İşkencenin belgesi: Gökhan Açıkkollu böyle öldürüldü

Çağdaş Ses Genel Yayın Yönetmeni Ece Sevim Öztürk, OHAL sürecinde gözaltındayken işkence sonucu öldürülen Gökhan Açıkkollu'nun nasıl ölüme götürüldüğünü araştırmaya devam ediyor..
Ece Sevim Öztürk, Gökhan Açıkkollu'nun gözaltındayken nasıl işkence gördüğünü raporlarla ortaya koydu.

İşte Çağdaş Ses'de yer alan o raporlar..

Gökhan Açıkkollu...

Binlerce meslektaşı gibi, öğretmenlikten ihraç edildiğini, 23 Temmuz 2016’da Resmi Gazetede yayımlanan 667 sayılı KHK’dan öğrendi.

Aynı gün saat 23:00 civarında terörle mücadele ekipleri evini bastı. Açıkkollu’nun elleri arkadan kelepçelendi, arama yapılırken çağrılan yönetici ve eşi de evde tanık olarak tutuldu. Evde yöneticinin tanıklığında hem darp edildi hem de şeker krizi geçirince elleri açılmadan insülin iğnesi vuruldu.

Baskın sonrası terörle mücadele ekipleri tarafından gözaltına alınan Gökhan öğretmene polis aracı içinde de şiddet uygulandı. Sağlık kontrolünde de sırtına, gözünün kenarına ve omuzlarına vurulmaya devam edildi.

Konya’daki ailesi Gökhan öğretmenin gözaltına alındığını, 24 Temmuz Pazar sabahı TEM’den bir polisin araması üzerine öğrendi. Bunun üzerine Mümine Açıkkollu, Terörle Mücadele Şubesi’ne giderek eşinin giysilerini ve ilaçlarını teslim etti. Avukat atandığında Gökhan Açıkkollu’nun nezaretteki 7. gününde avukat ataması gerçekleştirildi. Mümine Hanım, avukatın talebi üzerine yedek gözlük getirdi.

Mümine Hanım, eşine gözaltında işkence yapıldığını fark ederek savcılığa suç duyurusunda bulunmak istediğini söyledi. Ancak avukat görünür yerlerinde şiddet izi görmediğini söyleyince işkence suç duyurusunda bulunmadı.

13 gün gözaltında kaldı Gökhan Öğretmen, üç kez kriz geçirdi. Hastaneye her götürülüşü bile başlı başına işkenceydi. İnsanların içinden ters kelepçeli bir şekilde geçirilen genç öğretmen, “bu adam darbeciymiş, bu adam teröristmiş, vatan hainiymiş” tacizleri arasında yürütüldü.

Gökhan Öğretmen her sağlık kontrolünde maruz kaldığı işkenceyi anlattı üstelik, sessiz kalmadı. Sağlık raporlarında açık bir şekilde yer aldı yaşadıkları. Morluklar, kızarıklar, kanamalar devam ediyordu. Gözaltının dördüncü ve altıncı günündeki sağlık kontrollerinde yüzlerce kez yüzüne tokat ve göğsüne tekme atılıp sırtına basıldığını, kafasının duvara vurulduğunu anlattı. Yapılan muayenesinde yüzünün sağ tarafında, alın ve göz dışı yan bölgesinde sıyrıklar, kafa arka saçlı deri içinde şişkinlik ve yara, sağ göğüs altında ağrı, tespit edildi.

Gözaltındaki beşinci gün komaya giren genç öğretmen hastaneye yatırılsa da, yaşadığı şeker ve panik atak gibi kronik hastalıklarına rağmen yeninden nezarethaneye geri götürüldü.

TEM nezarethanesi C Koğuşu 3 No’lu bölümde gözaltının 13. gününde, 5 Ağustos 2016’da hayatını kaybetti Gökhan Öğretmen. Kalbi durunca 40 dakika boyunca kalp masajı yapıldı, ancak hayata döndürülemedi.

Mümine Hanım’dan naaşı teşhis etmesini isteyip, kendisine eşinin eşyalarını teslim ettiklerinde ilaçların hiç eksilmediğini fark etti. Eşinin her yemekten sonra kullanması gereken iki insülin ilacının, tablet ilacının hiç eksilmediğini, 100’lü iğne kutusunun sadece 4’ünün azaldığını fark etti. Memuru gördükçe ancak ilacını alabiliyordu. Eşinin kırık gözlüğünü de yanına aldı Mümine Hanım.

