HAAK, Yusuf Bilge Tunç kararını açıkladı: Soruşturma, delilleri karartmak için yapılmış

Sınır Aşan Hukukçular (Cross Border Jurists) Derneği bünyesinde kurulan Hukuksuzlukları Araştırma ve Analiz Kurulu (HAAK), 28 ay önce kaçırılan KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’la ilgili kararını açıkladı.


Rapora göre Yusuf Bilge Tunç’un kaybedilmesiyle ilgili soruşturmada savcılar failleri bulmak için değil, delilleri karartmak için soruşturma yapıyor. Tunç ailesinin delillerin toplanmasıyla ilgili yaptığı başvuruların hiç biri değerlendirilmiyor. Otomobilin incelenmesi kararı bile 170 gün sonra alınıyor. Sorumluların isimlerinin de yer aldığı raporda, ‘insanlığa karşı suç’ işlendiği belirtiliyor.

HAAK’ın raporunda, Savunma Sanayi Başkanlığında mali hizmetler uzmanı olarak görev yapan Yusuf Bilge Tunç’un 675 sayılı KHK ile 29 Ekim 2016’da kamu görevinden ihraç edildiği hatırlatıldı. 12 Nisan 2017’de Tunç hakkında ‘terör örgütüne üye olmak’ suçlamasıyla soruşturma açıldığı kaydedildi. 6 Ağustos 2018’de Yusuf Bilge Tunç’un Ankara ilinde ikamet ettiği adresten, kardeşine ait araç ile ayrıldığı ancak bu tarihten sonra kendisinden bir daha haber alınamadığı belirtildi.


Tunç’un kullandığı araç hafta sonu terkedilmiş olarak kardeşi tarafından bulunmuştu. Aile yakınları tarafından polis aranmış, araçta inceleme yapılması talep edilmiş ancak emniyet görevlileri araç üzerinde ayrıntılı kriminal inceleme yapmadan aracı yakınlarına teslim etmişti.

KASTEN İHMAL EDİLİYOR

HAAK tarafından hazırlanan raporda görevini ihmal eden emniyet ve yargı mensuplarının tamamının isimleri yer alıyor. “Bir kişinin kaybolduğu veya zorla kaçırıldığına ilişkin iddiaları haber alan kolluk ve savcılık birimlerinin hangi tür işlemleri yapması gerektiği birincil ve ikincil mevzuatta açıkça düzenlenmiş ve uygulamada yeknesaklık kazanmıştır. Ancak bu hüküm ve teamüllerin mağdur Yusuf Bilge Tunç’un zorla kaybedilmesi dosyasında uygulanmadığı, kasten ihmal edildiği ve lakaytlık gösterildiği Komisyonumuzca gözlemlenmiştir.” denilen raporda özetle şu ifadeler kullanılıyor:

BAŞSAVCILIK GEREKLİ ADIMLARI ATMIYOR

“Mağdurun kaybolması sonrasında olay Ankara Başsavcılığı’na 08.08.2019 tarihinde intikal ettirilmiştir. Başsavcılığın yapılan bu başvuru sonrasında ve ortaya konulan ciddi şüphe ve iddialar çerçevesinde atması gereken hızlı adımları atmadığı, alması gereken kararları almadığı, emir ve talimatlar vermediği Komisyonumuza ibraz edilen belgelerden anlaşılmaktadır.”

HTS KAYITLARI BİLE İNCELENMİYOR

“Mağdur yakınları soruşturma makamlarına olay günü mağdurun kullandığı ve yanında taşıdığı telefon numarasını vermişler ve HTS kayıtları ile GPS kayıtlarının incelenmesini talep etmişlerdir. Ancak Başsavcılık bu talepleri uzun süre değerlendirmemiş ve olayın aciliyetine ve önemine uygun şekilde mağdurun bulunmasına katkı sunacak incelemeler yapmamıştır.”

MOBES KAYITLARINA BAKILMIYOR

“Mağdurun son olarak ayrıldığı ev ile aracın bulunduğu sokak arasında mağdurun muhtemel olarak geçtiği sokak ve caddeleri belirlemek günümüz teknoloji olanakları ile çok kolay ve hızlı şekilde yapılabilecekken, soruşturma makamları uzun süre muhtemel güzergahlarda kurulu bulunan MOBESE kameralarını incelemeyerek kayıtların yok olmasını veya temizlenmesini beklercesine herhangi bir işlem yapmadığı gözlemlenmiştir.”

KAÇIRANLAR MUHTMELEN KAMU GÖREVLİSİ

“Savcılık tarafından yürütülen soruşturma sürecinde, mağdurun kaçırılmasına yönelik olarak bir fail tespiti yapıl(a)mamıştır. Savcılığın böyle bir tespit yapmama konusundan özellikle kaçındığı, buna yönelik etkin, etkili ve hızlı bir soruşturma yapmadığı incelediğimiz belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Ancak belli şekilde gerçekleşen kaçırılma olayları tek değildir. Mağdurun ait olduğu iddia edilen dini grup üyelerine yönelik olarak benzeri birçok kaçırma olayı yaşanmıştır. Söz konusu kişilerin kaçırılma ve sonradan bulunma şekilleri, bulunma sonrasında verdikleri beyanlar birlikte incelendiğinde bu kaçırma işlemini yapan kişi veya kişilerin, kendilerini istihbaratçı olarak tanımlayan kamu görevlileri oldukları konusunda komisyonumuzda kuvvetli bir kanaat oluşmuştur.”

