Baransu: Başbuğ da açık açık yazdı, Balyoz haberleri nedeniyle terfisi engellenen yok

Ülke medyasının hakkında genel olarak “sessiz kalmayı” tercih ettiği, ancak uluslararası medya gözlem kuruluşları tarafından durumu izlenen tutuklu gazeteci Mehmet Baransu, cezaevinden Ahval’in sorularını cevapladı.

Ahval'in Baransu röportajının ikinci bölümü şöyle;

Gülen cemaatine üye olduğunuz, onları darbe girişimleri için bu haberleri yaptığınız yönünde ısrarlı iddialar, yaygın bir algı var. Cemaat üyesi misiniz, bağlantılarınız nedir?


Gülen cemaatine üye değilim. Bakın, 15 Temmuz sonrası milyonlarca insanın ifadesini aldılar. Aleyhime tek bir kelime, cümle bulamadılar. Bulmaları da mümkün değil. Beni yakından tanıyanlar bilirler, inandığım gibi yaşayan biriyim. Narsist bir kişiliğim var. Bir kişinin, bir cemaatin emri altına girecek bir karakterim yok. 

Allah bana çok şükür akıl vermiş, Gülen ya da başkalarının aklına niçin ihtiyaç duyayım? Cemaat sistemleri hiyerarşik bir yapıya sahip. Bana göre değil. Ben daha ilkokul dördüncü sınıfta babama karşı çıkıp, Erzurum Hınıs’ta, ev boyunda kar yağdığı bir yerde, gece evden çıkıp çuval içinde dışarıda yatmış bir kişiyim. Babama karşı çıkmışım, cemaat türü yapılar bana göre değil. 

Bu ülke askeri vesayetten kurtulsun, demokrasi bu ülkeye gelsin diye haberleri yaptım. Yaptığım haberler ortada. Dağlıca’da önlem alınmadığı için ölen masum askerlerin hakkını savundum. Dağda unutulan üsteğmenin hakkını savundum. O üsteğmenin naaşı 2007’den beri bilerek bulunmadı. Uyuduğu için eline ceza olarak el bombası verilip, şehit olan 4 askerin yaşam hakkını savundum. Karargahta AKP’nin kapatılma planlarını yazdım. Lahika’yla bu ülkeye askeri vesayetin giydirmeye çalıştığı gömleği, hukuksuz planı yazdım, yalanlanmadı.

Soruyorum, hangi haberimle Fethullaçıların önünü açmışım ve darbe olması için yapılan habermiş? Balyoz haberini tek örnek olarak gösteriyorlar.  

Yargıtay Balyoza darbe planı deyip, bazı beraat kararlarını bozunca başkan ne yaptı? Bir şey dedi mi size?

Tutuklu olduğum davada 2020 yılında mahkeme başkanı bana şöyle demişti: “Ya Balyoz gerçek, sen bir kahramansın. Ya da Balyoz yalan sen sahte kahramansın.”

Bu sözü söylediği o duruşmada başkana, “Balyoz darbedir” diyen, Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli, Binali Yıldırım gibi hükümet üyelerinin sözlerini ve videolarını bir CD halinde sundum. Bu kişilerin söylediklerini hatırlatınca susmayı tercih etti.

Yargılanmamda o kadar usulsüzlük ve hukuksuzluk yapıldı ki, bu başkan da o kadar hukuksuzluğa alet oldu ki, mahkemeden deyim yerindeyse kaçtı gitti. Başka bir mahkemeye atandı.

15 Temmuz gecesi hücremde demir parmakları dişlerimle parçalamak istedim.

Kumpas kurmakla suçlanmadığınızı söylediniz, peki siz neden tutuklusunuz o zaman?

Oda TV’de 2010 yılında çıkan Hüseyin Ersöz’ün sözleri ve Barış Pehlivan’ın yaptırdığı üç yalan haber nedeniyle tutukluyum. Askeri savcılık ifade tarihimi karıştırıp, bana attıkları iftira nedeniyle tutukluyum.

