Sakıncalı vatandaş

Başını yastığa koyduklarında nasıl uyuyabiliyorlardır? Çocuklarını severken nasıl onların masumiyeti karşısında ezilmiyorlardır? Anne babalarıyla bir aradayken nasıl onları yüzlerine bakabiliyorlardır?
Tr724'ten MEHMET EFE ÇAMAN'ın haberine göre; Diktatöre veya rejimin kilit karar alıcılarına değil de, sıradan aparatları kast ediyorum asıl. Yani mesela insanların kimlik numaralarının karşısına “sakıncalı” yazan memur, duyuyor musun? Veya ortada aleni kanıt varken, suç diye ürettikleri şeyin aksini ispatlayan, onu kabul etmeyip “geçelim bunu!” diyen hakim! Primini yıllardır düzenli ödediği araç sigortasını bir kazadan sonra kullandırmayan sigorta şirketi çalışanı! Sağda solda, sosyal medyada beğenmediklerine “F...’CÜ!” diye laf atan vatandaş!

Enes Kanter’in sayı yaptığı videoyu sansürleyen montajcı veya onu internete koyan eleman! Sözcü’de veya Sabah’ta “sansasyonel” olmak için Uber yapan Hakan Şükür “haberi” yapan muhabir! Bunların “rejimden korktukları” için böyle davrandıklarını mı sanıyorsunuz gerçekten? Cidden bu kadar saf mısınız yoksa siz!
 
Bir tür toplumsal felaket değilse bu ya nedir? Herkesin potansiyel suçlu olduğu bir yerde nasıl güvende ve mutlu yaşanabilir? Hayır! Kimsenin ayağına basmamaya gayret ederek var olmak çözüm zannedenler, üzülerek söylüyorum ki yanlışsınız. Diskurun büyüsü altında manipüle edilemeyecek bir gerçek kaldı mı? Mesela Anayasa Mahkemesi filanca internet sitesine erişim engeli uygulamasını anayasaya aykırı bulmuş da kaldırmış! Veya filanca komutan ömür boyu hapis cezası almışmış da, sonra yüksek mahkeme kararı bozup beraat vermiş! Sonra ne olmuş? İdare Anayasa Mahkemesi kararını takmamış. Ve komutan hakkında bir gün sonra yeniden yakalama kararı çıkartılmış!

Vatandaşlarını mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edebilen bir yönetim var. Mahkeme kararını uygulamayan bir yönetim var. Mahkeme kararını aldırabilen bir yönetim var. Suç olmayan bir şeyi suç unsuru olarak kabul ettirebilmiş bir yönetim var. Kendisinin yargıya hesap verebilirliğini sıfırlamış, yargı denetiminden bağımsız bir yönetim var. İstediği hakimi, savcıyı veya polisi görevden alabilen, istediğini başka yere sürebilen, dilediğini bu görevlere getirebilen bir yönetim var. Gazetelere istediğini yazdırabilen, televizyonlarda istediğini söyletebilen bir yönetim var.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ



