Mağdurlar işkenceyi anlattı: Tecavüzle tehdit ediyorlardı…

Amberin Zaman, al- Monitor'daki yazısında işkence mağdurlarının anlatımına yer verdi: Kadın, utançla kıvrılmıştı. Onu soymaya başladılar. Onu bodruma götüreceklerini ve tecavüz edeceğini söylediler. Bunu silahlı kuvvetlerin bir subayına yaptılar...
Gazeteci Amberin Zaman, al-Monitor’da, Türkiye’deki darbe girişiminden sonra arten işkence vakalarını, mağdur beyanlarına dayanarak kaleme aldı.

Elazığlı 39 yaşındaki Kürt öğretmen Erhan Doğan’ın, anlatımlarına yer veren Zaman, şunları yazdı.

“Doğan, 26 Temmuz 2016 gecesi ilk defa işkence gördüğünü söyledi. (…) Doğan, defalarca dövüldüğünü, kaburgalarının ve kafasının tekmelendiğini, ellerinin arkadan kelepçelediğini söyledi. Her seferinde, iki saat boyunca, bileğine halatla bağlanarak askıya alındığını söylüyor. Gözü bağlandı ve tecavüzcüle tehdit edildi. (…)  Kafasına bir kova buz gibi su döküldü, (işkence) sonra tekrar baştan başlayacaktı. İşkenceciler karısını ve kızını “bize isim vermezseniz” diyerek tecavüzle tehdit ettiklerinde Doğan, ciddi olduklarını anlamıştı, çünkü üç genç kadının geçici gözaltı merkezine alındıklarını görmüş ve kederli çığlıklarını duymuştu.


‘Kendimi öldürmeye karar verdim; beşinci gündü’ diyor  Doğan: ‘Tişörtümü tuvaletteki bir borudan asacaktım ama inancım buna engel oldu’ Dokuzuncu günde Ankara’nın Sincan Hapishanesine nakledildiğini söyledi. (…)”


Amberin Zaman, AKP’nın 18 yıl önce ‘işkenceye sıfır tolerans’ sözü verdiğini, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın, ordunun siyasete müdahalesine son vermeye kararlı olduğunu hatırlattı ve “Ordu vesayetinin sona ermesi, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile tam üyelik görüşmeleri başlatmak için ortaya koyduğu en önemli koşullardan biriydi” 

Bu dönemde yapılan reformları anlatan ve 2005 yılında AB’nin resmi olarak Türkiye ile tam üyelik müzakereleri başlattığını vurgulayan Zaman, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Sebnem Korur Fincancı’nın youmlarına da yer verdi. Zaman, “Fincancı,  telefon görüşmesinde Al-Monitor’a verdiği demeçte işkencenin ‘en acımasız formlarında’ geri döndüğünü söyledi”

New York merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 29 Temmuz tarihli bir raporuna da değinen Zaman, Türk polisinin ve genişletilmiş yetkilere sahip bekçilerin geçen iki ayda İstanbul’da en az 14 kişiye karşı ciddi hak ihlalinde bununduğunun belirtildiğini vurguladı.

Raporda ‘Kürt şehri Diyarbakır’da’ yapılan işkencelere de yer verildiğini yazan Zaman, yazısına şöyle davam etti:

“35 yaşında bir işçi olan Şeyhmus Yılmaz ve eşi Menice de kurbanlar arasındaydı. Polis, 31 Mayıs gece yarısında uyarıda bulunmadan düşük gelirli Bağlar bölgesindeki evlerine baskın yaptı. Yılmaz, Diyarbakır’dan bir telefon görüşmesinde Al-Monitor’a verdiği demeçte, ‘Yaklaşık 20 polis ve üç Alman çoban köpeği vardı’ dedi. ‘İlk önce üç çocuğumuzla birlikte odalarından birine kaçan eşimin peşine düştüler ve köpeklerden birini serbest bıraktılar. Ben uyuyordum ve kargaşa ile uyandım. Oturma odasına girdim, polis beni tekmelemeye başladı ve köpekler beni her yerde ısırırken ‘Bu o, tut onu, öldür onu’ diye bağırıyolardı.”

Bir polis memurunu öldürmekle suçlanan başka birini arıyorlardı. Muhammed Emir Cura o gün yakalandı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, polis Cura’yı çırılçıplak soydu, copladı ve yumrukladı. Avukatları, tecavüzle tehdit edildiğini söyledi.”

Zaman, İnsan Hakları İzleme Örgütü Emma Sinclair-Webb’den de görüş aldı. “İşkence, kötü muamele ve polis şiddeti yaygınlaşıyor” diyen Sinclair-Webb, “Köpekleri kullanmaları yeni ve insanları ısırtmaları, terörize etmeleri korkunç. Baktığımız iki vakada bomba yok, narkotik yok, neden köpekler?” diye sordu.

