Krizden çıkmanın tek yolu Erdoğan'ın çark etmesi

​Bloomberg'te, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik açmazdan çıkış ihtimallerine dair yayımlanan haberde, tüm çözüm yollarının adresi olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, bugüne kadarki söylemlerinden çark etmesi gösterildi.
Constantine Courcoulas, Onur Ant ve Tuğçe Özsoy tarafından kaleme alınan haberin detayları şöyle:

Türkiye’nin finansal piyasalarını çöküşten kurtarmak ve devamında takip etmesi kuvvetle muhtemel  olan ekonomik gerilemeyi engellemek için elinde var olan neredeyse tüm çözüm yolları Erdoğan’ın sözünden dönmesini gerektiriyor. 

Recep Tayyip Erdoğan sözünden dönme konusunda ünlü değil. Fakat Lira’nın serbest düşüşte olduğu bu dönemde, artık bir şeylerin yapılması gerektiği yönünde giderek artan bir hissiyat var. 


Türk Lirası’nın kontrolsüz değer kaybını en son tetikleyen olay Amerikalı din adamının hala hapiste tutulması nedeniyle ABD’nin NATO müttefiki Türkiye’ye uyguladığı yaptırımlar oldu. Son düşüş dalgasıyla birlikte bu yıl içindeki değer kaybı %30’a ulaştı ve tüketicilerin artan fiyatlarla yüzleşmesi ve şirketlerin Euro ve Dolar bazında aldıkları borçları ödemekte zorlanması yüzünden değer kaybı katlanarak büyüyor. 

Erdoğan Türk adaletinin ABD’den emir almayacağı konusunda ısrarlı. Ekonominin aşırı ısındığını ve daha yavaş büyüme rotasına ihtiyacı olduğunu reddediyor. Yüksek faiz oranlarına şiddetle karşı çıkıyor ve Haziran ayındaki seçimlerden önce yeni bir mali teşvik dalgası konusunu ön plana çıkarttı. Aynı zamanda Türkiye’nin IMF’ye olan tüm borçlarını ödemiş olmaktan dolayı da büyük gurur duyuyor. 

Analizcilere göre şu anda bu politikaların tamamı şüphe altında. 

Londra merkezli BlueBay Varlık Yönetimi şirketi yükselen piyasalar strateji uzmanı Tim Ash’e göre “Türkiye uçurumun kenarında” ve ‘bekleyerek görelim’ seçeneği de tehlikelerle dolu. 
Ash’in bize bildirdiğine göre, eninde sonunda zayıf bir para birimi ithalat talebini sıfırlayıp, ihracatı artıracak ve Türkiye’nin dev boyuttaki dış borcunu azaltacaktır ancak böyle bir düzelme “büyük ihtimalle henüz çok uzakta ve o zamana kadar, piyasalardaki hareketleri göz önüne alırsak, Lira’nın işi çoktan bitmiş olabilir”. 

En azından Erdoğan’ın diplomatik krizi çözmek için adımlar attığını görüyoruz. Türkiye’den bir heyet görüşmelerde bulunmak için Washington’a gidiyor. Eğer Amerikalı din adamının serbest bırakılması için uzlaşılmazsa ABD yaptırımlarının giderek artması bekleniyor. 

Ekonomi politikaları konusunda U-dönüşü yapmak daha zor olabilir. Erdoğan seçimlerden önce aralarında bu sene borç faiz oranlarını %5 arttıran Merkez Bankası’nın da bulunduğu tüm ekonomik kurumları daha yakından kontrol etme vaadinde bulundu. Seçimlerden sonra 24 Haziran’da yapılan ilk toplantıdan sonra banka beklenmedik biçimde daha fazla artırımdan vazgeçtiğini açıkladı. 

Londra TD Varlık Yönetimi’nden yükselen marketler strateji baş uzmanı Cristian Maggio’ya göre “Faiz oranı %30’lara yükselmeli. Hükümet aynı zamanda kısa vadede piyasadan likiditeyi kendine çekmeli ve beraberinde yaşanacak ekonomik gerilemeyi de kabul etmeli.”

Maggio’ya göre ayrıca “hemen şu anda” verdiği maddi teşvikleri durdurmalı, geleneksel batılı müttefikleriyle olan ilişkilerini düzeltmeli ve kabine içinde ekonomiyle ilgili konulara piyasaların güvenebileceği isimleri atamalı. Bilindiği gibi Erdoğan yatırımcılarla yakın ilişkileri bulunan eski bakanı görevden alarak yeni kabinede damadı Berat Albayrak’ı Ekonomi Bakanı görevine getirmişti. 

Bazı gözlemcilere göre Erdoğan sonuç odaklı bir lider ve ülkede sahip olduğu güç sayesinde en temel ekonomik prensiplerden bile vazgeçebilir.

Capital Economics yükselen piyasalar baş ekonomisti William Jackson’a göre “Erdoğan yaşananlardan dolayı çok fazla popülarite kaybetmiş gibi görünmüyor. Benim en iyi tahminime göre eninde sonunda merkez bankasının faiz oranlarını yükseltmesine izin verecektir. Bunun beraberinde büyümeyi devam ettirmek için devlet harcamaları da artacak ancak bunun ekonominin hassas noktalarına zararlı olabileceğinden endişeliyim”. 

Bu hassas noktaların en önemlisi bu sene GSYH’nin %6.4’üne ulaşması beklenen cari açık. Bu oran yükselen piyasalar arasında en yüksek oranlardan biri. 

Aynı zamanda, Türk şirketlerinin döviz bazında sahip olduğu borçlar da bankalar için çok ciddi tehdit oluşturuyor. Türkiye ekonomisi Erdoğan’ın ilk dönemlerinde uyguladığı sıkı sermaye politikası sayesinde küresel krizi yara almadan atlatmıştı ama şimdi bankalar hem yüksek oranlar hem de değer kaybeden Lira yüzünden çok büyük risklerle yüzleşmek zorunda. 

Erdoğan ekonomide yaşanacak aşırı olayların siyasete ne kadar etki edebileceğini  biliyor. 

Erdoğan’ın iktidara ilk gelişi, Türkiye’deki tüm siyasi partileri ortadan kaldıran bir ekonomik kriz sonrası olmuştu. Devam eden yıllarda IMF’nin verdiği programı izledi. 2013 yılında IMF’ye olan borçların tamamen ödenmesinden sonra da ‘dış güçlere’ bağımlılığı ortadan kaldırmakla övündü. 

Bu nedenle IMF’den yardım alabilmesi zor olabilir. IMF de zaten Türkiye’den herhangi bir kredi talebi gelmediğini açıkladı. Ayrıca IMF’den yardım almak ekonomi politikalarını kökünden değiştirmek zorunda bırakabilir. 

Washington’da bulunan Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü kıdemli uzmanı Jacob Kirkegaard’a göre “Türkiye’nin büyüme modeli ikili mali açıklara dayalı. IMF’nin işi ikili mali açıklara para sağlamak değil, onları engellemektir. Asıl soru, IMF’ye başvurmak zorunda kalmadan önce durumun daha ne kadar kötüleşeceğidir. Bence çok daha kötüye gidecek”. 


 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EKONOMİ HABERLERİ