yolu kapatıyorlar. Halkın kalmasını istiyorlar silahlı gruplar.

PKK’lıların şehri terk etmek isteyen halka ateş açmalarına ilişkin görüntüler de var. Bir çok yerde sivil halka biz de sorduk, neden yasak ilan edildikten sonra bölgeyi terketmediniz, neden biz gelene kadar beklediniz diye. Söyledikleri şey, PKK’nın tehdit edip izin vermediğiydi. Tamam olaylar halkı tahliye edecek raddeye gelmemeliydi. Ama PKK da sivillerin çıkmasına izin vermedi.

Ben ambülansa ateş edilmesine şahit olmadım. Ama dost ateşiyle şehit olanlar oldu mu? Oldu. Ben de bir kere dost ateşinden ölümden döndüm.”

HENDEK ARKASINDAKİLER GENÇ ÇOCUKLARDI

Özel harekâtçı Coşkun’un bu noktada PKK’ya da eleştirisi var. Şehirlerde tank kullanılmasının savaş hukuku açısından eleştirilebileceğini, ancak PKK’nın da 15 yaşındaki çocukların eline silah vererek YDGH güçleriyle savaş hukukunu asıl ihlal eden taraf olduğunu belirtiyor:

“Bizim Hendek operasyonlarında çatıştığımız kişilerin çoğu dağ kadrosundan değildi. Bunlar YDG-H denilen 18 yaşında 15 yaşında şehirde yaşayan genç çocuklardı. Ellerine silah verilip hadi sen bu mahallenin sorumlususun denilen çocuklardı. Yaşlı bir amcadan dinledim, 15 yaşında eli silahlı çocuğun gelip kendisine tokat attığını söylüyordu. Dediğimi yapacaksın diye. Silahla gençleri cezbetmek kolay. Bir anda otorite oluyor.

Silopi dediğiniz yer 100 bin nüfuslu yer. Bakınca Kırşehir’den büyük. Bu kadar büyük bir ilçeyi dağdan gelenlerle sadece kapatamazsınız. Dağdan gelenler M16 kullanan lider kadrosundan kişiler, gençleri silahlandırdılar ve onların katılımıyla kapattılar. Halkı silahlandırdılar. Aylarca barikat hendek arkasında haftalarca kalabilmek ancak yemek gibi lojistik desteklerle olur.


Taybet İnan’ın cenazesi 7 gün sokakta kaldı.

TAYBET İNAN’IN ÖLÜMÜNDE EMNİYET’İN AÇIKLAMASI GERÇEĞİ YANSITMIYORDU

Hendek sürecinin en çarpıcı olaylarından biri 57 yaşındaki Taybet İnan’ın vurulduktan sonra cenazesinin 7 gün boyunca sokak ortasında bekletilmesiydi.

Özel Harekâtçı Coşkun, olaydan sonra Emniyet’in “Taybet İnan’ın cesedinin sokakta bulunduğundan haberlerinin olmadığı” yönünde bir açıklama yaptığını, ancak bunun doğru olmadığını söylüyor.

Coşkun, Taybet İnan’ın cesedinden o dönem haberdar olunduğunu, ancak bölgede bomba gömülü olduğu şeklinde istihbarat geldiğini söylüyor:

“Biz de operasyonların bir an önce bitmesini istiyorduk. Çünkü bizim de çocuklarımız oradaydı, eşim markete gidemiyor, markete malzeme gelmiyor, sürekli hayatınız tehlike altında. Elimizden geleni yapmaya çalıştık. Ama bu bir savaştı ve bir çok insan hakları ihlali yaşandı. Mesela Taybet İnan’ın cenazesinin oradan alınmamasıyla ilgili Emniyet çok farklı bir açıklama yaptı.

