"Son çıkarılan KHK, Nazi Almanyası'nda yapılandan daha kötüdür"

Tarihçi-Yazar Ayşe Hür, "Son çıkarılan KHK, Nazi Almanyası'nda yapılandan daha kötüdür" ifadelerini kullandı.
Son KHK'yle silahlı sivillerin cinayetlerine yargı zırhı getiren düzenlemenin bir benzerinin Nazi Almanyası'nda da olduğunu dile getiren tarihçi Ayşe Hür, "Son çıkarılan KHK, Nazi Almanyası'nda yapılandan daha kötüdür" dedi. Tarihçi Ayşe Hür, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) silahlı sivillere yargı zırhı getiren düzenlemenin “Gesetz über Maßnahmen der Staatsnotwehr" ismiyle 30 Haziran-2 Temmuz 1934 tarihleri arasında Nazi Almanyası'nda paramiliter grupların eylemlerinin meşru müdafaa kapsamına alındığı kararnameye benzetti. 


Hür, çıkartılan tek cümlelik kararnamede, “Vatan hainliğindeki saldırıları önlemek için 30 Haziran, 1-2 Temmuz 1934’te alınan tedbirler, hukuk devletinin kendini savunması olacaktır” sözlerinin yer aldığını dile getirerek, bu kararnamenin bahsedildiği tarihlerde resmi rakamlar göre 85 kişinin öldürüldüğünü söyledi.
 

'CUMHURİYET'İN KURULUŞUNDA DA VAR'
 
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasından itibaren de buna benzer birçok kanun ve kararname olduğunu belirten Hür, şunları söyledi: “Daha işin başında, Lozan Barış Antlaşması'yla 1 Ağustos 1914 ve 20 Kasım 1922 tarihleri arasında işlenmiş bütün suçlar, af kapsamına alındı. Yani Cumhuriyet'in kurucu belgesi 'cezasızlık' ilkesini kağıda geçirdi. Milli Mücadele'nin ilk dönemdeki önemli isimleri olan Çerkez Ethem, İpsiz Recep, Topal Osman, Çakırcalı Ali Efe, Demirci Mehmet Efe gibi figürlerin yaşadıkları yörelerde ahaliye karşı pek çok suça katıldıkları bilinir. Bunlardan bazıları Ermeni katliamlarında da görev almıştır. Bu kişiler, af karşılığında milli mücadeleye katılmışlar ve bu dönemde de suç işlemeye devam etmişlerdir. Düzenli ordu kurulduktan sonra, Kemalist hareket bunları yargılamak yerine, sessizce tasfiye etmeyi seçmiştir. Bunların yerini yine benzer suçlardan dolayı Malta'ya sürülen ama çeşitli nedenlerle salıverilen, takas edilen siyasiler almıştır. İttihat ve Terakki politikalarının oluşmasında ve yürütülmesinde çok önemli görevler alan birçok ismin Cumhuriyet ile birlikte bakan, milletvekili, başkanlık, generallik gibi görevlerde bulunduklarını unutmamız gerekiyor.”  
 
‘KANUNLA SUÇUN SORGULANMASI ENGELLENDİ’ 
 
Cumhuriyetin kuruluşunun hemen ardından 1925 yılından başlayarak birçok Kürt isyanının kanla bastırıldığına dikkat çeken Hür, şöyle devam etti: “Biliyorsunuz 1930 yılında Ağrı'da bir Kürt muhtariyeti oluşturulmaya çalışıldı. Devlet bu oluşumu en kanlı şekilde bastırdıktan sonra 20 Temmuz 1931 tarihinde çıkartılan kanunla birlikte '20 Haziran 1930 ila 1 Aralık 1930 tarihine kadar askeri kuvvetler, devlet memurları ve bunlarla birlikte hareket eden bekçi, korucu, milis ve ahali tarafından isyanın ve bu isyanla alakadar vaka’ların tenkili emrinde gerek müstakilen ve gerek müştereken işlenmiş ef’al harekat suç sayılmaz’ ifadeleri kararnamelerde yer almıştı. Halbuki dönemin gazetelerinde 'Zilan Deresi cesetler doldu, tayyarelerimiz 15 bin kişiyi öldürdü' diye yazılıyordu." Hür, ölüm sayılarının ortada bir suç olduğunu gösterdiğini; ancak bu kanunla bu suçun sorgulanmasının devlet tarafından engellendiğini söyledi.  
 
