Arkadaşı, İskenderun cezaevi’nde yatan gazeteci Murat Uçar’ı yazdı

Belki de adını hiç duymadınız. Google’da ismini arattığınızda sanki böyle biri hiç yaşamamış gibi görünebilir. Fakat bu büyük bir yalan! Kimseye duyurmadan İskenderun Cezaevi’ne attığınız Murat Uçar sizden korkacak biri asla olmadı.
Belki de adını hiç duymadınız. Google’da ismini arattığınızda sanki böyle biri hiç yaşamamış gibi görünebilir. Fakat bu büyük bir yalan! Kimseye duyurmadan İskenderun Cezaevi’ne attığınız Murat Uçar sizden korkacak biri asla olmadı.

Irak’ta direnişçiler tarafından kaçırılıp kendi mezarını kazan, kafasına silah doğrultup infaz edileceği anı beklerken dahi korkmayan Murat’ı anlatacağım size: 1998’de tanıştığımızda Murat, Şam’da yaşıyor, İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıyordu.

Bugün Suriye hakkında ahkâm kesen onlarca uzmandan çok daha fazlasını bilen biri olarak sadece gazetecilik yapmak istiyordu. Bu arada Irak’ta, Suriye’de otelinden çıkmadan sağdan soldan izlediği haberlerle gazetecilik yaptığını sanan onlarca gazeteciyle onun ismini yan yana getirmekten utanç duyarım.




Bugün Şam sokaklarını isim isim bilen Murat’ı zindana atmak yerine; bilgisi ve tecrübesiden zamanında faydalanılsaydı bugün en azından ‘Şam’da cuma namazı kılacağız’ hayallerine dalmazdınız. Neyse bu başka bir yazının konusu…

Murat, haksız yere el konulan Cihan Haber Ajansı’nda yıllarca muhabirlik yaptı. Eğer bugün Hafız Esad’ın cenaze töreni bir belgeye dönüştüyse bu onun gayretleriyle oldu.

Murat gazateciliğinin bir döneminde Cihan Haber Ajansı’nın Başbakanlık muhabiriydi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul programlarını takip etti. Yüzlerce haber yaptı. Konvoyların hiçbir trafik kuralını tanımadığı Erdoğan’ı takip ettikleri dönemde bir gün aracı Beşiktaş stadyumunun civarında takla attı, ölümden döndü ama mesleğine küsmedi. Kimseden geçmiş olsun mesajı da beklemedi. Çalıştığı kurumun etkili yetkili abileri bile arayıp geçmiş olsun demedi. “Olsun” dedi, işini doğru dürüst yapmaya  çalıştı.

Muhtemelen, Türkiye’de daha fazla gazetecilik yapılamayacağını hepimizden önce fark ederek kendisine başka bir rota çizmişti ki rahat bırakmadılar. Tıpkı binlerce insanı rahat bırakmadıkları gibi. Tıpkı sadece iyi bir insan olarak yaşamak isteyenleri bırakmadıkları gibi. Bugün Silivri’de yatan onlarca meslektaşımızın yanında Murat’ın bir talihsizliği de gözden uzakta bir zindanda ömrünü tüketmesi.

Unutulmadın dostum Murat! Nasıl unutabilirsin ki, şen şakrak gülüşün ve nargilenden çektiğin o derin nefesin ardından anlattığın güzel günlere dair hatıralar her an aklımda.

Tek üzüntüm sana bir kez daha ‘Şişman Arap’ diyerek takılamamak.

Keşke Beşiktaş’taki o son buluşmamızda biraz daha havadan sudan konuşsaydık. Şimdi senin gibi ‘içerde’ olan Ufuk Şanlı’nın ehliyeti olmamasına rağmen araba almasıyla dalga geçebilseydik.

Biliyorum 12 Eylül’de mahkemen var. Adaletin olmadığı Türkiye’de adın hiçbir haber bültenin geçmeyecek ve hiçbir gazete senden tek satır bahsetmeyecek. Haksız yere 2 yıldır cezaevinde yatmana rağmen ‘Soğanlı-soğansız menemen’ tartışmasının onda biri kadar bile yaşadığın bu haksızlıktan sosyal medyada bahsedilmeyecek.

Kaynak: Deniz İstanbullu, Kronos





 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER İŞKENCE HABERLERİ