Nasıl?

Anlatayım. Taraf’ta 20 Ocak 2010 tarihinde Balyoz haberi yayımlandı. Haber öncesi kaynağım bana dört CD vermişti, haber yaptık. Sonra savcı soruşturma açtı. 20 Ocak 2010 tarihinde de bana bu kişi bavulla belgeleri verdi. Savcılık soruşturma açtığı için, bana verilen tüm belgeleri dokunmadan, orijinal halleriyle savcıya teslim ettim.

Haberden bir ay sonra da 26 Şubat 2010 tarihinde askeri savcıya ifade verdim. Askeri savcı bana, Taraf’ta yayımladığımız belgelerin çıktılarını ne yaptığımızı sordu. Ben de haberde kullandığımız, yayımladığımız belgelerin çıktılarını, sorumluluk doğurmaması için imha ederiz dedim.

Savcı da bunu ifadeye şöyle yazdı. “İçinde gizli belgeler olduğu için bunları savcılığa teslim ettikten sonra imha etmiştik.” İki noktaya dikkat çekmek istiyorum. “Askeri savcılık ifademin tarihi ve savcılığa teslim ettikten sonra imha etmiştik cümleme.” Tutuklanmamla ilgili kumpasın nasıl kurulduğunu görünce yok artık diyeceksiniz.

Bir dakika. OdaTV ve Hüseyin Ersöz’le bunun ne ilgisi var?

Bu savcılıktaki ifademden 10 ay sonra Balyoz davası öncesinde haber yapıyorlar. Tutuklanmama da neden olan ilk haber, 27 Aralık 2010 tarihinde Gazeteport ve Oda Tv’de çıktı. Askeri savcılıktaki ifademden haber yapmışlar.

Haberin başlığı şu: “Baransu çok gizli belgeleri savcılığa vermeyip gizlemiş. Yok etmiş. Bunu da ifadesinde söylemiş.“ Haberin altına da askeri savcılıktaki ifademi koymuşlar. İfade tarihini de 26 Şubat 2010 olarak yazmışlar. İfademde böyle bir şey yok. İfademin girişinde “tüm orijinal belgeleri savcılığa teslim ettiği“ yazıyor.

Bu haber çıkınca ben aynı gün haberi tekzip etmiştim. Medyaradar internet sitesinde halen tekzip metnim duruyor. Tekzip metnini birebir söylemek istiyorum. Bana nasıl kumpas kurulduğunu görmeniz için.

“Bazı belgelerin fotokopi ve çıktılarını haberde kullanmak üzere aldık. Daha sonra bunları imha ettik. İmha edilen her şey bizim tarafımızdan haber yazımı aşamasında kullanılan belge kopyalarıdır. Bu belgelerin orijinallerinin tamamı savcılığa teslim edilmiştir. Hiçbir orijinal belge imha edilmemiştir. Askeri savcıya verdiğim ifade de bu yöndedir."

Ben bu haberi tekzip edince, o dönem ifademde böyle cümleler olmadığını gören siteler benden özür dilediler. İfademde savcıdan belge gizlediğim, imha ettiğim diye bir olay yok. Haberde kullandığımız belgelerin çıktısının kastedildiğini söylüyorum.

Ben haberi tekzip edince Hüseyin Ersöz Oda Tv’de 31 Aralık 2010 tarihinde bir haber yaptırıyor. Tutuklanmama neden olan ve delil sayılan haber bu. Ersöz şöyle diyor: “İşte belgeleriyle Mehmet Baransu’nun Yalanı”. Sonra olaylarla ilgili kronolojik sırayı veriyor. Baransu 20 Ocak 2010’da Balyoz haberini yaptı. Sonra 26 Ocak 2010 tarihinde askeri savcıya ifade verdi.

Bir dakika, ifadenizi 26 Şubat 2010 tarihinde vermemiş miydiniz?