Emniyet ‘haberimiz yoktu, biz çatışma döneminde orada bulunduğundan haberimiz yoktu’ diye açıklama yaptı. Oysa biz orada öyle bir kadının cesedinin olduğunu biliyorduk. Bize verilen istihbarat bilgisinde, kadının cesedinin bulunduğu yerde büyük bir patlayıcı madde olduğuydu. Dronlarla bakıldığı zaman parkelerin sökülüp tekrar döşendiğinin görüldüğü söyleniyordu. Oraya yakın unsurlara da bölgenin fotoğrafları atıldı. Bu tip durumlarda bölgeye doğrudan gidilmiyor, bombanın etrafındaki binalar tek tek alınarak gidiliyor. Sonra düzeneğin kablosu ya da sinyali bulunarak imha ediliyor. Bu bazı yerlerde günler alabiliyor. Benim de Taybet İnan’ın cesedinin olduğu bölgeye giden arkadaşlardan duyduğum, bölgeye büyük bir El Yapımı Patlayıcı gömüldüğüydü.”

Konun hassasiyeti nedeniyle burada soru cevaba dönüyorum…

Soru: Peki bomba olduğu için ‘güvenlik güçleri gidemedi’ diyorsunuz. Taybet İnan’ın eşi cenazeyi almaya kendilerinin gitmesine de izin verilmediğini, önce kardeşinin gitmeye çalışınca vurulduğunu, sonra kendisinin yaralıyken Taybet İnan’a ip atarak çekmeye çalıştığını, ancak kendisinin de kolundan vurulduğunu söylüyor?

“Yani 7 gün orada cenaze bekleyince polis için iyi bir şey mi oluyor. Yani eşi gelip polise ben cenazeyi almak istiyorum derse, alsın tabii ki. Biz ya da asker niye ateş etsin? Biz ilçeyi terk etmek isteyenlere eskortluk yaptık. Aradılar, biz gidip evlerinden alıp götürdük.”

Soru: Taybet İnan’ı kim vurdu?

“Taybet İnan’la bizim duyduklarımız oldukça farklıydı. Bölgeyi terk etmeyen YDHG’lılara lojistik destek taşıyan bir kadın diye duymuştuk. Size garip gelebilir. ‘Annem yaşındaki kadın’ diyebilirsiniz, ama onun yaşında pek çok kadın destek veriyordu. Kimin vurduğunu bilmiyorum. ‘Taybet İnan’ı polis vurdu’ diyemem. ‘Taybet İnan’ın ip atan eşine polis ateş açtı’ da diyemem. Görmedim ve kimse üstlenmedi. Ama eşi gelip Emniyet’e cenazeyi almak istediğini söyleseydi, ona izin verilirdi. Hatta eskortluk yapılırdı.”

Soru: Taybet İnan örgüte yakın biriyse örgüt neden vursun?

“Örgüt vurdu demiyorum. Polis vurdu da demiyorum. Barikatın arkasında sürekli sağa sola geçişler oluyor ve barikattan bize sürekli ateş ediliyor. Siz ne yaparsınız? Siz de ateş edersiniz. Böyle bir çatışma ortamında sivil ölümleri kaçınılmaz. Kadını PKK vurmuş olabilir, bizim arkadaşlar barikat arkasından görüntü alıp ateş etmiş olabilirler. Bilmiyorum. Kurşun sekmiş olabilir, elinde bir şey görülüp ateş edilmiş olabilir.”

Soru: Polis bir anons yapıp ‘ateş açmayın, gidip alın’ diyemez miydi?

Mesafeyi bilmiyorum. Anons mesafesi var mıydı. Çatışma ortasında 700 metre 1 km mesafede birinin yerde yatması tüm Emniyet’in oraya odaklanmasına sebep olmaz.

Soru: Peki çıkartıldıktan sonra ailesi bir taziye çadırı kurmak istedi izin verilmedi, defnedilmesi için sadece iki yakınına izin verildi. Bunlar garip değil mi?

“Hangi tarihlerde, nereye defnettiler bilmiyorum. Aileye bakmak lazım. Emniyet, aşiretine bakar, örgüte yakınlığına bakar, çatışmadaki durumuna bakar. Bu dediğiniz uygulama terörist muamelesi. Askerle polisle çatışma durumunda ölenlere bu tip muamele yapılıyor. Tabi defin tarihinde sokağa çıkma yasağı devam ediyor muydu bilmiyorum.”

