Ahmet Altan: Meydanlarda yakılmamı, çarmıha gerilmemi, derimin yüzülmesini de talep edecek misiniz?

Gazeteci Ahmet Altan savunmasında, “Bir şeye inanmak diye bir suç var mı? Meydanlarda yakılmamı, çarmıha gerilmemi, derimin yüzülmesini de talep edecek misiniz?” ifadelerini kullandı.




Ahmet Altan, Yargıtay’ın bozma kararının ardından İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada savcının mütalaasına karşı tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden SEGBİS aracılığıyla savunmasını yaptı. Altan, savunmasında şunları kaydetti:


SAVCININ SANIĞA YÖNELTTİĞİ SUÇU İŞLEDİĞİNİN İTİRAFI

“Ben hayatımda ilk kez, bir savcının sanığa yönelttiği suçu bizzat kendisinin işlediğini itiraf ettiği bir mütalaa okudum. Savcı, benim 15 Temmuz’daki “darbenin gerçekleşeceğini beyan ettiğimi” iddia ediyor. Bu yalan. Böyle bir beyanım yok ve bu dosyada böyle bir beyanda bulunduğumun bir belgesi de bulunmuyor. Savcıya göre, birisi darbenin olacağını biliyorsa mutlaka darbecilerle eylem birliği içindedir. Bu kadar net. Peki, sonra ne diyor? “Silahlı bir darbe gerçekleştirme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olarak görüldüğü bir dönemde” yazılmış yazılar. Demek 15 Temmuz’dan önce kuvvetli bir darbe ihtimali varmış. Ve savcı bu darbe ihtimalini görüyor ve biliyormuş. Savcı, bir darbe ihtimalini, darbecilerle eylem birliği olmadan bilmenin mümkün olamayacağını söylediğine göre sormak istiyorum: Bir darbe ihtimali olduğunu hangi darbecilerle eylem birliği yaparak öğrendiniz? Bir darbe ihtimali olduğunu bildiğiniz halde neden bir soruşturma başlatmadınız? Bu bilgiyi neden devletin diğer yetkilileriyle paylaşmadınız?

KANITSIZ YARGILAMA

Ortada yüzlerce insanın hayatına mal olan çok ağır bir suç var. Ve biz belki de ilk kez bu darbenin devlet içinde birileri tarafından bilindiğini açıkça söyleyen bir itirafla karşı karşıyayız.Beni ipe sapa gelmez suçlamalarla yargılamadan önce devletin, bu suçu işlediğini itiraf eden savcıya ve onun işbirlikçilerine bu soruları sorması gerekir. Mütalaa, “terör örgütünün medya unsurlarından olan Taraf gazetesi” diye başlıyor. Bir savcı bu cümleyi yazdıktan sonra bu iddianın kanıtını da yazmak zorunda. Yazmış mı? Tabii ki hayır. Bu söylediği gerçek değil, dolayısıyla bir kanıt da yok. Ama artık Türkiye’de iddialar da yargılamalar da kanıtsız yapıldığı için savcı aklına geleni rahatça söyleyebilir.

BALYOZ PLANINA İNANMAK SUÇ MU?

Sonraki iddia, sahibi suçlanan haberdar.com sitesinde haftada bir yazı yazmam. Benim yazı yazdığım bir yerin sahibi suçlandığında benim de otomatikman suçlanacağımı gösteren yasa maddesi ne? Balyoz darbesinin gerçek olduğuna “inandığımı” söylediğim için darbe suçu işlediğimi ileri sürüyor savcı. Düpedüz bir şeye “inanmayı” suç sayıyor. Bir şeye “inanmak” diye bir suç var mı? Orta çağ’da vardı, şimdi de Türkiye’de var anlaşılan. Meydanlarda yakılmamı, çarmıha gerilmemi, derimin yüzülmesini de talep edecek misiniz? Elbette Balyoz seminerinin kesinkes bir darbe hazırlığı olduğuna inanıyorum. Yargıtay başsavcısı da buna inanıyor, bunun için beraat kararının bozulmasını istedi. AKP’nin eski başbakanı ve bakanları da buna inanıyor. Açıkça beyan ettiler. Onları da inançlarından dolayı yargılayacak mısınız? Bir darbe girişiminin, girişimden altı yıl önce yayımlanmış bir haber sayesinde gerçekleştiğini iddia eden aklın, mantıkla bir bağı da bulunmuyor zaten.

ERDOĞAN’I ELEŞTİREN HERKES DARBECİ Mİ?

“Mutlak korku” başlıklı yazımda Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasaya uymadığını yazmışım. Yazdım, çünkü anayasaya uymuyordu. Uymadığını “fiili bir durum” olduğunu söyleyerek kendisi de kabul etti. Yazdığım doğru. Doğruları yazdığım için mi yargılanıyorum? Büyük bir ihtimalle bunun için yargılanıyorum. Çünkü doğrulardan, gerçeklerden ödünüz patlıyor. Yazının sonunda da “sanırım kötü bir piyesin son perdesini seyrediyoruz. Bedeli biraz ağır oluyor ama biteceğini bilmek gene de iyi” diye yazmışım. Savcıya göre bunlar darbenin işaretiymiş. Bu savcı AKP’nin normal bir seçimle işbaşından gitmeyeceğine inanıyor herhalde. Ona kötü haberi bir kere daha vereyim; AKP iktidardan gidecek. İstanbul seçimleri bu gidişin nasıl olacağını herkese gösterdi. “Montezuma” adlı yazımda savcıya göre “cumhurbaşkanının anayasayı çiğneyerek tek başına iktidarı ele geçirdiği şeklinde söylemlerde bulunmuşum.” “Söylemlerde bulunmak” ne tür bir suç, onu anlamadım. Erdoğan’ı eleştirmek nasıl oluyor da “darbecilere yardım” olarak nitelenebiliyor? Erdoğan’ı eleştiren herkesi darbeci mi sayacaksınız? Böyle bir niyetiniz var gibi ama o zaman bu halkın yarısından fazlasını yargılamanız gerekir ki, bunu yapmaya ne mahkeme salonlarınız ne de hapishaneleriniz yeter. Birisini hapse atmaya karar verir de bunun için bir kanıt bulamazsanız saçmalamaktan başka çareniz kalmaz.”