Devam edeyim. Haberde diyor ki:

“Askeri savcılık ifadesinden bir gün sonra polisler Taraf gazetesinde gittiler, 27 Ocak 2010’da. Yasemin Çongar’la görüştüler. Çongar onlara 'elimizde orijinal belge yok’ dedi.

Ancak üç gün sonra 29 Ocak 2010’da Baransu bavulla orijinal belgeleri savcılığa teslim etti. Baransu, 26 Ocak 2010’da askeri savcıya 'belgeleri imha ettim’ dediyse, üç gün sonra bavulla hangi belgeleri teslim etti?”

Beni tutuklatan savcıya bu iki haberi 2014 yılında delil olarak veriyor Balyoz sanıkları. Savcı da bu haberi alıyor. Askeri savcılık ifademin altındaki tarihe bakmadan “Baransu, üç gün önce belgeleri imha etmiş. Orijinal belgeleri imha etmiş. TCK 326/1 Devletin gizli belgesini imha etmekten” evimle ilgili arama kararı alıyor.

Savcı, askeri savcılıktaki ifade tarihinin bir ay sonra olduğunu, kronolojinin yalan olduğunu bilmiyor mu? Dosyaya bakmamış mı?

“Baransu kumpastan yargılanıyor” diye ortalığa niçin bilgi sızdırıyorlar? Şimdi anladınız mı? Savcı bu haberi delil gösterip, evimle ilgili arama kararı aldırıyor. Arama kararında bunları yazmış. Askeri savcılık tarihe bakmamış. Hüseyin Ersöz ve Barış Pehlivan’ın yalanına inanmış.

Polisler evime geliyorlar. “Orijinal, gizli belgeleri imha etmekten” evimi arıyorlar. Savcı sonra tutuklanmam için mahkemeye yazı yazıyor. Yine aynı gerekçe. “26 Ocak’ta askeri savcıya ifade verdi… İfadesinde gizli belgeleri imha ettim dedi… Ancak üç gün sonra bavulu teslim etti… Üç gün önce imha ettiyse, bavulla neyi verdi?”

Polisler ifademi alıyorlar. İfademde bu haberi bana söyleyip, bu çelişkiyi açıkla diyorlar. Ben de onlara, “İfadem 26 Ocak 2010’da değil 26 Şubat 2010’da. Haberiniz de deliliniz de yalan yanlış” diyorum. İfadenin altındaki tarihe bakıyorlar ve şok: 26 Şubat.

Hüseyin Ersöz’ün iddiaları yalan. Kronoloji yalan. Dolayısıyla iddia da yalan. Polisler ne yaptı dersiniz?

Ne yaptılar?

Dava açılınca şunu gördük: 26 Ocak 2010 sorusunu 26 Şubat 2010 olarak değiştirmişler. Biz sorguya ara verdiklerinde kuşkulanıp içeri girmiştik. Ama bir sonraki sorudaki tarihi değiştirememişler. 26 Ocak olarak kalmış.

Polisler savcıya haber veriyorlar. Delilin yalan olduğunu söylüyorlar.

Savcı ne yapıyor dersiniz? Daha önceki belgelerdeki 26.01.2010 diye yazdığı yerleri, elle “1”i “2” yapıyor. Evrakları değiştiriyor, tahrif ediyor.

Dava açılınca şunu gördük. Savcı ev arama kararında yazdıkları ortaya çıkmasın diye evrakları yok etmiş. Mahkemeden, bu kararın getirilmesini, benim skandal bir iddiayla tutuklandığımın ortaya çıkmasını istedik. Tam 25 hakim reddetti, savcının dosyaya koymadığı belgenin getirilmesini.

Bir hakim kabul etti. Belgenin getirilmesini bekledik. İki celse getirilmedi. Sonra hakimi değiştirdiler, skandal ortaya çıkmasın diye. Belgenin getirilmesi kararından vazgeçtiler. Tutuklanma hikayem böyle ilginçtir.

Sizi Zindaşti’yi serbest bırakan hakim Cevdet Özcan tutukladı sanırım.