Taybet İnan’ın eşi olaydan sonra 155’i defalarca arayıp eşinin yaralı olduğunu ambülansla alınmasını istediklerini ancak ambülansın gönderilmediğini söylüyor. Israr üzerine 155’ten beyaz bayrakla gidebilecekleri yönünde izin verildiğini, ancak bunu yapmayı denediklerinde üzerlerine ateş açıldığını belirtiyor. Ancak bu ateşi kimin açtığı henüz belirlenebilmiş değil.



SİPARİŞ DUVAR YAZILARI

Özel harekâtçı Coşkun, Hendek Süreci’nde güvenlik güçlerinin duvarlara yazdıkları yazıların ise fazla önemli olmadığı görüşünde.

Yazıların PKK’nın yazılarına tepki olduğunu, ancak “Reis ve Uzun adam” yazılarının sipariş olduğunu söylüyor:

“Esedullah yazısını okumuştum. PKK’nın Faraşin Timi vardır, duvara yazarlar. Farklı tim isimleri yazar PKK’lılar. Bizim arkadaşlar da duvarlara buna karşılık yazılar yazdıklarını düşünüyorum. Aslında duvara Esadullah Timi yazanı tanıyorum. Silopi’de de bir-iki yerde de vardı. Birçok yerde birbirinden etkilenip yazanlar oldu. Bunu radikalleşme görmüyorum. İlçe, merkez, Emniyet’in yanı, duvarına ‘PKK, YDHG, Biji Apo’ yazıyordu. Ona karşılık yazıldı diye düşünüyorum.

Şimdi bir insanı savaştırıyorsan bazı şeylere de göz yumacaksın. ‘Kurdun dişine kan değdi, korkun’ diye duvara yazıp kendini motive etmesine de birşey demeyeceksin. Hem adama git savaş, 10 ton bombayı sök diyeceksin. Sonra da duvara spreyle birşey yazmasına da laf edemezsin. Asker için de polis için de konuşuyorum, gidin eğitimlerine bir sürü marş vardır, sloganlar vardır. Bunları neden yaptırıyorlar, insanları savaş için motive böyle edersiniz.

Birçok amir müdür bu yazılara ses çıkarmadı. Ama Silopi’in Tugay komutanını hatırlıyorum. O zaman telsiz kodu Hakan1’di. Duvara yazılarla ilgili, ‘Evlatlarım ben de elime sprey alıp onların yazdığı hakaretlere karşı yazılar yazmayı istiyorum, içimden geçiyor ama biz onlar gibi başıbozuk değiliz, bize böyle yazılar yakışmaz, rica ediyorum yazmayın’ dedi.

Ben hiç yazı yazmadım. Bir sefer haricinde. Sadece bir yere Neşet Ertaş ölümsüzdür yazmıştım. Kırşehirliyim.

Radikalleşme görmedim ama Özel Harekât’ın içinde Cüppeli cemaatinden ve Menzil’den adamlar var. Onların olaylara bakışları değişik tabii. Milliyetçiler var. Kendini AKP’li addedenler var. Hatta sipariş üzerine uzun adam sana selam olsun yazanlar vardı.

Reis mesajlı yazılar siparişti. Bakın bizi bu pisliğin içine hükümetin attığını biliyorduk. Hiçbir Özel Harekâtçı o kadar arkadaşını şehit verdikten sonra, ‘Uzun adam sana selam olsun’ yazmaz. Ben o zaman Özel Harekat’ın hükümete duyduğu kini, nefreti biliyorum. Sağcısı, solcusu bile. AKP’lisi bile. Uzun adam filan tamamen sipariş. Hükümet her şeyi kullandığı gibi bunu da kullandı. Telefon ettiler, duvara uzun adam yazıp fotoğrafını çekip atın dendi. Yapıldı.

15 Temmuz’dan önce Emniyet’in hükümete olan güveni bitmişti. 15 Temmuz ellerine geçti, Binali Yıldırım, iyi proje diyor ya. Bu proje ellerine geçti herkesin başına çöktüler. Emniyet’teki hava da değişti.”

BİTTİ.


CEVHERİ GÜVEN / BOLD


Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER MEDYA HABERLERİ