Gökhan Öğretmen gözaltında iken başka dosyadan gözaltına alınan Avukat Emrah Biçer, 20 Eylül 2016 tarihinde Silivri Cezaevi’ne verdiği el yazısı dilekçesiyle Açıkkolu’nun işkence ile öldürüldüğüne dair tanıklık etti.


Avukat Biçer, dilekçesinde “Gözaltında iken yaklaşık 14 gün başka bir dosyadan gözaltına alınan öğretmen Gökhan Açıkkollu ile beraber kaldık. Kendisi gözaltında iken döve döve öldürülmüştür. Bu duruma en az 15 kişi şahittir. Deliller sabittir. Bu kişi için açılan bir soruşturma olup olmadığının, var ise soruşturma numarasının tarafıma bildirilmesini saygılarımla talep ederim” diye yazdı.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı ve Türk Tabipleri Birliği yöneticisi, Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, 8 Ocak 2017 tarihli 14 sayfalık  hazırladığı değerlendirme raporunda ölüm nedeninin işkence olarak kayda girmesi gerektiğini vurguladı.
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi, 29 Ağustos tarihli ve 16/70527/3425 sayılı otopsi raporunda, kaburga kemiklerinde 3, 4, 5, 6, 7. kotlarda oblik bir hat izleyen kırıkların tespit edildiğini belirtti. 5. İnterkostal aralık hizasında kanama görüldüğüne dikkat çekerek, “Boyun ve sırtta cilt altında, kas içinde çıplak gözle kanama alanları tanımlanması, mikroskop ile yapılan incelemede bu kanamaların doğrulanması” noktasında tespitte bulunarak, Açıkkollu’nun gözaltı muayenelerinde bahsettiği işkenceye dair yaraların uyumlu olduğunu doğruladı.

Savcı, dilekçe veren avukatın ifadesini almaya gerek bile duymadan soruşturmayı kapattı. Gökhan Öğretmen ile aynı koğuşta kalan adli tıp uzmanı Gürol Berber yaşadıklarını şu sözlerle ifade etti:
“Hepimiz için zor koşullardı. Ben de tutuklanıp Silivri’ye gönderildim, orayı görseniz akademi olmuş sanki… Nerede işini iyi yapan akademisyen varsa toplayıp götürmüşler. Askerleri bilmiyorum ama orası da öyleydi. Tabii gözaltı günleri, hayatım boyunca unutamayacağım zamanlar oldu. Gökhan gözaltına alınırken önce evinde darp edildiğini, sonra emniyette dövüldüğünü anlattı geldiğinde bizim yanımıza. Çok tedirgindi, korkuyordu. Kendisini yeniden alacaklar diye endişeleniyordu. Biz de teselli ediyorduk, “merak etme, olan olmuş artık kimse sana bir şey yapmaz” diyorduk. Ama uyuyamıyordu, cenin pozisyonunda sallanıyordu yatakta çoğu zaman. Biz düzeltiyorduk, yeniden o hali alıyordu. Gökhan’ı karga tulumba alıp götürdüler yanımızdan ve işkence gördü, geri getirdiler. Artık “yeniden almazlar” da diyemiyorduk. “Bana vatan haini dediler, benim kardeşim polis ben bunları kaldıramıyorum” diyordu, aldığı darplardan ve acılardan çok ona içerliyordu. Hastaneye gitmek istemiyorduk, hem alay ediyorlardı “buradan gitmek için bahane arıyorsunuz” diyerek hem de kelepçeli gidiyorduk, çeşitli hakaretlere maruz kalıyorduk yolda giderken de… Gökhan’ı getirdiklerinde Avukat Emrah vardı, onu görünce sarıldı, göğsünü siper etti çocuk. 15 dakika ağladı Gökhan, ondan sonra anlatmaya başladı, nasıl dövdüklerini anlattı. Sırtına dizle vurmuşlar, vefat ettiği geceye kadar göğsünü tuttu, acısı vardı çocuğun. İsim ver, kurtul demişler. Bir isim uydursa kurtulacak. Eczacı Habip isminde birinden söz ediyordu, o da onun ismini vermiş, kurtulmuş belli ki. Daha önce iki kez kriz geçirmişti koğuştayken.. Şeker krizleriydi, şeker verdik.. Sinir krizi geçirdi daha sonra, biraz dolaştırdılar, kendine geldi..