NE OLDU SUBLİMİNAL MESAJ HİKAYESİ?

Ahmet Altan’ın savunmasının ardından Mehmet Altan savunmasını yaptı.  Altan savunmasında şunları kaydetti:

“Savcı Muhammed Ensar Bulutoğlu’nun beraatimi isteyen mütalaasını okurken hukuk açısından çok garibime giden bir noktaya öncelikle değinmek istiyorum. Savcı Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararı  ile hukuken çöp sayılan ve geçen duruşmada da benim deli saçması olarak nitelediğim iddianamedeki iddiaları  yukarıdaki yargı kararları yokmuş gibi aynen tekrarlamakta beis görmemiş. Nedenini gerçekten anlayamadım ? Anlayamadım çünkü şimdi unutturulmak istense de  o gözaltı  ‘subliminal mesaj’ vermek gibi mizahçılara  konu olan bir suçlama ile başladı.  Ne oldu o ‘subliminal mesaj’ hikayesi ? Ayrıca  o iddianameyi hazırlayan ve Perşembe gecesi İzmir’e tayini çıkan  35 yaşındaki iddianame savcısı  Can Tuncay soruşturmanın gizliliğini yok sayarak şahsım aleyhine  gerçeğe aykırı yakıştırmalarla  rezil bir algı operasyonu yürüttü. Örneğin ,çok eski seyahatlerden kalmış ,üçte biri yırtık, tedavülden kalkmış bir doları, ahlak ve utanmayı bir kenara koyarak lekeleme aracı olarak kullandı.”

HUKUKA KEZZAPLA SALDIRAN SAVCI

“Örneğin, göz altına aldırdığı tarihten dört yıl önceki bir konferansı  bahane ederek, emrindeki iki polise tutturduğu bir tutanakla delil imal etmeğe kalktı.  Bunlarla yetinmedi evrakta da sahtecilik yaptı. Beni gözaltına almak için hukuka kezzapla saldırmış ve anayasal güvencelerimi bıçaklamış birisinden söz ediyorum. Duruşma savcısının mütalaasında  tekrarladığı manasızlıklar böyle bir savcının marifetleri. Tabii bu süreçte bu savcı  benzeri insanlar çok. Dosyada bunların  kimler olduğu ,anayasayı nasıl ihlal ettikleri, hukuku nasıl yok saydıkları tüm çıplaklığıyla belli ama en azından  bugün konumuz onlar değil.

ANAYASAL SİSTEMİ YOK SAYMAK İSTEYEN ÇETE

Sadece bu süreçte kasıtlı bir şekilde bu zulmün  parçası olan herkese sormak gerek  ‘bir gün yargılanırsanız aynı hukuksuzluğun ve uyguladığınız  bu zulmün  muhatabı olmak ister misiniz?’. Şunu da hatırlatmak isterim, iddianame savcısıyla ilgili sıraladığım bütün bu rezaletler belgelenmiş ve HSK’ya iletilmiştir. Şikayetlerimizin hepsi HSK önünde şimdilik uyusa da, hukuk devleti geri geldiğinde  ülkenin düşünce insanlarına yönelik bu düşmanlık hukuk açısından gerektiği gibi değerlendirilecektir. Buna da eminim. Bu dava süreci boyunca anayasal sistemi yok saymak isteyen bir iradenin, devlet içinde fiilen çaba gösterdiğine şahit oldum. Bu çetenin öncelikli hedefi ise hep anayasa oldu. Çok tehlikeli bir biçimde anayasa hükümlerini yok saymak istediler. Hakkımda  Anayasa Mahkemesi Genel Kurul  Kararı gene Anayasa’nın 153. Maddesi gereği herkesi bağlar. Savcının bu kararı hızla geçip, çöp olmuş bir iddianame  safsatasını garip bir şekilde uzatarak tekrarlamasını  bu açıdan tehlikeli bulurum.

MAĞDURİYETLERİM DEVAM EDİYOR

Bana tazminat ödenmiş olmasına rağmen hala mağduriyetlerim devam etmektedir. Halbuki bunun acilen giderilmesi hem anayasal bir zorunluluktur, hem de Yargıtay içtihadıdır. Bunlar çok açıkken benim bir de  ‘katılan’ konusunda hatırlatma yapmak  zorunda kalmam ayrı bir garipliktir. Yargıtay’ın bu çok önemli vurgusunun da unutulmamasını ve zapta geçirilmesini de talep ediyorum. Bu celse karar verilmemesi, bir şekilde duruşmanın ertelenmesi gibi bir durum olur ise  benim beraatime her koşulda bu duruşmada karar verilmesini de gene taleplerim arasındadır.  Son olarak   yıllar önce ıskartaya çıkmış ,üçte biri yok olmuş, tedavülden kalkmış ve ahlaksızca istismar edilmiş dolarım da dahil altı dolarımın, henüz alamadığım dijital malzemelerimin tarafıma verilmesiyle birlikte beraatime hükmeden Yargıtay kararına göre beraatime karar verilmesini de talep ediyorum.”
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER MEDYA HABERLERİ