Evet, o tutukladı. Hakim bana tutuklanma sevk yazısını okudu. Savcı, Hüseyin Ersöz’ün delil diye sunduğu haberi gerekçe göstermiş, ifade tarihi “26 Ocak” yazmış. Hakime, yaptıkları hatayı, tarihleri karıştırdıkları için orijinal belgeleri savcıya vermemişim gibi iftira attıklarını söyledim.

Hakime “tutuklayacaksın” emri verilmiş. Orijinal belgeleri imha ettin savcıya vermedin diye evim aranıp tutuklanmam isteniyor. Belgeler böyle hazırlanmış. Benim polis sorgumla savcılık tarihinin farklı olduğu, dolayısıyla tutuklanma gerekçemin ortadan kalktığını görünce hakim beni “kopya belgeleri” imha etmekten tutukladı. Orijinal belge diyemiyor, kopya dedi!

Haberlerin yalan ve iddiaların asılsız olduğunu anlayınca “kopya meselesi ve gizli belgeden ne kastediliyor”, bunun peşine düştük.

“Egemen Harekat Planı” diye bir plan varmış. Bu plan Yunanistan’la savaş planıymış. Ben de bu planı imha etmişim. Gizli dedikleri bu. Oysa benim ifademde “gizli” denilen belgeler darbe belgeleri. Biz bu planı görmedik, dolayısıyla çıktı da almadık.

Genelkurmaydan bir yazı geldi, “Bu planı 2008 yılında imha ettik” dediler. Bana kaynağım bavulu 2010 yılında verdi. “İki sene önce imha edilen, olmayan bir planı nasıl çalmış ve imha etmiş olabilirim?” diye sorduk. Cevap veremiyorlar.

Oda TV’de bir de şu haber çıkmış: Yunanistan sitelerinde haber ve haritalar yayınlanmış. Bunlar Balyoz haritalarıymış. Bir harita koymuşlar, haritayı 90 derece çevirince Balyoz resmi çıkıyormuş… Dolayısıyla ben bu planları Yunanistan’a vermişim…

Tutuklanma yazımda bu var. Sonra ne oldu dersiniz?

Evet?

Savcı Genelkurmay’a OdaTV’deki bu yazıyı, haritayı, Yunanistan sitelerinde çıkan haberleri gönderdi. Bunların “Egemen Harekat Planı” ile ilgisi yok diye Genelkurmay’dan resmi yazı geldi. Asıl bomba...

Nedir asıl bomba?..

OdaTV’de Balyoz diye yayımlanan harita 1922 Afyon Savaşı'na aitmiş. Taraf ile, Balyoz ile ilgisi yokmuş! Asıl skandal olan, Yunanistan’da yayımlanan orijinal makalenin altında bu yazıyor. Haritanın 1922 Afyon Kocatepe Savaşı'na ait olduğu yazılı… OdaTV burayı saklıyor. Üzerine Balyoz yazıp beni suçluyor. Savcı da bunu incelemeden beni suçluyor. Orijinal yazılara bile bakmamış.

Derken, “Egemen Harekat Planı” dedikleri planın hangi CD’ler içinde olduğunu Balyoz davasına sunulan bilirkişi raporlarından bulduk. Tüm bilirkişiler, Balyoz sanıklarının aldığı bilirkişiler dahil, “bu CD’ye ekleme çıkarma yapılmamıştır. Orijinaldir. Çıktı alınmamıştır. Kopya alınmamış, kopya yapılmamıştır” diye rapor vermişler. 13 ayrı bilirkişi raporu…

Biz de diyoruz ki, "'Orijinal belge imha ettin’, diye yalan söylediniz. Haberin yalan olduğu, bu yalanın askeri savcılık ifadesine dayanarak ortaya Hüseyin Ersöz tarafından atıldığı ortaya çıktı. Bu yalan üzerine ‘kopyaları imha ettiniz’ dediniz. CD’lerden kopya alınmamış, çıktı alınmamış. Çıktı alınmadığına, kopya alınmadığına göre nasıl olur da alınmayan, olmayan bir şeyi imha etmiş olabiliriz?”

