Öğretmen katili olmak da size nasipmiş!

İnanmayın yanı başımızdaki bir kıyameti ve acıyı duymaksızın bugün anlatılanlara...
ERMAN YALAZ/TR724

ÖĞRETMEN KATİLİ OLMAK DA SİZE NASİPMİŞ!


‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi  olurum’…  Hz. Ali’nin başımızın tacı bu sözleriyle büyüdük hepimiz. ‘Öğretmen, kutsaldır ana gibi, baba gibi… Öpülesi elleri var, şirin tatlı dilleri var… ‘ şarkılarıyla sarıldık onlara. Bugün 24 Kasım.Öğretmenler günü. Öğretmenlerin yoklukları, maaşları, ellerinden alınan haklarını dinleyeceğiz televizyonlarda, radyolarda… İnanmayın yanı başımızdaki bir kıyameti ve acıyı duymaksızın bugün anlatılanlara. Öğretmen hamasetlerine… Çiçek vermelere, baş okşamalara, sarılmalara kanmayın. İnsanlığın öldüğü, öğretmenlerin öldürüldüğü bir ülke artık Türkiye.

Medyanın bir kısmı, duyarlı olanlar, zulümden kaçmak için 20 gün önce Ege’nin soğuk sularında çocuklarıyla birlikte ahirete göçen iki öğretmeni, Maden ailesini konuşuyor, yazıyor, çiziyor üç gündür. Kelimeler kifayetsiz. Söz bitti. Suriyeli Aylan Bebek akla geliyor. Minicik elleriyle tutunduğu kumsal… Aylan bebek ve babası savaştan kaçıyordu.  Ya Maden ailesi? Ama bu tek başına bir dram. Hiç öteki acılarımızı seslendirmeden, gözümüzün önünde yaşanan, hepimizin mesul olduğu, insan olanının içini  acıtan, canını  yakan bir büyük acı ve trajedi…

Hüseyin Maden Hoca  Fizik öğretmeniydi; eşi Nur Maden ise ana sınıfı öğretmeni. Çocuklarına bile ayıramadıkları vakti, öğrencilerine, çiçeklerine ayırmışlardı yıllarca. Önce KHK ile işlerini kaybettiler. Sonra yuvalarını… Bir seneyi aşkın bir gaybubet hayatı. Zalime teslim olmamayı seçmişlerdi. Üç çocuklarıyla yola çıkmadan yaşadıklarını bir arkadaşına anlatmış Hüseyin Hoca. Kalemi, tebeşiri bırakıp sırtlandığı hamallıkları… Şikayetsiz. Ama artık çıkar yol kalmadığı dediği yerde bir tekneyle ailecek yola çıkmışlar. Son yolculuk… Şimdi artlarında ağıtlar var, dualar, fatihalar, yasinler… Ve başka bir hayat başladı berzahta ve ötelerde onlar için.

ÖĞRETMENLERİ NASIL TERÖRİST İLAN ETTİNİZ?

Bu iktidar, o iki öğretmenin ve çocuklarının katilidir. Zalime, zalim diyemeyen kör ve korkunun esiri bir zihniyet, ‘yapmayın etmeyin, bu siyasi hırstan vazgeçin’ dedik, dinlemediler diyor. Bir başkası adalete teslim olsalardı, aklansalardı diyor aymazca ve utanmazca. Hüseyin Hoca, Nur Hanım ne yapmıştı da yuvasını, öğretmenliğini, öğrencilerini, anasını, babasını, yurdunu terk etmek zorunda kalmıştı? Çocuk yetiştirmenin, öğretmenlik yapmanın neresi siyasi hırstı ki? Neresi teröristlikti!? ‘İman hizmeti ve sivil toplum hareketi olarak kalsalardı’ diyor aynı kafa. Hangi öğretmenin hayali değildir, yetiştirdiği öğrencilerinin, çocuklarının ikbal ve istikbalde ülkeyi yönetmesi, iyi insan olması. Başbakanları, hakimleri, savcıları, valileri, polisleri, askerleri, doktorları, yazarları; anaları, babaları yetiştiren öğretmenler değil mi? 15 Temmuz öncesi başlatılan cadı avının, kırımın hedefinde  neden öğretmenler var? Hüseyin Hocayı önce yokluğa, yoksulluğa, sonra Ege’nin sularına mahkum eden zulüm, adaletsizlik hangi suçundan onu arıyordu? Cevap, yok.

Aslında cevap çok. Kim siyasi hırsı için ülkeyi bir açık  cezaevine çevirdi? Yüzbinleri işsiz bıraktı, bebekleri hapsetti, lohusa kadınları doğum yatağından sürükleye sürükleye hapse attı? 81 yaşındaki bir şeker hastası ihtiyarı Fethullah Gülen’i seviyor tanıyor diye aylarca hapiste tutan, eline kelepçe vurup eziyet eden kim?

İŞKENCELERİNİZ TESCİLLİ

İstanbul Emniyeti’nde şehit edilen Gökhan Açıkkollu öğretmen neden işkence gördü? Hangi siyasi hırsla işkenceyi, devlet zulmü altında ölmeyi ve bu cezayı hak etti? Ümraniye’de öğretmenlik yapmak dışında bir işi yokken, nasıl bir gecede darbeci ilan edildi. 13 günde işkenceyle öldürüldü?

Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Annem duymasın lütfen dışarı çıkarın” diye yalvaran ve günlerce en ağır işkencelerden  geçirilmiş Anaokulu öğretmeni H.K.’ya bugün ahkam kesenlerden kaç kişi sahip çıktı? Kaç gazete, kaç vekil, kaç insan? İşkencenin en ağırlarına maruz kalan R. Öğretmen, Milli Eğitim Bakanlığı kadrosundaki H.öğretmenin işkencelerini soruşturan oldu mu?

Başkentin göbeğinde MİT’in Transporter’larıyla Felsefe Öğretmeni Önder Asan’ı kaçırıp 42 gün işkence eden  bu iktidarın polisleri, istihbaratçıları değil miydi?

Evi polisler tarafından basılan ve botlar ile sırtı çiğnenerek ters kelepçe takılan, gözaltında aç susuz bırakılıp küfürlere maruz kalan, matbu ifadeleri kabul etmeyince karısı ile tehdit edilen, dağa kaldırılarak hayâsız işkenceler yapılan Bartınlı bir eğitimciye yapılan insanlık dışı zulmün sahibi kim?

Bu iktidar ilk kez mi öğretmen katili oldu zannediyorsunuz? Kapattığı okulları, işsiz bıraktığı onbinlerce öğretmeni duymadınız, bari bu iki  öğretmenin ve masum yavrularının acılarını duyun yüreğiniz bir köşesinde.

Bu zulümlerin  ve ölümlerin sorumlusu devlettir. Yeni adıyla Erdoğan devletidir.  Erdoğan’dır. Susan, sessiz kalan, alkışlayan. Ölüme, masumların ve çocukların ölümüne bile, ses çıkaramayıp kulp bulmaya çalışanlardır. Bu yüzden şairin deyişiyle, ‘Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu… Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım’… Çünkü zalimin zulmü varsa, mazlumun Allah’ı vardır. Bunu bilir bunu söyleriz.
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