Memur bey oradaysa alabiliyordu ilaçlarını… Bizim de psikolojimiz çok kötü durumdaydı, inanın kolay değil bu yaşananlar. Gökhan’ın vefat ettiği gün ben de uykusuzdum, geç uyudum. Gökhan da o gece hep göğsünü tutuyor, sallanıyordu. Ben bu sebeple vefat ettiğini düşündüm, kalp krizi demişler. “İşkenceden değil, kalp krizinden” diyenler olmuş, böyle saçma bir şey olabilir mi? Fark etmez, işkence altında ölen bir adam kalp krizi geçiriyorsa bunda işkencenin etkisi yok mudur yani? Hamile kadının karnına tekme atılmış, kadın düşük yapmış… E bu çocuk zaten düşecekti mi diyeceğiz? İşkence altındayken bu şekilde, eziyet görüyorken nasıl öldüğünün bir önemi var mı? O günden on gün sonra, yirmi gün sonra vefat etseydi de o işkenceye bağlanabilirdi, çünkü benzer çok fazla karar var.”

DR. GÜROL BERBER: “YÜZÜME NEDEN BAKMIYORSUN DEMİŞ, “PAT” DİYE VURMUŞLAR”

Yazının ertesi günü Çağdaş Ses’te gerçekleştirilen canlı yayında tanıklığını paylaşan ve Gökhan Açıkkollu’nun nezarette 13 gün yanında kalan Dr. Gürol Berber, Açıkkolu’nun yanlarından sürüklenerek götürüldüğünü anlatarak, kendisinin tabiriyle polislerin tokat attığını şu sözlerle ifade etti:

İlk geldiğinde konuşamadı, biz de bir şey diyemedik… Karşımızda yüzü düşmüş bir insan var. Emrah sarıldı, o onun göğsüne yaslandı, uzun süre onun göğsünde ağladı. Kimse bir şey diyemedi, o an herkes sustu. Emrah onu biraz teselli etmeye çalıştı, sonra başına gelenleri anlatmaya başladı. “Sen, yüzüme bak. Niye yüzüme bakmıyorsun?” diyor, “pat”, vuruyor! Sonra yüzüne bakıyorum, yüzüne bakınca “pat” diye vuruyor, diyor. “Sen vatan hainisin” diyor, “pat” diye vuruyor. “Bütün bu olanlardan sen sorumlusun” diyor, “pat” diye vuruyor. Arkadan birisi diz geçiriyor, “sen kimin imamısın” diyor, “pat” diye vuruyor.. Hatta karıştırmışlar bir ara, “sen jandarmanın imamı mısın diye sormuşlar, “yok bu polisin imamı” demişler.
 
MUAYENE RAPORU GÖKHAN AÇIKKOLLU’NUN GÜROL BERBER’E ANLATTIĞI “PAT DİYE” İŞKENCESİNİ DOĞRULUYOR

Gökhan Açıkkollu’nun sadece gözaltına alınırken ve Vatan Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğünde değil, gözaltı sırasında da işkence yapıldığını, Doktor Gürol Berber ve Avukat Emrah Biçer’e anlattığı “pat diye vurdular” ifadesinden anlayabildiğimiz gibi, bu tokatları doğrulayan muayene raporlarından da görebiliyoruz.

23 Temmuz 2016’da gözaltına alınan Açıkkollu, 24 saat muayene esasına uyularak her gün doktor kontrolüne götürülebiliyor. Bu sayede doktora yaşadığı işkenceyi not aldırabiliyor.

Vücudundaki lezyonları raporuna not düşen doktor, Açıkkollu’nun maruz kaldığı küfürleri, yüzüne vurulan “yüzlerce tokat”ı zapt altına alıyor.


PROF. DR. ŞEBNEM KORUR FİNCANCI, AÇIKKOLLU’NUN ÖLÜMÜ ÜZERİNE YAZDIĞI GÖRÜŞ YAZISINI DEĞERLENDİRDİ

30 yıl boyunca işkence üzerine çalışmaları bulunan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya da konuya ilişkin değerlendirmelerini Çağdaş Ses Gazetesi’nde dile getirdi. Savcılığın konuya ilişkin olarak “işkence iddiası” tabirini kullanmasını ve “işkence var diyen örgüt propagandası yapıyor” ifadesini reddeden Fincancı, Açıkkolu’nun işkence altında ölümüne ilişkin olarak kendisinin hazırladığı ikinci görüş raporunun görmezden gelinmesinin “devlet refleksi” ile açıklanabileceğini, bugün takipsizlik verilse de, işkence davalarında kolluk kuvvetleri lehine kararlar çıksa da yarın bu durumun işkence gören vatandaşların lehine değişeceğini belirterek, kendisi ya da yakını işkence görenlerin Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na başvurarak, oradaki hekimler tarafından muayene edilmelerini ve hikayelerini anlatmaları gerektiğini söyledi.
 