Vatandaşın adının yanında bir yerlerde, bilgisayar ekranında, kocaman “sakıncalı” yazıyor. Pasaport alamazsın. Emeklilik primlerin gitti. Sağlık sigortanı kaybettin. Tapudaki mülk kayıtlarına şerh düşüldü. Eşin, çocukların, annen ve baban, kardeşlerin, aynı şekilde “listeye girdiler”. İşini zaten kaybetmiştin. Şimdi başka işe girmene de izin yok. Arabanın kaskosu, varsa hayat sigortan, mevcut kredi kartların, varsa yerli veya döviz cinsinden birikimlerin, kağıtların, tümüne birden el kondu. Ev kredisi kullandıysan evini kaybettin. Kiradaysan kim teröristi evinde barındırır ki! Akrabalarının insafına kaldıysan, herkes kendi derdine düşmüş! Ortalık mahşer yeri. Diplomaların geçersiz ilan edilmiş. Onca yıllık emeklerin gitti. İtibarını zaten sıfırladılar. Tüm mahalle sen sokaktan geçerken birbirinin kulağına eğilip dedikodunu yapar oldu. Çocuklarının sınıfında öğretmen oğluna bir başka davranmaya başlamış. Arkadaşları ona “senin annen teröristmiş!” demiş. Kızının kaynanası kızınca “hainin kızı seni!” diye çıkışmış. Hapishanede yine birileri hayatını kaybetmiş. Tedavisi yapılmayan kanserli hastalar mı ararsın, bebek yaşta annesiyle hapiste çürüyen minikler mi! Yoksa hamile olup da, sezaryenle dünyaya getirdiği bebeğiyle beraber, doktorların “biraz daha hastanede kalması lazım!” demelerine karşın koğuşuna geri postalanan zavallılar mı? Kaybolan, kaybedilen, hayır, aslında çalınan yaşamlar! Hepsinin bir ortak özelliği var: sakıncalılar!

Adalet demokratik olamaz. Yani herkes öyle arzu ediyor diye birini suçlu veya suçsuz ilan edemezsin. Halkın gözünde suçlu olmanın adalette karşılığı yoktur. Halk adaleti bilmez. Adalet halk nezdinde tecelli etmez. Herkes hep bir ağızdan “F...” diye bağırdığında insanlar olmayan bir terör örgütüne “iltisaktan” içeri alınamaz. Alırsınız, ama bu bir farstır. Komedidir. Herkes bilir ki, kanuna dayanmayan suç olmaz. Bir şey açıkça kanun tarafından yasaklanmasıysa, insanları bu davranışla suçlayamazsın. Dahası, birilerini aynı gerekçeyle suçlarken, diğerlerini tıpatıp aynı bir gerekçeyle suçlamıyorsan, zaten bu feci bir durumdur. Sonradan gerekçe üretip, geçmişe yürüterek bir suç oluşturuyorsan, kanunsuzluğun daniskasını yapıyorsun demektir. Tüm “sakıncalı vatandaşların” dramı işte bu çürümüşlükten kaynaklanıyor. Birileri yüksek sesle “FETÖCÜ!” diye bağırıyor ve insanların yaşamları çalınıyor. Her şey sakıncalı ilan edilmenizden sonra gerçekleşiyor.



Bazılarında bir garip tutum: “bu toplum bizden neden bu kadar nefret etti?”, bunun derdine düşmüşler. Kurban, celladına gerekçe arıyor. Nerede hata yapmış olabileceğini sorguluyor. İpini çekenle empati kuruyor. Yahudileri Auschwitz’e götüren trenin yük vagonlarında, Polonya ayazında yarı donmuş bir deri-bir kemik Yahudi kadınlar ve çocuklar, vagonun soğuk metal duvarlarındaki demir parmaklıklı pencerelerden, geçtikleri ovadaki tarlalarda kendilerini seyreden çocukların işaret parmaklarını boğazlarına paralel tutup yana doğru çektiklerini görüp, neden bu masum Polonyalı çocukların kendilerinden bu kadar nefret ettiğini sorgulamış mıdır acaba? Hangi hata bugünkü nefret suçunu ve kolektif cezalandırmayı haklı çıkartabilir! Haydi haklı çıkartmayı geçtik diyelim, ona gerekçe üretebilir? Bu yapılanlara cidden bir gerekçe bulabileceğinizi mi sanıyorsunuz? O “gerekçe” olmasaydı eğer, bu zulmün yapılmıyor olabileceğini mi düşünüyorsunuz? Birileri diyelim ki cidden hata yapmış olsun, acaba onların yaptığı hatanın veya hataların, milyonlarca insana genişletilerek onları da bu hatadan sorumlu tutabileceğine mi inanıyorsunuz? Sizden özeleştiri bekleyen müşfik bir toplumun, o özeleştiriden sonra “tamam, bu kadar; cezalarını çektiler artık!” deyip, plağı geriye mi saracaklarını sanıyorsunuz?