Zaman yazısına şöyle devam etti:

“Daha kaygı verici bir şekilde, cezasızlık kültürü, Türkiye sınırlarının ötesine, Türk kuvvetlerinin geniş toprak alanlarını işgal ettiği kuzey Suriye’ye de yayıldı. Türk gözetimindeki Suriyeli isyancılar tarafından yürütülen kötü muamele, cinsel istismar ve yargısız infaz raporları Birleşmiş Milletler tarafından ‘savaş suçları’ olarak tanımlanıyor. Aynı zamanda hak örgütleri, Türk kuvvetlerinin, suçlamaları desteklemek için çok az kanıtla terörist bağlarla suçlanan Suriyelileri kaçırıp hapse attıklarını, bunun Cenevre Konvansiyonu’nun açık bir ihlali olduğunu söylüyor.

İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı yetkilileri, Al-Monitor’a İnsan Hakları İzleme Örgütü raporunda ayrıntılı olarak açıklanan işkence iddiaları hakkında yorum taleplerine cevap vermediler.

Fincancı, hükümette hiç muhatap kalmadığını söyledi. AB ülkelerinde sağcı popülistler yükselirken, ‘Türkiye’de neler olduğuna çok az dikkat ediliyor’ ve ‘hükümet artık AB’nin söylediklerine önem vermiyor’, hak gruplarını her zaman daha savunmasız hissediyor. ‘Bizi kapatabilirler mi? Evet, yapabilirler’ diyor Fincancı.

(…)

Ülke çapında suiistmaller 15 Temmuz 2016’dan hemen sonra, Erdoğan’ı devirmeyi amaçlayan kalkışmadan sonra başladı. Hükümet, genişleyen küresel Sünni Müslüman okulları ve işletmeler ağının Pennsylvania merkezli lideri Fethullah Gülen’i, darbeyi beyni olmakla suçluyor.”

Zaman, okul öğretmeni Doğan’ın darbe girişiminden sonra Ankara’daki gözaltı merkezine götürülen kişilerden biri olduğunu yazarak Doğan’ın aktarımlarına yer verdi:

“Çoğu zaman bir gardiyan, işkencenin gerçekleştiği bir hücreye götürmek için insanları ismiyle çağırıyordu. O beş kez çağrıldı. Ona ‘Kürt piçi’ adını verdiler. İşkence 11:00’da başladı, 5:00’a kadar sürdü. İslamcı ve ırkçı sloganları kullanan sivil giyimli sakallı erkekler tarafından gerçekleştirildi. Talepler hep aynıydı: Önde gelen Gülencilerin isimlerini verin.

Savcılar, 2013 yılında yüzlerce başka kişi ile birlikte kapatılan Gülen okulunda ders veren Doğan’ın bu komploda yer aldığını kanıtlayamadılar. 16 ay görev yaptıktan sonra Doğan, F.T.'ye üyelikten yedi yıl altı ay hapse mahkum  edildi ve şartlı tahliye edildi.

Ağustos 2018’de kaçakçıların yardımıyla Evros Nehri’ni lastik bir botla geçerek Türkiye’den kaçıp Yunanistan’a geçtiler. Kısa süre önce bir Kuzey Avrupa ülkesinde sığınma hakkı kazandı , eşi ve üç çocuğu ona katıldı. 16 yaşındaki kızı psikolojik problemlerden muzdarip. En yakın akrabalarından bile kaçınan Doğan, Türkiye’ye bir daha asla ‘geri dönmeyeceğini’ söyledi.

(…)

Erdoğan’dan Kürt isyancılara karşı mücadelesi için madalya alan Musa Kılıçaslan, darbe girişiminden sonra gözaltına alınıp aynı merkezine götürüldüğünü anlattı. Merkezin zeminlerinin kan ve idrarla kaplandığını ve mahkumların de bunun içinde oturmaya zorlandığını söyledi. Gördüğü işkence nedeniyle kaburgaları kırıldı. (…)

Gözlerinin önünde güvenlik müdürlüğünün revirinde pijama giymiş bir kadın memurun defalarca dövüldüğünü söyledi. utançla kıvrılmıştı. Onu soymaya başladılar. Onu bodruma götüreceklerini ve tecavüz edeceğini söylediler. Bunu silahlı kuvvetlerin bir subayına yaptılar. Daha sonra, kadının darbe gecesi evinden çıkmadığı ortaya çıktı. Üzerindeki pijamalar da zaten bunun kanıtıydı. 

(…)

Kılıçaslan Ankara’da cezaevinde kaldı. Anadolu haber ajansının bildirdiğine göre, Haziran ayında Ankara’daki jandarma merkezindeki darbe girişimine katılmaktan 85 sanıkla birlikte ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.”

Zaman, HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun görüşlerine de yer verdi. Gergerlioğlu, Ocak 2016’dan bu yana, en az 28 kişinin MİT tarafından zorla kaçırıldığı iddiasını aktardı. Zaman şunları yazdı:

“Darbe sonrası görevden alınan savunma sanayii sekreteryasının eski bir çalışanı olan Yusuf Bilge Tunc, geçtiğimiz yıl 6 Ağustos’ta Ankara’da kayboldu. Kaybolmasının diğer vakalara bağlı olduğuna inanılıyor, ancak bu doğrulanmadı.

(…)

Tunç’un hayatı için korkular her geçen gün artıyor. Babası antidepresanlar kullanıyor. 10, yedi ve üç yaşındaki üç çocuğu onun ‘cep telefonunun çekmediği  bir yerde’ olduğuna inanıyor.”
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER İŞKENCE HABERLERİ