Prof. Emre Alkin: Faizler düşürülse de bu borcun ödenmesi mümkün değil

Dün açıklanan Fed Tutanakları özellikle gelişen ülke piyasaları için "ilaç gibi" diye tarif edebileceğimiz bir etki yarattı. Artık herkes bir faiz indirimini bekler hale geldi. Türkiye'de de durum aynı.




Faiz indirimin neden önemli olduğunu daha önceki raporlarımda aktardım. Beklenti enflasyonu aşağıya doğru indikçe, reel faizin yüksek kalması ekonomilerde büyüme endişesi yaratıyor. Arada sebep-sonuç ilişkisi birbirine karışıyor ve söz konusu endişeler giderek bir sarmal hale geliyor.


Bir de faizlerin yüksek olmasının aşırı borçlu ülkelerin kabusu olduğunu kabul etmek lazım. Mesela, dünyanın en borçlu ülkesi ABD. Küresel Gelirin yüzde 25'ine yakınını yaratırken, borcun yüzde 31'ine sahip. Sadece ABD borçlu değil elbette. IMF’nin 2010 yılında yayınladığı “G-7 Ülkelerinin Kamu Finansmanında Uzun Dönem Trendleri” raporunda oldukça çarpıcı bir saptama bulunmakta: Eğer G-7 ülkeleri kamu borçlanması ve büyüme konusunda şu anki tempolarıyla giderlerse, 2050 yılında kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 441 olacak.

Rakam elbette korkutucu. En baştan ifade etmekte fayda var. Bu borcun ödenmesi mümkün değil. Faizlerin düşürülmesi elbette bu yaraya merhem olmayacak. Ancak bazı mucizeler yan yana gelirse, hala elimizde bir ümit var.

Söz konusu raporda bir mucizeden de bahsediliyor. Dünyanın yedi büyük ekonomisine sahip olan ülkeler 2050’ye kadar her yıl büyüme oranlarını öngörülenden 1 puan daha fazla artırırlarsa, bu borçluluk oranı 256 puan aşağıya düşerek yüzde 185 olabilecek. Elbette bu hesaplar yıllar geçtikçe revize edilecek ama, durum hiç iç açıcı gözükmüyor diyebilirim.

Her şeyden önce, G-7 Ülkelerinin büyüme hızlarını her yıl öngörülenden 1 puan daha fazla gerçekleştirebilmeleri kolay değil demiyorum, neredeyse imkansız. Ancak bir an düşünelim ki bu gerçekleşti, bu borç ödenebilir hale gelebilir mi ? Bunu anlamak için bazı ülkelerin bugünkü borçluluk oranlarına bakmakta fayda var.

"Türkiye'nin borç oranı düşük ama...."

Japonya’nın bugünkü borç/milli gelir oranı yüzde 239. Hemen arkasından Yunanistan yüzde 181 ile geliyor. Lübnan yüzde 149, İtalya yüzde 132 ve Portekiz yüzde 130 gibi oranlarla ilk beşe girmiş durumda. Elbette borç/milli gelir oranları kadar, bu ülkelerdeki toplam borçların toplam varlıklara oranına bakan uzmanlar var. Bu durumda Japonya haricindeki ülkelerin gerçekten “batak” durumda olduklarını söylemek mümkün. Çünkü yüzde 100’ün üzerinde borç/milli gelir oranına sahip bir ülkenin büyüme hızını sürekli olarak yüksek tutması gerekiyor ki, bunun da enflasyon ve finansal krizler gibi yan etkileri olabiliyor. Hatta başka komplikasyonlar da çıkıyor.

Tabii, sade vatandaşlar “Türkiye’nin borçluluk oranı bu ülkelere göre oldukça küçük, neden krize girelim ki?” diye sorabilirler. Çünkü Türkiye’nin borcunun vadesi düşük ve faizi çok yüksek. Milli Gelire oranla yüzde 40 civarında olan kamu borcu/milli gelir oranı ilk bakışta içimizi rahatlatsa da, Türkiye’nin dünyaya sunduğu herhangi bir hikaye olmaması, düşük vadede çok yüksek faiz teklif etmesi “riskli ülke” olarak değerlendirilmesine sebep oluyor. Bu durum TCMB'Nin bu ayki faiz kararının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. 

Elbette, bazı durumlarda kaynağı bulmak kaynağın maliyetinden daha önemli hale gelebiliyor. Yine de konuya geri döndüğümüzde, IMF Raporundaki olumlu senaryo gerçekleşse bile yüzde 185’lik borçluluk oranının “ödenebilecek” seviyede olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Demek ki, önümüzdeki dönem küresel anlamda ciddi sıkıntıların baş göstereceği hatta yukarıdaki sebeplerle borç alanların değil, borç verenlerin acı çekeceği bir süreç yaşayabiliriz.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EKONOMİ HABERLERİ