Açıkkollu’nun muayene raporları üzerine görüş belirten Fincancı şu şekilde konuştu:

İlk bu raporlarla savcılığın işlem başlatmasında zorluk olabileceğini düşünmüş aile de doğal olarak. Hiçbir raporda bunların nasıl meydana geldiğine ilişkin tanı koymamışlar. İşkence dememişler, sırtında morluklar var demişler. Yakınmalarını yazmış doktor arkadaşların bir kısmı, bu olumlu. Tehditlere maruz kaldığını yazmışlar örneğin. Öyküyü tanımlayan raporlar var. Böyle yazmış olmaları sevindiriciydi. Bunu öğreten bir hekim de olarak “demek ki doğru anlatıyormuşuz” diye düşündüm.

“KALP KRİZİNİN İŞKENCEDEN BAĞIMSIZ OLMA OLASILIĞI %0”


Savcılığın ve kimi medya organlarında konuya ilişkin olarak yer alan haberlerdeki “kalp krizi yüzünden öldü, işkence yok” ifadelerine iliş”kin de yorumlarda bulunan Fincancı, “Bir tıp doktoru olarak kalp krizi işkenceden bağımsızdı diyebilir misiniz” sorusuna şu yanıtı verdi:

Tabii ki diyemeyiz. 23 Temmuz ilk yakalama anından itibaren her 24 saatte bir muayenede yeni yaralanmalar var. Kendisi öyküsünde tehditlere maruz kaldığını söylüyor. Bunların yarattığı ruhsal tablo var. Bu çok ciddi bir anlamda etkiliyor. Bu stres oluşmasına neden oluyor. Bu stres -raporlarda da belirtilen akut stres bozukluğu- geliştiği psikiyatrist tarafından da tanımlanmış, ilaç düzenlemişler. Bunların tamamı hem dolaşım sistemi üzerine hem de bizim bütün bedenimizdeki sistemler üzerine etkileri olan durumlar. Dolayısıyla bunun kalp krizinden bağımsız olma olasılığı %0.

Gökhan Öğretmen’in göreve iade kağıdının toplumun vicdanına dokunduğunu ifade eden Fincancı, “Demek ki toplum ‘suçluysa işkence görebilir’ diye düşünüyor. Hayır! Suçlu ya da suçsuz, hiçkimseye işkence yapılamaz.” diye konuştu.

Gökhan Açıkkollu’nun 31 Temmuz’da gerçekleştirilen psikiyatik muayenesinde şu ifadeleri tarihe not düşüyordu hekim:

“Yapılan ruhsal durum muayenesinde bilinci açık, yönelimi tamdı. Duygudurum anksiyözdü. Afekti duygudurumuyla uyumluydu. 23 Temmuz’da yaşadığını söylediği sözel ve fiziksel kötü muamele sonrası hiperglisemisinin geliştiği, flashbacklerinin olduğu, kabuslar gördüğü öğrenildi. Geceleri titreyerek uyuyor, terleme, titreme, nefes darlığı, ölüm korkusu hissediyormuş (…)”

GÖZALTI SÜRESİ İŞKENCE OLASILIĞINI ARTTIRIYOR

OHAL’in ilan edilmesinden sonra KHK ile 30 güne çıkartılan gözaltı süresi, uzmanlar tarafından uzunluğu sebebiyle, suça meyilli kimi kolluk kuvvetlerinin sorgu sırasında işkence yöntemlerini kullanma ihtimalini arttırdığı dillendiriliyor. 30 günlük gözaltı kararı 7 güne indirilmiş olsa da, 7 gün daha uzatılabildiği için, süre de genel olarak sonuna kadar kullanılarak 14 güne vardırılıyor. Gökhan Açıkkollu’nun gözaltının 13. gününde işkence altındayken kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiği gerçeği göz önüne alındığında gözaltı süresinin kısaltılması meselesinin tartışmaya açılması bekleniyor.

Kaynak: ÇağdaşSes

Yükleniyor...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER İŞKENCE HABERLERİ