Anayasa Mahkemesi, Taraf gazetesinde devletin gizli belgesinin, “Egemen Harekat Planı”nın yayımlanmadığına karar verdi. Ben askeri savcılık ifademde, “Taraf’ta haber amaçlı kullandığımız belgeleri imha ettik” diyorum. “Egemen Harekat Planı yayımlanmamışsa nasıl olur bunu imha etmekle suçlanırım” diyorum.

“Bu planın CD’leri incelensin. Çıktı almadığımız, kopya almadığımız ortaya çıkacaktır” diyoruz, mahkeme taleplerimizi reddediyor.

Savcının beni yanlış bir nedenle suçlayıp tutukladığı ortada. Savcı hatası ortaya çıkmasın diye bu belgeleri yok etmiş. Mahkemelerden bu belge gelsin istiyoruz, kabul edilmiyor. Kabul eden hakim görevden alınıyor. Beni yalan bir haber nedeniyle, işte bu skandal nedeniyle tutukladılar.

Polislerin evime kaset ve CD koyduklarının belgesi ortaya çıktı. Bu sahtecilik ortaya çıkacak diye mahkeme inceleme yapmıyor. O kadar çok skandal var ki bunlar ortaya çıkmasın diye tüm taleplerimiz reddedildi.

Ben örgüt kurmaktan suçlanmıyorum. İddianamede böyle bir suçlama yok. Tam iki yıl örgüt yöneticisi diye tutukluluk devam kararım verildi.

Hakimlere “Bu suçlama iddianamenin kaçıncı sayfasında var, bana gösterin” dedim. “Yok mu?” dediler. Hakimler daha ne ile suçlandığımı bilmiyorlar. Olmayan, suçlanmadığım maddelerden, tutukluluğumun devamı kararı veriyorlar.

Balyoz darbe planı haberiyle 15 Temmuz darbe girişimi arasında da bağ kuruldu, bunların doğruluk payı nedir?

Taraf’ta “NTV, Muhsin Yazıcıoğlu” haberim hariç, hiçbir haberim yalanlanmadı. O haberin kaynağını da ilk kez açıklayayım: BBP Genel Başkanlığı avukatları ve rahmetli Yazıcıoğlu’nun avukatı Kemal Bey’di. O haberimi de Fethullahçılarla irtibatlandırdılar. Balyoz darbe planı hariç tek bir haberime “kumpas” denmedi.

Balyoz darbe planı haberini ne zaman yaptım? 2010 yılında. 15 Temmuz darbesine katılan kişiler ne zaman terfi ettiler? 2014 ve 2015 yılında. 2013 yılında da bir kaç isim terfi etmiş. Haberimden beş yıl sonra birileri, darbecileri terfi ettiriyor. Kendi suçlarını gizlemek için beni suçluyorlar. Onlara tek bir soru soruyorum. Cevap veremiyorlar. 

Nedir o soru?

“Kumpas kurdun, orduyu dizayn ettin” diyorlar. Okumuyorlar, ancak ezberledikleri çaresizlikle, bilinçli şekilde piyasaya sürülen bu cümleyi papağan gibi tekrarlıyorlar.

2009, 2010, 2011, 2012, 2013 yılında, hangi haberimden sonra, “haberim nedeniyle kimler terfi ettirilmemiş? Hangi Fethullahçılar terfi ettirilmiş? Bana tek tek isim verin” diyorum. Ne yapıyorlar? Susuyorlar.

İlker Başbuğ’un “Ergenekon’dan Çıkış” kitabı var. O kitaptan anlatayım: 97’inci sayfasında anlatıyor… 2010 yılında Balyoz haberini yaptığımda, Balyoz’la ilgili 11 kişi terfi listesindeymiş.