SORUŞTURMAYI DEMİR VE KISA YÜRÜTTÜ

“Mağdurun “zorla kaybedilmesine ilişkin olarak başlatılan soruşturma savcılar Cemalleddin Demir ve Mehmet Cihan Kısa tarafından yürütülmüştür. Ayrıca süreç içerisinde mağdur yakınlarının beyanlarını tespit eden başkaca savcılar bulunmasına karşın bunların sadece beyan tespitiyle görevli olup, soruşturmayı yürütmekle yetkili olmadıkları anlaşıldığından bunların isimleri burada zikredilmemiştir.”

TERÖR VE ZORLA KAYBEDİLME DOSYASI HUKUKA AYKIRI OLARAK BİRLEŞTİRİLDİ

“Bu işlemler devam ettiği sırada, normal soruşturma teamüllerine aykırı bir karar verilmiştir. Yusuf Bilge Tunç hakkında “terör örgütü yöneticisi” olmak iddiasıyla başlatılan soruşturma ile, “zorla kaybedildiği” iddiasıyla yürütülen soruşturmanın birleştirilmesine karar verilmiştir. Bu birleşme sonrasında mağdurun “zorla kaybedilmesine” ilişkin olarak yürütülen soruşturma dosyasından bilgi ve belge alınmasının önüne geçilmiştir. Zira, yukarıda ayrıntıları verildiği üzere, “terör örgütü yöneticisi” olma iddiasıyla başlatılan soruşturma hakkında alınan gizlilik kararı, birleştirme sonrasında “zorla kaybettme” dosyası hakkında da uygulama alanı bulmuştur.”

KISITLAMA KARARININ AMACI DELİLLERİ GİZLEMEK

“Kısıtlama kararının amacı soruşturmanın doğru bir şekilde yürütülmesini sağlamak, maddi gerçeğin ortaya çıkmasının önündeki tehlikeleri bertaraf etmektir. Ancak hukuk dışında farklı saiklerle hareket etme ihtimali bulunan soruşturma makamları tarafından gizlilik kararı, farklı bir gaye ile, dosyadaki delilsizlik durumunun gizlenmesi veya yapılan hukuksuz işlemlerin perdelenmesi amacıyla da kullanılabilir.”

SORUŞTURMA MAKAMLARI, KAMUOYUNDAN KAÇIYOR

“Yusuf Bilge Tunç hakkında yürütülen iki farklı soruşturma dosyasının, CMK’nın 8 ve devamı maddeleri uyarınca birleştirilmesi mümkün değildir. Her iki soruşturma dosyasının konusu, kapsamı, amacı, taraflarının niteliği tamamen birbirinden farklıdır. Böylesine bir karar verilmesinin arkasında, Yusuf Bilge Tunç’un zorla kaybedilmesi olayı çerçevesinde kamuoyu baskısı oluşmasına sebebiyet verecek bilgi ve belgelerin gizlenmesi, soruşturma makamlarının hareketsiz kalmalarının bilinmesinin önüne geçilmesi gibi düşüncelerin olduğu tarafımızca değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmemizin temel gerekçesini soruşturmayı yürüten savcıların tavırları oluşturmaktadır.”

170 GÜN SONRA ‘OTOMOBİLİ İNCELENSİN’ KARARI

“Her iki soruşturma dosyası birleştirildikten sonra, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Cihan Kısa tarafından, 05.11.2019 tarihine kadar, mağdurun bulunmasına yönelik olarak herhangi bir işlem yapılmamıştır. (…) Soruşturma savcısı tarafından 15.11.2019 tarihinde bu kez Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’ne yazı yazılarak 05.11.2019 tarihinde talep ettiği hususların yerine getirilmesini istemiştir. Bunun üzerine mağdurun kaçırıldığı tarih olan 06.08.2019 tarihinden 170 gün sonra 24.01.2020 tarihinde araç üzerinde kolluk güçlerince inceleme yapılmıştır. Mağdurun eşinin bir gün önce alınan beyanında da belirttiği gibi, araç üzerinde inceleme yapılmayacağını anlayan mağdur yakınları, aracı satmak istediklerinden dolayı temizlik yapmak amacıyla aracı yıkamak zorunda kalmışlardır. Olay yeri inceleme ekibi de bu duruma temas ederek aracın yıkandığını ifade etmiştir. Oysa mağdur yakınları tarafından 08.08.2019 tarihinden itibaren araç üzerinde inceleme talepleri olmuş ancak bu talepleri yerine getirilmemiştir. Bu durum çok açık bir şekilde delilin kaybolmasını, değerinin azalmasını veya karartılmasının istenildiği şeklindeki şüpheleri kuvvetlendirmektedir. Bu aşamadan sonra araç üzerinde yapılacak incelemenin bir sonuç doğurmayacağı açıktır.”

İŞKENCE EDİLDİĞİ ŞÜPHESİ VAR

“Mağdurun kaçırılış şekli, benzeri kaçırma işlemlerinde kamu görevlileri tarafından kaçırılanlara yönelik gerçekleştirilen insanlık dışı muameleler gözönüne alındığında mağdurun işkenceye uğradığı veya uğruyor olması muhtemeldir. Bu kapsamda “işkence” suçunu düzenleyen TCK’nun 94. maddesinin değerlendirilmesi gerekmektedir.”



Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