Biri çıkıp “soruları çaldık!” dese mesela. Ya da göz yaşları içinde, “evet, filanca bakanlıkta kadrolaşmıştık abi ya!” diye günah çıkarsa. Bu sizi özgürleştirir mi? Daha farklı ifade edeyim. Bu sizi suçlayanları keser mi? Bırakın bu soru çalma veya kadrolaşma türü genel geçer rejim suçlamalarının gerçeğe tekabül edip etmediğini falan da, şunu söyleyin. Tut ki cidden birileri “soruları çalmış” olsa, birileri de o bakanlıkta “kadrolaşmış” olsa. Bu, bu işlerle alakası olmayan milyonlarca insanı suçlamaya gerekçe olabilir mi? Yahu bu kadar saf mısınız? Soru çalmadıysa eğer biri, ya da kadrolaşmadıysa, başka gerekçeler bulunmayacak mı? Sizi takibata alanlar, cidden gerekçelerin makul ve tutarlı olmasıyla ilgileniyor mu sanıyorsunuz? Mahkemelerin tutumunda cidden bir hukuksal prosedür takip edildiğini mi düşünüyorsunuz? Soru çaldılar dedikleri dönemle kadrolaşıldı dedikleri dönemde hukuki sorumluluk bunlarda değil miydi? Sorular çalındı iddiaları o günlerde de vardı. Bir gün bu iddiaların üzerine gittiler mi? Kadrolaşma tezi on yıllardır bazı çevrelerin diline pelesenkti. Bu tezi bir gün olsun masaya yatırdı mı devlet? Soruların güvenliğini devlet sağlar. Kadroları devlet ilan eder. Bunları Cemaat mi yaptı?



Ben Cemaat’ten değilim. Cemaat’i savunmak gibi bir amacım da yok. Cemaat içinde kişi ve odaklar yasalara aykırı ne yaptıysa, nesnel olarak ortaya konsun, bu yapılan hukuksuzlukları savunmam, bilakis onların baş tenkidini ben yaparım. Önemli olan püf nokta da bu zaten. Kimse bu suçları kanıtlarıyla ortaya koyabilmiş değil. İddialar var. İddialara inanan insanlar var. O iddialar üzerine rejim inşa eden bir azınlık var. O azınlığın ürettiği rejim diskurunun hipnotize ettiği bir güruh var. Ve bu temeller üzerinde inşa edilmiş olan rejim, insanları “sakıncalı vatandaş” ilan etmiş. Onların esasından anayasal tüm haklarını gasp etmiş. Onların terminolojisiyle, “sıfırlamış”! Bu yapılanlara bir “gerekçe” aramak, bunun nedenlerini araştırmak, “biz nerede hata yaptık” sorusu ile uğranılan gaddar hukuksuzluk arasında bağ kurmaya çalışmak rasyonel değil.

Rejimin ürettiği diskur, hukuka veya akla dayanmıyor. İnanca dayanıyor. İnsanlar Cemaat’in, KHK’lıların, Kürtlerin, AB ve NATO yanlılarının, Harbiyeli garibim öğrencilerin, velhasıl ne kadar takibata uğramış mağdur varsa tümünün vatan haini olduğuna, terörist olduğuna, dış mihraklarca kontrol ve finanse edildiğine inanıyor. Bu inançtandır ki, siz sakıncalısınız. Bu inançtandır ki, ne mahkeme, ne hukuk, ne kanun, ne akıl, ne vicdan, ne sadakat, ne ahlak işlemiyor.

Bana, beni bırakın eşime, çocuklarıma “sakıncalı” diye ibare düşmüşler, ben bunu izah etmekle falan uğraşacağım, öyle mi! Bırakın gerekçelerini kendileri üretsinler! Hukuken yok hükmünde olan şeylere siz ne gerekçesi üreteceksiniz?


Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