Başbuğ, kitabında “layık olanları terfi ettirecektik” diyor. Sekiz kişi terfie layık olmadığı için emekli edilecekti, biz de konuştuk ve bunları emekli ettik” diye yazıyor. “Bu sekiz kişinin emekli edilmesinin Balyoz ile, haberle bir ilgisi yok” diye kitabında açık açık yazıyor. Liyakat esasına göre üç kişiyi terfi ettirmişler.

Emekli edilen bu sekiz kişi her gün basına çıkıp hangi açıklamayı yapıyorlar?

Kim bunlar?

Kim oldukları 2010 Askeri Şura kayıtlarında mevcut. Kim olduklarından daha ziyade ne dedikleri önemli. İlker Başbuğ açıklamış ancak onlar Sözcü’de, Cumhuriyet’te, Halk TV’de çıkıyorlar, “2010 Balyoz kumpasıyla terfilerimiz engellendi” diyorlar.

Oysa onları terfi ettirmeyen Başbuğ. “Bunların Balyoz’la ilgisi yok, liyakat nedeniyle terfi ettirmedik” diye kitabının 97-98’inci sayfasında yazıyor. Sayfa da veriyorum ki okumayan, kumpas diyen gazetecilere, akademisyenlere, siyasetçilere kolaylık olsun. Okumayan bir kitle var, ama ülkenin geleceğiyle ilgili her gün konuşuyor, yazıyorlar. Sonra da “bu ülke niye bu halde” diye soruyorlar. Aynaya baksalar cevabı karşılarında görecekler.

Terfi ettirilen diğer üç isim kim? Halen görevdeler mi? 

Diğer üç ismin terfiini dönemin Cumhurbaşkanı ve Başbakan engellemeye çalışmış. Bu kişilerin askeri mahkeme kararıyla terfilerini alacaklarını kendilerine Başbuğ söylenmiş. Netice itibariyle de mahkeme kararıyla terfi etmişler. Yani 2010 yılında Balyoz haberi nedeniyle terfi ettirilmeyen, terfii engellenen kimse yok.

İlker Başbuğ kitabında 2010 yılı YAŞ’taki tartışmanın, Balyoz değil, Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Jandarma Komutanlığı’na kimin atanacağı sorusunda kilitlendiğini söylüyor. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın o dönem verdiği tepkiler de kitapta yazıyor. Kavga, Fethullahçıların önünün değil, Necdet Özel ve Hulusi Akar’ın önünün açılıp, açılmamasında tıkanmış. Bu noktada olay kilitlenmiş.

Ama kamuoyuna nasıl bir algı yapıyorlar? “Sen Balyoz’u yazdın, terfileri engelledin, Fetö’nün önünü açtın, orduyu dizayn ettin” diye algı kampanyası yapıyorlar. Sonraki yıllarda haberiniz nedeniyle terfii yapılmayan, önü açılan kişi var mı? Fethullahçı var mı?

Bu sorunuza da ben değil, yine İlker Başbuğ yazdığı kitapla cevap versin. Başbuğ, Balyoz nedeniyle terfii engellenen olmadığını açık açık yazmış. 2011, 2012, 2013 yıllarında böyle bir durum yok. Terfiler normal yapılmış. Başbuğ kitabında terfilere engel olunan davaları da ayrıntılı anlatmış. Ben o davalarla ilgili haber yapmamışım bile.

Ama siyasetçisi, gazetecisi, akademisyeni “kumpas” diye yazıyorlar. “Baransu’nun haberiyle kim terfi ettirilmedi?” diye isim sorsan, cevap veremiyorlar.

Bu kişilere, kaç tane Balyoz iddianamesi var diye sorsan yine bilmezler. Muvazzaf askerlerle ilgili Balyoz iddianamesi hangisi, Taraf gazetesiyle bunun bir ilgisi var mı diye sorsan, “öküzün trene baktığı gibi” sana bakarlar.

Bilmiyorlar ancak bilmediklerinin de farkında değiller. Bilmiyorlar ancak fikir sahibiler. Bilmedikleri konu hakkında konuşup, yorum yapıyorlar.


 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