Rapor: Türkiye'nin yüzde 40'ı kendini ikinci sınıf vatandaş hissediyor

Denge ve Denetleme Ağı, Türkiye’de Demokrasi Talebi Raporu’nu açıkladı.
Rapora göre, 100 kişiden en az 61’i yargının tamamen siyasallaştığı görüşünde. 

Raporu değerlendiren KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Türkiye’deki insanların özgürlük ile güvenlik arasına sıkıştığını, “toplumun ikircikli bir yapı oluşturduğunu” söyledi. 

Hükümetin siyasi alanı giderek daraltmasının sivil toplumu yerelleştirdiğini belirten Ağırdır, “Yeni enerji, yeni bilgi ve kaynak yerellerdeki reel sorunlar ile ilgilenen alanlara doğru kayıyorlar. Yeni muhalefet yerellerden beslenecek” görüşünü dile getiriyor.


Gazete Duvar’dan Müzeyyen Yüce’nin haberine göre rapor, KONDA Araştırma Şirketi’nin 2010-2019 yılları arasında toplamda 266 bin 993 kişiyle yaptığı yüz yüze görüşmelerin sonuçlarıyla hazırlandı.

Rapora göre toplumun yarısından fazlası mahkemelerin, kişinin iktidarla ilişkisine ve gelirine göre karar verdiğini düşünüyor. 10 kişiden 3’ü Kürt olup olmamasının yargı kararını etkilediği görüşünde. Kişinin cinsiyetinin mahkemelerin kararında etkili olduğunu düşünenlerin oranı ise yıllar içinde artıyor.

Mahkemeleri “adaletin dağıtıldığı yer” olarak görenlerin oranındaki düşüş eğilimi de dikkat çekiyor. Mahkemeye yolu düşen 10 kişiden 3’ü, ‘hukuk sistemine güveninin azaldığını’ belirtiyor. Toplumun yarısından fazlası yargının siyasallaştığına, iktidarların savcı ve hâkimlere baskı uyguladığına inanıyor. 

Rapora göre 10 kişiden en az 9’u adaleti, “herkesin dini, kökeni, cinsiyeti, fikri, dili, rengi ne olursa olsun eşit olması” diye tanımlıyor. Ama aynı zamanda beş kişiden biri, adaletin “güçlülerin kendini haklı çıkarma yolu” olarak kullandığı görüşünde. Bu da toplumun bir kesiminde yargı önünde eşitlik ilkesine inancın sarsıldığına işaret ediyor.

Denge ve Denetleme Ağı’nın raporunda, Türkiye’nin değişmeyen gündemi kadına yönelik şiddet konusunda da çarpıcı verilere yer verildi. Buna göre, toplumun yüzde 3’u kadın cinayetlerinde mahkemelerin taraflı karar verdiğini düşünüyor.

Suç işlemedikçe kanunlar ve mahkemelerin kendisini koruyacağına inananların oranı yüzde 67 olsa da, yüzde 20’lik bir kesim aksi görüşte. Üç kişiden biri hukukun, hata yapan devlet ya da onu temsil eden bir kişi olduğunda kendisini korumayacağına inanıyor. Yüzde 41’lik bir kesim ise devletin kurum ve memurlarının hukuk dışına çıktığını düşünüyor. Bunun aksini düşünenler ise yüzde 35’de kalıyor. Sonuçlar, hukukun kişi ve kurumlara eşit yaklaştığı algısının toplumun önemli bir kesiminde karşılık bulmadığına işaret ediyor.

Anayasa’nın temel esas ve ilkelerine ilişkin yapılan araştırmaların sonuçları da dikkat çekici. Buna göre Anayasa’da adalet, eşitlik ve özgürlük beklentisi, “devletin bekası” beklentisinin üzerinde yer alıyor. 4 kişiden 3’ü, yargının devleti değil bireyi koruması gerektiğine inanıyor.

Çoğunluk isterse azınlığın haklarının ortadan kaldırılabileceğini düşünenlerin oranı ise düşüyor. 2014’te toplumun yarısı bu yönde görüş belirtirken, 2017’de bu oranının yüzde 32’ye düşmüş olması raporda, “toplumun demokratikleşmesi konusunda önemli bir ilerleme” olarak değerlendiriliyor.