‘DEVLETİN İŞLEDİĞİ SUÇLARDA CEZASIZLIK ESASTIR’ 
 
Kimilerinin "soykırım" kimilerinin ise "katliam" dediği Dersim 1937-1938'de ise dönemin Malatya Emniyet Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil'in yıllar sonra  Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na "Devlet Dersim’de zehirli gaz kullandı, Dersimli asileri mağaralara doldurduk, fare gibi zehirledik" dediğini hatırlatan Hür, “Daha sonra Dersim üzerine onca araştırma yapıldı. Bu röportaj, gazetelerde yayınlandı. Dönemin Başbakanı Jandarma Komutanlığı'nın 13 bin 806 kişinin öldürüldüğüne dair belgesini televizyonlar da gösterdi. Ama bugüne dek olayın üzerine gidildi mi, Dersimlilerin yaraları sarıldı mı? Hayır, çünkü bizde devletin veya onun yandaşlarının işlediği suçlar için ‘cezasızlık esastır’ diye konuştu.
 
‘KORUCULUK DA BU POLİTİKANIN ÜRÜNÜ'
 
Koruculuk sisteminin de bu politikaların bir ürünü olduğunu ifade eden Hür, “1985 Mayıs’ında Abdülhamit döneminin ünlü Hamidiye Alayları’na asker veren Jirki Aşireti ile görüşülmüş aşiretin lideri olan Tahir Adıyaman, bir savcıyı ve yedi askeri öldürmekten idam istemiyle yargılandığı halde, suçları affedilerek korucu yapılmıştı. Onunla birlikte Jirki Aşireti’nden toplam 336 cinayetten sanık kişiler de yargılanmama karşılığında korucu olmuştu. Bu da adeta bu ülkede ‘suçlu’ olmanın bir çeşit avantaj sayıldığını düşündürüyor bana" ifadelerini kullandı. 
 
'İTİRAFLARA RAĞMEN JİTEMCİLER YARGILANMADI'
 
Döneminin en kanlı örgütlerinden ve binlerce faili meçhul cinayetin işleyicileri olan JİTEM’cilerin de yargılanmadığını söyleyen Hür, Abdülkadir Aygan’ın 2009 yılında Musa Anter, Vedat Aydın, Musa Toprak ve daha birçok ismi öldürdüklerini itiraf etmesine rağmen tek bir yargılamanın yapılmadığını söyledi. Ayhan Çarkın adlı JİTEM’cinin televizyonlarda canlı yayınlara çıkıp bangır bangır bağırdığını ve "hepsini biz öldürdük" demesini hatırlatan Hür, "Erzincan Başbağlar Katliamını yaptıklarını söyledi. PKK’ye mal edilen Gazi Mahallesi, Perpa, Bolu Sapanca Düzce üçgeninde işlenen tüm cinayetler kendisinin yer aldığı birimlerce yapıldığı itiraf etmesine rağmen ‘hasta bu adam, psikolojisi bozuk’ denilerek yargılama yapılmadı. İşte, bir cezasızlık örneği de budur" dedi.
 
'ÇİLLER DE SAHİP ÇIKMIŞTI'
 
1996'daki Susurluk sonrası dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in Meclis’te yaptığı konuşmasında "Devlet uğruna kurşun atan da kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır, onlar şereflidir" sözlerini hatırlatan Hür, Çiller'in de suç işleyenlere sahip çıktığını söyledi. Hür, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de bu tür olayları, "Devlet bazen rutin dışına çıkabilir" dediğini belirtti. 
 
‘NEDEN MUĞLAK BIRAKILDI’
 

Tarihten verdiği örneklerle 696 sayılı KHK'nin neler getireceğini paylaşan Hür, 121’inci maddenin muğlaklığına dikkat çekerek, “Son çıkarılan KHK, Nazi Almanyası'nda yapılandan daha kötüdür. Paramiliter güçlerin daha dün Sivas, Çorum, Malatya, Maraş’ta neler yaptığını biliyoruz. Bizde ‘durumdan vazife çıkarmak’ bir gelenektir, hele de devletin bu vazifeyi taltif edeceğini düşünüyorsa, ki tarih bunun örnekleriyle dolu, o zaman kanunda açıkça yazmasa bile eyleme geçebilecek çok kişi bulunur" dedi. 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