Ancak başta Kürtler, Aleviler ve Müslüman olmayanlar ile eşcinseller olmak üzere, farklı
kesimlerin toplum nezdinde eşit vatandaşlar olarak değerlendirilmesi ve onlara eşit haklar tanınması konularında dile getirilen çekinceler, eşit vatandaşlık algısı konusunda daha alınacak mesafe olduğuna işaret ediyor. Öteki ile akrabalık kurma, iş ortaklığı ve komşu olma konularında çekinceler söz konusu.

Rapora göre, farklılıklara açık olmak, toplumunun genelinin dışında fikirler beyan edilmesi konusunda çekinceler hâlâ sürüyor. Bunun tüm toplumun ifade özgürlüğünü ilgilendiren bir konu olduğu, bunun neden demokrasinin olmazsa olmazı olduğu konusu yeterince kavranmış değil.

Medyada büyük dönüşümün yaşandığı 2010’lu yıllarda geleneksel medyaya olan güveninin hızla azaldığı da rapora yansıdı. Gazeteler ve televizyonları haber alma aracı olarak görenlerin oranı ciddi biçimde düşerken, haber kaynağı olarak başvurulan gazete ve televizyonlardaki çeşitlenme de azaldı.

Medyanın siyasi iktidarın yanlışlarını yazmalarının, halkı bu konularda bilgilendirmelerinin demokrasinin gereği olduğu önermesini “kesinlikle doğru” bulanlar yüzde 31’den yüzde 68’e yükselse de, gazetelerin bu görevlerini yerine getirmediklerine olan inanç da bir o kadar keskinleşmiş durumda. Başka bir ifadeyle medyanın dördüncü kuvvet olarak denge ve denetleme görevini yerine getiremediği düşünülüyor. Diğer yandan haber almak için büyük oranda sosyal medya ve internete yönelen vatandaş, bu platformlarda da sağlıklı ve doğru bilgiye erişemediğini düşünüyor.

Rapor, toplumun çok büyük kesiminin seçimleri demokrasinin vazgeçilmezi olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Ancak iki kişiden biri, seçimlerin adil ve eşit bir ortamda gerçekleştiğini düşünmüyor.

Siyasi partilere güven ise oldukça düşük. Altı kişiden sadece biri siyasi partilere güveniyor. Siyasi parti üyeliği oranı da oldukça düşük. Seçimler ve siyasi partiler dışındaki örgütlenme biçimlerini vatandaş meşru görse de, küçük bir kesim tarafından benimseniyor.

Gösteri, yürüyüş, imza kampanyası gibi araçları meşru görenler toplumun yarısını oluştursa da, siyasi talepli bir eyleme katılmayı tercih edenlerin oranı yüzde 15’e ulaşmıyor.

Öte yandan İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nin hazırladığı "Covid-19 Salgınının Ekonomik, Sosyal ve Siyasal Etkileri ve Türkiye'ye Yönelik Öneriler" çalışmasından da dikkat çeken sonuçlar ortaya çıktı. 

Buna göre, özel sektörde çalışanların yüzde 51.32'si, kendi işini yapanların yüzde 32.8'i işini kaybetme kaygısı yaşıyor. Yüzde 39.2'si ise aç kalmaktan korkuyor.

Araştırmaya ağırlıklı olarak kentli, eğitimli, orta ve üst orta sınıfları temsil eden kesimler katılmış. 

Araştırma sonuçlarına göre, koronavirüs salgını yüzünden halkın yüzde 42'si gündelik işlerini yapamaz hâle geldi, yüzde 65'inin huzursuzluğu arttı, yüzde 53'ünün uyku kalitesi bozuldu, yüzde 31'i hayatına yönelik kontrol duygusunu kaybetti, yüzde 39'u ise sürekli yorgunluk ve bitkinlik hissetmeye başladı.

Araştırmada, salgın öncesi fiilen çalışan nüfusun yer aldığı hanelerin (emekli, işsiz vb. hariç) yaklaşık yüzde 72'sinde tam, kısmi ya da dönüşümlü olarak hane dışına çıkarak çalışmaya devam edildiği tespit edildi.

Ayrıca bu hanelerin ortalama yüzde 56'sından her gün asgari bir bireyin ev dışına çıkış yaptığı belirlendi. Öğrenciler dahil katılımcıların yüzde 57'si işlerinin evden çalışmaya uygun olduğunu söylerken, yüzde 72'si online çalışmanın teşvik edilmesini istedi.


Denge ve Denetleme Ağı raporunun tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